TÜRKAN- Bir ev düşlüyorum ikimiz için... O sevdiğimiz mahalleden. Sıcacık sevecen insanların yaşadığı (İskemleden kalkar.) yokuş. Daracık çıkmaz sokaklardaki, sıvası dökülmüş, penceresinde, yağ tenekelerine dikilmiş kırmızı beyaz karanfilleri olan, bacasında sevgi ve mutluluk tüten minicik bir ev... (Kanaviçe nakışlı perdeyi aralar.) Pencereden gelişini bekliyorum. Elinde akşamdan ısmarladığım şeyler, evimize doğru yaklaşıyorsun. Pencereden, ekmekde alman için işaret ediyorum...

ADAM- (Pencereye yaklaşır.) Karşıdaki tamirciden kıskanıp seni, başını sallıyor ve kızgın kızgın bakıyor (Türkan'ın elinden tutarak iskemleye oturtur, kendiside yanına oturur.)

TÜRKAN- (Adam’ın gözlerinin içine bakar.) Bende içimden “işallah soba için çıra almayı unutmamıştır” diyorum. (Aynanın karşısına geçer, saçını düzeltir.) İki ev ötemizde ki bakkaldan ekmeği alıp dönüncceye kadar aynada kendini düzeltiyorum.
ADAM- Tahtadan yapılmış kapıyı, büyük demir anahtarlarla açıyor, aldığım şeyleri birinci basamağa bırakıyorum. (gülümser.) Merdiven altında ki kümesten, taze yumurta bakıyorum.
TÜRKAN- (Adam’ a yaklaşır.) İç kapıyı ben açıyorum sana. Elindeki paketleri alıp, şöyle bir bakıveriyorum. (seyirciye doğru yönelir.) İş gömleği için tursil istemiştim almışsın. Patates, soğan, tahin helvası... köpeğimiz için kemikte var. Çırayı da unutmamış. (Adama yönelir.) Seni seviyorum, seni seviyorum.
ADAM- Ağlamayı çok seven ıslak gözlerimle uzun uzun bakıp “beni özledin mi koca bebeğim” diyorum.
TÜRKAN- (Adam’a sarılır.) Paltonun önünü aralayıp sarılıyorum, hasretle. Sıcaklığına dostluğuna ihtiyacım var diye fısıldıyorum. (Koşar adımlarla sahneden çıkar.)
ADAM- (Maşayla sobayı kurcalar. Pencerede ki çiçeklere su verip, yere uzanır.)
TÜRKAN- (Dışardan sesi duyulur.) Varislerini dinlendir, bir iki yastık ayaklarının altına...
ADAM- (İskemlelerden birini ayağının altına koyar.)
TÜRKAN- (Elinde tencereyle içeriye girer.) Yorgunluktan sobanın rehavetinden aç uyumana dayanamam.Yemeği çok sevdiğini biliyorum. (yemeği servis yapar.) Acıkınca gözün birşey görmez.
ADAM- Ben dinlenirken, sevdiğim yemekleri diziyorsun soframıza (Masanın yanında ki iskemleye oturur. Yemekleri yemeye başlar.)
TÜRKAN- (Adamın yemek yemesini izler.) Karşısına oturup, iştahla yemeni seyrediyorum. Bir anne gibi ... ( Adam peçeteyle ağzını siler. Türkan sofrayı toplamaya başlar. Bu sırada Adam, Türkan’ın kolundan tutup yanına çeker. Tek tek örgü yapıp topladığı saçlarını çözmeye başlar. Elleri Türkan’ın saçlarına dolaşır. Türkan gülmeye başlar. Koşar adımlarla sobanın yanına gider.)

TÜRKAN- (Güğümde ki sıcak suyu demliğe boşaltır.) Nerdeyse yanacakmış.
ADAM- Fırfırlı basma geceliğini giysene Türkan.
TÜRKAN- Hınzır... Açıklığı seversin bilirim.
ADAM- Saçınıda bir iki tokayla topla, hani bir defa sıcaktan toplamıştın da hoşuma gitmişti...
TÜRKAN- Bardakları tepsiye dizip yanına geliyorum. (Çıkar.)
ADAM- (Dışarıya seslenir.) Birazda dostça konuşalım değil mi? (gülümser.) Günün nasıl geçtiğini anlatırsın bana... (Bir an için eline düdüğünü alır geri bırakır.)


