Mutlu olacak kadın var, mutsuz olacak kadın! Evlilikte mutluluk ve mutsuzluk, kadının kiminle evlendiğine ve evlendiği kişinin nasıl davrandığına bağlı olmaktan çok, bizatihi kadının kendisi ile ilgilidir. Kadınların yüzde 80’inin, belki daha fazlasının şikâyetçi oldukları evliliğe ve evlilik içinde erkeğe nasıl baktıklarını görebilir ve kendilerine gösterebilirsek, mutsuzluğu mutluluğa çevirecek ip uçlarına ulaşabiliriz.

‘Mutluluk’ ya da ‘mutsuzluk’ kişinin bizatihi kendi içinde cereyan eden duygularla gerçekleşeceğine göre, bir anlamda kadın mutlu olup olmayacağı sahip olduğu duygu ve davranışlarını tanıması ve kontrol etmesini bilmelidir.
Kadınların yarısından çok fazlası mutsuzluktan şikâyet ediyor ve bunu genellikle erkeğe bağlıyorlarsa burada bir problem var demektir. Kadınların çoğunun ifade ettiği şekilde problemi tamamen erkeğe bağlamak hem doğru olmaz, hem de bizi çözüme götürmez.
Evlilikte mutsuzluğun iki anlamı var; ya bu ülkenin insanları evliliğe uygun değil, ya da evlilik onları beklentilerine cevap verecek şey değil.
Bu toplum evliliğe taraftar. Hatta evlenmemeyi dışlayıcı bir anlayışa sahip. Taraflar, kadın ve erkek olarak bu işe istekli, ama mutsuz.
Eğer mutsuzluk varsa ‘başarı’ yok demektir. Başarı yoksa iki tarafı da sorgulamalı. Öncelikle de en çok şikâyetçi olan üzerinde, yani kadın üzerinde yoğunlaşmalı. Kadının evlilikle ilgili beklentileri ve evlilikteki tavırlarını gözden geçirmeli.
Kadınların yüzde 80’inin, belki daha fazlasının şikâyetçi oldukları evliliğe ve evlilik içinde erkeğe nasıl baktıklarını görebilir ve kendilerine gösterebilirsek, mutsuzluğu mutluluğa çevirecek ipuçlarına ulaşabiliriz.
Kadın Kendini Nasıl Mutsuz Eder?
Kadının, bir anlamda kendi kendini mutsuz eden evlilik içi davranış ve düşüncelerini şöylece sıralamak mümkün;

