1962 yılının ilk ayında, ihtilalci kuvvetleri tahrik edici gelişmelerden birisi de,Nuri Beşer 29 olayı idi. Bu olay, özellikle ordu içinde büyük tepki yaratmıştı. Her kışlada toplantılar yapılıyordu. Artık politikacılar işi orduya ve mensuplarının ailelerine diluzatacak kadar ileriye götürmeye başlamıştı.

Bu durumda ne yapılacaksa yapılmalıydıdüşüncesi hâkimdi. İsmet İnönü, bu olayın doğuracağı sonuçları tahmin ediyordu. Yatıştırmak için son bir çareye başvurma kararı aldı. İstanbul ve Ankara’daki askeri birlikleri ziyaret etti. Önce İstanbul 66. Tümen Komutanlığı ile Harp Akademilerini ziyaret etti. Gittiği birliklerde subaylara soğukkanlı ve sabırlı olmalarını öğütlüyordu 30 . İnönü’nün, ‘‘Hiçbirharekete izin vermeyeceğiz’’ sözleri Albaylar Cuntası’nın ve etrafındakilerin hoşuna gitmedi. Çünkü bunlar bütün planlarını, yeni ihtilalin subay, komutanlar, hükümet ve İsmet Paşa tarafından da istendiği şeklinde yapmışlardı 31 . Başbakan, İstanbul’dan Ankara’ya ümitle dönmemişti. 5 Şubat 1962’de haberli olarak Harp Okulu’nu ziyarete gitmiş ve İnönü’yü komutanlar ile teftiş kıtasındanbaşka karşılayan olmamıştı. İnönü’nün askeri birlikleri ziyareti de olumlu sonuçlarvermemiş ve hiçbir şeyi değiştirmemişti 32 . İsmet Paşa’nın asker arasına girmesi, Ankara’daki Albaylar Cuntası’nı elleriniçabuk tutmaya itmiştir. Hissettikleri başka bir durum da, üst düzey komutanların giderek ihtilal fikrinden vazgeçmeleriydi. İstanbul grubunda İsmet Paşa’nın ziyaretinden itibaren soğukluk başlamıştı. Hava Kuvvetleri ise, ihtilal durumukarşısındaki tutumunu koruyordu. Türk Silahlı Kuvvetler Birliği adına yapılacak bir hareket, Hava Kuvvetleri olmadan düşünülemiyordu 33 . 9 Şubat’ta İstanbul Balmumcu’da, başkanlığını Korgeneral Refik Tulga’nın yaptığı ve 59 subayın katıldığı toplantıda, 28 Şubat’ı geçmeyecek şekilde, hiyerarşikdüzen içinde askeri bir müdahale yapılması kararı alınmıştı 34 . Bu gelişmeler parti liderlerini ve kuvvet komutanlarını harekete geçirmişti.Hava Kuvvetleri’nin temsilcileri hemen tedbir alınmasını istiyordu. Cevdet Sunay,İnönü ile görüşüp tedbir alınması gerektiğini belirtmişti. İnönü de, orduyu ihtilalesürükleyen subayların cezalandırılmasından yanaydı. Cevdet Sunay, Talat Aydemir ile birlikte hareket eden iki subayı Genelkurmay’a çağırarak sorguya çekmiş, üçü de inkâr etmişti.

