Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Çünkü Peygamber aleyhisselâma (imân) nedir? diye suâl edildiğinde (sabırdır.) buyurdu.

Sabrın büyüklüğü ve fazileti sebebiyle Kur'ân-ı kerîmde yetmişten fazla yerde sabır bildiriliyor. Sabredenlerin sevaplarının hesapsız verileceği bildiriliyor. Allahü teâlâ buyuruyor ki:

(Sabredenlerin ahiretteki ecirleri, sevapları sayısızdır.)
(Elbette sabredenlerle beraberim.)

Sabrın fazileti, üstünlüğü o kadar büyüktür ki, Allahü teâlâ sabrı çok aziz eyledi. Herkese sabır nimetini vermedi. Dostları ile çok az insanlara verdi. Nitekim hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki: (Size verilen en az şey, yakin ve sabırdır. Bu ikisinin kendisine verildiği kimse, çok nafile namaz kılmasa da, oruç tutmasa da korkmasın. Bugünkü halinizle, bir kimsenin, bütün insanların iyi amellerini yapmasından daha çok severim. Sabreden tam sevap alır.)

(Sabır, Cennet hazinelerinden bir hazinedir.)
(Eğer sabır insan olsaydı, çok kerim ve cömert olurdu.)
(Allahü teâlâ, sabredenleri sever.)

(Sabır, üçtür: Musibete, tâata ve günah işlememeğe sabır. Musibete sabredene, Allahü teâlâ üçyüz derece ikram eder. Her derece arası yerden göğe kadar mesafedir. Taate sabredene altıyüz derece ihsan eder. Her derece arası, yerin dibinden Arşa kadardır. Günah işlememeğe sabredene dokuzyüz derece verir. Her derece arası yerin dibinden Arşın üstüne kadardır.)

(Mümine gelen dert, üzüntü, hastalık, eziyet, sıkıntı, günahlarına keffarettir.)

Hazret-i Ali "radıyallahü anh" buyuruyor ki: (Sabrın imândaki yeri, başın bedendeki yeri gibidir. Başsız beden olmayacağı gibi, sabırsız da imân olmaz).

Şakik-i Belhî hazretleri de (Musibete sabretmeyip feryat eden, Allahü teâlâya kafa tutmuş olur. Ağlamak, sızlamak bela ve musibeti geri çevirmez) buyurdu.

Yine hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ buyurdu ki: Belâ gönderdiğim kimseler sabredip insanlara şikâyet etmezse, onlara imânla ölmeyi nasip ederim.)

(Allahü teâlâ buyurdu ki: Ben kullarımdan herhangi birine, bedenin de, malında veya evlâdında bir musibet verdiğim vakit, onu güzel bir sabırla karşılarsa, kıyamet günü onun için mizan ve hesap kurmaktan haya ederim.)

Eshâb-ı kiramdan hazret-i Süleyman'ın annesi Rumeysa hazretleri şöyle anlatıyor:

Çocuğum hasta idi. Babası Ebu Talha bir yere gitmişti. Oğlum öldü. Üzerini örttüm babası döndüğünde (hasta nasıl oldu?) diye sordu. (Bu geceden daha iyi gece geçirmedi.) dedim. Sonra yemek getirdim, yedi. Her zamankinden daha çok süslendim. Sevinçli görünüyordum. Dedim ki:

- Komşumuza ariyet olarak bir şey verdim. Bir zaman sonra geri isteyince, sanki o malı temelli vermişim gibi, istemeyerek iade etti. Üstelik ağladı da!.

Ebu Talha hayretle dedi ki:

- Şaşılacak şey, ne akılsız insanlar bunlar. Emanete verilen şeyi geri isteyince, hiç iade etmek zor gelir mi?

Hemen cevap verdim:

- Senin oğlun bize, Allahü teâlânın bir hediyesi, bir emâneti idi. Yanımızda emanet olarak duruyordu. Bugün geri isteyip aldı.

Ebu Talha, güzel sabır göstererek dedi ki:

- Hepimiz de Allah'a döneceğiz.

Sabah olunca Ebu Talha bunu Resûlullah'a anlattı. O da buyurdu ki:

(Dünkü geceniz mübarek olsun. Büyük bir gece geçirdiniz. Cennete girdiğimde Ebu Talha'nın hanımı Rumeysa'yı orada gördüm).

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 414
favori
like
share
kerim hoca Tarih: 30.03.2009 22:09
+
sağol kadeş güzel olmuş Allah razı olsun