Zikrullah hatırlamayı ifade eder. ALLAH’ı hatırlamak, unutmamak anlamlarına gelir.

Her daim onu hatırlamaktır. RABBİMizi O’nun güzel isimleriyle anmak olduğu gibi, namaz, oruç, zekât ve nafile ibadetlerin hepsi zikirdir. ALLAH’ı zikretmek bütün ibadetleri içine alır.

Mevlâ’mızı zikretmek, hem de her halde iken ve O’ndan ayrı kalmamak… RABBİMizin (c.c.) Kur’ân-ı Kerim’de buyurduğu şu hal üzere olabilmek kulluğun muradıdır:

“İyi bilin ki kalpler ancak ALLAH’ı zikretmekle mutmain olur.” (Rad sûresi, 13/28)

“ALLAH’ı ayakta, oturarak ve yanları (istirahat) üzere iken anınız.” (Nisâ sûresi, 4/103) “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken ALLAH’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. "RABBİMiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru" derler.” (Âl-i İmran, 3/191)
“İman edenlerin ALLAH’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin ve daha önce kendilerine kitap verilip de üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmamalarının zamanı gelmedi mi?” (Hadîd sûrsi, 57/16) Bu âyet; tatlılığın, huzura kavuşmanın, bereketin, visalin gece ve gündüz ALLAH’ı zikirde olduğunu beyan eder.

Asbâb-ı Güzîn Efendilerimiz ve Sülehâdan bazılarının kalbin meyvesi “Zikrullah” hakkındaki sözlerinden birkaçı şöyledir:


Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz: “Rasûlüllah (a.s.), her hâlinde yüce ALLAH’ı zikir ederdi” demiştir. (Müslim- Müsned)
Hz. Ömer (r.a.): “Kendinizi, insanların zikri ile meşgul etmeyiniz. Zira bu bir belâdır. Size gereken ALLAH’ı zikretmektir. ALLAH’ı zikir şifadır. İnsanların dedikodusunu yapmaktan da kaçının. Çünkü bu bir derttir.” demiştir. (Kandehlevî, Hayatü’s-Sahabe)
Hz. Ebû Derda (r.a.) şöyle nakledilmiştir: “ALLAH’ı anarak O’nu sürekli gündeminde (zikrini gönlünde diri) tutanlar, cennete gülümseyerek gireceklerdir.” (Kitabü’z-Zühd, Ahmed. b. Hanbel)

Hz. Muaz bin Cebel (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: “Cennet halkı dünyada ALLAH’ı anmadan geçirdikleri zamanlar kadar hiçbir şeyin hasretini çekip vahlanmazlar.” (İhya, Gazalî)
Velîler Sultanı Abdülkadir Geylânî hazretleri efendimiz: “Şeriat hükümlerinin muhafazası için, cismi doğru yoldan yürütmek gerek, gece gündüz, gizli aşikâr, ALLAH’ü Teâlâ’nın zikrine devam icap eder. Hak yolu arayanlara daima, ALLAH’ı anmak farzdır.” buyurmuşlardır. (Sırrü’l-Esrar ve Me’dine’l-Envâr, Geylânî)

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri zikri şöyle tarif eder: “ALLAH’ı zikir; irfan yolunun ana ilkesi, Mevla ile dostluğun sebebi, ruh ve gönlü visale ulaştırıcısıdır. ALLAH’ı zikir, ruhu dosta kavuşturucusu ve irfan kazandırıcısıdır. ALLAH’ı zikir gönülde sevinçtir. Onun meyvesi de ALLAH’a dost olmak ve O’nun huzuruna kavuşmaktır. ALLAH’ı zikir görüş aydınlığı ve ruhun ganimetidir.” (Marifetname)

Eşrefoğlu Rûmî (k.s.) ise: “İmdi bilmiş ol ki; kalp huzuru ile Zikrullah’ta bulunmanın yani daima ve çok çok Zikrullah etmenin önemi de gayet çoktur. Hepsinden önemlisi, kalpte muhabbetullah hasıl ettirir ve gönülden ALLAH’ü Teâlâ’dan gayrisinin muhabbetini giderir, şeytanın bütün vesveselerini keser, şeytanı avare eder ve bütün hile ve tedbirlerini dağıtır, imanı sağlamlaştırır, gönül pasını giderir ve gönlü nurlandırır, yani bir bakıma diriltir. Nitekim Hakk Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de buyurmuştur: “İmanda kamil olanlar, ancak onlardır ki ALLAH’ü Tâlâ zikrolunduğu vakit, O’nun azamet, celâl ve heybetinden kalpleri titrer.”(Enfâl sûresi, 8/2) buyurmuştur. (Müzekkin Nüfûs, s. 387, Salah Bilici Kitabevi, İst. 1977)

Hz. Mevlâna (k.s.) efendimiz Mesnevî’sinde der ki: “ALLAH’ı anış suyuna dal, nefesini tut, sabret de eski düşüncelerden, vesveselerden kurtul!
ALLAH adı temizdir. O’nu zikredince temizlik geldi mi pislik, pılını pırtısını toplayıp gider. Zıtlar, zıtlardan kaçar. Nasıl ki, güneş doğunca gece dayanamaz, kaçar gider. ALLAH’ın tertemiz adı ağza gelince, yani zikir başlayınca ne pislik kalır, ne gamlar, ne kederler.” (Mesnevî, IV)

Zamanımızda yaşamış büyük velîlerden Abdullah Farukî el-Müceddidî hazretleri (k.s.) de, “Herkesin bir sanatı vardır. Bizim sanatımız da ALLAH’ı zikirdir” buyurmuştur.
Zikri, dilden, âzâlardan kalbe indirmek de velîlerin sıklıkla dile getirdikleri çok mühim bir husustur. Zira kalbin iştirak etmediği amel, sadece kabuktan ibaret kalır. Öz kaybedilince fayda hâsıl olmaz. İşte buna işaret edilen ve yol gösteren velilerin bir nasihati şöyledir:

“Dil ile zikre devam edile edile kalp zikrine erişilir. Kul; zikri, dili ve kalbi ile birlikte yapabildiği zaman, kâmil ve olgun olur.“ (Kuşeyrî, Risale)
Evet, ALLAH’ı zikir; varlığı, benliği yok eder. Tembellikten, ataletten, nefsin istek ve arzularından kurtuluşa en güzel bir vesiledir.

ALLAH’ı zikir, masivayı terk olduğu gibi, gözün gönlün aydınlığı, hallerin en güzelidir. Ruhun beden kafesinden kurtuluşu, cennet bahçesinin meyvesidir.

Zikir kalplere şifadır. Dertlere devadır. Gönlün kalbin sürürüdür. Mutluluk saadet nişanesidir. Kalbin nuru vuslata açılan penceredir.

Yüce Mevlâ’mız biz nâçâr kullarına, razı olduğu hâl üzere, gece-gündüz, gençlik-ihtiyarlık ve sağlık-hastalık demeden her an Zâtını zikredebilme, tesbîh edebilme nimetini lutfetsin, zikri seven ve zikrin kendilerini sevdiği kullardan kılsın bizleri inşALLAH.

ALLAH’ım! Hamdimiz Sana ve salât ve selâmımız da her hâline Sen’i zikreden güzel Habîbine, O’nun Ashâb, Ehl-i Beyt ve kendisine şevkle bağlı olanlara olsun.


alıntıdır

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 580
favori
like
share