"Osteoporozda Tanı ve Tedavi", Aktüel Tıp Dergisi, 2000
İleri yaşlarda oluşan ağrılı tablolarda hekimlerin sık karşılaştığı bir soru "Benim de kalça kemiğim kırılır mı?" sorusudur. Böyle panik içerisindeki bir hastayı tedavi etmeden önce panik tablosunu gidermek, onun tedaviye uyumunda ve başarılı sonuçlar alınmasında büyük önem taşır.
"Osteoporozda Tanı ve Tedavi", Aktüel Tıp Dergisi, 2000

İleri yaşlarda oluşan ağrılı tablolarda hekimlerin sık karşılaştığı bir soru "Benim de kalça kemiğim kırılır mı?" sorusudur. Böyle panik içerisindeki bir hastayı tedavi etmeden önce panik tablosunu gidermek, onun tedaviye uyumunda ve başarılı sonuçlar alınmasında büyük önem taşır.

Diğer taraftan ileri derecede osteoporotik olduğu halde bazı hastalar duyarsız olabilir. Böyle hastaları doğru bilgilendirmek hekimlerin önemli ama değeri tam bilinmeyen bir görevidir.Diğer taraftan osteoporoz "kemik yapısının bozulması, kemik kütlesinin azalması ve artmış kırılma riski" parametreleri içerisinde değerlendirilirken osteoporoz riskini artıran psikososyal etkenlerin ne olduğu oldukça önemlidir.

Yaşlanma Süreci

Hayatın uzatılması ve gençleşme konuları her çağda insanoğluna ilginç gelmiştir. 4000 yıllık Smith papirüsünün rulolarında "Yaşlı bir insanın genç bir İnsana dönüştürülmesine ilişkin" kitabın başlangıcında yer alan insanoğlunun bu beklentisi hiç değişmemiş hatta dünya zevklerini daha çok tattıkça daha çok "ebedi gençlik çeşmesini" arar olmuştur.

Gerontoloji ileri yaşla değil yaşlanma ile ilgilenir. İleri yaşın sorunlarını anlamak için yaşın ilerlemesi sürecinin tüm evrelerini bilmek gerekir.

Yaşlanma bir değişimler sürecidir. Sadece biyolojik ve fizyolojik olarak değil psikolojik ve sosyolojik alanları da kapsar. Bireyin bedeninde ağrılar ve hastalıkların başlaması İle birlikte belleği zayıflar, girişim ruhu ve ataklığı azalır ama bilgeliği ve ağırbaşlılığı artar.

Yaşlılık döneminin nasıl yaşanacağı çok önemlidir. Gençlik ve erişkin çağlardaki yaşam biçimi, beslenme hareket alışkanlıkları, oluşan hayat felsefesinin ileri yaşın dingin ve keyifli geçmesinde tartışılmaz değeri vardır.

Yaşlanma sürecini olumsuz olarak etkileyen bazı nedenler

● Verimli bir işten yoksun kalmak.

● Pasif kalmak zorunda olmak.

● Fiziksel gücün zayıflaması.

● Bedensel hastalıkların ortaya çıkması.

● Hayatın zevk veren deneyimlerinden ve sevinçlerinden vazgeçmek veya dışında bırakılmak.

● Ölüme yaklaşmanın bilincinde olmak.



Yaşlanmayı olumlu yönde etkileyen bazı etkenler

● Verimli bir işte çalışmak

● Emekliliği pasiflik olarak algılamamak.

● Yaşına uygun hareket, spor, yürüyüş gibi aktivitelerde bulunmak.

● Beslenme-kilo alma gibi beden sağlığı ile ilgili kurallara dikkat etmek.

● Sağlık kontrollerini gerekli bir biçimde ve zamanında yapmak.

● Gençlik zevklerinin yasını tutmak veya Özenmek yerine bugünü yaşamak. Zevk alacak bir şeyler bulmak.