Yine aynı gece İstanbul’dan telefon eden ihtilal taraftarları da, hareketegeçilmesine İstanbul’daki arkadaşların taraftar olmadıklarını haber vermişlerdi. Teşebbüsten vazgeçilmiş görünürken, Kara Kuvvetleri’ne mensup subaylar, HavaKuvvetleri’nin alarma geçtiğini duymuşlar ve bazı tank birliklerine alarm vermişlerdi 35 . Bu durum karşısında bazı Albayların Ankara’dan uzaklaştırılmasını sağlayacak tayinlerin yapılmasına başlanmıştı 36 . Genelkurmay Başkanı, 18 Şubat 1962’de 1.Ordu’ya bağlı Kolordu Komutanlarını, İstanbul Valisi Korgeneral Refik Tulga’yı, Harp Akademileri KomutanıTuğgeneral Faruk Güventürk’ü ve Harp Filosu Komutanı’nı Ankara’ya çağırdı. Generaller toplantıya gitmeden Ankara’daki arkadaşlarıyla görüşmüşlerdi. Görüşmede İstanbul Valisi Refik Tulga, 5. Kolordu Komutanı General Faruk Gürler, Albay Talat Aydemir, Albay Selçuk Atakan, Albay Yıldıray Seyhan ve Albay Necati Ünsalan vardı. Albaylar, Generallere, “Bu iş de Ekim’deki gibi olmasın, cayılmasın. Öyle olursa evlatlarımızın bizlere ve sizlere karşı güvenleri azalır” demişti. Generaller ise, “Emeklilik, istifalarımız ve rütbelerimizi cebimize koyarak geldik” demişlerdi 37 . 19 Şubat 1962’de, Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, Albaylar Cuntası’ndan Talat Aydemir, Necati Ünsalan ve Selçuk Atakan’ı Genelkurmay’a çağırmıştır. Burada onları Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel, Kara Kuvvetleri Komutanı Muhittin Önür ve Jandarma Genel Komutanı Abdurrahman Doruk Paşa bekliyordu. Toplantıda ülkenin durumu ve alınması gereken tedbirler üzerinde duruldu. Albaylar, çıkar yolu olarak ihtilalden başka bir yol olmadığını belirtiyorlardı. Bu toplantı, albayları ihtilalfikrinden vazgeçirmemiştir. Cuntayı dağıtmak son çare olarak görünüyordu. Buönceden olduğu gibi zor değildi, çünkü İstanbul grubu ihtilalden vazgeçme kararıalmıştı 38 . Bu arada ilginç bir gelişme olmuştu.1962 Şubatında özellikle harekâtın arifesinde ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Talbott ile Talat Aydemir ve arkadaşlarıelçilik müsteşarının evinde tanıştırılmıştı. Amaç, harekâttan sonra gelecek yeni askerirejimin ABD ile ilişkilerinin nasıl olacağının araştırılmasıydı 39 . Talat Aydemir’e göre 22 Şubat’ı doğuran gerçek sebepler şunlardı: 1- 27 Mayıs ihtilalinin hedefine ulaşmamış olması, 2- 27 Mayıs 1960’tan önceki durumda olduğu gibi halkın 2 gruba ayrılmışolması ve “Milli Birlik” ruhunun yaratılamamış olması, 3- Parlamento içinde bir kısım siyasilerin maksatlı tutumları ile silahlıkuvvetlerin halk ile karşı karşıya getirilmiş olması

