Songül Öden
Doğum Yeri : Diyarbakır
Doğum Tarihi : 17 Şubat 1979
Eğitimi : Akademi Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro bölümü mezunu. Ankara Sanat Tiyatrosu'nda(AST), Ankara Deneme Sahnesi’nde, Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda ve Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda görev yaptı.

Gümüş adlı TV dizisinde rol aldı.
Songül Öden kimdir, Songül Öden biyografi


1977 Diyarbakır doğumlu, müteahhit bir babanın ve ev hanımı bir annenin kızı Songül Öden. Çocukluk ve gençlik yılları Ankara’da geçmiş, Hacettepe Üniversitesi’nde şan eğitimi almış ve AST’da stajyer öğrenci olarak bulunmuş. Hacettepe Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro bölümü mezunu. Ankara Deneme Tiyatrosu’nda ilk oyunculuk deneyimlerini elde eden Songül Öden, AST’ı bir kale, bir okul ve bir mücadele anıtı olarak tanımlıyor ve kendini tiyatro sanatını öğrenmeye böyle bir okulda başladığı için çok şanslı hissediyor. Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda bir sezon, Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda ise üç yıl süreyle oyuncu olarak görev almış Songül. Aziz Nesin’in yazdığı Ali Sürmeli’nin yönettiği ‘’Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’’ve Arnold Wesker’in yazıp Berin Cumalı’nın çevirdiği Burak Sergen’in yönettiği‘’Dört Mevsim’’adlı oyunlar Diyarbakır Devlet Tiyatroları’nda yer aldığı projelerden sadece birkaçı. Geçtiğimiz sezon DDT’ndan ayrılan Songül, bu sezon Diyarbakır’da sahnelenmekte olan Plautus’un yazıp, Laçin Ceylan’ın yönettiği Hortlak adlı oyunda da rol alıyordu. Yine geçtiğimiz sezon Tiyatro Çisenti’nin Atilla


İlhan’ın şiirlerinden derlediği Ne Kadınlar Sevdim adlı oyunuyla da seyirci karşısına çıkan genç oyuncu, Enver Aysever’in proje tasarımını yaptığı oyunda usta oyuncu Köksal Engür’le aynı sahneyi paylaşmış ve bu iki başarılı ismin başarılı performansı sayesinde ortaya seyrine doyulmaz bir eser çıkmıştı.

Konusu eski Yeşilçam filmlerini aratmayan Gümüş adlı tv dizisinde ise klişe bir hikayenin klişe olabilecek kahramanını tecrübesi ve yeteneğiyle ayrıntılandırarak ortaya ‘seyirci’ için izlenesi, oyuncu adayları içinse örnek olacak bir performans çıkaran Songül Öden’le televizyon ve dizi üzerine konuşmak yerine; tiyatro geçmişi, deneyimleri, idealleri ve oyunculukla ilgili planları hakkında konuşup, okuyucularımıza bu başarılı ismi tanıtmak istedik. Ortaya kime, niye ve nasıl bir tiyatro yaptığını sorgulayan, yaşadığı hayatla ve onun düzeni ile dertleri olan, yaşamla verilen düşünsel mücadeleyi ifade etmek, kendince sorguladığı yaşama dair ürettiği cevapları haykırabilmek için tiyatro sanatını seçmiş olan bir Songül çıktı. İşte söyleşimiz:

Okuyucularımız ya da genelde pekçok kişi Songül Öden’i çok fazla tanımıyor aslında. TV’de hergün izlediğimiz, türlü entrikaların içine düşürülüp, başına çoraplar örülen sayısız başrol oyuncularından sadece biri. Bir televizyon dizisi oyuncusu. Oysa geçmişinize baktığımızda böyle olmadığı çok net bir biçimde görülüyor. Aslında kimdir Songül Öden? Kendini nasıl tanımlar?

Songül Öden öncelikle bir tiyatro oyuncusu . Sonra herkes gibi acıkan, üşüyen, hastalanan, aşık olan, üzülen, üzen, tutkularının ve erdemlerinin peşinden koşan bir insan … bir kadın, bir sevgili …


Sahnede olmak, rol inşa etmek, alkışları duymak…. Uzun süredir sahneden uzak kaldın bildiğim kadarıyla. Sahneye bir özlem var mı içinde?

