“Bugün ne kadar da güzelim.” dedi Şükran, aynada hayran hayran ve alıcı gözlerle kendini seyrederken.

Dimdik durup belinden eğilerek kafasını öne doğru fırlattı. Elleriyle saçlarını karıştırıp kabarttı. Hızla kafasını arkaya doğru atarken tekrar doğruldu. Şu vücudun kıvraklığı değme mankenlerde yoktu doğrusu. Etrafında patlayan flashlar hayal ederken, aynaya gülümseyerek elini bir yüzüne, bir beline, bir saçlarına koyup bin bir çeşit poz verdi.

Eşinin erkenden kalkıp hazırladığı kahvaltı sofrasına bir prenses edasıyla oturdu. Omleti beğenmedi, omlet nasıl yapılır tarif etti; çayın demini eleştirdi, güne çiğ kokan çayla başlamak can sıkıcıydı; ekmeğin dilimleri kalıncaydı, fazla yiyip işyerinde göbeği çıkmış bir vaziyette salınmanın, dayanılmaz cazibesine halel getiremese de hoş olmayacağına kanaat getirdi.

Çocuğun hazırlanıp bakıcıya bırakılması işini, her zaman olduğu gibi, eşine devrederek gözlerine, yanaklarına, dudaklarına beşinci kat son rötuşları yapmak üzere tekrar aynasına koştu.

Bir taraftan gözlerini olduğundan daha büyük, dudaklarını olduğundan daha dolgun, yanaklarını olduğundan daha pürüzsüz göstermek için seri hareketlerle bir fırçayı bırakıp bir başkasını alıyor, bir taraftan da talimat üstüne talimatlar veriyordu eşine.

“Ben olmasam kimse ne yapacağını bilmiyor, üff, akıllı olmak da ne zor şey.” diye homurdandı. “Böyle her şeyi düşünüp ayarlamak kaç kişinin harcıdır?”

Çivi inceliğindeki ökçelerin üzerinde, tel cambazının telde denge bulma çabalarını andırır yürüyüşüyle ilerlerken, bir kere daha hayran oldu kendi güzelliğine. Ofis arkadaşlarına yaklaşıp “Varlığımdan yarım saat mahrum kaldınız, üzgün olmalısınız.” dedi. Bazıları dosyasından kafasını kaldırmaya bile gerek duymazken, bazıları donuk bakışlarıyla gülümsemeye zorladılar dudaklarını.

İşe geç kalmıştı, bir saat sonraki toplantı için raporları hazır değildi. Yan masada oturan Yusuf Bey’den yardım istedi. Yardım isterken ses tonunu tatlılaştırmayı, gözlerini süzmeyi, vücut diline flört anlamları katmayı da ihmal etmedi. Evli olması çekici bulunmasına engel değildi elbet. Herkes ona hayransa, o ne yapsındı.

Yusuf Bey’in dosya hakkında “Ama bu çok eksik, tamamlamak günler alır.” demesine hiç aldırmadı.

“Yok, şunu şöyle düşündüm, bunu böyle düşündüm…” diye atıldı hemen.
Arkadaşının vaktini çalıyor olamazdı uzun süren bu savunma konuşmasını yaparken. Lütuf bile sayılabilirdi hatta.

“Çok konuşup hiçbir şey söylememek de bir sanat.” diye düşündü Yusuf Bey, dalgın dalgın Şükran`a bakarken.

Bu dalgın bakışları da bilgisinin, zekasının, yeteneğinin, güzelliğinin kamaştırdığı gözler olarak kabul etmekte hiçbir sakınca görmedi Şükran.

O, durmadan kendine yeni mükemmellikler ekleyerek kendi kendini yaratan biriydi.



Hatice Taşdelen

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 252
favori
like
share