Ahmet Altan'ın bir yazısından alıntıdır...Kadınlar kendilerini,erkeklerse kadınları belki biraz daha derinden tanıyabilirler :)))) Uzun ama okumaya değer.


.......Bir kadini anlatir gibi bir toplumu anlatan bir roman yazmak isterdim, butun celiskileri, kaprisleri,
huzursuzluklari, korkulari, saskinliklari, karasizliklari, basarilari, basarisizliklari, asklari ve hayal
kirikliklariyla kendi hayatini olusturmaya calisan, bazan mesut bazan meyus olan, bazan cosup bazan sinen bir
toplumun hikayesini anlatmak ne kadar heyecan verici olurdu.
Bir kadini mi yoksa bir toplumu mu anlatmak daha zor bilmiyorum, ama ikisine de yakindan baktiginizda insani
sasirtan yeni ve beklenilmez goruntulerle karsilasacaginiz kesin. Nefretten ask, asktan sıkıntı, sıkıntıdan yeni
arzular yaratmakta herhalde bir kadinla bir toplum birbirine cok benzerdi.
Yeni asklarinda zorluklarla karsilastikca eski asklarini ozlemeleri, eski asklarinin yada eski liderlerinin
kendilerini aslinda daha cok sevdiklerini soyleyip "bugunkulere" sitem etmeleri, ama eskiye donmeyi aslinda
istemediklerini icten ice bilmeleriyle ortak cok yanlari cikardi.
Siz onlari tanidiginizi sandikca onlar kuytularindan hic tahmin etmediginiz yeni yuzler cikartmayi becerirlerdi.
Bir toplumda da bir kadinda oldugu gibi hic beklemediginiz anda olgun bir anlayisla karsilasir, sonra hic
ummadiginiz bir cocuksu hercailikle sasirirdiniz.
Hem duzenine sadik, degisimlerden cekinen, yeniliklerden korkan, yerlesikligin icinde kipirtisiz durmak isteyen
bir huzur istegi, hem de her yenilige goz suzen, kendi kendini tazelemeye yatkin bir degisim meraki ayni ruhta yan
yana yatardi.
Hem kocasini ya da rakibesini baltayla parcalamaya hazir bir vahset, hem de sert bir azar karsisinda boynunu
bukmeye hazir bir uysallik ayni bedende yasar, ne zaman hangisinin ortaya cikacagini kimse bilemezdi.
Birden eteklerini karnina kadar cekip hic olmadik yerde "hadi" diyen azginlik da, komsu cenazesine giderken basina
bir basortu baglayiveren gelenekcilik de vardi onlarda.
Bir anne gibi sevdigini beslemek isteyen sevecen sefkat de...
Gordugu her guzel seyi isteyen bir arsizlik da onlari olusturan parcalardandi.
Bir dugunde ortaya firlayiverip sıkır sıkır oynayan kıpırdaklık da, huzunlu turkuler dinlerken aglayivermek de
bazan kisacik araliklarla ortaya cikip sasirtirdi sizi.
Hem kanmaya hazirdilar, hem de kendilerini kandirana beddualar okumaya.
Kandirilmaktan hem her seferinde ayni sekilde zevk alirlar, hem de bir daha kandirilmamaya yemin ederlerdi.
Hem guclu olanlara, itiraf etmekten nefret etseler de, duskunduler; guclunun, zenginin, basarilinin cekiciligine
kaptirirlardi kendilerini, hem de gucsuzlere acimaktan ve onlarla gizli gizli flort etmekten hoslanirdi.
Bir kere korkarlarsa korkularindan kolay kolay kurtulamazlar, bir kere kendilerini guclu hissederlerse
acimasizlasirlardi.
Bir cocuktu onlar... Hep bir baba ararlardi.
Bir anneydi onlar... Hep bir cocuk isterlerdi.
Hem sıgınandılar... Hem sıgınılan.
En sessiz, en sakin, en sadik durduklarinda ruhlarinin derinlerinde bir isyan kipirdanirdi.
Ayaklandiklarinda ise korkup kacmaya yatkindilar.
Kendilerini sevenlere ihanet ettikleri coktu.
Sevdiklerinin ihanetlerini affettikleri de...
Alay edilmekten odleri patlardi... Ama alay etmekten hoslanirlardi.
Hepsi kendini cok akilli bulur, kendini idare edenleri aslinda kendilerinin idare ettiklerini sanirlardi.
Hem asklar ararlar, hem asklardan yorulurlardi.
Hem sertlikten korkarlar, hem de sertlik isterlerdi gizli gizli.
Kendilerine ne yapacaklarini soyleyen eli kamcili biri hep fantezilerini susler, ama kamci gercekten ortaya
cikarsa once boyun egip sonra kurtulmanin yollarini bulurlardi.
Simartilmak isterlerdi, ama cok simartirsaniz bu kez de sizi kucumserlerdi.
Kendi guclerinin sinirlarini hicbir zaman bilemezlerdi, ya kendilerini olduklarindan daha gucsuz, ya da daha guclu
sanirlardi.
Ovulmekten pek hoslanirlardi, ovunmekten de...
Kusurlarini soylerseniz yuzleri asilir, hatta sirretlesirlerdi.
Herkes onlara birseyler anlatmaya calisirdi, onlar ise kendilerini dinleyecek birini ozlerlerdi.
Onlari en cok tanidiginizi sandiginiz an, aslinda onlara en yabanci oldugunuz andi. "Ben artik onu taniyorum, o
benim artik," dediginiz an onlari kaybettiginiz an olurdu.