4- Seçim sonrası, siyasi ortamda istikrarlı ve dinamik bir hükümet kurulmayışıyüzünden ülkenin asıl temel davası olan reformların ele alınmayışı 40 . Talat Aydemir ve arkadaşlarının 20-21 Şubat gecesi harekete geçeceklerisöylentisi yayılmaya başlamıştı. Haber, Ankara’daki ordu çevrelerinde yayılmış; Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu Birinci Zırhlı Tümen Tank Taburu’nda bazı subaylar birliklerini alarma geçirmişlerdi. 229. Piyade alayı ve muhafız alayı süvari grubuna da havacıların alarmını bildiren tankçılar bunların da harekete geçmesini söylemişlerdi.Böylece, Türkiye’de yeni bir ihtilal hareketi başlamış bulunuyordu.Sabaha karşı Talat Aydemir’in olup bitenlerden habersiz olduğunu öğrenen Kurmay Binbaşı Bahtiyar Yalta, tank taburu ile temasa geçmiş “Bir yanlışlık var” diyerek alarmı kaldırmıştır. Sabahın erken saatlerinde makamına gelen GenelkurmayBaşkanı Cevdet Sunay, gece olup bitenleri işitince hiddetlenmiş, Talat Aydemir, SelçukAtakan ve Necati Ünsalan’ı acele olarak Genelkurmay’a çağırmıştı. Sunay, sert bir ifade ile gece cereyan eden olaylardan albayları sorumlu tutmuş ve sözlerine şöyle devametmiştir: ‘‘Birliklerinize alarm verdiğiniz için nakiller yapılacaktır. Bu şartlarda sizleri himayeettiğimi bilmenizi isterim.’’ Aydemir, olup bitenlerle hiçbir alakaları bulunmadığını söyleyerek suçu reddetmiş ve “ Yanlış haberler ve dedikodularla bir kuvvet diğer kuvvet karşısında kullanılmakisteniyor” demiştir 41 . 21 Şubat gecesi Genelkurmay Başkanlığı’nda toplantı yapılmış ve ordu içinde huzursuzluk yaratan bazı subayların Doğudaki birliklere tayin emirleri verilmişti. Bunun üzerine Talat Aydemir, olayları bir rapor halinde Harp Akademileri KurmayBaşkanı Emin Aytekin’e bildirdikten sonra Genelkurmay Başkanlığı’na 3 maddeden oluşan bir muhtıra göndermişti. Muhtıra şöyleydi: 1- Resmi elbiselerini giyerek harekâta geçen Mucip Ataklı ve Haydar Tunçkanat hakkında kanuni işlem yapılması, 2- Subaylara silahlı olarak göreve gelme emri veren Genelkurmay 2. BaşkanıMemduh Tağmaç’ın durumunun gözden geçirilmesi,3- Tayinleri yapılan subayların tayinlerinin durdurulması. İstanbul’daki komutanların çoğunun bu hareketi benimsemeyeceklerini vehükümete bağlı kalacaklarını bildirmeleri üzerine Genelkurmay Başkanı muhtırayıreddetmiş ve tayinler gerçekleşmişti 42 . Aydemir tayin haberini alınca, subay taburuna çıkmış ve yeni mezun olmuş600 Asteğmen’e hitaben konuşma yaparak saat 15.00’te Harb Okulu’nu alarma geçirmişti. Binanın alt katında bulunan cephane açılmış ve mermi dağıtımı başlamıştı. Zaten Hava Kuvvetleri’ne 19 Şubat’ta alarm verilmişti. Aydemir yanlısı 229. Piyade Alayı alarma katılmamış, yeni komutan duruma hâkim olmuştu. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’na tayin edilen yeni komutan birliğe tam hâkim değildi ve alaydakisubaylar arasında birtakım kıpırdanmalar vardı. Ayrıca hükümet tarafından, Çubuk’tan 230. Piyade Alayı, Polatlı’dan Topçu Birlikleri getirilmişti ama bunların komutanları Harb Okulu’na giderek Talat Aydemir’in emrine girdiklerini bildirmişlerdi. Aydemir bu duruma güvenerek 43 Cumhurbaşkanı’ndan şu şartların gerçekleştirilmesini istemişti:1- Kendisi ile birlikte emekliye sevk edilen arkadaşlarının yerlerine dönmesi,2- 200 milletvekilinin milletvekilliği düşürülecek, eğer olamazsa Meclis’in feshi, 3- Anayasanın bazı maddelerinin düzeltilmesi, Aksi takdirde