Suskun ve şakın bakışlarla gözlerinde kalakaldım. Dudaklarım kıpırdama yeteneğini kaybetmişti. O kadar derin bir acı etkilemeliydi ki beynimi, emir verme yeteneğini kaybetsin. Dakikalarca tepki veremedim. İsterik bir durum sergiledim. O da korkmuş gözüküyordu, gözlerimin canlılığını yitirdiğini ve sanki ruhumun başka bir cihana göç etmişliğini sezince. Teselli etmek için elini yüzümde gezindirmeye başlayınca, çılgınca duygularla, vahşi bir hayvanın korunma refleksi gibi elini yüzümden savuşturdum. Korktu ve ağlamaya başladı. Bulunduğumuz mekândan ayrılmaya cesareti yoktu; çünkü beni parçalanmış ruhumla yapa yalnız ve çaresiz gibi duran hâlimle bırakamazdı. Ama ben duyacağımı çoktan duymuş ve ruhumun özgürlüğünü, huzurunu yitirmiştim; bir bitkinin gövdesinden kopmasına ramak kalmış bir yaprak dalı gibi acı çekiyordum. Bir an önce biri ruhumu bedenimden alıp, arşa teslim etmesini istedim. Hak etmediğimi düşündüğüm sözler ağzından öyle dökülmüştü ki kalbime, kızgın bir yağ nasıl yakarsa ve acı çektirirse tene, o derece acıyı hissettim. Sondu benim için, var olmadığım yerden bir başlangıç yaratmıştım, yeni bir hayat ve yeni bir ruh oluşmuştu benim için. Söylediği sözler yakınca kalbimi, soğuyana kadar bitmeyeceğini bildiğim onca düş geçecekti aklımdan.

Bazıları için bazı sözcükleri söylemek kolaydır. Sözcüğün aksisedası kendine düşmeden önce bir kez daha düşünmeli, hayatta tartmalı ve sonra söylemeli. Bazen aşikâre tavırla, bazen de dolambaç bir tavır takınmalısın derbeder eden sözleri söylemeden. Ama ne çare bir kez işittin mi duymak istemediklerini, ruhun öyle yaralanıyor ki, düzeltmeye çalıştıkça daha fazla acıyor, daha fazla yanıyor yürek…

Aradan geçen zaman beni olgunlaştırmıştı. Düşünmeyi ve üretmeyi yeniden keşfetmiştim. Bu geçen sürede onca şeyleri görmemezlikten gelmem beni hep bir adım geride bırakmıştı. Hâlâ bunları bile dile getirmiş olmam aslında unutamamamın doğurduğu sonuçlardır. Hep bir umut taşıdım içimde; beni yeşertti; topraktan, göğe; kalpten, sevgiye doğru. Ama unuttuğum bir şeyler vardı. Umudum varılamazdı ya da ben hep öyle öteledim yüreğime…
Sözleri o kadar ağırdı ki, yok olmak, hiç doğmamış olmak istedim…


Eylül’dü. Sondu. Acıydı. Ağlayamadım. Patlamaya hazırdım. Cesarettim yoktu. O yoktu. Ağladım. Yağmur yağasın diye dua ettim. Sağanak. Hem de kuzey rüzgârı ile, sessizce…

Eylül’dü. Akşamın feri ile canlıydı etraf. Ben yoktum. Yağmur vardı. Göz yaşlarım vardı. AMA ben yoktum. Karışmıştı damlalar damlalara, sessizce…

Eylül’dü. Virandım. Kırık kapılarda ağladım. O yoktu. Ben vardım. Ağladım yağmurla. Ağladım yalnızlığımla…



Hamza Coşuk

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 337
favori
like
share
BiR-DOST Tarih: 26.03.2009 01:06
Bazıları için bazı sözcükleri söylemek kolaydır. Sözcüğün aksisedası kendine düşmeden önce bir kez daha düşünmeli, hayatta tartmalı ve sonra söylemeli.

Sağol Serap'ım güzel,ellerine sağlık