Bahriye Çeri'nin Bir Cihan Kaynanası: Nahid Sırrı Örik adlı araştırmasından öğrendiğimize göre, Sultan Hamid Düşerken romancısı, 28 Mayıs 1946 tarihli Tanin gazetesinde "Bir Eski Kitabın Şahitliği" yazısını yayımlamıştırÖrik'in söz açtığı eski kitap, Antoine Galland'ın İstanbul'da tuttuğu günce Avcı Mehmed zamanı, Fazıl Ahmed Paşa sadarette Galland, İstanbul'la birlikte Edirne günlerini de kaleme getirmiş Tanin'deki yazı, güncede Anadolu Hisarı'na ve Rumeli Hisarı'na ne kadar önem verildiğini saptıyormuş
Git git anlaşılıyor ki, Nahid Sırrı, edebiyatımızın en değerli, fakat en talihsiz yazarları arasında Bir iki yayınevi eserlerini bugünün okurlarıyla buluşturmayı denedi; arkası gelmedi O zamanlar mirasçısı yok sanılıyordu Örik'in Galiba varmış Sadece roman sanatına dair yazılardan oluşacak, Nahid Sırrı Örik imzalı bir kitap edebiyatımızı yepyeni tartışmalara alıp götürebilir Yazarın tarih tutkusunu dile getirdiği yazıları derlenebilir Tiyatro için kaleme getirdikleri herhalde birçok tiyatrosevere ışık tutacak Evet, gözüpek bir yayıncı aranıyor!
Tanin'de Antoine Galland'ın güncesini tanıtan Nahid Sırrı, öyle anlaşılıyor ki, daha o günlerde günceyi Türkçe'ye çevirmeye başlamış Çünkü, Türk Tarih Kurumu, Antoine Galland / İstanbul'a Ait Günlük Hatıralar (1672-1673)'ü 1949'da yayımlamış Henüz ilk cilt İkinci cilt içinse, -inanılır gibi değil ama- 1973'ü beklemek gerekecek
Geçmiş zaman kelimeleriyle bezeli bu yetkin çeviri, bize bir yandan da 'çevirmen' Nahid Sırrı'yı söyler Onun Balzac'tan, Loti'den, Pierre Benoit'dan çevirilerini de çok severek okumuştum
Galland'ın güncesi 1973'ten sonra yeniden yayımlandı mı, bilmiyorum Tarih Kurumu basımları gözüm gibi sakınırım
XIV Louis, Paris parlamentosu üyelerinden, Nointel markisi Mösyö Olier'nin İstanbul'a büyükelçi olarak atanması teklifini kabul eder Olier, kâtiplerini seçtikten sonra, ressam Quarrey -eseri hakkında yazık ki fikir edinemedim- ile Antoine Galland'ı "hususî hizmeti"ne alır Galland "İbranca", Arapça bilmektedir; Yunancası ve Latincesi kusursuzdur
Seyahat böyle başlar İstanbul'da ve "IV Sultan Mehmed'in hemen daimî ikametgâhı olan" Edirne'de iki yıl Sonradan Bin bir Gece Masalları'nın Fransızca çevirmeni olarak tanınan Galland, 1672 yılı 1 Ocak Cuma günü güncesini tutmaya başlar O gün kar lapa lapa yağmaktadır "Ekselans" dâvet edildiği halde, "Cevzitler tarafından yapılan âyine" katılamaz "Türklerin bugün Ramazan'a başlamış oldukları akşama doğru minarelerinde ışıklar yanmasından" anlaşılmıştır
Antoine Galland, daha ilk satırlarıyla, bizi alıp Avcı Mehmed zamanına götürür Bundan sonrası, İstanbul tarihi ve yaşaması için çok zengin bilgilerle yüklüdür
İsterseniz, 16 Mart 1672 Çarşamba gününü yaşayalım:
Büyükelçi kayıkla limanda dolaşmış "Boğdan" prensinin evini görmüş Ev, dışardan bakıldığında pek basitmiş; ne var ki, dairelerine girildiğinde, birbirinden değerli tablolar göz kamaştırıyormuş
Haliç'te yol alınmış Venedik balyozunun köşkünde bir süre dinlenilmiş Yine deniz yoluyla geri dönülmüş ve "Vâlide Camii'nin önünde" karaya çıkılmış
Safiye Sultan'ın temelini 1597'de attırdığı bu camiin inşası yarım kalmış, ancak yıllar sonra, 1663'te yeni Valide Sultan'ın sağladığı olanakla günümüzün Yeni Camii ibadete açılmıştır Darülhadîs, mektep, çarşı, sebil ve türbeyle bütünlenmiş camiin açılış töreninde, Turhan Sultan'ın camie emeği geçenlere hediyeler verdiği tarihlerde yazılı Seyyah Grelot, Yeni Cami'den söz açarken, "İstanbul camilerinin en şirin ve en güzel bina edilmiş bulunanı" olduğunu belirtiyor
O zaman hepi topu dokuz yıllık camii, "Ekselans" ve yanındakiler, IV Mehmed'in özel izniyle ziyaret edebilmişler Hatice Turhan Valide Sultan 1683'te ölecek, Yeni Cami'de yaptırmış olduğu türbesine gömülecek
