Osmanlı Devleti, özellikle Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi'nden sonra Akdeniz egemenliğini ele geçirmek için denizciliğe ve dolayısıyla donanmaya büyük önem veriyordu Bu maksatla Haliç Tersânesi genişletildi ve başka tersâneler de kurulup kapasiteleri arttırıldı

Gemi yapım ve onarım çalışmalarının en önemli ana malzemelerinden biri olan keresteye Tersâne-i Amire her zaman ihtiyaç duymuştur Çok eski dönemlerden beri bu ihtiyacı büyük ölçüde karşılayan bölge, Kocaeli Livâsı'ndaki ormanları içine alan İznikmid (İzmit), İznik, Yalakâbad, Sarıçayır, Pazarköy, Abısâfî, Karamürsel, Akhisar (Pamukovva), Geyve, Akyazı ve Sabanca kazalarından teşekkül etmekteydi Bu bakımdan yöredeki orman denizi, Tersâne-i Amire için "Kereste Ocaklığı" olarak tâyin edilmişti Yani, yılda belli bir miktarın altında olmamak kaydıyla bu bölgeler kereste temin etmekle yükümlü idiler Her baharda Donanma-i Hümâyûn Akdeniz, Karadeniz gibi sulara açıldığından, yeni gemilerin yapımı ve onarıma ihtiyaç gösterenlerin yenilenmesi, bol miktarda kereste teminine bağlıydı Kereste ve keresteden mâmul maddeler (gemi küreği, direk, seren, tüfenk kundağı vb), genellikle orman bakımından zengin olan bu yöreden sağlanıyordu İzmit Tersânesi için de bu ormanlardan kereste elde ediliyordu İzmit'de görevli olan İznikmid Kereste Emîni'nin görevi, Tersâne-i Amire'ye kereste naklini sağlamaktı Kapudan-ı Deryâ'nın teklifiyle atanan İznikmid Kereste Emîni, kerestenin dağlardan kesimi, kıyılara indirilmesi ve İstanbul'a gönderilmesi yanında, bu hususta ortaya çıkabilecek güçlükleri çözmekle de sorumlu idi Balabanzâde ve Müderriszâde Mustafa, meşhur kereste eminlerinden idiler Kereste Emâneti'nin hesapları, düzenli olarak defterlere kaydedilirdi Acil durumlarda kesim ve nakil işlerini denetlemek için İstanbul'dan bir "Mübâşir" de gönderilirdi

Bunun yanında Tersâne-i Amire'nin, Kocaeli ve Sakarya yöresinden sağlanan kalas, tomruk, kereste gibi ihtiyaç maddelerinin Karadeniz'e yahut İzmit Körfezi'ne indirilmesi ve buralardan gemilere yükletilerek emniyetle İstanbul'a nakli işleri ile ilgilenen ve "Tahta Serdârlığı" olarak isimlendirilen bir memuriyet daha vardı Yeniçeri Ocağı'ndan işbilir, çalışkan, dürüst, nüfuzlu olmasına dikkat edilerek seçilen ve tâyin olunan "Tahta Serdârları"nın, kereste kesilen orman ve bölgelerin güvenliği, eşkıyâ ve soygun olaylarından korunması da önemli görevleri arasında idi Kasabalara da tahta serdârı atandığı olurdu Kocaeli Sancağı'nda bazı kazaların "Tahta Serdarlığı" ile birlikte "Yeniçeri Zâbitliği"nin tek kişinin uhdesine verildiğine dair kayıtlar vardı











İzmit'in hinterlandı olan Ada (Ada Karyesi), Akyazı, Abısâfî, Sarıçayır, Akhisar ve Geyve yöresi 16 ve 17 yüzyılın ilk yarısında mavna, kadırga ve baştardaların sütün ve serenlerinin yapımında kullanılacak ağaçların temin edildiği üç bölgeden biri idi Bu malzemeler, İzmit İskelesi'ne arabalarla nakil olunarak buradan gemilerle İstanbul'da Tersâne-i Amire'ye taşınıyordu

Bilhassa kalyon sütün ve serenleri için oldukça elverişli ormanlara sahip olması sebebiyle Milan Nehri kenarında bulunan Akçaşehir, Karasu ve Bolu'ya tâbi Eftani kazalarından ve Foçalar Dağı'ndan kereste temin edilirdi

Gemi küreği ihtiyacının bir kısmı da 17 yüzyılın ikinci yarısına kadar Karasu reâyâsının, avârızları karşılığında yılda 550 kürek vermeleriyle karşılanıyordu

Gemi fenerlerinin içine konulup yakılarak gemilerin aydınlanmasına yarayan ve fânuslarda yakılmak üzere baştardalarda kullanılan balmumunun (Şem'-i Asel) temin edildiği birkaç yerden ikisi de, Sakarya yöresindeki İsmihan Sultan Evkafı'na ait Karasu ile Çardak idi

Gemi inşâsı sadece İstanbul ve İzmit'de yapılmıyordu Sinop, Amasra, Sakarya Nehri'nin üzerinde ve nehrin Karadeniz'e döküldüğü ağızda her dönemde gemi inşa faaliyetleri devam etmiştir 1515 tarihli bir belgede Bender-Ereğli (Karadeniz Ereğlisi) İskelesi'nin yıllık liman geliri 5484 akça idi Bu yekûna, Akçaşehir (Akçakoca) ve Sakarya (Leb-i Sakarya = Sakarya Ağzı) da dahildi Karasu İskelesi'nin adı belgede belirtilmemiş olmakla birlikte, sonraki yıllara ait kayıtlarda bu çok küçük limanın da Bender-Ereğli hesaplarına dahil edildiğini görmekteyiz Dolayısıyla bu limandan elde edilen gelirin de Bender-Ereğli gümrük mukataasının bir parçasını oluşturduğu tahmin olunmaktadır Yine belgelerden öğrendiğimize göre 16 yüzyılın ortalarına doğru Karasu, Akçaşehir ve Sakarya ağzından elde edilen gümrük vergilerinin toplamı, Bender-Ereğli'nin tek başına elde ettiği verginin yarısı kadardı