1. Erkeğin hayatını kontrol altında tutmaya çalışmak Pek çok kadın, evli olduğu erkeği kontrolü altında tutmaya çalışır. Buna mecbur olduğunu, başarılı bir evliliğin böyle olacağını sanır.
Bunun için de, sürekli olarak erkeği ‘denetleme’, ‘sorgulama’, ‘yargılama’ davranışı gösterir. Sonucun, elbette hem kendisi için yorucu ve huzursuzluk verici, hem de erkek için itici ve soğutucu olması kaçınılmazdır. Sonra arkasından gelsin, karşılıklı şikâyetler. Hâlbuki kadının buna ne gücü ne de imkânları yeter. Güç yettiremeyeceği için de yıpranması doğaldır. Bu bir yanılgıdır. Başarılı bir evlilik için erkeğin kontrol altında tutulması gerekmez. Hatta bunun tam tersi doğrudur. Onu rahat bırakmamak, öncelikle güvensizliği ifade eder. İşe güvensizlikle başlamak ise oyunu baştan kaybetmektir. O kendisine güvenmediğinizi anlamayacak mı? Bundan rahatsızlık duymaz mı? Kendisi sizden yana rahat olmayan birinden size rahatlık, mutluluk yansıyabilir mi?
Öyleyse kadın mutlu olmak için erkeğini kontrol etmeyi değil, ona güvenmeyi başarmalıdır. Ancak böylece mutluluğa kapı açılabilecektir.
2. Evliliğin erkeği (ruhuyla, bedeniyle, duyguları ile) satın aldığını zannetmek
Kadınlar, evlendikleri erkekle ilgili olarak, onun üzerinde ‘sahiplik’ duygusu geliştirirler. Bazıları bunu o kadar ileri götürür ki, ruhuyla, bedeniyle, duyguları ile erkeği satın almış gibi davranırlar. Bedeni ile, malı mülkü ile, tüm duyguları ve hatta ruhuyla kendisinin sahiplenildiğini gören erkeğin huzursuz olmaması nasıl mümkün olsun ki! Bu derece sahiplik yerine onu kendisi için ve kendisini de onun için hayatı kolaylaştırma vasıtası olarak görmeyi başarabilmek evlilikte sağlıklı iletişimi kuracak olan anlayış olmalıdır.
Bunun tam tersi de olmamalı. Yani kadın, evlenmiş olmakla, kendisini erkeğin ‘azat kabul etmez’ kölesi gibi de görmemeli. Bu da mutluluğa gidecek kapıların kapanmasına sebep olacak bir anlayıştır. “Bıktım doktor bey! Bıktırdı beni! Sanki hiç işimiz yok, sabahtan akşama kadar nerede ne yaptığımızı bildirmek zorunda imişiz gibi bir tavır içinde. Hep kendisine telefon etmemi istiyor. Hem de günde birkaç kez! Nasıl olabilir ki? Hem ne anlamı var!
‘Yanımda olmasan da beni düşüneceksin’ diyor sanki. Davranışları o anlama geliyor. Bir gün telefon açmasam, ‘bugün beni niye hiç aramadın?’ diye hesap soruyor.
Eve geliyorum bir karış surat. O gün aramadım ya! Böyle mantıksızlık olur mu?! Anlayamıyorum. Sıkıldım artık!”
3. Erkeği ailesi ile eşi arasında tercih yapmaya zorlamak
Erkeğin annesi, oğlunun evliliği ile yakından ilgilenmek ister. Onun gözünde gelin tecrübesizdir. Ona yol göstermek lazımdır. Kendisi de bir zamanlar yeni gelindi. Tecrübesizdi. Şimdi ise aradan yıllar geçmiş ve tecrübe sahibi olmuştu. Bu psikoloji içinde olan kaynanalar gelinlerinin kendilerini dinlemesini, onların dediklerini yapmalarını arzu ederler. Hâlbuki yeni evlenen kızlar ise işlerine karışılmamasını, kocaları ile yalnız bırakılmalarını beklerler. Özellikle kocalarının anneleri tarafından yönlendirilmesinden rahatsız olurlar. Kaynana ile gelin arasında oluşan sürtüşmeler, çatışmalar erkeği çok rahatsız eder. Hiçbir erkek eşi ile annesi arasında tercih yapmaya zorlanmak istemez. Bu durumda kaynananın geri çekilmesi, oğullarını el kızına bırakmak olarak algılanacağı için zordur. Eğer evliliğin ilk yıllarında kaynana ile didişmeme konusunda başarı sağlanabilirse evliliğin selameti açısından büyük bir engel aşılmış olur.
Erkeğin annesi ile geçinemeyen bir hanımın sıkıntı verici görünümüne karşılık, annesi ve ailesi ile uyumlu bir eş imajı vermenin avantajı çok daha büyük olacaktır. Bu, erkek için çok mutluluk verici olduğu gibi kadına da erkekten ve ailesinden yana iyilikler sağlayacak bir yöntem olacaktır. Aksi halde, annesi ile eşi geçinemeyen, kavga eden bir erkek, ‘Eş bulunur, ama ana bulunmaz’ diyebilir. Siz oğlunu evlendirmiş bir anne olsanız ne derdiniz acaba?
4. Eşiniz ile dost-arkadaş olmayı başaramamak
Evlilikte mutlu olmak sadece ‘eş’ olmakla gerçekleşmez.. Evlenmiş olmanın yeterli olmayacağını bilmek gerekir. Eşinizle ‘arkadaş’ olmanız gerekir. İnsani ilişkiler içinde en uzun süren, en çok aranan ve değer verilen ‘arkadaş’ça olan ilişkilerdir. Evlilik birlikteliği de ‘dostluk-arkadaşlık’ formatında sürdürülebilirse tatlıdır. Aksi halde mutluluk beklerken acı bile verebilir. Burada genellikle kadınlar ‘Neden ben?’ diye akıllarından geçirebilirler. Yani, ‘Neden ben arkadaş gibi davranmak zorundayım’ diyebilir. Aslında böyle bir sorunun akla gelmesi iki açıdan yanlıştır. Bir; bu bir zorlama değildir. Arkadaş olmak fedakârlık değil, daha çok kazançlı olmak içindir. İkincisi; değil eşinizle, hiç kimseyle kendinizi zorlayarak arkadaş olamazsınız. Eşinizle arkadaş olmak içinizden gelmiyorsa işiniz zor demektir.

Bir kadının kocasıyla birlikteliğinin “arkadaşlık” düzeyinde olup olmadığını bilmesi için, ‘Bir arkadaş nasıl davranır’ diyerek, davranışlarını gözden geçirmelidir. İyi bir dost-arkadaş şunları gösterir.

* Dost anlayış gösterir,
* İnsaflı olur,
* Beğenir,
* Onaylar,
* Sever,
* Taktir eder,
* Kırmamaya özen gösterir.
* Hep hataları araştırmaz,
* Teselli eder, moral verir,
* Her zaman bir şeyler almaya çalışır gibi davranmaz.

Bu bir anlamda eşinizle barışık olmak, onu kabullenmektir. Kişilik olarak, kişiliğiniz ‘barışçı’ bir kişilik ise bunu başarmamanız için bir sebep yok demektir. Barışçı bir ruh haline sahip olmanız için önce kendi kendinizle barışık olmanız gerekir. Kendini kabullenememiş, bahtsız, şanssız biri olarak görüyorsanız boşuna uğraşmayın, siz ne arkadaş olabilirsiniz, ne de sizden bir arkadaş olur! Kendi kendisi ile barışık olmayan kişi, kendine karşı haşin, insafsız ve anlayışsız demektir. Yani kendini sevmiyordur. Kendini anlamayandan, başkasını anlaması nasıl beklenebilir?

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2393
favori
like
share
dumanalti Tarih: 04.04.2009 22:45
emeğine sağlık