TÜRKAN- (Saçları yarı açık yarı toplu şekilde, üstünde fırfırlı basma elbisesiyle içeri girer.) Çenesiz, kaprisli kadınları sevmediğini biliyorum. (Adamın elini tutar.) Ellerim ellerinde olsun, Konuşmasam da olur.
ADAM- Bardaklar Türkan, bardakları unutmuşsun...
TÜRKAN- (Ayağa kalktığı sırada, adam kendine doğru çeker.) Çayımızı doldurmak için kalkıyorum...
ADAM- (Göz kırpar.) O da benim işim. (Çıkar) (Türkan sobaya doğru ayaklarını uzatır. Tam bu sırada, gözünde güneş gözlüğü, kulağında walkman, pantolonun çeşitli yerlerinde zincirler asılı olan Aytaç içeri girer. Aytaç, Türkan’ı görmeden şarkı söyleyerek yavaş adımlarla sahneden çıkar. Bu sırada Belinde Önlükle koşarak Bilge içeriye girer. Pencereye yaklaşır. Dışarı bakar.)
BİLGE- Hay aksi yine kaçtı.
TÜRKAN- Bilge...
BİLGE- (Türkan’ı görmez. Dışarıya bakmaya devam eder.Yüksek sesle) Aytaç! Aytaç! Gitti işte... (önlüğü çıkarır.)
TÜRKAN- B ilge...
BİLGE- (Türkan’a doğru döner.) Efendim anne! (Güler.) Anne! Bu ne hal!
TÜRKAN- Şey! Sabah sabah nasıl olabilirim ki...
BİLGE- Anne senin saatten haberin yok galiba, saat 17.00 a geliyor. Bahriye teyzenin konukları gelmek üzeredir. Bu gece burda oğlunun nişanı var unutuun mu?
TÜRKAN- (Ayağa kalkar.) Nasılsa unuttum...
BİLGE- Üstelik saat altıda okulda olmam gerekiyor. Oğlun da çekip gitti. Güya baharatçıya gidecekti...
TÜRKAN- Bahriya teyzen geldi mi?

BİLGE_ Geldi, ahçıya yardım ediyor. (Annesine yaklaşır.) Yine o adamla konuşuyordun dimi?
TÜRKAN- (Saçlarını toplamaya çalışır.) Saçmalama Bilge... (kendi kendine) gidip üstümü değiştireyim. (Bilgeye döner.) Gördün mü yoksa?
BİLGE_ İnan ki anne, o adamı senden başka kimse göremez...
TÜRKAN- (Doğrularmışcasına başını sallar.)
BİLGE- Burada babam...
TÜRKAN- Baban mı? Ne olmuş babana?
BİLGE- Hiç bir şey anne, hiç bir şey... (Elinde ki önlüğü iskemlenin üstüne atar.) Ben okula gidiyorum. (çıkar.)
TÜRKAN- Bilge...
(Eline cep telefonu, üstünde siyah takım elbisesiyle Bahri içeri girer. Bahriyle adam aynı kişidir.)
TÜRKAN- Bahri...
BAHRİ- Kardeşim yok öyle birşey... Yalan, üstelik kuyruklu yalan... Nerde görülmüş benim insanları dolandırıdığım... Sen duydun mu hiç? Hı, hı... Hah işte orda dur kardeşim Bahri Dürüst, dürüst adamdır. (Türkan la gözgöze gelir. Türkan’a sarılır.) Ailesiyle yakından ilgilidir.
TÜRKAN- (Üstüne bakar ) Farketmedi bile... (Ağlayarak çıkar.)
BAHRİ- (Diğer kulağını eliyle kapat) Tabiki canım, kaba inşaatı bitirdik... (Yavaş yavaş sahne kararır.) İnce işlere başladık...


SAHNE AYDINLANIR

(Türkan duvarda asılı olan gaz lambalarını teker teker yakar. Boynunu ovalayarak iskemlelerden birine oturur.Bu arada elinde basket topuyla Özge girer. Türkan’ı öper.)