Antoine Galland ince ince tasvir ediyor Büyükelçi "uzun uzun tetkik" etmiş "Hatta, üst dehlizlere de çıktı ve Padişah'ın geldiği zaman namaz kıldığı yerle arzu ettiği takdirde bir müddet kalmak mutadında bulunduğu odayı gördü" Odanın duvarları bir uçtan bir uca çiniyle kaplıymış Tavan, hafiften beyzî, arabesk nakışlarla donanmış, ortasında küçük bir kubbe var
Galland da, tıpkı Grelot gibi, Yeni Valide Camii'ni Sultanahmed ve Süleymaniye'yle kıyaslamak ihtiyacını duyuyor: Daha ufak olmasına rağmen, ötekilerden daha "müzeyyen" Dört bir yanında çini fırtınası estiriyor; zemin "güzel halılarla örtülü" Padişah'a, Vâlide Sultan'a ait dairelerdeki halıların güzelliği göz kamaştırıyor artık
Kandiller, bir adam boyundan biraz yükseğe asılmış Nice nice kandilin arasında, pek çok "sayısız miktarda" deve yumurtası, "camdan şişeler" ve benzeri başka bezek Antoine Galland anlamlarını çözemiyor; fakat tümünün, hep bir arada, "muazzam" bir görünüm yarattıklarını söylüyor
Cam bir dolap var Cam dolapta, "bütün bu tezyinat cümlesinden olarak" camiin bir "suret"i korunuyor Bu eser, çok ince bir işçilikle, fildişinden yapılmış Öyleyken, camiin yapısını, özelliklerini bir bütün olarak gözler önüne seriyor
"Kıblenin yanındaki bir sütun altında oldukça eski, fakat üzerinde arabesk yazılar bulunan ve Mekke'den getirilmiş nadir şey şeklinde muhafaza edilen bir halı" görülüyormuş Galland, büyük olasılıkla, Kâbe örtüsünden söz açmış
Galland, "vâize mahsus kürsü"yü, Batı'nın yüksek öğretim kurumlarındaki kürsülere benzetiyor Yalnız, önemli bir ayrımla: Camideki kürsü, bağayla, incilerle bezenmiş, soyut şekiller kuşanmış
Bir tarafta birçok dinleyici toplaşmış "Bir Türk" onlara "Kur'an dersi" veriyormuş Dinleyiciler sessiz, ağırbaşlı, "hürmetkâr bir dikkatle" dinliyorlarmış Az ötede, başka bir topluluk, dinî bir eseri okuyup yorumluyormuş
Derken şu sahne: "Diğer bir tarafta, bir başka Türk, genç bir bostancıya şarkı söylemeyi" öğretiyor Dinî bir şarkı mı, bir ilâhî mi, Galland belirtmemiş Genç bostancının sesi çok güzelmiş Kendini şarkıya o kadar dikkatle vermiş ki, âdeta esrimiş, ileriye geriye sallanıp duruyormuş
Antoine Galland'ın önemli gözlemini de alıntılamak gerekiyor:
"Türkler musikiyi bizim yaptığımız şekilde, yazılı kaidelerle ve notaya alınmış havalarla okutmazlar, bütün bunlar hafıza ile ve ustanın ağzından öğrenilir Bu usul mucibince, bu talebe hocasının kendinden önce terennüm ettiğini tekrar ediyordu Bizim acul mizacımız bu kadar büyük bir zahmete katlanmak için gerekli sabrı bize vermez Fakat Türkler bundan bezmeyecek kadar soğukkanlılığa sahiptirler"
Güncede 16 Mart 1672 günü burada noktalanıyor
Doğrudan tanıklıkları okudukça, toplumsal hayatımızın geçmişine dair daha seçik, daha gerçek sahneler gözümüzün önüne gelebiliyor İstanbul, imparatorluk başkentindeki hayat, tarihî kişiler, sonradan yazılmış metinlerde, kendi tarihçilerimizin metinlerinde bile garip, tatsız bir 'oryantalizm' edinmiş İstanbul'a Ait Günlük Hatıralar'ı okurken, Turhan Sultan için bir iki kitaba baş vurdum Emeği büsbütün yadsınamayacak M Çağatay Uluçay, Padişahların Kadınları ve Kızları'nda kaleme getirmiş:
"(Kösem) Turhan Sultan'ı yetiştirdikten sonra Sultan İbrahim'e hediye etti Turhan Sultan çok güzeldi Yüzündeki çiçekbozuğu güzelliğini bir kat daha arttırıyordu Teninin cazibeli beyazlığı, gözlerinin kadife gibi derin maviliği, kumral saçlarının göz kamaştırıcı parlaklığı Sultan İbrahim'i kendinden geçirmişti"
Uluçay'ın kaynağı, Ahmed Refik'in Kadınlar Saltanatı İrkiltecek kertede yalınkat
01 Kasım 2008, Cumartesi

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 379
favori
like
share