suriye - suriye bağımsızlık mücadelesi - bağımsız - suriyenin bağımsızlığı

1936 yılında Suriye’nin Fransa dış ticaretindeki yeri ve stratejik önemi tartışılmaya başlanmıştı. Leon Blum’un Liberal Sosyalist hükümeti iktidarındaki Fransa’nın yaklaşan 2. Dünya Savaşı öncesi ilgisini Avrupa’ya yoğunlaştırmak zorunda kalması, Suriyelilere yıllardır bekledikleri fırsatı vermişti ve 1936 yılında imzalanan bir anlaşma ile Haşim Atassi’nin başkanlığında ulusal bir hükümet kurulması kabul edildi.
1937 yılında, Fransızlar, 1920’li yılların başında etnik yapılarına göre Suriye’den ayırdıkları Cebel-i Dürüz ve Lazkiye bölgelerinin yeniden Suriye’ye bağlanması ve hükümetin yerel yetkilerinin artırılması gibi koşulları kabul ettiler. Daha önce olduğu gibi Suriye’de manda idaresindeki nüfusun çoğu, milliyetçi liderlerin tüm çabalarına rağmen kendilerini Suriyeli Arap olarak görmüyordu. Arap milliyetçisi düşünürlerin bu dönemdeki tüm çabası, Arap halkını “kabile”, “bölge”, “din” gibi bölünmelerden arındırarak, bir liderliğe bağlamak, böylece Fransızlar karşısına tek bir güç olarak çıkmaktı. Bu arada, Suriyeli Hıristiyanlar eskiden olduğu gibi Fransa’ya güvenmeye devam ediyor; köylü gruplar, kabileler ve şehirlerdeki alt sınıfların önemli bir bölümü, grup ve bölgesel sadakatlarını sürdürüyor ve kendilerini bir Suriyeli Araptan daha çok Sünni Müslüman Arap olarak görüyorlardı. Bu koşullar altında, Mısır ve Irak’ın aksine Suriye, yüzyılın başında Arap milliyetçi düşüncesinin doğuşuna ev sahipliği yapmasına rağmen, ulusal birliğin odağı olabilecek bir lider hala çıkaramamıştı. Fransa’ya karşı mücadele kısmi bir zafere ulaşınca (ve özellikle 1936 anlaşmasından sonra) Ulusal Grup liderlerinin ulusal amaçlardan çok bölgesel çıkarları temsil ettikleri daha fazla göze çarpıyordu.
2. Dünya Savaşı’nın başlaması ardından Suriye’nin bağımsızlık süreci de hızlandı. Yukarıda belirtildiği gibi, Lübnan’ın ayrı bir devlet yapılması, fakir Alevilerin çoğunlukta olduğu Lazkiye’nin bağımsız bir idari bölge haline getirilmesi ve 1939 yılında Hatay bölgesinin Türkiye’ye geçmesi gibi aşamalarla bugünkü modern Suriye’nin sınırları çizilmişti. Suriyeli yerli elit, parlamenter bir yapı oluşturarak ülkenin yönetimini ele geçirmeye çalışırken, çoğunluğunu “azınlık” mensuplarının oluşturduğu askeri elitler ise Baas Partisi çevresinde odaklanmaya başlıyordu.
1943 yılı Temmuz ayında yapılan genel seçimlerde Fransız karşıtı milliyetçi cephe hükümeti oluşturularak Şükrü el-Kuvvetli devlet başkanı seçildi. Fransızlar, bölgede artık kendileri için sonun yaklaştığını anlamışlar ve bunun önüne geçmek için son şanslarını kullanarak tutuklama ve şiddet kampanyalarını arttırmışlardı. Suriye hükümeti, 1944 yılında, Fransızların yanında milliyetçilere karşı savaşan Özel Birlikler (Troupes Speciales du Levant) dahil, ekonomik, sosyal ve eğitim gibi toplumun tüm alanlarında hakimiyeti ele geçirdi. Fransa’nın tüm muhalefetine rağmen, Sovyetler Birliği ve ABD’nin Eylül 1944 tarihinde Suriye ve Lübnan hükümetlerini ön koşulsuz olarak tanımaları ve bir yıl sonra İngiltere’nin aynı yolu izlemesi, Fransa üzerinde büyük bir baskı oluşturdu. Paris yönetimi, milliyetçi hükümetin kendisine özel haklar vermesi karşılığında çekilmeye razı olurken, Ocak 1945 tarihinde Suriye hükümeti, ulusal ordu kurduğunu bildirerek, Fransızlara savaş ilan etti.