● Hayatın bize verdiklerinin kıymetini bilmek. En ufak en yalın şeylerden
mutlu olabilen bir hayat felsefesi geliştirmek.

● Yaşlılığı hayatın güç bir dönemi olarak değil, hoş yanlarının da olduğu
bir kesiti olarak algılamak.

● Yaşlılığın; mantığın, tutarlılığın, hoşgörünün, sağlıklı muhakeme gücü ve sağduyunun, bilgeliğin zenginleştiği bir hayat dilimi olduğunu bilmek "Kendi bilgisine başvurulan bir yaşlılıktan daha hoş ne olabilir" diye düşünmek.

Yaşlanmanın genel biyopsikososyal yönleri öncelikle bîr İleri yaş sorunu olan osteoporoz için de geçerlidir. Sağlıklı ve başarılı bir yaşlanma, kemik yapısının bozulmasını önleyecek, kemik kitlesindeki azalmayı kontrol ederek kırılma riskini azaltarak osteoporoz için lazım olan gerçek profilaksiyi sağlamış olacaktır.



Kronik Stresin Sonuçları

Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) 12 Ekim 1990'da gerçekleştirdiği bir konferansta "yaşam biçimi hastalıklarından" söz edildi. Sanayileşmiş ülkelerde erken ölümlerin % 70-80'i yanlış yaşam biçimine bağlandı. Amerika Sağlık ve Eğitim Bakanlığı "Modern Katiller" olarak şu özetleyici açıklamayı yaptı. (California 1979)

● Biz kendimizi tasa etmediğimiz bir takım alışkanlıklarımızla öldürmekteyiz.

● Biz kendimizi çevreyi bilinçsizce kirleterek öldürmekteyiz.

● Biz kendimizi zararlı sosyal koşulların etrafımızda devam etmesine izin vererek öldürmekteyiz.

Çevre ve yaşam biçimleri çağımızda her zamankinden daha hızlı değişiyor. Bu değişikliklerin çoğu iyi niyetlidir ama zararlı ve tehlikeli yan etkilere yol açabilmektedirler. Bu yan etkilerin birey bazındaki sonucu da "stres" şeklinde ortaya çıkmaktadır.



Savaş veya Kaç Tepkisi

Organizmamız kendisini tehdit altında hissettiği zaman kendini korumaya yönelik bir tepki zincirini başlatır. Bir tehlike ile yüz yüze gelen canlı, başa çıkabileceği tehlikeyle savaşmaya başlar, başa çıkamayacağı tehlikeden ise uzaklaşmaya çalışır.

Organizmanın "Homeostasis"'ini bozan iç veya dış tehdide karşı psikolojik tepkilerin boyutu kişilik yapısı ile değişir ama biyolojik tepkiler bütün canlılarda birbirine benzerlikler gösterir.



Genel Uyum Sendromu

İlk defa Hans Selye'nin tanımladığı bir belirti kümesidir. Amaç bir uyaran tehlike olarak algılandığında otonom faaliyetler ve hormonal cevapla organizmanın iç dengesinin korunmasıdır. Reaksiyonel nitelikteki bu korunma olgusunun alarm dönemi, direnç dönemi, tükenme dönemi vardır.

Alarm döneminde

● Solunum sayısını artırarak bedene daha çok oksijen sağlanır.

● Kan basıncı yükselir, kalp ritmi hızlanarak kan dolaşımı süratlendirilir, her bölgeye daha çok kan gider.

● Kaslar daha gergin hale gelerek kuvvet gerektiren işlere hazırlık sağlanır.

● Sindirim faaliyeti yavaşlar, bu bölgedeki kan öncelikle beyine gider, bağırsak ve mesane kasları gevşer. İdrar ve gaita kaçırma olabilir. Vücut sindirimi ikinci plana atmıştır.

● Gözbebekleri büyür, ışığı daha fazla algılayarak uyanık olma sağlanır.

