Bediüzzaman inziva sırasında sürekli namazda oturur gibi oturduğundan
ayakları yara olmuştu.

Talebesi Molla Resul, Bediüzzaman Said Nursi'nin ayaklarına merhem sürerken
"Hepimiz Allah'tan korkuyoruz. Ama senin ödün patlıyor! Sen de bizim gibi
otursan ayağın yara olmazdı." diyor. Said Nursi, "Kısa ömürde, kısa dünyada,
ebedi hayatı kazanmaya gelmişiz. Hem burada rahat olayım, hem cenneti dava
edeyim. Olmaz böyle bir şey. Onun için cesaret edemiyorum böyle rahat
oturmaya." diyerek emek sarf etmeden cennete girilemeyeceğini söylüyor.

Dünya ahiretin tarlasıdır. Ne ekersen onu biçersin. Dünyada ne ekmeliyiz?
Ölüm öldürülemiyor, ahiret kapısı kapanmıyor. Ağaç köklerini, bitkileri yer
altında koruyan, yaşatan Allah, toprak altındaki insanları da diriltecektir.
Ölmekle beden ölür, ruh yaşamaya devam eder. Kur'an-ı Kerim'de "... Ölü iken
sizi O diriltti, sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na
döndürüleceksiniz." (Bakara, 28) buyruluyor.

Dünyaya gelmemizdeki gaye, Allah'ın verdiği beyinle İslam'ı öğrenmek,
anlamak ve yaşamaktır. Bir şahıs elektrikçiliği öğrenir, elektriği anlamazsa
kaza yapar. İşte İslamiyet'i öğrenmek de yetmiyor, anlamak lazım ki harama
girilmesin. Dünya hayatıyla İslami hayat bütünleşmelidir. Dünya hayatıyla
ahiret hayatı ayrı olamaz. Zaten İslamiyet, dünyada yaşanacak bir dindir.

İslam'a hizmet, Müslümanca yaşamaktır. Cennete giden yollar, dikenli ve zor
gibi görünür. Yol zor değil, sıkıntılı değil... Adamın biri yalın ayak
dolaşıyor, fakirliğine üzülüyormuş.



Bakmış ki yoldan gelen bir adamın ayağı
yok "Çok şükür!" demiş. "Benim ayakkabım yok ama ayağım var." Şuurlu
Müslüman'ın sıkıntısı yoktur. Çünkü sıkıntıyı rahmet olarak görür. Hasta
olur, hastalığı Allah'ın hediyesi kabul eder, fakir olur, o haliyle
şükretmenin zevkini tadar.

Çok zengin bir adamın çocuğu felç olmuştu. Diyordu ki: "Servetimin bütününü
vereyim, şu çocuğumu iyileştirin..." Biz zannediyoruz ki o adam çok zengin.
Halbuki servet denen şeyi bir "tedavi" için tüketmeyi göze alıyor. Huzur,
insanın içinde olmalıdır. Saraylarda oturan insanlar rahat mıydı? İnsanın
içinde sıkıntı varsa dışarıdaki konfor bir mana ifade etmez. Bu sebepten
şuurlu Müslüman'ın başına gelen felaketler, bize göre felakettir, ona göre
rahmettir.

Said Nursi Barla'da dağın başında otururken diyor ki: "Sungur, beni öldürmek
için uçaklar gelse, ben derim ki "Sungur bana bir kahve yap!" Ki, üstad pek
kahve içmezdi. Her türlü kötülüğe, zulme, haksızlığa razıydı. Çünkü bunları
Allah'tan gelen rahmet olarak görürdü. İşte hayatın iyi ve kötü tarafları
bizim anlayışımıza bağlıdır. Üstad Bediüzzaman, "Bin canım olsa imana ve
ahirete feda etmeye hazırım." buyurmuş.

Osmanlı Devleti zamanında ve daha eskilerde savaşa giden askerler, "Allah'ım
bana şehitliği nasip et." diye dua ediyorlardı. Ölümden korkmayanı düşman
korkutamaz. Böylece onlar zaferden zafere koştular. Yavuz Sultan Selim
düşman kumandanına diyor ki: "Eğer bizim üstümüze gelirseniz sizin dünyayı
sevdiğiniz kadar, ahireti seven askerlerimle karşınıza çıkacağım."

Biliyorlar ki şehitler ölmez. Vuruldukları an, cennet hayatına geçecekler.
Hürmet ettiğim bazı insanlar vardı, hâlâ var. Onları üzmemek için dikkatli
hareket ederim. Onları üzmekten korkarım. Bu kadar nimetleri bana veren
Allah'a karşı saygısızlık yapmaktan korkarım. Kalbimizi çalıştıran Allah,
hayalimizden geçenleri bilir. Elhamdülillah beynimizde İslami ilimler,
kalbimizde iman var. Böylece dünya denilen bu mekanda "İnsan" olduğumuzu
Allah'ın izniyle ispat edip, ahirete gideceğiz inşallah. Dünya denilen bu
fabrikada çalışıp, ücretimizi almaya gideceğiz inşallah...



HEKİMOĞLU İSMAİL

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 707
favori
like
share
çalıkuşu Tarih: 02.04.2009 11:10
Elhamdülillah beynimizde İslami ilimler,
kalbimizde iman var. Böylece dünya denilen bu mekanda "İnsan" olduğumuzu
Allah'ın izniyle ispat edip, ahirete gideceğiz inşallah. Dünya denilen bu
fabrikada çalışıp, ücretimizi almaya gideceğiz inşallah...

inşallah emeğine sağlık AllAH razı olsun..
Asiyan Tarih: 02.04.2009 08:17
İnşallah Allah razı olsun arkadaşım...