alarmı durdurmayacaklardı 44 . Olayları izleyen Başbakan, Bakanlar, Parti liderleri, Genelkurmay BaşkanıÇankaya’da toplantı halindeydi. Bu arada Fethi Gürcan, Talat Aydemir’i arayarakköşktekileri enterne etmeye hazır olduğunu söylemiş; Aydemir ise, hepsinin serbestbırakılmasını emrederek; “Bırak gitsinler” demiştir. İnönü Köşk’ten çıkarken; “İşte şimdikaybettiler” diye gülümsemiştir 45 . Aydemir ve diğer komutanlar görevlerine iade edilmeleri şartıyla harekâta son vereceklerini belirtmişlerdi 46 . Cumhurbaşkanı, Hükümet ve Genelkurmay Başkanıteklifi kabul etmemiştir. Bu gelişmeler üzerine İnönü, şunları söylemiştir: “Bu milletin haysiyetine, ordunun şerefine tecavüz edilmiştir. Sonuna kadar mücadele edeceğiz. Silahlı çatışmaya yol açmazlarsa affedebiliriz. Aslında cezaları kurşuna dizilmektir. Kendilerini emekliye sevkedeceğim.” Harb Okulu karargâhından, Hükümete gelen son mesaj da, Genelkurmay’a“Cezai müeyyideler tatbik edilmediği takdirde teslim olunacağı” bildirilmişti 47 . Sabaha karşı okula dönme emri alan Harb Okulu öğrencilerine Genelkurmay’dan verilen emir üzerine, yarıyıl tatilinin de yaklaşması nedeniyle 20 günlük tatil verilmişti. Çubuk’tan gelen Piyade Alayı da, Harb Okulu öğrencilerinden boşalan yerlere yerleştirilmişti 48 . Yine aynı gün akşam saatlerinde Talat Aydemir, HarbOkulu Alay Komutanı Kurmay Albay Turgut Alpagut, Genelkurmay Harekât Dairesi’nden Kurmay Albay Dündar Seyhan ve Kurmay Albay Emin Arat gözaltına alınmıştı 49 . Başbakan İsmet İnönü’nün, Talat Aydemir’in serbest bırakıldığı 26 Şubat 1962 günü, 22 Şubat Olaylarını değerlendirdiği konuşmasında Harb Okulu öğrencilerinin aldatıldığını belirtmesi sonucunda yeni olaylar çıkmış ve bazı öğrenciler üzerinde ‘‘Harbiyeli Aldanmaz’’ sözleri yazılı bir çelengi Taksim’deki Atatürk Anıtı’na koymuşlardı. Bu sözler, daha sonra 21 Mayıs’ın parolası olarak kullanılmıştır. Bu gelişmeler sonucu Harbiyeli öğrenciler hakkında soruşturma açıldı ve mahkemeyeverildi 50 . Avrupa’daki 14’lerden Orhan Kabibay, 22 Şubat Olayı başarısızlığa uğrayıncaşöyle demiştir: “Biz olsaydık, bu ihtilali ısmarlama bir elbise gibi toplumun sırtına geçirirdik !..” 51 22 Şubat sonrası, Meclis bütçe görüşmelerine devam edilmiş ve bu sırada verilen bir önerge kabul edilerek Meclis’in, orduya şükran ve takdir duygularıiletilmişti 52 . Dört partinin liderleri tarafından devrimlerin korunması amacıyla 9maddeden oluşan “Milli Huzuru Bozan Fiiller Hakkında Kanun” çıkarılmasıkararlaştırılmıştı 53 . Ankara’da bulunan gençlik örgütleri de Türk Ordusu’na ve komutanlarına bağlılıklarını bildiren birer bildiri yayınlamışlardı 54 . 22 Şubat Olaylarından sonra, af tartışmaları başlamış; AP, YTP ve CKMP 22 Şubat Olaylarına karışanların affına karşılık Kayseri’dekiler için de kısmi af istiyordu 55 . 22 Şubat Olayı’nın bastırılmasının ardından, bir yanda 22 Şubatçıların mevcut siyasi kadro ile demokrasi kurulamayacağı açıklamaları; bir yanda da, AP Grubu’nunsiyasi af konusunda aldığı kararı açık bulmayan İsmet İnönü, 30 Mayıs 1962’de istifa etmiştir. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, hükümetin düşmesinin sorumlusu olarakAdalet Partisi’ni görmekteydi. Cumhurbaşkanı, hükümet buhranını çözmek amacıyla yeni hükümeti kurma görevini İsmet İnönü’ye verdi. 