● Karaciğer ve kaslarda depolanmış yağ ve şeker kana karışır, vücuda gereken enerji daha kolay sağlanır.

● Kanda alyuvar sayısı artar, böylece beyine ve dokulara taşınan oksijen miktarı artar, kan pıhtılaşma İşlemi yavaşlamaya başlar. Çünkü heparin salgılaması artmıştır.

● Beş duyu uyanık hale gelir, dış algı artar, herhangi bir dış tehlikeden haberdar
olmak için bu mutlaka gereklidir.

İlk safha öncelikle nörovejetatif faaliyetin bîr sonucudur. Ancak hipofiz sürrenal ekseninin özellikle glukokortikoidlerin bu dönemdeki rolü çok belirgindir.

Direnç Dönemi ve Tükenme Dönemleri

Stres büyük boyutlarda ise veya kronikse tükenme ve hastalık belirtileri ortaya çıkar.



Kronik Stresin Etkileri

Akut stres daha çok otonom sinir sisteminde sempatik aktivasyon yaparken "Kronik Stres" parasempatik sistemde aktivasyon sağlar. Parasempatik sistem tamir ve koruma fonksiyonlarını üstlenir. Kronik stresin en çok etkilediği sistem nöroendokrin sistemdir. Merkezi sinir sisteminde Hipotalarnusta başlayan bu sistem Locus Cereleus gibi Noradrenerjik nöronları ve Hipotalamik-Pitüiter-Adrenal(HPA) eksen gibi hormonal faaliyeti kapsar.

Kronik streste en çok etkilenen HPA eksenidir.

Stresin kemik anabolizması üzerine etkisi

Glukokortikoidler sadece GH ve gonadal stereoidlerin yapımına değil aynı zamanda yağ dokusu yıkımına, kas ve kemik anabolizmine etki etmektedirler. Stres sisteminin kronik olarak uyarılması osteoblastik aktiviteyi baskılar, kemik ve kas kitlesini azaltır, visseral yağ dokusunu yükseltir.

Psödo-Cushing sendromu olarak da klinik tabloda, yağsız beden kütlesinde azalma, visseral şişmanlık, insuline direnç, dislipidemi, hipertansiyon mevcuttur. Bu kilinik tablonun özelliği melankolik depresyon veya kronik anksiyete bozukluğu ile birlikte bulunmasıdır.

Kemik kitlesindeki azalma bir süre sonra kişiyi osteoporoza ve şüphesiz onun nihai sonuçlarına doğru götürür.



Osteoporozlu Hastaya Psikiyatrik Tedavi Yaklaşımı

Osteoporoz hastalığına semptomatik döneme geçmeden önce ve geçtikten sonra tedavi yaklaşımları farklı olmalıdır. Semptomatik dönemde olmayan ama risk grubunda olan hastalarda "Örtülü bir Depresyon" olup olmadığı bir parametre olarak daİrna göz önünde bulundurulmalıdır. Kronik stres içerisinde olan bir osteoporozlu hastaya yapılacak medikal tedaviler bir noktaya kadar sonuç verir. Bu sebeple osteoporozu tedavi etmeye çalışan hekimler hastalarına multi disipliner düşünce sistemi içinde yaklaşarak gerektiğinde psikiyatrik yardım için onlara yol göstermelidirler.

Osteoporoz semptomları ile gelen hastalar üç grupta değerlendirilmelidir.

1-Panik içindeki hastalar. Basının osteoporoza olan abartılmış ilgisi, ilaç firmalarının desteklemesi ile aşırı duyarlı ve bilinçli insanlar sırtı veya beli ağrısa "Acaba kalçam kırılacak mı?" paniği ile hekime gelebilmektedirler. Böyle hastaları öncelikle mutlaka aydınlatmak gerekmektedir. Sabırla yapılacak bilimsel bir açıklama şüphesiz hastanın, daha sonra hekim hekim dolaşmasını önleyecektir .