Öyle çok uzun bir süre ayrı kalmadım sahneden daha şubat ayında Diyarbakır Devlet Tiyatrosunda oynamaya devam ediyordum … ama bir özlem tabi ki hep var ve olacak,


öyle ki ben sahnede oynarken bile sahneye özlem duyuyorum !.. Çünkü tiyatro benim için bir araç amaç değil … benim de herkes gibi yaşadığım hayatla ve onun düzeni ile ilgili dertlerim var. bunları hep sorguluyorum ve yeni cevaplar üretiyorum , deyim yerindeyse güncelliyorum çünkü hep şekil değiştirip daha da acımasızca karşıma çıkıyor bu dertler ve onları dile getirip ifade etmemin yegane yolu tiyatro benim için evet başkaları yaşamla verilen bu düşünsel mücadeleyi ifade etmek için başka başka araçları kullanırlar ; kimi yazar , kimi beste yapar , kimi bilim adamı olur , kimiyse benim gibi tiyatro oyuncusu … yani kendimce sorguladığım yaşama dair ürettiğim cevapları haykırabilmek için kullandığım araç, bir anlamda megafon tiyatro sanatı !.. Bir oyunu oynarken bile onu geliştirebilmenin cevabımı daha sertleştirebilmenin ya da öteki soruların cevaplarını haykırabilmenin peşindeyim bu nedenle sahnedeyken bile sahneye özlem duyuyorum… ayrıca bu kendini ifade edebilmenin en eğlenceli ve estetik yolu … düşünsenize ben çocukluğumdan bu yana en sevdiğim şeyi yapıyorum yani oyun oynuyorum , bir de üstüne para veriyorlar bana …

Burdan biraz geçmişe, oyunculuktaki ilk yıllarına dönelim istiyorum. Ankara Sanat Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuğa ilk adımlar atıldı. Nasıl bir başlangıçtı sence? Nasıl değerlendiriyorsun o dönemi?


Ankara sanat tiyatrosu bir kale , bir okul ve bir mücadele anıtı … ben çok şanslı bir aktiristim çünkü tiyatro sanatını öğrenmeye böyle bir okulda başladım . Daha üniversiteye bile gitmeden ast’ da tiyatronun ne demek olduğunu öğrenmeye, rutin derslerin , yani ses ve konuşma , mimik , rol vs yanında tiyatro yaşamını , disiplini ve gerçek özverinin ne demek olduğunu anlayıp kavramaya başladım. Sanırım benim hayatımda atılan bu ilk adımın doğruluğu beni tiyatro konusunda hep düzgün adım atmaya zorladı … sözgelimi ast sadece bir okul gibi öğretmenin ötesinde eğitimin de anlamını kavratan eski deyimle belleten bir yaşam alanıydı … hocalarımızın provalarına aksatmadan gitmek , onları izlemek ; bir oyunun yaratılış sürecine tanık olmak bir zorunluluk, bir dersti … düşünsenize tiyatro ustaları izleyerek öğrenilip geliştirilen bir sanat ve siz Altan Erkekli, Vahide Gördüm, Aslı Öngören gibi insanları bir oyunu yaratmaya çalışırken izliyorsunuz , onların disiplinine ve ciddiyetine tanık oluyorsunuz ve devamında akademik eğitime başlıyorsunuz . Ne diyeyim teşekkürler AST !..

Bildiğim kadarıyla önce şan eğitimi almışsın, ardından tiyatro. Bunu duyduğumda aklıma Sumru Yavrucuk’un hikayesi geldi. Tiyatro bölümünü kazanamadığı ama okulda herhangi bir bölüme kayıtlı olması koşuluyla tiyatro bölümüne misafir oyuncu olarak alınabileceğini öğrendiği için şan bölümü sınavına giriyor, kazanıyor ve bir yıl okuyor. Senin de buna benzer bir hikayen mi var? Neden önce şan, ardından tiyatro?