18 Haziran 1962’de İnönü’nün,hükümeti kurmaktan vazgeçmesiyle hükümet buhranı giderek artmış ve ordununtekrar yönetime el koyacağı yönünde söylentiler yayılmaya başlamıştı 56 . Bu gelişmeler sonucu, 24 Haziran 1962’de CHP- CKMP -YTP Koalisyon Hükümeti kuruldu. Hükümet kurulduktan sonra, 1 Temmuz 1962’de 14’lerden Orhan Kabibay ve Rıfat Baykal yurda dönmüştü. İnönü, 22 Şubatçıların hareketlerini izliyor, 14’lerle görüşmelerine dikkat ediyordu 57 . İnönü, kurduğu ikinci koalisyon hükümetinin güvenoyu alması ve Meclis’in tatile girmek üzere olması nedeniyle 27 Mayıs sonrasındaki olaylarla ilgili bir konuşma yapmıştı. Bu konuşmaya cevap olarak Talat Aydemir’de bir demeç vermiş; demecin gazetelerde yayınlandığı gün Aydemir savcılığa çağrılarak, “ Kanunun suç saydığı bir cürmüövdüğü” iddiasıyla 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edilmiş ve orada tutuklanıp cezaevine yollanmış 58 ; ancak 18 Temmuz 1962’de kefaletle serbest bırakılmıştı 59 . 21 Mayıs’a giden süreç içinde, 22 Şubatçılar kendilerini iki sorunla karşı karşıya bulmuştu: Birincisi, politika alanında işlevleri ne olacaktı; ikincisi ise, kendilerine emeklilik hakkı tanınmadan ordudan atılan arkadaşlarına ne şekilde yardım yapacaklardı. 22 Şubatçılar arkadaşlarına yardım konusunu yoluna koyduktan sonradiğer sorunu gidermeye çalışmaktaydılar. Bu sırada, 14’lerden Orhan Kabibay Grubu’nun Atatürkçü Parti kurmak için İstanbul’da yapılacak toplantıya 22 Şubatçıların da bir temsilci göndermesi isteği, 22 Şubatçıların harekete geçmesindeetken olmuş 60 ve Albay Talat Aydemir, Albay Emin Arat, Albay Asım Mutludoğan, Albay Necati Ünsalan, Albay Turgut Alpagut, Emekli Binbaşı Fethi Gürcan, BinbaşıBahtiyar Yalta, Binbaşı Kadir Çıtak, Emekli Yarbay Mustafa Ok ve 22 Şubat’tan önceordudan ayrılmış olan Deniz Yüksek Mühendis Albay Galip Gültekin’in katıldığı birtoplantı ve görev dağılımı yapılmıştı 61 . 22 Şubatçılar bütün amaçlarını gerçekleştirmekiçin “çengel sistemi” ile özellikle Ankara’daki birlikler arasında teşkilatlanmayabaşlamıştı 62 . 22 Şubatçılar yapacakları harekâtı “Kemalizm Doktrini” üzerine oturtmakistiyorlardı. Kemalizm, kişisel hâkimiyetin yerine milli hâkimiyetin sağlanması idi. Aydemir’e göre, Türkiye’de şahıs ve şahıslar hâkimiyeti vardı. Atatürk’ün, Türkiye’ninkalkınması için şart koyduğu birlik ve beraberlik prensibinden uzaklaşılmıştı 63 . Ayrıca, halkın da intikamcı partiler aracılığı ile bir halk ihtilaline hazırlandığı düşüncesiharekete geçiş gerekçesi olarak kullanılmaktaydı. Kendilerini halkın dışında, halkın isteği doğrultusunda hareket ettiklerini belirtiyorlardı. Bunun için de geçici bir aydın demokrasisinden yana olduklarını söylemekteydiler 64 . Ülkedeki istikrarsızlık, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın hareketli olduğu ve 14’lerin lideri Alparslan Türkeş’in yurda dönerek, ‘‘Türkiye Huzur ve Kalkınma Derneği’’ kurmaya çalıştığı günlerde, ihtilal hazırlıkları son safhaya getirilmişti 65 . 22 Şubatçıların oluşturduğu Türk Silahlı Kuvvetler Birliği’nin fikir karargâhı, 1963 yılının Mart ayında düzenlediği toplantıda kuvvetleri gözden geçirmişti. Fethi Gürcan’ın bizzat yönlendirdiği Tank Okulu’ndaki Tank ve Süvari subaylarının kursu, Nisan’ın ilkhaftalarında biteceği endişesi ile 20 Mart- 20 Nisan tarihleri arasında bir gün ihtilalyapılması uygun görülmüştü 66 . Bu ihtilal hareketi, 20 Mart günü Emniyet tarafından öğrenilince bir süre durdurulmuştur. İhtilal girişiminin durmasının diğer nedenleri ise,

