Küçük Selim’in annesi hastalanıp hastaneye kaldırılalı 3 hafta olmuştu. Anne sevgisinden uzak kalan Selim, iyice yaramaz olmuştu. Annesine duyduğu özlem, onu öfkeli bir çocuk yapmıştı. Son bir haftadır en iyi arkadaşları Hüseyin ve Recep’ten uzaklaşmış ve mahallenin en haşarı çocukları olan Hans ve Karl ile dolaşır olmuştu. Mahallenin camisinde Kuran kurslarına başlayan Hüseyin ve Recep onu da çağırmışlar, çok güzel şeyler öğrendiklerini, her okudukları sureden sonra Ahmet hocanın kendileri şeker, çikolata verdiğini neşe içinde söylemelerine rağmen gitmemişti.
O gün yine Hans ve Karl ile buluşmuş ve çeşitli yaramazlıklara başlamışlardı. Önce Hans, mahallede tek başına yaşayan Berlin itfaiyesinden emekli By Müller’in camını taş atarak kırmış, yakalanmadan kaçmışlardı. Selim ilk defa kötü bir olaya karıştığı için içinden çok üzülmüş ama kötü arkadaşlarından da ayrılmamıştı. Anne-babasının bu olayı duyarsa çok kızacaklarını da düşünmeden yapamıyor, içi içini yiyordu.
Dolaşırken öğle saatlerine doğru bir kedinin ağaca tırmandığını gördüler. Hans yine bir taş alıp kediye atmaya niyetlenmişti ki, Karl elini tutup ona engel oldu. Hans;
-Noldu Karl?
-Baksana ağaçta bir kuş yuvası var.
-Eeee?
-Kedi kuşu yakalayacak mı bakalım.
Selim heyecanlandı;
-Kuşa yazık değil mi! Yuvada yavrusu da vardır.
Onlar konuşurken kedi yuvaya yaklaşmıştı bile. Fakat yuvada deli gibi sağa sola dönen güvercin bir türlü yuvasını terk etmiyordu. Karl bağırdı;
-Bak anne güvercin yavrusunu korumak için yuvadan kaçmıyor.
Selim dayanamadı,
Kediye atmak için Hans’ın elindeki taşı aldı. Bu arada güvercin yuvasından çıkıp kediye saldırmaya başladı.
Hans;
-Güvercinin hiç şansı yok, bakın kedi nasıl yakalayacak güvercini.
Selim’in attığı taş boşa gitmişti. Kedi atılıp güvercini yakalarken yuvayı da devirmişti. Kedi güvercin ağzında kaçarken, yuvadan bir yavru güvercin dallara çarpa çarpa yere kadar düştü. Selim arkadaşlarından önce atılıp yavru kuşu eline aldı. Korkuyla kalbinin atışını hissediyordu. Hans’la Karl elinden almaya çalışınca kazağının arasına sakladı.
-Dokunmayın.
-Bırak zaten ölecek, biraz oynayalım.
-Olmaz, dokunmayın, çok korkuyor.
-Annesi olmadan yaşayamaz. Bir kedi yakalar yer onu. Bırak da biraz oynayalım. Yarış yapalım, onu yere koyalım, kaçarken kim taşla vuracak bakalım.
-Asla bırakmam. Babam söyledi, sebepsiz yere bir canlıyı öldürmek çok günahmış. Onu da Allah yarattı.
-Hadi canım, biz insanız, o sadece kuş.
-Olsun, baksanıza ne kadar korkuyor.
Selim kuşu gösterince, Hans atılıp kuşu kaptı. Selim hemen atılıp geri almak istedi ama Hans ileri çimenlerin üstüne doğru fırlattı, sonra da yerden taş alıp atmaya başladılar. Onlar taş ile vurmaya çalışırken, Selim gözleri yaşlı yavru güvercini yakalayıp korumaya çalışıyordu. Karl’ın attığı bir taş güvercini kanadından yaralarken, Selim hızla atılıp Hans’ın atmaya çalıştığı koca taşın önüne geçti. Taş başına isabet etti, acıyla bağırırken, yakaladığı yavru kuşu ellerinden bırakmadan yere yuvarlandı. O koca taş güvercine gelse belki de öldürecekti ama Selim’in de başı çok kötü kanıyordu. Onun kan içinde kalan başını gören Hans ve Karl hemen kaçmaya başladılar.