Öncelikle ben AST’ da kursiyerken yarı zamanlı olarak hacettepe üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarında yarı zamanlı olarak şan eğitimi aldım . Bunun asıl nedeni bir tiyatro oyuncusu olmak için ast ‘ da gördüklerimin beni ittiği açlıktı . Yani bir oyuncunun dans edebilen , şarkı söyleyip akrobasi yapabilen ve diğer disiplenlerde de fikir sahibi olup bu fikirlerle tiyatro arasında köprüler kurabilen bir formda olması gerekliliği gibi bir temel dürtü oluştu . Dürtü diyorum çünkü bu o zamanlar şimdi anlattığım gibi açık bir düşünsel yapıya yani bilinçli bir arayışa dönüşmemişti . Temel olarak kendimle ilgili hissettiğim eksikliklerin süratle giderilme çabasıydı . Daha sonra bir tabana otursa da açlık hala devam ediyor . Umarım ben nefes aldıkça devam eder .


Peki oyunculuk eğitiminin, daha doğrusu konservatuar eğitiminin bir oyuncu için gerekli olup olmadığı konusunda ne düşünüyorsun?


Bu günümüzde artık bir zorunluluk ama ne var ki yeterli değil ... Konservatuvar mezunu olmak başlangıçta çok şey ama sanatın ve öğrenmenin sınırsızlığında hiçbir şey!.. Yine de bu sanata başlarken atılacak en doğru adım ama sadece küçük bir adım . Çünkü bu noktadan sonra öğrenip , kavramak için atılması gereken sonsuz bir yol var ve ne yazık ki insan hayatı her şeyi öğrenmeyecek kadar sınırlı ...
Geçmişinde bir sezon Trabzon Devlet Tiyatroları, üç sezon da Diyarbakır Develt Tiyatroları ve sanıyorum Tiyatro Çisenti’yle de bir proje var oyuncu olarak yer aldığın. Şimdi de bir TV projesi. Bundan sonra ne olacak? Ne var Songül Öden’in hedeflediği? Aslındaduymak istediğim belki de dilediğim tiyatroya dair birşey olup olmadığı…
Tabi ki tiyatrodan uzaklaşmayacağım .sırada yapmak istediğim iki proje var. Biri Ali sürmeli ile .Diğeride çelli istanbul (4 erkek çellist in oluşturduğu topluluk)ve diyarbakır devlet tiyatrosu oyuncusu Duygu Zade Erçağ ile yapmak istediğimiz Bir Nazım Hikmet projesi var

Üç sezon Diyarbakır Devlet Tiyatroalrı’nda yer aldın. Az çok Diyarbakır’daki kültürel ortam hakkında bir izlenim edinmişindir. Mesela seyirci profili nasıl Diyarbakır’da? Tiyatroya ilgi ne durumda?


Diyarbakır Devlet Tiyatrosu devlet tiyatroları bölgeleri arasında bir efsane … Kuruluşunda bu yana yaptıkları , kentleri ve tiyatro sanatı ile kurdukları ilşki ve düşünsel boyutta bölge sanat yaşamına kattıkları ile önemli bir yapı… ne var ki yaşanılan hayatın hemen her alanda yarattığı erozyon onun bu neredeyse okul olmak yolundaki gelişimini sekteye uğratmış … Oraya ilk kendimi bir efsaneyi sürdürebilmenin büyüsüne kaptırmış olarak gittim … oysa bir anda küskün bir seyirciyi beni ve yol arkadaşlarımı bu efsane ile kıyaslarken buldum . Benim amacım geçmişten bu yana gelen ve neredeyse bir gelenek olmuş bir tiyatro yaşamının bir parçası olmak ve bu yolculuktan bir kıssa çıkarmaktı . oysa erozyon seçimleri etkilmiş, tiyatro yapılması gereken ama neden , nasıl ve kime yapılması gibi sorular untulduğu için kendini yalıtılmış bulan bir iş halini almıştı . Bana gore tiyatro yapmak için bir neden olmalı ve bu neden sorusu yolculuğun her anını kapsamalı … sözgelimi bir oyunda elini neden oraya koyduğundan dramaturjik bir özene , hangi kurguyla ve hangi bağlantılarla organik bir bağ oluşturmuş bir repertuvar oluşturduğuna ve en önemlisi kime , niye ve nasıl tiyatro yaptığına kadar geniş tabanlı bir neden sorusu size tiyatro yaptırmalı … ne var ki ben bu arayışa tanık olmak şöyle dursun , bu soruların sorulduğuna bile şahit olamadım . Benim ve bazı arkadaşlarımın bu soruları sorması ise sadece düzeni tehdit eden bozuk sesler gibi algılandı , belki de ben kendimi ifade etmeyi başaramadım ya da benim yolum uzun ve karmaşık geldi bilemiyorum … sonuçta ben geri döndüm ama orada hala bu sorulara cevap arayan dostlarım kaldı … teşekkürler Yurdaer , Duygu , Hakan ve Hakan , Nagihan , Uğur, Selda ve Selim … Unutmayın efsaneler ölmez , yanlızca uyandırılmak için beklerler ve binlerce yıldır hep bunu söylemiş Anadolu toprakları ….


