İstiklal caddesinde ne kadar zamandır yürüyorum? farkında değilim.


Hayal kahvesinde, Mercan Dedeyi dinlerken buluyorum kendimi o Ney`i, üflerken ben yüreğimdeki sırları çıkarıyorum masaya bir, bir…
Neler, neler anlatıyor.
Anlatmıyor... ağlıyor ney, yüreğim gibi...Ayrılıklardan bıkmış ,sevgisizlikten şikayetçi.Alıp gotürüyor beni Meriç kıyısındaki o küçük eve,iki oda, bir sofa olan küçücük bir ev burası sevdanın hakkını vermiş burada yaşayanlar, duvarları sevda kokuyor,Selanik`ten göç sonrası burası yuva olmuş onlara sevgiyle örmüşler duvarlarını binbir emekle tıpkı oya gibi nakış, nakış.
Bu evde doğmuş dört çocuk, sevgiyle büyütmüş anne, baba onları imkanlar kısıtlıymış belki ama yüreklerindeki sevgi öylesine büyükmüşki hiç önemi yokmuş,maddiyatın,akşam olunca gaz lambasıyla aydınlanan o küçük ev ışıl, ışılmış her dem.


Bahçesinde meyva ağaçları, salkım söğütleriyle cennetten bir köşe gibi,önlerinde uzayıp giden Meriç ninni söylermiş onlara geceleri,biraz ilerideki pirinç ve ayçiçeği tarlaları eşsiz bir tablo gibiymiş gözlerinin önünde...Hazan mevsimi erken gelmiş, bu sevgi bahçesine, ev halkını bir telaş, bir hüzün almış,büyükler anlıyormuş olan biteni fakat evin en küçüğü anlamıyormuş anlatamıyorlarmış ona.

Yasaklanmış öpmeler,saçlarını okşamaz olmuş babası,anlam verememiş beş yaşındaki melek, bu duruma babasının pamuk şekeri üzgünmüş.Annesi bazı günler izin veriyormuş babasına yaklaşmasına ama neden babası ağzını, annesinin oyalı yemenileriyle sarıyormuş? ve elini neden yıkıyormuş babasının sabunla annesi, melek öpmeden önce? işte bunuda aklı almıyormuş, melek bunları oyun sanıyormuş bazen alaylı bir gülümseme yayılıyormuş yüzüne.
Nasıl anlatılırmış ki babasının verem denilen dermansız hastalığa yakalandığı, bir zaman sonra onları bırakıp gideceğini anlatamamışlar...Bazen kimse görmeden atarmış kendisini babasının güçsüz kolları arasına,öper,öper,öpermiş babasını, annesinden gizli sonra ağlarmış birde gıdından öpiyim diye melek, ağlarmış ev halkı ağlarmış sessiz sessiz...

Acı gün gelmiş, ev köy halkıyka dolmuş giden, gelen anlamsız bir kalabalıkmış melek için ağlayan annesinin yamacına sığınmış ölümle çok küçük yaşta tanışmış melek... sormuş ``babam nereye gidecek?`` cevap vermekte zorlanmış annesi melek sormalara devam etmiş ``gömecekmisiniz babamı`` annesinin boğazına bir düğüm daha atmış melek adeta, devam etmiş melek o çocukluğun verdiği saflıkla yüreğindeki lekesiz sevgiyle tarif etmiş acısını ve isteklerini ``benide gotürün, babamın elini toprağın altına koymayın, ben arada gidip öpücem babamın elini``


Köy halkı ve akrabalar oyalamaya çalışmışlar meleği, birden ``salıncak isterim`` demiş melek,şaşırtmış yine çocuk saflığıyla herkesi, annesi ``kurun salıncağını dut ağacına,babasının son vasiyetiydi üzmeyin meleğimi eritmeyin pamuk şekerimi, acılarınızla ardımdan demişti`` melek sallanırken salıncağında, köy halkı taşıyordu eller üzerinde Ferit babanın tabutunu...
Hayal kahvesinde gözümde yaşlar dinliyorum Mercan dedeyi Ney ağlıyor yüreğim ağlıyor...


Bir kadına ağlıyorum zamansız vermiş sevdasını toprağa
Bir adama ağlıyorum doyamadan gitmiş evlatlarına canı gibi sevdiği karısına,çocuklara ağlıyorum babasız geçecek ömürleri VE MELEĞE TABİKİİ


VE ağlıyorum hoyratça harcanan sevdalara
İnsanların; günü birlik, ten baraberliklerinin adına sevda demelerine, ağlıyorum doyasıya...



Selma Polat

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 270
favori
like
share