Nakledilen kereste miktarından ve inşa edilen gemi adedinden, Kefken Tersânesi' nde büyük bir faaliyet olduğu anlaşılmaktadır 1572 yılında 15 kadırga, 1703'de de 2 firkate inşa edildiğine dair belgelere rastlanmıştır:














Şubat 1572'de, inşası emrolunan 10 kadırga için lüzumlu kerestenin temini maksadıyla Şile, Sabanca, Akyazı, Konrapa, Göynük, Bender-Ereğli, Yenice-i Taraklı, Geyve ve Akhisar Kadıları'na hüküm gönderilmiştir Nisan 1572 tarihli Kandıra Kadısı'na gönderilen bir hükümde ise bunlara 1 baştarda ve 4 kadırganın inşası ilâve edilmiştir Yine aynı tarihli, mütekaid Vezir Mustafa Paşa'ya gönderilen hükümde 15 geminin ihtiyacı olan kendirin temin edilmesi emrolunmuştur Ekim 1572 tarihli İznikmid ve Ada Kadıları'na yazılan diğer bir hükümde ise inşası tamamlanan 15 gemide çalışan neccar ve kalafatçıların ücretlerinin ödenmemesinin sebepleri sorulmuştur

Kefken Tersânesi bir fermanla ihdâs edilmiş ve tâmiri için Avârızı Dîvâniyye'den muaf olmak karşılığında o yöreden sekiz kişi kendi istekleriyle görevlendirilmişti

Karadeniz kıyısında bulunan Kerpe'de de 1703 yılında 2 firkate inşa edildiğine dair belgeye rastlanmıştır Sakarya Nehri'nde 1571'de 5 kadırga inşa edilmiştir Bu tarihte Akhisar, Geyve, Yenice, Göynük ve Akyazı Kadıları'na yazılan bir hükümde önce 15 kadırga inşası için san'atkâr temini emredilmiş; daha sonra Kandıra Kadısı'na ve Nuh Çavuş'a gönderilen hükümde bu gemilerden 10'unun inşasından vazgeçildiği bildirilmiştir

Sapanca'da 1697-98'de 2 üstü açık inşa edilmişti

Ayrıca hâssa (saraya mahsus) kayık ve sandallar ile hammal kayıklarının yenilenmesi ve tâmiri için de İzmit ve civarındaki ormanlardan yararlanılmakta ve bölgedeki kazalardan satınalma yoluyla kereste temin edilmekteydi












Kereste, ormanlardan iskelelere camus arabalarıyla nakledilmekteydi Bunun için yolların düzenlenmesi ve gerekli yerlerde köprülerin sağlamlaştırılması yoluna gidiliyordu Meselâ 1700 yılında Sakarya'nın doğu yakasında kesilen büyük Kapudane Kalyonu'na ait kerestenin taşınmasında demir dingilli, toprak tekerlekli top arabası kullanılmış; Sakarya Nehri'nden geçirilmesi esnasında ise köprünün tâmiri ve genişletilmesi gerekmiş; ayrıca kerestenin iskeleye nakli için 50 çift camuşa ihtiyaç duyulmuştu

Sakarya yöresindeki köprülerin çoğu başka bir malzeme gerekmeden ormanlardan temin edilen kereste ile ahşap olarak yapılıyor ve tamire muhtaç olanlar ise gerekli hammadde kolaylıkla sağlanabildiğinden daha sür'atli bir şekilde onarılıyordu

Kocaeli ve Sakarya "Orman Denizi" kızılçam, sarıçam, karaçam, dişbudak, kayın, gürgen, köknar, defne, ardıç, meşe, ceviz, ıhlamur vb ağaçlarıyla yüzyıllarca hem gemi kerestesi ve hem de diğer sanayi ürünleri imalâtında kullanıldı Zamanla Sakarya Nehri yoluyla balta girmemiş kısımlara ulaşmak ve gemi malzemesine uygun kereste bulmak projeleri geliştirildi Bu arada Sapanca Gölü'nü İzmit Körfezi'ne bağlamak teşebbüslerinde bulunuldu ise de sonuç alınamadı Üskübi ve Düzce'nin güneyine düşen Tefeni Gölü'ne ve etrafındaki girilmemiş orman hazinesine ulaşıldı













Gemi kerestesine duyulan ihtiyacın devamlı olması sebebiyle "Ocaklık" tâyin edilen ormanlarda ağaçların rasgele kesilmemesi için devlet bölgeye korucular göndermiş ve çeşitli tedbirler alarak ormanları korumaya almıştır

Kuzeybatı Anadolu'da su ile çalışan çeşitli biçim ve büyüklükte kereste hazırlayan çok sayıda bıçkı vardı

Kocaeli civarında ormanlık bölgede yaşayan halk, aynı zamanda kereste ticareti de yapmak da ve elde ettikleri keresteyi İzmit İskelesi'ne götürüp satmakta idiler Ancak devlet, memleket hâricine ve tüccâra kereste satılmasını yasaklamıştı

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 462
favori
like
share