Farklı yönetmenlerle çalışmışsın gerek DT’de gerek Ankara’da. Yönetmenin oyuncu üzerinde ne derecede etkili olduğunu düşünüyorsun? Oyunculuğuna gerçekten önemli bir katkı sağladığını düşündüğün bir isim var mı geçmişte çalıştığın yönetmenler arasında?

Onlarca isim var şimdi burada isim saymak , saymayı unuttuğunuz onlarca insana saydısızlık olur … ama şundan eminim Trabzonda , Diyarbakırda, Ankara ve İstanbulda çalıştığım her işin , her anından bir şeyler öğrendim … yapmam gerekenleri , asla yapmamam gerekenleri . Ama şundan eminim öğrenmeye deam edeceğim .


Peki yönetmenlerle aran nasıl? Sette ya da sahnede yöneetmene inanmadığın, güvenmediğin ve yönetmenin kafasındakilerle senin kafandakilerin örtüşmediği durumlar oluyor mu? Nasıl oluyor tavrın bu tür durumlarda?


Yönetmenlerle aram genel olarak iyidir çünkü once teslim olurum ve yapmak istediği şeyi anlamaya çalışırım,zaten yönetmenin anlattığı dünyaya inanırsanız ve o dünyayla kendi dünyanız arasında paralellikler kurabilirseniz ve bu arada sizi siz yapan sorularınızı sorabilirseniz o ozaman çıkan işte çok doğru olur .


Belki başına gelmemiştir ama genede merak ettim; yanlış olduğunu bildiğin, hissettiğin, farkettiğin bir yorumla oynadın mı, oynamak zorunda kaldın mı?

Hayat her zaman rayında, doğru ve dosdoğru gitmiyor ... Ben içinde bulunduğum her işten bir şey öğrendim diye düşünüyorum, olumlu ya da olumsuz ...



Rolüne nasıl hazırlanıyorsun, Bir rolü çıkarmak için özellikle uyguladığın bir yöntem var mı? Rolüyle özdeşleşen oyuncular vardır. Sette ya da sahne arkasında bile rol kişisinin ismiyle hitap edilmek isterler. Böyle bir şey söz konusu olabilir mi, ne düşünüyorsun bu konuda?


Dediğim gibi benim hayata dair sorunlarım var … bu sorunlar görüp duyduklarımdan , hissettiklerinden , kendimce doğruyu arayışımdan , öğrendiklerimi yorumlamamdan ve bu yorumlardan düşünce üretmeye çalışmamdan kaynaklanıyor . Ben bu sorunlara uygun soruları bulup , bunları cevaplamaya çalıştığım oranda süreç başlıyor . yani benim yaşamı sorgulamam attığım her adımın ivnesini veriyor … özelde tiyatro ve bir rolü yaratma çabasını da kapsayan bir sorgulama süreci bu … düşünüp ürettiğiniz sorular sizin yaşamla ilgili dertleriniz , bulduğunuz ya da bulduğunuzu umduğunuz cevaplar da sizin durduğunuz noktayı yani sorunlara karşı durduğunuz muhalif noktayı belirliyor … ve bu cevapları haykırabilmenin aracı tiyatro … yani her şey bir neden sonuç ilişkisine bağlı bir sorgulama süreci benim için … Ben özdeşleşmek kavramına çok katılmıyorum çünkü oynadığınız bir rol sizin içinizde var olan hamletler , lady machbethler , zehralar , zilhalardır . siz o olamazsınız onu kendi içinizdeki ile yorumlarsınız , o yanlızca sizin içinizdekidir … hal böyle olunca bana adımla hitap edilmesi daha doğru gibi geliyor gerçi bu konuda eni konu düşünmedim ama sanırım istediğim bu …

Bildiğim kadarıyla televizyon, dizi senin pek de hazzetmediğin, hatta kaçtığın şeylermiş. Gümüş için teklif geldiğinde ne yaptın? Bu kararı vermende etkili olan nedenler neydi? Tereddüt ettin mi bu aşamada?