— Celal Bayar’ın Kayseri Cezaevi’nden tahliye edilmesi ve bu olay bahaneedilerek girişilen “gençlik hareketi” teşebbüsünün başarısızlığa uğraması, — Ankara Belediyesi’nin, 31 Mart’ı 1 Nisan’a bağlayan gece şehir elektriklerinin kesileceğini ilan etmesi.

İhtilalciler, bu hava içerisinde bir askeri harekâta girişirlerse AP lehine yorumlanacağı endişesi nedeniyle bir süre ertelemişlerdir. Ayrıca hükümetin, ihtilal gününden haberdar olmasıyla Ankara’daki askeri birliklere alarm verilmişti 67 . Birçok kesim, Talat Aydemir’in bu şartlar altında bir harekete girişmeyeceğinisanıyordu. İlgililer de aynı fikirdeydi. Bu nedenle, ihtilal ihbarında olağanüstü tedbirleralınmasına ihtiyaç duyulmamıştı; ama Genelkurmay, birliklere yolladığı gizli bir emirle dikkatli olmalarını istemişti 68 . İhtilalden vazgeçildi; ancak bilgi verilmediği için İstanbul’da çengel atılan Deniz Harb Okulu Teğmenleri, 31 Mart- 1 Nisan gecesi harekete geçmişler ve busırada tutuklanmışlardı. Bu olay 22 Şubatçıları olumsuz etkilemiş ve çalışmalarına devam etmekten alıkoymuştu 69 . Bundan sonra 22 Şubatçılar, kendilerine destek sağlamak için yan kuvvetlerle 70 , Lale Apartmanı, I. ve II. Söğütözü, Dikmen Zirve ve Piyer Loti Otelitoplantılarını yapmışlardı. Bu toplantılarda birleşme çabaları boşa çıkınca 22 Şubatçılar kendi çabalarıyla hazırlıklara başlamıştı 71 . İnönü, bu gelişmelerden iyice kuşkulanmıştı. Bu nedenle, Mayıs ayındaİstanbul’a giderek askeri birlikleri teftiş etti. Bu sırada 22 Şubatçılar ihtilal gününü tespit etmişlerdi. İnönü’nün, partisinin Meclis Grubu’nda yaptığı konuşma, ‘‘Vaziyetçok vahimdir… Üç gün içinde her şey olabilir. Dikkatli olunuz… Ankara dışına çıkmayınız…’’ülkede önemli ses getirmişti 72 . Ömer Gürcan, İnönü’nün üç gün içinde her şey olabilirsözünü şöyle açıklamakta: “Herkes, İnönü’nün Talat Aydemir ve arkadaşlarının hareketlerinden haberdar olduğunu sanıyordu. Oysa ki Paşalar bir harekât yaparak Aydemir vearkadaşlarını içeri almak istiyordu.” 73 22 Şubatçılar, hızla hazırlık yapıyorlardı. Artık son bir iş kalmıştı o da çengelatmış oldukları muvazzaf subayların isteği olan ordu içinden yüksek rütbeli bir subayidi. Fakat Aydemir liderliği elinden kaçırmak istemiyordu. Bu nedenle ordu içindenlider isteyenlere Üçüncü Ordu Komutanı olarak Korgeneral Refik Tulga gösterilmişti.Ayrıca harekât planında da Üçüncü Ordu, destekleyici kuvvet olarak yer almıştı. Aydemir, aslında ihtilal günü olarak 19 Mayıs 1963’ü düşünmüştü amaAtatürk’le yarışa çıkmış olacağı şeklinde yorumlanabilir diye 21 Mayıs’a karar vermişti 74 . Fethi Gürcan, Cevat Kırca ile Ankara’da ki harekâtın başladığını telefonlabildirmek üzere aralarında “Hastanız İyidir, Merak Etmeyin” parolasını belirlemişlerdi 22 Şubatçıların ihtilal yapacağını 14’lerin lideri Alparslan Türkeş, emekliBinbaşı İzzet Köz’den öğrendikten sonra İsmet İnönü’ye haber vermişti 76 . İsmet İnönü’nün Türkeş’in ihbarına karşılık “Olmaz öyle şey!” demesinden üç buçuk saat sonra 23.30’da ihtilal fiilen başlamıştı 77 . 22 Şubatçılar Harb Okulu’na girerek alarm vermişlerdi. Turgut Alpagut, Alay Komutanlığı görevini aldıktan sonra okuldaki nöbetçi subay heyetini tutuklatıp başlarına öğrencilerden bir grup nöbetçi dikerek Harb Okulu’na hâkim olmuşlardı 78 . Radyo ihtilalciler tarafından ele geçirilip anonsa başlayınca hükümet durumun ciddiliğini anlamış ve tedbirler almaya başlamıştı 79 . Sabaha karşı Genelkurmay Başkanı’nın ültimatomu yayımlandı. Bu ültimatomdan sonra, ihtilalcilerin karargâhıolan Harb Okulu iyice karıştı. Öğrenciler şaşkınlık içindeydi. Hava Kuvvetleri binasınagirmek isteyen öğrenciler geri çekilmiş, CMC’lere bindirerek okula götürülmüştü. HarbOkulu, hükümet kuvvetleri tarafından sarılmıştı


