Sabah evden çıktınız, işe gidiyorsunuz. Bir bakıyorsunuz ki caddede iki kişi birbirine sille-tokat girişmiş. Birisinin burnunun kanadığını fark ediyorsunuz.

Görmemiş gibi yaparak geçip gidiyorsunuz.

Biraz ileride iki araba kafa kafaya gelmiş. Önemli bir hasar yok ama iki adam dışarı çıkmış birbirlerine ağza alınmaz küfürlerle saldırıyorlar.

Bunu da duymamış gibi davranıyorsunuz.

İşe geliyorsunuz ki feci bir gerilim var. Hava elektrikli, insanlar birbirleri hakkında söyleniyor, diş gıcırdatıyor. Sonunda beklenen oluyor ve iki kişi arasında bir tartışma patlayıveriyor.

Bir arkadaşınız elindeki evrakları bir başka arkadaşınızın suratına çarparak “Yetti be artık, canımdan bezdim, arkamdan iş çevirme!” diye haykırıyor.

Birkaç kişi kavgayı ayırıyor. Siz görmezden gelmeye çalışıyorsunuz.

Akşam eve dönerken bir kapkaççı, bir kadının çantasını çalmaya teşebbüs ediyor. Yoldan geçenler genç kapkaççıyı yakalayıp eşek sudan gelene kadar dövüyor, ağzını burnunu kırıyorlar. Polis düdükleri duyuluyor.

Trafik sıkışmış. Herkes birbirine el kol işarete yaparak kornalar basmakta. Cehennemî bir gürültü var ortalıkta.

Bunların hiçbirine aldırmayıp eve geliyorsunuz; o gün hiçbir olaya karışmamadan kendinizi eve atmanın huzurunu yaşamak istiyorsunuz.

Ama olmuyor. İçinizde bir kasılma, bir sertlik, bir korku var.

Size hiçbir şey olmadı, hiçbir olaya karışmadınız ama yine de gün boyunca karşı karşıya geldiğiniz olaylar sizi gergin kıldı. Artık siz de her an patlamaya hazır bir bomba gibisiniz.



İşte Türkiye’in hali bu.

Ortalıkta o kadar çok kavga, o kadar çok gerilim var ki; hiçbir olaya karışmasanız bile siz de ister istemez nasibinizi alacaksınız bu ortamdan.

Havadaki nefret neredeyse elle tutulur hale gelmiş.

Parti başkanları birbirlerine en ağır dille saldırıyor, bağırıyor, haykırıyorlar.

Gazetelerde köşe yazarları birbirlerine küfür ediyorlar.

Ekrana çıkanların çoğu neredeyse birbirini dövecek halde.

Bu ortamı paylaştığınız zaman bir şeye karışıp karışmıyor olmanızın bir anlamı yoktur.

Ortamınız budur. Soluduğunuz havada nefret vardır. İster istemez etkilenir, fark etmeden siz de birilerine bela okumaya başlarsınız.


İşte hal-i perişanımız bu.

Oysa hepimize bir tek ömür verilmiş. Bir süre sonra paydos zili çalacak ve ebedi uyku başlayacak.

O zaman ne kavgaların farkında olacağız, ne nefretlerin.

Bu kısacık ömrü, bu kadar büyük ihtiraslarla, ego çarpışmalarıyla, sen ben horozlanmalarıyla tüketmeye değer mi?

Bu hayatta aşk var, aile, dostluk, sanat var, kendinden geçerek kahkahalar atmak var.

Bunu yapmak yerine niye dişlerinizi sıkarak, birilerinden öç almaya çalışarak yaşayacaksınız ki.

Değer mi?

zülfü livaneli

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 273
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 29.03.2009 17:52
Bu kısacık ömrü, bu kadar büyük ihtiraslarla, ego çarpışmalarıyla, sen ben horozlanmalarıyla tüketmeye değer mi?

Değmiyeceğini Hepimiz Biliyoruz Ama..Emeğine Sağlık..