Haz etmediğim demek yanlış olur , bu noktada öncelikli seçimim değil demeyi tercih ederim . Ben öncelikli olarak arındığımı hissettiğim tiyatroyu ve çok sevdiğim sinemayı tercih ederim ama bu televizyondan uzak kalmak , istememek gibi bir anlam içermiyor . televizyon popüler kültürün bir parçası eğlencelik ve çabuk tüketilen ürünlerin pazarı ama günümüzde televizyonu inkar etmek ve uzak durmak bir oyuncu olarak kendini

yalıtmakla eşdeğer . Ayrıca ekonomik anlamda kendi mesleğinizi yaparak insanca para kazanmanın bir yolu . Hele ki kazandığınızı düşlerinize aktarmanın bir yolunu bulabilmişseniz ala… Gümüş’ e gelince ben bilindiği gibi devlet tiyatrolarından istifa ettim … bu oldukça zor ve cesaret isteyen bir karardı … ayrılınca ne yapacağımı düşünmeye başladım öyle ya yaşamak zorundaydım ve yaşamanın olmazsa olmazları vardı örneğin para kazanmak ama daha çok boş oturan bir oyuncunun çektiği cehennem azabı … tam bu sırada bana gümüş teklif edildi okudum ve kabul ettim şimdi de ne iyi ettim de kabul ettim diye düşünüyorum!..


Oynadığınız karakterlere bakışınız nasıl? Songül'den neler yansıyor Gümüş’e?


Daha önce de söyediğim gibi gümüş benim içimde var olan gümüş , bir başkası da kendi içinde var olanla başka bir yorum getirirdi gümüşe … ne yazık ki televizyonda bunu anlamanın , bilmenin yolu yok , oysa tiyatro ve sinemada metinler ve karakterler onlarca farklı kişinin yorumu ile ele alınabiliyor… sözgelii gümüşl bir tiyatro karakteri olsaydı yazıldığı günden bu yana onlarca aktirst tarafından yorumlanabilir ve böylellikle bir değerlendirme alanı doğardı …

Günümüzde tiyatro ile televizyon dizileri arasında tuhaf bir ilişki oluştuğunu düşünüyorum. TV dizileri para kaynağı oluyor ve böylece oyuncular tiyatro yapabiliyor; salonları ayakta tutabiliyor. Ama aynı diziler insanları evden çıkartmıyor ve ityatro boş salonlara oynuyor. Siz bu ikisi arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu doğru bir tespit olabilir ama yine de bu sorunu açıklamakta yetersiz kalıyor diye düşünüyorum . Bir kere yüzde yetmişi yoksulluk sınırının altında , diğer yüzde yirmibeşi ise sınırda olan bir ülkenin insanları için ailecek dışarı çıkıp , bir tiyatroya ya da sinemaya gidebilmek - ki bu biletleri dünyada en ucuza satıp misyonunu yerine getirmeye çalışan DT bile olsa – ne derece mümkün … asgari ücret 420 milyon tl . Ayrıca modern sanatın hemen her dalı ile felsefenin hatta modern bilimin doğduğu bu topraklarda adeta bunlar yokmuş gibi uygulanan kültür politikaları , pardon kültürsüzlük politikaları , görmezden gelinen binlerce yıllık bir tarih ki bu tarih bu topraklarda yazılmaya başlandı , düşünceye ve düşünce üretimine bile konulmaya çalışılan yasaklar , konulmaya çalışılan diyorum çünkü bu mümkün değil… kitap yakan , ideolojileri , halkları birbirine düşürüp parçalayarak yönetmeye çalışan global bağıntılı politikaların ve daha haykırmak istediğim bir çok olumsuzluğun bir yansıması bu boş salonlar , satmayan kitaplar ve müzikler yine dolmayan sinema salonları … bu çürümeye bir neden ararken yalnızca televizyon üzerinden gitmek haksızlık olur diye düşünüyorum çünkü ikisi bence çok ayrı ve birbirinin açığını kapayamayacak alanlar.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2013
favori
like
share