ÖZGE- Masaj yapmamı ister misin anne?
TÜRKAN- Ayy... çok iyi olur...
ÖZGE- (Topunu yere koyar. Türkan’ın omuzlarına masaj yapmaya başlar.)
TÜRKAN- Ayy! Ayy! Ellerin dert görmesin kızım. Nasıl da iyi geldi.
ÖZGE- Anne ne düşünüyorum biliyor musun? Eğer yurtdışında eğitimime devam edersem NBA’de oynamak istiyorum.

TÜRKAN- İnşallah... Ne? Şu iri yarı adamların arasında mı? Biraz gerçekçi ol Özge... Büyük hayaller, büyük acılara sebep olur.
ÖZGE- (Masajı bırakır. Topunu alır.)
TÜRKAN- Ne oldu kızım.
ÖZGE- Böyle söylemen gerekmezdi anne.
TÜRKAN- Buraya gel.
ÖZGE- (Türkan’ın yanına oturur.)
TÜRKAN- Minik bir kız büyümüş. Nasıl da güzelleşmiş. Yüzü gibi kalbi de, Melek kadar temizmiş. Kendine yetmeyi bilir. Üzemez o kimseyi. Başarır üstlendiğini, Benim kardelen çiçeğim.
ÖZGE- Naz edermiş bazen de Annesini üzermiş. Tatlı bir öpücükle, (öper) Hemen özür dilermiş.
TÜRKAN- Senin üzülmeni istemem kızım.
ÖZGE- Biliyorum anne... (Giderken Türkan’a döner.) Peki ya sen... Bende senin üzülmeni istemiyorum... (Çıkar.)
TÜRKAN- Doğru söylüyorsun gerçekçi olması gereken benim galiba...
ADAM- (Düdüğünü çalarak içeri girer.)
TÜRKAN- Yooo! Hayır.
ADAM- Hani sevdiğin cam tepsi vardı ya, rafın en üstünde duran. Her gelişimde indirmemi istediğim...
TÜRKAN- Göreceğim yerde olsun dediğim.
ADAM- Düştü birden bire kırıldı biliyor musun? (Türkan’ın yanına oturur.) Paramparça oldu.
TÜRKAN- İstersen toplarız birlikte.
ADAM- Açıkça konuşmaman zoruma gidiyor biliyor musun? Aynı şeyleri yeniden yaşamak, herşeyi bile bile, saniye saniye yaklaşarak ölüme, kendimi başkasına vermek, zoruma gidiyor biliyor musun? (Trenin kalkış sesi duyulur.)
ADAM- (Türkan’ın elini öper. Göz göze gelirler.) Ve çok güvendiğim kendime söz geçirerememek zoruma gidiyor biliyor musun? (Çıkar.)

TÜRKAN- Ya benim, benim de zoruma gidiyor ansızın terkedilmek. (Bir süre kısık ud sesi dinler.) (Elinde çay bardaklarıyla Bahri girer.)
TÜRKAN- Bahri, bunlar da ne?
BAHRİ- (Elindekileri masalardan birinin üstüne bırakır.) Senin şu küçük çaydanlığın nerde?
TÜRKAN- Ne yapacaksın?
BAHRİ- Benim içinde yeterli çay alıp almadığına bakacağım. Hadi kalk artık iskemleden (Elinden tutar.)
TÜRKAN- Nereye götürüyorsun?
BAHRİ- Sadece otur ve sobaya doğru ayaklarını uzat. (Çayları doldurup, birini Türkan’a verir diğer bardağıda kendi alır. Türkan’ın yanına oturur.)
TÜRKAN- (Ağlamaklı) Yine ağlıyorum... Ama bu kez yalnız değilim. Sen varsın, sen de ağlıyorsun. Çaresizlikten, umutsuzluktan değil. Sevgiden, mutluluktan.
ADİSYON KAĞIDI- (Girer. Seyircilere doğru yönelir.) Hep mutlu son bekleriz. Onca oyuncu içinde, onca karmaşık dekorda. Seyirciyi memnun ettiysek ne mutlu bize. Perde kapanıyor işte (Sırtını döner.) Türkan ablanın son dizelirinde, yeni oyunlarla buluşmak üzere

