Sen hüzünlü bir yağmur tanesiydin, kin tutan mart ayından kalmıştın. Bense zamanın salıncağından ha düştü ha düşecek bir silüet. İkimizde gençtik bir zamanlar, ben deli rüzgara meydan okurdum, sen onu sırtında küheylan olurdun. Ben yaşlanıyorum, sen hala tazecik. Ama hep aramızda naz makamında bir muhabbet vardı. Kimi zaman saçlarımı okşar, kimi zaman iliklerime işlerdin. Gelip dokunurdun, vurur kaçardın. Sen tatlı bir yaramaz çocuktun ve hep saçlarımda oynardın. Bir eylülde birde nisanda görürdüm seni, bilsen olmadığın zamanlarda ne kadar özlerdim.

Sustu uzun uzun ve “seni üşütmek istememiştim” dedi.

Evet dedim eskiden üşümezdim, hatta nasılda severdim seni, gene seviyorum ama artık dokunuyor. Hele rüzgarın saçlarına tutunup hızlanıyorsun da sonra vuruyorsun ya, çok canım yanıyor.İşte o yüzden gözlerimi kısıp, kafamı çeviriyorum. Sanma ki seni sevmediğimden yada senden kaçtığımdan belli ki artık tahammül edemiyorum. Ben seni gerçekten seviyorum. Hatta ben senin daha çok adını seviyorum. Hangi yaşta olursam olayım, sağlık durumum ne olursa olsun. Yüzüme, gönlüme, ellerime düşüşünü seviyorum. Bir haber gibi, bir mektup gibi, bir umut gibisin. Benim için hiçbir zaman bir unutuşun adı olmadın. Her gelişinde ve beni terk edişinde yüzümdeki ıslaklık göz yaşlarıma karışmış yağmur damlalarıydı. İşte o yüzden nisan, işte o yüzden eylül. İşte o yüzden yağmur, işte o yüzden;

“Sen beni yağmurdan sonra gör,

Asıl o zaman güzelleşiyorum.”

Gözlerinden yaşlar boşanıyordu, ağlama dedim. Gözlerimin içine mahcup bir eda ile baktı. Ama ben hep ağlarım dedi.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 336
favori
like
share