Selim’in babası akşam eve geldiğinde kapıda Selim’i başı sarılı görünce çok korktu. Yanında arkadaşları Hüseyin, Recep ve Ahmet hocayı gördü. Merakla olanları sordu. Selim babasını kızar diye çekiniyor, konuşamıyordu. Ahmet hoca duyduklarını anlattı;
-Caminin önünden başı yaralı geçerken Recep görmüş. Bizde koşup sağlık merkezine götürdük, şükür önemli bir şeyi yok.
-Başı nasıl kanamış?
-Babası Selim seni kızar diye korkuyor, hep doğruyu söylediği için ve bir daha yapmayacağına söz verdiği için biz baban kızmaz dedik. Şöyle olmuş….
Ahmet hoca Selim’in anlattıklarını babasına anlattı. Babası kucağındaki güvercini sevdikten sonra oğluna sarıldı.
-Sen hatanı anladıktan sonra ben sana kızmam artık. Akşam By Müller’den özür dilemeye gideriz, kırdığınız camı da taktırırım, merak etme.
O sırada By Müller de gelmiş, son konuşmaları duymuştu.
-Selim özür dilemeye uğradı bana, camı da taktırdım, parasını sizin vereceğinizi söyledim camcıya ama üç kişilermiş sadece üçte birini, geri kalanını ben ödedim.
-Sağolun by Müller. Diğerleri ödemedi mi?
-Selim arkadaşlarının isimlerini söylemedi. Aslında ben tahmin ediyorum kim olduklarını ya neyse.
-Selim, artık o yaramazlarla dolaşmayacaksın değil mi! Bak Hüseyin, Recep camiye gidiyormuş.
Selim ilk defa konuştu.
-Yarından sonra ben de gideceğim baba. Ahmet hocama söz verdim. Fakat yavru güvercin nolacak, yetim kaldı ya ölürse.
-Ben ona büyük bir kafes alırım. Camiye gitmeden yemini suyunu verirsin ama her gün dışarı çıkaracak ve uçmayı öğrendiğinde bir daha kafese koymayacaksın.
Selim sevinçle babasına sarıldı. Babası saçlarını okşadı;
-Anneni hiç sormuyorsun.
Yavru güvercin annesiz kalınca, Selim de annesinin ölmesinden korkar olmuş. O korkuyla annesini sormaz olmuştu. Babası neşeyle devam etti;
-Hızla iyileşiyor, doktorlar haftaya çıkabileceğini söylediler. Seni çok özlemiş, her gün iyileşmek ve sana kavuşmak için dua ediyor. Senin camiye gitmediğini duyarsa çok üzülür.
-Gideceğim baba, her namazdan sonra anneme dua edeceğim, güvercinin iyileşmesi için de dua edeceğim.

Yavru güvercinin yaraları bir hafta bitmeden iyileşmişti bile. Selim’in annesi geldiğinde küçük dallardan uçarak kendini bahçeye bırakıyordu artık.
Kısa zaman sonra tamamen iyileşmiş ve uçacak hale gelmişti. Selim de artık onu kafese koymayıp, serbest bırakmıştı. Her gün Selim’in penceresine geliyor, gagasıyla tıklatıyordu. Selim de ona bir tabakta ekmek kırıntısı bırakıyor, hafifçe tüylerini seviyordu. Ama annesi Zeynep hanımın tembihini tutuyor, Menekşe adını verdiği güvercini sevdikten sonra mutlaka elini çok iyi temizliyordu.
Güvercinin gelmesine alışmış olan Selim, birkaç gün peşpeşe gelmemeye başlayınca çok üzülmüştü. Annesi onu teselli etti. Artık o diğer güvercinlerin arasına karıştı, orda daha mutludur diye.
Selim ister istemez bu duruma alışmıştı ve aradan haftalar geçmişti ki, penceresinin yine tıkırdadığını duydu. Heyecanla koşup camını açtı ki hayretle bakakaldı, pencerede bir yavru, ikisi büyük üç güvercin vardı. Selim, Menekşeyi hemen tanıdı. Zaten diğer ikisinin insanlara alışkın olmadı uzak duruşlarından belliydi. Menekşenin artık bir ailesi olduğunu anlayan Selim çok sevindi.
Selim güvercinler geldikçe, ekmek kırıntılarını pencere önüne koymaya devam ediyordu, çok mutluydu. Diğer güvercinlerin de alışması çok uzun sürmedi. Selim’in penceresini artık her gün üç güvercin ziyaret ediyordu.
Selim, bir kuşu öldürmekten, günaha işlemekten kurtulduğu için Allah’a şükrediyordu. Ailesi ve iyi arkadaşlarıyla çok mutlu yaşıyordu.

Ahmet Ünal Çam

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1581
favori
like
share