SAHNE KARARIR


YAZAN : Eda NACAR

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 965
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 26.03.2009 01:35
TÜRKAN- Bir ev düşlüyorum ikimiz için... O sevdiğimiz mahalleden. Sıcacık sevecen insanların yaşadığı (İskemleden kalkar.) yokuş. Daracık çıkmaz sokaklardaki, sıvası dökülmüş, penceresinde, yağ tenekelerine dikilmiş kırmızı beyaz karanfilleri olan, bacasında sevgi ve mutluluk tüten minicik bir ev... (Kanaviçe nakışlı perdeyi aralar.) Pencereden gelişini bekliyorum. Elinde akşamdan ısmarladığım şeyler, evimize doğru yaklaşıyorsun. Pencereden, ekmekde alman için işaret ediyorum...

ADAM- (Pencereye yaklaşır.) Karşıdaki tamirciden kıskanıp seni, başını sallıyor ve kızgın kızgın bakıyor (Türkan'ın elinden tutarak iskemleye oturtur, kendiside yanına oturur.)

TÜRKAN- (Adam’ın gözlerinin içine bakar.) Bende içimden “işallah soba için çıra almayı unutmamıştır” diyorum. (Aynanın karşısına geçer, saçını düzeltir.) İki ev ötemizde ki bakkaldan ekmeği alıp dönüncceye kadar aynada kendini düzeltiyorum.
ADAM- Tahtadan yapılmış kapıyı, büyük demir anahtarlarla açıyor, aldığım şeyleri birinci basamağa bırakıyorum. (gülümser.) Merdiven altında ki kümesten, taze yumurta bakıyorum.
TÜRKAN- (Adam’ a yaklaşır.) İç kapıyı ben açıyorum sana. Elindeki paketleri alıp, şöyle bir bakıveriyorum. (seyirciye doğru yönelir.) İş gömleği için tursil istemiştim almışsın. Patates, soğan, tahin helvası... köpeğimiz için kemikte var. Çırayı da unutmamış. (Adama yönelir.) Seni seviyorum, seni seviyorum.
ADAM- Ağlamayı çok seven ıslak gözlerimle uzun uzun bakıp “beni özledin mi koca bebeğim” diyorum.
TÜRKAN- (Adam’a sarılır.) Paltonun önünü aralayıp sarılıyorum, hasretle. Sıcaklığına dostluğuna ihtiyacım var diye fısıldıyorum. (Koşar adımlarla sahneden çıkar.)
ADAM- (Maşayla sobayı kurcalar. Pencerede ki çiçeklere su verip, yere uzanır.)
TÜRKAN- (Dışardan sesi duyulur.) Varislerini dinlendir, bir iki yastık ayaklarının altına...
ADAM- (İskemlelerden birini ayağının altına koyar.)
TÜRKAN- (Elinde tencereyle içeriye girer.) Yorgunluktan sobanın rehavetinden aç uyumana dayanamam.Yemeği çok sevdiğini biliyorum. (yemeği servis yapar.) Acıkınca gözün birşey görmez.
ADAM- Ben dinlenirken, sevdiğim yemekleri diziyorsun soframıza (Masanın yanında ki iskemleye oturur. Yemekleri yemeye başlar.)
TÜRKAN- (Adamın yemek yemesini izler.) Karşısına oturup, iştahla yemeni seyrediyorum. Bir anne gibi ... ( Adam peçeteyle ağzını siler. Türkan sofrayı toplamaya başlar. Bu sırada Adam, Türkan’ın kolundan tutup yanına çeker. Tek tek örgü yapıp topladığı saçlarını çözmeye başlar. Elleri Türkan’ın saçlarına dolaşır. Türkan gülmeye başlar. Koşar adımlarla sobanın yanına gider.)

TÜRKAN- (Güğümde ki sıcak suyu demliğe boşaltır.) Nerdeyse yanacakmış.
ADAM- Fırfırlı basma geceliğini giysene Türkan.
TÜRKAN- Hınzır... Açıklığı seversin bilirim.
ADAM- Saçınıda bir iki tokayla topla, hani bir defa sıcaktan toplamıştın da hoşuma gitmişti...
TÜRKAN- Bardakları tepsiye dizip yanına geliyorum. (Çıkar.)
ADAM- (Dışarıya seslenir.) Birazda dostça konuşalım değil mi? (gülümser.) Günün nasıl geçtiğini anlatırsın bana... (Bir an için eline düdüğünü alır geri bırakır.)


