Metin’in ömrü gurbette geçmişti. Doğuştan sevda adamıydı. Tanrı onu sevgilerin en sınırsızı ile donatmıştı. Ancak uzun ömründe aradığını bir türlü bulamamıştı.
Bir gün rastlantı sonucu Ayla’nın bir resmiyle karşılaştı. Gördüğü anda hayran kaldı. İçinden ‘’İşte bu. Yıllardır aradığım bu…’’ diye düşündü.
Araştırmaya başladı. Buldu Ayla’yı bir gün. Ancak, Ayla derin üzüntüler içindeydi. Dünyaya küsmüştü. Gözyaşları yanaklarından süzülürken Metin dayanamadı.
--Üzülmeyin lütfen dedi. Sizin için ne yapabilirim? Her zaman yanınızdayım. Söylemeniz yeterli.
Ayla:
--Teşekkür ederim abi, diye yanıtladı.
Diyecek söz bulamadı Metin. Adresini bırakarak ayrıldı. Ne yapıp etmiş, Ayla’nın o resmini ele geçirmişti. Her akşam o resme bakmadan yatmazdı. Ancak çaresizdi. Çünkü, Ayla ona ‘’abi’’ demişti.
Bahtına küstü Metin. Edebiyat ve müzikle uğraşırdı. Teselliyi yazılarında aradı. Yazdı durmadan. Yazdıklarını çeşitli yerlerde yayınladı. Zamanla tanındı. Saygı duyulan bir üstat olarak isim yaptı.
Ne yapsa teselli bulamıyordu.
Bazı geceler içiyordu. Şarkılar eşliğinde içtikçe daha çok efkârlanıyor, efkârlandıkça daha çok içiyordu. Çok zaman sabah güneşi doğarken yatağa girmekteydi.
Böylece aradan iki yıldan fazla zaman geçti.
Bir akşam yine hüzün bastı Metin’i. İçmeye başladı. İçtikçe düşündü. Düşündükçe içti. Bu kara sevda böyle çekilmezdi. Sonunda derdini Ayla’ya açmaya karar verdi. Uzun bir cep telefonu mesajı yazarak gönderdi hemen. Çünkü, bekletse ertesi günü asla gönderemeyeceğini biliyordu. Mesajında derin sevgisini, hüzünlerini, çaresizliğini anlatmıştı…
Ayla çok duygusaldı. Mesajı okuyunca önce şaşırdı. Sonra acıdı Metine. Aradı ve uzun uzun konuştular. Daha çok Metin konuştu. Sevgisini anlattı her sözünde. Ayla mesafeli duruyordu devamlı.

Ertesi günü sabahı Metin uyanmıştı. Akşam sarhoş kafayla yaptıklarını düşününce utanmaya başladı. Ben ne yaptım diye pişmanlık duydu. Ayla’ya içinde ne varsa pat diye dökmüştü. Şimdi Ayla ne düşünürdü hakkında? Gün boyu pişmanlık içinde düşünüp durdu. Sonunda Ayla’yı aramaya karar verdi.
Ayla telefondaydı.
--Ayla hanım size akşam söylediklerim için utanıyorum. Sarhoştum. Sizi kırdımsa özür dilerim. Lütfen unutun ve beni affedin….
--Önemi yok dedi Ayla.
Aradan bir süre daha geçti. Bir gün yine karşılaştılar. Edebiyattan, şiirden, sevgiden konuşurken söz dönüp dolaşıp Metin’in o sarhoşluk anında söylediklerine geldi. Metin’in utanıp kızarmasına rağmen ayla;
--İnsan sarhoşken doğruyu söyler derler. Bence o akşam söyledikleriniz sarhoşluktan öte, doğru sözlerdi…
Metin itiraf etmek zorunda kaldı.
--Evet sizi yıllardır seviyorum. Kırmamak için de söylemiyordum. Yıllardan beri aşığım size.
Sohbet bu konu üzerinde uzayınca Ayla da bu sevgiye sevgiyle karşılık vermeye başladı. Dünyalar Metin’in olmuştu. Sevincinden kuş gibi hafiflemiş, havalarda uçmaya başlamıştı.
İki hüzün mahkûmu teselliyi birbirinin gönlünde bulmuştu işte. Gönül diliyle anlattıkları sevgileri sevdaya dönüştü. Sevda sınırlarını aştı. Sevda ötesi vazgeçilmez, yüce bir büyü halini aldı.
Metin Ayla’ya kendi adıyla hitap etmezdi hiç.
-- Sen benim Leylamsın, ben de senin Mecnun’unum, derdi.
Ayla da her zaman aynı yanıtı verirdi.
-- Eğer Leyla ile Mecnun yaşasaydı bizim aşkımıza gıpta ile bakar, bizi örnek alırlardı. Bizim sevdamız efsanelerin de çok üstünde… Anlatılmaz. Yaşanmadan bilinmez. Bu sevdayı anlatmaya sözlükler yetmez. Sen benim dünyamsın. Sensiz yaşayamam. Ölürüm inan…

