Konuşurken dilimin, yazarken kalemin ucuna biriken tüm heceler ağlamakta. Sancılarımıza takılmış doğumlar, ani ölümler kadar saplantılı. Gizli özneler belirtisiz nesnelere sarkıntılık ediyor. Dolaylı tümleç sallantıda. Konuşmuyoruz ki biz, sadece boğazımıza gelen artıkları kusuyoruz. Rafine bir hayat tıkılmış zihinler görevini aksatıyor. Çoğul yüklemler, bir başına kalmış tekil zamirleri yağmalamakta. Buz yanığı güneşlerle ısıttığımız yürekler ince (s)uçlu kalemlerle karalanmakta. Tanrının (g)azabından kaçan tümceler sessiz.
Susuyorum... Sustum.

(B)ölünemez bütünlüklere inar 'c'esaretsiz çığlıklarımız kesik ve tiz. Kırmızıya (b)ulanan kılıçların böğrümüzde açtığı kuyular yoksa kurudu mu? Faili ve meçhulü aynı mezarda yatmakta kalleşliklerin. Kelimeleri kayıp bir destanın, sonsuza dek dul kalmış imgeleriyle süslü toprağımızın altına kedinin pisliğini örttüğü gibi örttükleri yolsuzlukları bizler de mi gömdük?
Unutuyorsun... Unuttun.

Gecenin karanlık yüzünde gördüğüm o aydınlık nokta gündoğumunda anlamını yitirecek nasılsa. Ruhlara paylaşacak gökyüzü bile kalmayacak, parsel parsel satacaklar tükürdüğümüz nefesleri. Ufal(an)dıkça devleşen, karikatüre mal olmuş suratları suya tutsak akar mı boyaları? Gitti gidiyor. ''El''den ne gelir... Üç tarafı denizlerle çevrili bu suskunluğun açık arttırmaya çıkarıldığını görmüyor muyuz?
Satıyor... Sattı!

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 240
favori
like
share