TÜRKAN- (Saçları yarı açık yarı toplu şekilde, üstünde fırfırlı basma elbisesiyle içeri girer.) Çenesiz, kaprisli kadınları sevmediğini biliyorum. (Adamın elini tutar.) Ellerim ellerinde olsun, Konuşmasam da olur.
ADAM- Bardaklar Türkan, bardakları unutmuşsun...
TÜRKAN- (Ayağa kalktığı sırada, adam kendine doğru çeker.) Çayımızı doldurmak için kalkıyorum...
ADAM- (Göz kırpar.) O da benim işim. (Çıkar) (Türkan sobaya doğru ayaklarını uzatır. Tam bu sırada, gözünde güneş gözlüğü, kulağında walkman, pantolonun çeşitli yerlerinde zincirler asılı olan Aytaç içeri girer. Aytaç, Türkan’ı görmeden şarkı söyleyerek yavaş adımlarla sahneden çıkar. Bu sırada Belinde Önlükle koşarak Bilge içeriye girer. Pencereye yaklaşır. Dışarı bakar.)
BİLGE- Hay aksi yine kaçtı.
TÜRKAN- Bilge...
BİLGE- (Türkan’ı görmez. Dışarıya bakmaya devam eder.Yüksek sesle) Aytaç! Aytaç! Gitti işte... (önlüğü çıkarır.)
TÜRKAN- B ilge...
BİLGE- (Türkan’a doğru döner.) Efendim anne! (Güler.) Anne! Bu ne hal!
TÜRKAN- Şey! Sabah sabah nasıl olabilirim ki...
BİLGE- Anne senin saatten haberin yok galiba, saat 17.00 a geliyor. Bahriye teyzenin konukları gelmek üzeredir. Bu gece burda oğlunun nişanı var unutuun mu?
TÜRKAN- (Ayağa kalkar.) Nasılsa unuttum...
BİLGE- Üstelik saat altıda okulda olmam gerekiyor. Oğlun da çekip gitti. Güya baharatçıya gidecekti...
TÜRKAN- Bahriya teyzen geldi mi?

BİLGE_ Geldi, ahçıya yardım ediyor. (Annesine yaklaşır.) Yine o adamla konuşuyordun dimi?
TÜRKAN- (Saçlarını toplamaya çalışır.) Saçmalama Bilge... (kendi kendine) gidip üstümü değiştireyim. (Bilgeye döner.) Gördün mü yoksa?
BİLGE_ İnan ki anne, o adamı senden başka kimse göremez...
TÜRKAN- (Doğrularmışcasına başını sallar.)
BİLGE- Burada babam...
TÜRKAN- Baban mı? Ne olmuş babana?
BİLGE- Hiç bir şey anne, hiç bir şey... (Elinde ki önlüğü iskemlenin üstüne atar.) Ben okula gidiyorum. (çıkar.)
TÜRKAN- Bilge...
(Eline cep telefonu, üstünde siyah takım elbisesiyle Bahri içeri girer. Bahriyle adam aynı kişidir.)
TÜRKAN- Bahri...
BAHRİ- Kardeşim yok öyle birşey... Yalan, üstelik kuyruklu yalan... Nerde görülmüş benim insanları dolandırıdığım... Sen duydun mu hiç? Hı, hı... Hah işte orda dur kardeşim Bahri Dürüst, dürüst adamdır. (Türkan la gözgöze gelir. Türkan’a sarılır.) Ailesiyle yakından ilgilidir.
TÜRKAN- (Üstüne bakar ) Farketmedi bile... (Ağlayarak çıkar.)
BAHRİ- (Diğer kulağını eliyle kapat) Tabiki canım, kaba inşaatı bitirdik... (Yavaş yavaş sahne kararır.) İnce işlere başladık...


SAHNE AYDINLANIR

(Türkan duvarda asılı olan gaz lambalarını teker teker yakar. Boynunu ovalayarak iskemlelerden birine oturur.Bu arada elinde basket topuyla Özge girer. Türkan’ı öper.)