Birbirlerini kendi gözlerinden sakınır hale geldiler. Görüşmedikleri zaman bunalıma giriyorlardı. Şarkılarla konuşur, şiirlerle söyleşirlerdi. Birbirlerine söyledikleri her söz bir sevda kitabına sığmayacak kadar anlamlı ve derindi.
Artık sık sık bir araya geliyorlardı. Göz göze bakışmak, el ele tutuşmak, Metin’in koluna girerek çarşı pazar dolaşmak Ayla ile Metin’in en büyük ve vazgeçilmez mutluluğuydu. Sadece bir arada olmaları yetiyordu onlara. Geleceğe umutla bakıyor, mutluluk planları yapıyor, kendi dünyalarına göre hayaller kuruyorlardı.
Ancak, Ayla Metin’i fena sahiplenmişti. Onu uçan kuşlardan bile kıskanır hale gelmişti. Her hareketinden farklı bir anlam çıkarıp, kıskançlık krizlerine girmeye başlamıştı. Metin’se Ayla’ya sonsuz güven duymaktaydı. Çünkü sevgisinden emindi. Onu gönül kafesinde narin bir kuş gibi düşünüyor, sevgisiyle beslemeye çalışıyordu.
Metin az çok ünlenmiş biriydi. Tanıdıkları çoktu. Duygu yüklü yazılarını okuyanlar onunla tanışmak ve sohbet etmek için fırsat kolluyordu.
Bazı hanımlar Metin’in çevresinde kelebek gibi uçuşmaya başlamıştı. Metin onlara gülümsüyor, içinden de;
--Boşuna dolaşmayın. Benim gönlüm dolu. Başkası bu gönüle sığmaz ve sığmayacak. Aylam bana ömür boyu mutluluk vermekte. Aylam bana yeter, diye düşünmekteydi.
Ancak gel gör ki, bunu Ayla’ya bir türlü anlatamadı. Ayla’da takıntı olmuştu kıskançlık. En küçük, sıradan bir olay onu tetikliyor, tartışmayı kavgaya taşıyor, bir türlü sakinleşmiyordu. Metin ne kadar anlatmak istediyse anlatamadı. Takmıştı kafaya Ayla.
Sevgi ikinci plana itildi. Nerdeyse her günleri kavga ve tartışmayla geçmekteydi artık. İkisinin de içine ateş düşmüştü.
Metin, Aylam artık bana güvenmiyor. Güvensiz sevda olmaz. Ona karşı hiçbir yanlış yapmadım ve yapamam diye düşünmeye başladı. Kendini anlatmaya ve bu boş tartışmaları bitirmeye çalıştı sürekli. Ne yapsa anlatmaya ve Ayla’yı ikna etmeye gücü yetmedi.
Oysa ki, uzun süreden beri tartışmalarına rağmen ikisi de birbirini taparcasına sevmekteydi hala. Sevdalarında hiçbir eksilme yoktu. Hatta artıyordu sevdaları. Ancak kıskançlık tartışmalarından sevdaya zaman ayıramaz oldular.
Her zaman alttan alan Metin de artık dolmaya başladı. Patlama noktasına yaklaşmıştı iyice. Bir tartışma sırasında da patladı birden.
--Yeter gülüm! Yeter artık!.. İşte ben gidiyorum, dedi birden bire.
Ayla sustu ama ok yaydan çıkmıştı. Metin nesi varsa topladı. Ayla’ya sadece;
--Hoşçakal gülüm dedi.
Ayla’nın içine ateş düşmüştü ama Metin de en azından Ayla kadar yanmaktaydı. Kaderin gözü kör olsun. Bir hiç uğruna, boş yere ayrılıyoruz diye düşünerek öfkeyle yürümeye başladı.
İçinde anlatılmaz bir kahır, hüzün ve ızdırap vardı. Bir ayağı gidiyor, öbürü gitmiyordu ama yola çıkmıştı bir kere. İyileşmez yaralar içinde, hüznün ve acının doruğunda, yavaş adımlarla ilerlerken dudaklarından bir meyhane şarkısı döküldü.

‘’Kederli şarkılar esir edemez.
Ağlarım sırrımı söylemem sana.
Mecnun leylasını böyle sevemez.
Ölürüm bir tanem dönemem sana…’’

Meçhule yolculuk böyle başladı. İkisi de birbirini sınırsız seviyorlardı. İkisi de bu yaradan kurtulamayacaklarını ve artık başka birini daha sevemeyeceğini biliyorlardı.
Onlar birbirlerini taparcasına sevdikleri için ayrıldılar.

Ayfer Yaba

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 320
favori
like
share