Onlari bir kedi yavrusu sanip elinize aldiginiz an bir aslan olup sizi yerlerdi, onlari aslan sanip kactiginizda
ise onlarin bir kedi yavrusu gibi sirin oldugunu gorurdunuz.
Bir kadini anlatir gibi bir toplumu anlatan bir roman yaznaya kalksaniz, romaniniz mucizelerle, masallarla,
efsanelerle, yalana benzeyen gerceklerle ve gercege benzeyen yalanlarla bezemeniz gerekirdi. Mutluluk pesinde
kosarken yasanan felaketlerden ve felaketlerden yaratilmis mutluluklardan soz etmek zorunda kalirdiniz.
Derinliklerine indikce daha cok karanlikla karsilasir, ama daha cok sicaklikla sarilirdiniz, sehvetlerinin hemen
altinda sefkatlerine, sefkatlerinin biraz berisinde vahsetlerine rastlar, en karmasik durumlarda bulduklari en dogru
cozume de, en kolay durumlarda isi karmakarisik edislerine de sayfalar ayirmak zorunda kalirdiniz. Onlara
acidiginizda asil acinacak olanin kendiniz oldugunu, onlari yucelttiginizde ise ne kadar acinacak durumda
olduklarini kesfeder, kendi kesfinizden kendiniz sasirirdiniz.
Hem bu kadar guclu hem bu kadar gucsuz, hem bu kadar akilli hem bu kadar aptal, hem bu kadar sevecen hem bu vahsi,
hem bu kadar uysal hem bu kadar isyankar, hem bu kadar sokulgan hem bu kadar uzak oluslarini bir turlu
kavrayamazdiniz.
Kolayca yanildiklari gibi kolayca yanilitirlardi da.
Hep iyileri ovup hep kotulerin pesinden gitmelerini ise imkani yok kavrayamazdiniz.
Siz onlari tanimadiginiz gibi onlar da kendilerini tanimazlardi.
Ve kendilerine kendilerini anlatacak birini ararlardi.
Ama onlara hicbir zaman kendilerini anlatamazdiniz, cunku onlar kendilerini hep olduklarindan baska biri
sanirlardi.
Gercekleri istediklerini soylerlerdi her zaman, ama gercege duyduklari nefret yalana duyduklari nefretten fazla
olurdu.
Bir ejderhaya da benzerlerdi, bir peri kizina da.
Bir gunahkar olduklarini hep hissederler, gizli bir vicdan azabini hep iclerinde tasirlar ve kendi vicdan
azaplarini baskalarini suclayip mahvederek yatistirmaya calisirlardi.
Onlara 'muhtac oldugunuzu' soylemenize bayilirlardi, ama onlara gercekten muhtac olursaniz sizi hor gorurlerdi.
Onlar tarafindan sevilmek istiyorsaniz, onlardan daha ustun olmaliydiniz, ama bunu onlara soylememeliydiniz.
Bir kadini anlatir gibi bir toplumu anlatan bir roman yazmaya kalkarsaniz, 'kahramaninizin' sevecegi tipi
yaratmakta cok zorlanirdiniz.
Kendilerini mahvedecek olani sevmeye pek yatkindilar.
Onlarin sevecegi birini tarif etmek, onlari tarif etmekten bile zordu.
Binlerce sayfa yazdiktan sonra sunu kesfederdiniz:
Kendilerine benzeyeni seviyorlar yani korkunc olani.
Oyle birini yaratmaliydiniz ki, onlar kadar sahtekar, onlar kadar durust, onlar kadar yalanci, onlar kadar
sefkatli, onlar kadar hain, onlar kadar sicak, onlar kadar guclu, onlar kadar gucsuz, onlar kadar cesur, onlar kadar
korkak olsun.
Onlara benzesin, ama onlardan baska birisi olsun.
Kendinlerine asik oluyorlar, ama asik olduklari kendilerinden 'baska birisi' olsun istiyorlar.
Kadinlar kendilerine benzeyen bir erkek, toplumlar kendilerine benzeyen bir lider ariyorlar.
Kadinlara benzeyen bir erkek olacak, ama erkeklerin ozelliklerini de tasiyacak.
Toplumlara benzeyen bir lider olacak, ama liderlerin ozelliklerini de tasiyacak.
Aradiklari yari canavar yari insan bir yaratik.
Ayrica bunu istediklerini de surekli inkar edecekler ve onlara inanmis gibi yapacaksiniz.
Onlar tarafindan sevilmek istiyorsaniz onlar kadar degisken olacaksiniz.
Hem cocuklari olacaksiniz, hem babalari... Hem dostlari olacaksiniz, hem dusmanlari... Hem durust olacaksiniz, hem
yalanci... Hem sevecen olacaksiniz, hem sert... Hem size siginabileceklerini dusunecek, hem sizi ezebileceklerini...
Ve sizin onlari tarif edemediginiz gibi onlar da sizi tarif edemeyecek.
Sizin onlari taniyamadiginiz gibi onlar da sizi taniyamayacak.
Buyulu canavarlar gibi karsilikli bicimden bicime gireceksiniz, birlikte degisip duracaksiniz...
Ve ne zaman ne kiliga gireceginizi icgudulerinizle bileceksiniz. yanlis zamanda yanlis bir kiliga
burunmeyeceksiniz.
Bir kadin anlatir gibi bir toplumu anlatan bir roman yazmak isterseniz eger, kacinilmaz olarak sonunda kendi
anlattiginiz kahramana asik olacaksiniz.
Onu seveceksiniz... Ve askiniza cevap isterseniz canavarlasacaksiniz.