Fransızlar, ülkedeki kültürel, ekonomik ve stratejik çıkarlarını garanti altına alacak koşulları kabul eden bir anlaşma imzalamadan çekilmemekte diretince, Mayıs 1945 tarihinde Şam, Halep, Humus ve Hama’da yoğun çatışmalar yaşandı. İngiltere Başbakanı Churchill’in bölgeye askeri birlik göndereceği yolundaki tehditleri üzerine General Charles de Gaulle, ateşkes ilan ederek, Şubat 1946 tarihinde ilan edilen BM çözümünü kabul etti. 15 Nisan 1946 yılında tüm Fransız askerleri Suriye topraklarından çekilerek 25 yıllık manda yönetimini sona erdirdi.
Fransızların geri çekilmesi ile Suriye tarihinde yeni bir dönem başladı. Ancak bağımsızlık dönemi, Fransız işgali sırasında ertelenen tüm ayrılıkları gün yüzüne çıkarmakla kalmamış, aynı zamanda da ülkeyi bu çıkar grupları arasındaki savaşın içine sürüklemiştir. Kimi müellifler, modern Suriye’yi 1920-45 Manda döneminde Alevilerin yükselişi, 1946-1963 Sünni hakimiyeti, 1963-1970 Alevilerin birleşmesi, 1970 sonrası Alevi hakimiyeti olarak dört aşamada değerlendirmektedirler.
Aslında Suriye’nin bağımsızlığı, her ne kadar birçok kesimin çabaları sonucu gerçekleşmiş olsa da, seçkin Sünnilerin bir zaferi olarak görülüyordu. Bu kesimin üstünlüğü, aldıkları eğitimin, yönetim tecrübesinin ve faal kesimleri yönlendirebilme yeteneklerinin yanı sıra, toprak sahipliğine dayalı zenginliklerinden geliyordu. Osmanlı dönemine kadar uzanan bu avantaj, söz konusu Sünni kesimlerin Fransız manda yönetimi altında da büyük toprak alımlarını sürdürmeleri soruncu devam etmişti. 1946 yılına gelindiğinde, bağımsızlık sonrası ülkenin politik yaşamı 50 kadar ailenin kontrolü altında bulunuyordu. Bu kişiler, Fransızların kırsal kesim ve kabilevi bağlardan gelen seçkinleri desteklemesine rağmen, iyi organize olmaları nedeniyle 1919 ile 1949 yılları arasındaki tüm Suriye meclislerinde, hakim durumda idi.
Aslında, bağımsızlık sonrası ülkenin sosyal ve siyasi görünümü hiçte iç açıcı sayılmazdı. 1948 yılına kadar Şamlı politikacıların hakim olduğu Ulusal Parti ile, Halepli tüccar sınıfının yönlendirdiği Halkçı Parti iki ayrı siyasi güç olarak öne çıkmaya başlamıştı. Bunun dışında 1943 yılında Mişel Eflak ve Salahaddin Bitar tarafından kurulan ve çoğunlukla azınlıkları bünyesinde barındıran Baas Partisi, bu dönemde güçlü bir tabana sahip bulunmuyordu. Halepliler, politik ve ekonomik yaşamda etkinliği ele geçirmek için Şamlılarla mücadele ederken, kırsal liderler, çıkarlarının çakıştığı şehirli elitlere adeta savaş ilan etmişlerdi. Toplumun en fakir kesimini oluşturan Aleviler, Sünni kontrolden kurtulmak için ayaklanma provaları yaparken, her etnik sınıf kendi grupsal çıkarlarını yaşatacak kurumsal yapılarını koruma mücadelesi veriyordu. Ülkenin geleceğini şekillendirmek için Fransız kültürü ve Amerikan bağımsızlık düşüncesinden etkilenmiş şehirli yeni genç nesil, yaşlıları dinci (religious-minded leaders) olmakla suçlayıp, laik bir gelişme modeli için uğraşıyordu.
Halepli seçkinler daha çok Irak ve Haşimilere eğilim gösterip 1918 yılında Faysal’la beraber olmuş yaşlıları tercih ederken, eğitilmiş Şamlı genç nesil ise bu kişileri İngilizlerin piyonu olmakla suçlayıp, demokrasi ideallerini sahiplenerek, batı ile iyi ilişkiler kurulmasını savunuyordu. Bir kısım gruplar, Sovyet bloğu ile yakınlaşmaktan bahsederken, diğer bir kesim de Arap dünyasına ağırlık verilmesini savunuyordu.
Suriye bağımsız bir politik varlık olabilmişti fakat hala ortak anlayışa sahip bağımsız bir topluluk değildi. Yani, “ülke” vardı ama henüz homojen yapıda bir “millet” yoktu.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1300
favori
like
share