2-İkinci grup hastalar duyarsız bireylerdir. Bu hastaları doğru duyarlılaştırmakta hekimin göz önünde tutması gereken bir durumdur. Eğer tedavi olmazsa hastada ortaya çıkabilecek sonuçlar fazla abartmadan anlatılmalıdır.

3- Üçüncü grup hastalar osteoporoz, tablosuna depresyon eşlik eden hastalardır. Bireyin neşesizlik, durgunluk, enerji azalması, hayattan zevk almama, uyku-iştah bozulması, sinirlilikte artış gibi depresif semptomları sorgulamak bütüncül nitelikte bir hekim yaklaşımıdır. Prognozu belirlemede ve tedavi planını isabetli yapmada bu değerlendirmeler doğal olarak hekime kolaylık sağlayacaktır



Hasta-Hekim ilişkisinde bazı öneriler

Fiziksel hastalığı olan ağrı çeken, hekimden yardım İsteyen bir bireyin tedavisini tam yapabilmek ve tedaviye uyumunu sağlayabilmek İçin Hipokrat zamanından beri bilinen bazı kuralları hatırlatmakta fayda vardır.

1-Bilgilendirme : Bilinmeyenden korkmak insanın doğasında vardır. Bir insan düşününüz anatomi-fizyoloji bilmiyor ve vücudunun bir tarafı ağrımaya başlamış. Genellikle ilk aklına gelen en kötü hastalık İhtimali olur. Hekime gidip danıştığında İkna olursa iç rahatlığı ile hayatını sürdürür. Eğer ikna olmazsa başka hekime gidecek veya ağrısı ile obsesif bir şekilde uğraşmaya başlayacaktır. Bu noktada hastanın hekime güvenmesi gerekmektedir. Hekimin açıklayıcı ve güven verici yaklaşımı hastanın iyileşme beklentisi İçerisine girmesinde altın değerinde önem taşır.

2-Hastaların yakınları ile yaşadığı sorunlar

Hasta insan güçsüz, hayat yükünü taşımakta zorluk içindedir. Eşinin veya yakınlarının kendisinin arkasında olduğunu düşünmesi ve psikososyal desteğine güvenmesi tedavi İçin yapacağı çabada ona büyük kolaylık sağlayacaktır. Bu nedenle hasta yakınlarının aydınlatılması ve desteğin teşvik edilmesi gerekirse aile terapileri önerilmesi tedavi başarısını artıracaktır.

3-Ümit ve iyileşme beklentisini azaltmamak

Kanserli hastalar için hekimlere şu önerilir. "Ümidini yok etmeden gerçeği kabullendir." Gerçektende İyileşme beklentisi içindeki hastalarda ortaya çıkan plasebo etki ile % 40 oranında tedavi daha kolaylaşmaktadır. Ayrıca iyileşme beklentisi içerisindeki hastaların nöroendokrin sistemindeki stres hormonlarının daha az salgılandığı dolayısıyla immun sistemin daha sağlıklı çalıştığı bilinen bilimsel bir sonuçtur. Demek ki hekim olarak hastayı biyolojik bir makine olarak düşünmemeliyiz. Şüphesiz hastalara fizyolojik ve psikolojik bakımdan bir bütünün parçaları olduğunu bilerek yaklaşım yapılması gerekmektedir.

4-Osteoporozlu bir hastada ruhsal bozukluk ortaya çıkmadan hastanın ele alınması

Hastanın ruhsal durumu dikkate alınmadığı için osteoporozda bir süre sonra ruhsal bozukluklar ortaya çıkarsa hastanın yaşam kalitesi ileri derecede bozulacaktır. Böyle durumlarda hekim hastalığın bu boyutunu erken yakalamaya çalışmalıdır.

Yaşam kalitesini yükseltmek İçin hastanın psikososyal durumu ciddi bir şekilde değerlendirilmeli ve gerekli psikiyatrik tedavi erkenden düzenlenmelidir..


Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 419
favori
like
share