Ahmet ALTAN - Geceyarisi Sarkilari

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 558
favori
like
share
ChoaS Tarih: 16.05.2005 14:05
Paylasım İçin Tesekkurler Arkadasım
hicbirsey2001 Tarih: 09.05.2005 08:39
Kendilerini mahvedecek olani sevmeye pek yatkindirlar.

Hepsi çok güzel satırlardı. Nerdeyse ilk defa böylesine uzun bir yazıyı satır satır okudum. Ellerine ve emeklerine sağlık arkadaşım, teşekkür ederim.
keto_41 Tarih: 08.05.2005 01:08
cok güzel tsk ler ederim
cool-bye Tarih: 19.04.2005 18:04
ellerine yüreğine sağlık
smerkya Tarih: 19.04.2005 05:12
tesekkurler ellerine saglik
Kemal50 Tarih: 18.04.2005 11:33

Ellerine saglik
HaVRaNLI Tarih: 18.04.2005 04:31
Paylasimin icin tesekkürler
alperen Tarih: 16.04.2005 17:18
[quote]
Bir kadin anlatir gibi bir toplumu anlatan bir roman yazmak isterseniz eger, kacinilmaz olarak sonunda kendi
anlattiginiz kahramana asik olacaksiniz.
Onu seveceksiniz... Ve askiniza cevap isterseniz canavarlasacaksiniz.[/quote]

ellerine emeklerine sağlık arkadaşım...
melankol Tarih: 16.04.2005 16:50
tesekkurler arkadasım