ÖZGE- Masaj yapmamı ister misin anne?
TÜRKAN- Ayy... çok iyi olur...
ÖZGE- (Topunu yere koyar. Türkan’ın omuzlarına masaj yapmaya başlar.)
TÜRKAN- Ayy! Ayy! Ellerin dert görmesin kızım. Nasıl da iyi geldi.
ÖZGE- Anne ne düşünüyorum biliyor musun? Eğer yurtdışında eğitimime devam edersem NBA’de oynamak istiyorum.

TÜRKAN- İnşallah... Ne? Şu iri yarı adamların arasında mı? Biraz gerçekçi ol Özge... Büyük hayaller, büyük acılara sebep olur.
ÖZGE- (Masajı bırakır. Topunu alır.)
TÜRKAN- Ne oldu kızım.
ÖZGE- Böyle söylemen gerekmezdi anne.
TÜRKAN- Buraya gel.
ÖZGE- (Türkan’ın yanına oturur.)
TÜRKAN- Minik bir kız büyümüş. Nasıl da güzelleşmiş. Yüzü gibi kalbi de, Melek kadar temizmiş. Kendine yetmeyi bilir. Üzemez o kimseyi. Başarır üstlendiğini, Benim kardelen çiçeğim.
ÖZGE- Naz edermiş bazen de Annesini üzermiş. Tatlı bir öpücükle, (öper) Hemen özür dilermiş.
TÜRKAN- Senin üzülmeni istemem kızım.
ÖZGE- Biliyorum anne... (Giderken Türkan’a döner.) Peki ya sen... Bende senin üzülmeni istemiyorum... (Çıkar.)
TÜRKAN- Doğru söylüyorsun gerçekçi olması gereken benim galiba...
ADAM- (Düdüğünü çalarak içeri girer.)
TÜRKAN- Yooo! Hayır.
ADAM- Hani sevdiğin cam tepsi vardı ya, rafın en üstünde duran. Her gelişimde indirmemi istediğim...
TÜRKAN- Göreceğim yerde olsun dediğim.
ADAM- Düştü birden bire kırıldı biliyor musun? (Türkan’ın yanına oturur.) Paramparça oldu.
TÜRKAN- İstersen toplarız birlikte.
ADAM- Açıkça konuşmaman zoruma gidiyor biliyor musun? Aynı şeyleri yeniden yaşamak, herşeyi bile bile, saniye saniye yaklaşarak ölüme, kendimi başkasına vermek, zoruma gidiyor biliyor musun? (Trenin kalkış sesi duyulur.)
ADAM- (Türkan’ın elini öper. Göz göze gelirler.) Ve çok güvendiğim kendime söz geçirerememek zoruma gidiyor biliyor musun? (Çıkar.)

TÜRKAN- Ya benim, benim de zoruma gidiyor ansızın terkedilmek. (Bir süre kısık ud sesi dinler.) (Elinde çay bardaklarıyla Bahri girer.)
TÜRKAN- Bahri, bunlar da ne?
BAHRİ- (Elindekileri masalardan birinin üstüne bırakır.) Senin şu küçük çaydanlığın nerde?
TÜRKAN- Ne yapacaksın?
BAHRİ- Benim içinde yeterli çay alıp almadığına bakacağım. Hadi kalk artık iskemleden (Elinden tutar.)
TÜRKAN- Nereye götürüyorsun?
BAHRİ- Sadece otur ve sobaya doğru ayaklarını uzat. (Çayları doldurup, birini Türkan’a verir diğer bardağıda kendi alır. Türkan’ın yanına oturur.)
TÜRKAN- (Ağlamaklı) Yine ağlıyorum... Ama bu kez yalnız değilim. Sen varsın, sen de ağlıyorsun. Çaresizlikten, umutsuzluktan değil. Sevgiden, mutluluktan.
ADİSYON KAĞIDI- (Girer. Seyircilere doğru yönelir.) Hep mutlu son bekleriz. Onca oyuncu içinde, onca karmaşık dekorda. Seyirciyi memnun ettiysek ne mutlu bize. Perde kapanıyor işte (Sırtını döner.) Türkan ablanın son dizelirinde, yeni oyunlarla buluşmak üzere

SAHNE KARARIR


YAZAN : Eda NACAR