Ankara'da Sıkı Yönetim

22 Şubat 1962 hareketine girişmiş olan emekli kurmay albay Talat Aydemirin liderliği altında, anayasayı çiğnemek, Türkiye Büyük Millet Meclisini feshetmek, meşru hükümet idaresine son vermek amacıyla, ikinci defa girişilmiş bulunan hükümet darbesi olayına verilen ad.

22 Şubat 1962 hareketinden sonra emekliye sevk edilmiş bulunan ve adlarına Yirmiiki Şubatçılar denen bazı emekli subaylar, yine Harp Okulunun eski komutanı emekli kurmay albay Talat Aydemirin liderliği altında, meşru hükümet idaresine son verme hazırlıklarına girişmişlerdir. Bunlar ve bunlarla aynı fikirde olan sayıları pek az bazı subaylar, 21 Mayıs 1963 günü Harp Okulunda karargah kurmuşlar ve Harp Okulu öğrencilerini Ankaranın belirli yerlerini hükümet kuvvetlerinin elinden almak üzere sevk etmişlerdir. Gece yarısından itibaren, Ankara radyosunun Talat Aydemire bağlı Harp Okulu öğrencilerinin eline geçmesi üzerine de, Ankara radyosu, Türk Silahlı Kuvvetleri ihtilal Genel Karargahı adına Talat Aydemirin tebliğlerini yayımlamaya başlamıştır. Bu tebliğlerde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin feshedildiği, partilerin kapatıldığı, idareye el konulduğu ve Türkiyede sıkı yönetim ilan edildiği belirtilmiştir.

Ankara sokaklarında yer yer yapılan çarpışmalarda ve hükümet kuvvetlerine bağlı uçaklardan atılan kurşunlarla 7 kişi ölmüş, 25 kişi yaralanmıştır.

Ancak, Talat Aydemir ve arkadaşlarının bu hareketi de 22 Şubat 1962 hareketi gibi başarılı olamamış ve hükümet kuvvetleri yine başarı kazanmışlardır. Ankarada bu harekete katılmış olan ve çoğunluğunu emekli Yirmiiki Şubatçıların teşkil ettiği kimseler, başta Talat Aydemir olmak üzere yakalanmışlar, İstanbul da da sayıları çok az olan bazı subay ve emekli subaylar ve Harp Okulu öğrencileri tevkif edilmişlerdir.

22 Mayıs 1963 günü, Bakanlar Kurulu toplanarak, Ankara, İstanbul ve İzmir de sıkıyönetim ilan etmiş, böylece 21 Mayıs olayının sorumluları Sıkıyönetim Komutanlığının emrine verilmişlerdir.

Olayın tahkikatına süratle girişilmiş Ankarada iki Sıkıyönetim Mahkemesi kurulmuştur. Mamakta kurulan mahkeme, olayda ilgisi bulunan sanıkları, Harp Okulunda bulunan mahkeme de, olaya katılmış olan Harp Okulu öğrencilerini yargılamıştır.

Üç ay süren duruşmalar sonunda, Mamaktaki Sıkıyönetim Mahkemesi 5 Eylül 1963 günü, kararını açıklamıştır.

Bu karara göre, 21 Mayıs 1963 hareketine katılmış bulunanlardan 7 kişi (Talat Aydemir, Fethi Gürcan, Erol Dinçen, ilhan Baş, Cevat Kırca, Osman Deniz, Ahmet Gücal) idam, 29 kişi müebbet hapis, 12 kişi onbeş yıl ağır hapis 5 kişi on iki yıl ağır hapis, 5 kişi on iki yıl ağır hapis, 2 kişi sekiz yıl hapis, 2 kişi altı ay hapis, 14 kişi beş yıl hapis, 23 kişi dört yıl hapis, 4 kişi bir yıl hapis, 2 kişi on ay hapis, 6 kişi üç ay hapis cezalarına çarptırılmışlardır. 45 kişi hakkında da beraat kararı verilmiştir.

Harp Okulu öğrencilerini yargılayan Harp Okulundaki Sıkıyönetim Mahkemesi de, 10 Eylül 1963 günü kararını açıklamıştır. Bu karara göre de 75 öğrenci dörder yıl hapse hüküm giymiştir.

Ölüm cezasına mahkûm olanlardan Talat Aydemir ve Fethi Gürcan, asılmak suretiyle idam edilmişlerdir.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1496
favori
like
share