Telefondaki ses sığ şekilde nefes alarak konuşuyordu. “Sürekli bir şeyler olacağından korkuyorum. Zaman zaman nefes alamıyorum, başım dönüyor, öleceğimden korkuyorum. Ya kocama bir şey olursa, ya çocuğuma bir şey olursa... Hiçbir şey kontrolüm altında değil sanki…” diyordu. “Bazen her şeyi bırakıp kaçmak istiyorum” diye ekledi fısıltı gibi bir ses tonuyla.
Önümüze çıkan şeyle baş edemeyeceğimizi düşündüğümüzde, kendimize inancımızı kaybettiğimizde, kendimizi destekleyemeyeceğimizi hissettiğimizde bizi rahatsız eden düşüncelerimiz artar ve bütün dünyamızı kaplarlar. İşte kaygı da bu düşüncelere eşlik eden duygudur.
Kaygılandığımızda genelde ne yaparız? O duygudan kaçınmaya çalışırız. Ondan kaçmaya çalıştıkça da kaygı daha da büyür ve gittikçe yakınlaşır. Bu noktada korkuyla kaygının farkını da belirtmek gereklidir. Eğer birisi bizi fiziksel şiddetle, fiziksel tehlikeyle tehdit ettiyse, korku gibi bir şey hissederiz. Yani, tehlikeden içgüdüsel olarak geri çekilmeye çalışırız. Aynen hızla üzerimize gelen bir köpekten kaçmamız gibi. Bunlar insan bedenine yüklenmiş bir programın bir parçasıdır. Fakat kaygı daha farklıdır. Kaygıda herhangi bir somut ve gerçek bir tehlike yoktur. Duygusal acı, ya da kaybetme gibi hisler enerjimizi emer, dikkatimizi gereksiz yere kendimizi korumaya ya da savunmaya yöneltmemize sebep olur. Daima şu anda olan şeyden değil, olabilecek bir şeyden, bir düşünceden kaynaklanır. Böylece, kişi kaygılıyken sürekli olarak “ben tehdit altındayım” mesajı alır.
Karşılıklı oturur oturmaz anlatmaya kaldığı yerden devam etti. “Bir yakınımızı trafik kazasında kaybettikten sonra böyle oldum. Aslında kafamın içinin durgun olduğu bir dönemi hatırlamıyorum. Sanki hep böyleydim de sadece bu dönemde arttı. ” dedi bir solukta ve susarak yüzüme baktı. “Hep böyleydim ben. Gerçi annem de böyleydi. Hani evhamlı derler ya... Öyleydi. Hep kötü bir haber gelecek endişesiyle telefonlara bakardı. Eve biraz geç dönsem herkese haber salardı ” diyerek konuşmaya devam etti. “Şimdi de ben öyleyim” diyerek omuzlarını silkti.
Bazı kişiler sanki kimlik duygularını kaygılarının çevresinde örmüşlerdir. “Nasılsın?” sorusunun arkasından ıstıraplarını ve sahip olduklarını, düşündükleri sorunlarını sıralamazlarsa “kim olduklarını” anlatamayacaklar gibi hissederler. Bu sorunları olmadan onlar kim olacaktır?
Kaygının oluşumu bireyin çocukluk yaşantılarıyla yakından ilişkilidir. Kaygı, çocuğun çevresindeki kaygılı insanların varlığı ile açıklanabilir. Bulaşıcı bir duygu olduğundan, kaygılı ve telaşlı bir annenin bakışları, ses tonu ve genel havası çocuğu etkisi altına alır. Anneden geçen kaygı sonucu çocuk zihninde oluşturduğu bağlantılar sonucu kaygılarını bazı durum ve kişilere genellerler. Kaygılı bir annenin varlığı çocuğun anneye olan güvenini yani dünyaya olan güvenini zedeler.
“ Çocukluğumu hep annemi sakinleştirmeye çalışmakla geçirdim. Onun benim duygularımla ilgilenecek vakti yoktu. Sonradan ben de onun benim duygularımla ilgilenmesini beklemekten vazgeçtim; çünkü, sadece beni huzursuzluğuyla zehirlediğini fark ettim. Yalnız kalmaktansa, çaresiz hissetmektense, onunla hiçbir şeyimi paylaşmamayı öğrendim ”demişti bir görüşmede.
İşte insanların çoğu belli bir acıdan kaçarlar. Bu da çoğunlukla çocuklukta karşılanmamış bir ihtiyaçtan doğan çocuğa özgü bir acıdır. Genelde geçmişimizden kalan meseleler ve yaralar yüzeye çıkar ve bugünkü gerçekliğimize gölge düşürürler. Şimdiki zamanda bir şey olur ve genelde bilinçdışı yollarla o şey bize geçmişimizi hatırlatır. Geçmişimizden bugüne taşıdığımız o duygular da bizi “o yaralanmış çocukluk durumundan” tepki vermeye yönlendirirler. Eğer geçmişimizde terk edildiysek veya terk edilmekle tehdit edildiysek, yalnız bırakıldıysak ya da içinde bulunduğumuz durumu öyle algıladıysak, muhtemelen şu an da benzer şeyleri yaşamaktan korkmaktayızdır. Böyle hissetmemizin sebebi de içinde bulunduğumuz durumları hala geçmişteki kaygılarımızın ışığıyla görmekte olmamızla ilintilidir. Çocuk, o zamanlarda bilişsel olarak sınırlı bir kapasiteye sahip olduğu için kendi kendine bakım veremeyecek ve duyduklarına anlam veremeyecek durumdadır. O sebeple geçmişte duydukları çocukta büyük kaygı yaratmıştır.
Kaygılarının üzerinde çalışınca altta daha derin başka duyguları açığa çıktı. En çok ihtiyaç duyduğu dönemlerde annesinin güvenli elleri tarafından tutulamamanın acısıyla sarsıldı. Sürekli olarak [COLOR="gray"]“deprem olacak” kaygılarının aslında kendi bedeninde yaşadığı “sarsıntıdan” kaynaklandığını fark etti.
“Uzun süre yaralarımın üzerini pansuman yaparak koşmaya çalıştım ama hep düşeceğimi biliyordum. Koştum koştum koştum... Beni rahat bırakmayacaklarını bile bile... Pek çok şekilde kaçmaya çalıştım... Ama hep o yara... Sızlayan yara... Görmemezliğe gelerek olmayacaktı... Artık kaçamayacağım...”

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 259
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 24.03.2009 16:36
Kaygılandığımızda genelde ne yaparız? O duygudan kaçınmaya çalışırız.

Bazen Kolay Gibi Görünür Kaçmayı Deneriz..Güzeldi Emeğinize Sağlık..