Az önce dağların ardından doğan güneş, Kızılkaya vadisinde hayatı yavaş yavaş canlandırmaya başlamışı.

Bu sırada, güneş vücudu ısıttıkça heyecandan yerinde duramayan birisi vardı. Hayatı boyunca hep bu anı beklemişti. Bir an önce kendisini büyüleyen manzarada ki yerini almak için sabırsızlanıyordu.

Öğleye doğru, o da pembe, kenarları dantelli elbisesiyle vadide ki yaşama katıldı. Güzelliği göz kamaştırıyor, aynı narin bir prensesi andırıyordu.

O kadar güzeldi ki, onu uzaktan gören bülbüller, kelebekler gelip, onun üzerine konuyor, ona hayran hayran bakıyorlardı.

Bu ilgiden o kadar mutluydu ki, O da, onlara kendi yaptığı şerbetli sulardan ikram etti. Hayatında ilk kez bu güzellikleri görüyordu. Daha uzaklara, vadiyi çevreleyen dağlara, onların eteklerinde ki devasal ağaçları baktı. Ağaçların altında ki rengarenk çiçeklere hayran kalmıştı.

Burada ki her şeyi ilk görüşüydü. Ama! Nedense, sanki son kez görüyor gibi hüzünlüydü.

Saatler çabuk geçmiş, güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı. Birden içi burkuldu!

Bugün burada tanıştığı dostları ve kendini büyüleyen her şey yarında burada olacaktı. Ama, kendisi ….

Ne yarın, nede başka bir zaman asla burada olamayacaktı. O çok sevdiği dostlarını bir daha hiç göremeyecekti. Kahrından olduğu yerde büzüşüp, yavaş yavaş solmaya başladı.

Üzüntüden bütün güzelliği akıp gidiyordu. Çaresizlik içinde son kez dostlarına baktı.

Artık güneş tamamen batmıştı.

Ve O bir daha güneşi doğuşunu hiç göremedi.

O bir kaktüs çiçeğiydi ve ömrü sadece bir günlüktü.


Mustafa Sakarya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 330
favori
like
share
TUFAN Tarih: 22.03.2009 22:20
paylaşım için teşekkürler