Ayetlerin Tefsiri


46. Allah’a andolsun ki, Musa’yı, doğruluğunu gösteren apaçık mucizelerle Firavun'a ve onun kavmi olaı Kıptîlere gönderdikMûsâ ona dedi ki: Ben, Allah'ıı sana gönderdiği bir elçiyim. Seni ve kavmini, tek olan Allah'a çağırmar İçin beni gönderdi. [77]

47. Peygamberliğini gösteren o açı mucizeleri onlara getirdiğinde alay ve eğlence ile güldüler. Kurtubî şöyl der: Onlar, kendilerine tâbi olanlara, bu mucizelerin sihir olduğu ve kend terinin de bunları yapabilecekleri vehmini vermek için güldüler.[78]

48. Onlara gösterdiğimiz tufan, çeki: ge ve bit gibi azap mucizelerinden herbiri diğerinden çok daha büyük çok daha açıktı. Öyleki, sonra gelen mucize, öncekinden daha açıktı. Sâ' şöyle der: Her mucize, nıucizelikte son derece ileriydi. Öyle ki, ona. baka onun diğerlerinden daha büyük olduğunu zannederdi.[79] İçinde bulunduktan inkâr ve yalanlamadan dönsünler diye onları ht türlü çetin azaplarla cezalandırdık. [80]

49. Azabı görünce dediler ki: Bizim iç Rabbine dua et de bu belâ ve azabı bizden kaldırsın. Duanı bul edeceğine dair sana verdiği söz hürmetine dua et. Duan sayesinde bizden azabı kaldırırsa, sana kesinlikle inanacağız. Tefsiriler şöyle der: Kâfirlerin, "ey büyücü!" şeklindeki sözü, kusur bulma yoluyla söylenmemiştir. İnançlarına göre, bu bir saygı ifade eder. Çünkü büyü, onların zamanının ilmi idi. Dolayısıyla kınanmış olmaz. Bununla Musa'ya (a.s.)' saygı yollu seslendiler. İbn Abbas şöyle der: Bunun mânâsı, "Ey bilgin !"dir. Büyücü onlar içinde büyüktü, ona saygı gösterirlerdi. [81]

50. Musa'nın duası hürmetine onlardan azabı kaldırdığımız zaman, ne görelim, onlar hemen ahdi bozuyor ve inkâr ve isyanda ısrar ediyorlar. [82]

51. Firavun Musa'nın apaçık mucizelerini görüp te halkının imana gelmesinden korkunca, Kıbt kavminin reisleri ve ileri gelenlerine övünerek ve kibirlenerek şöyle seslendi: Bu geniş, uçsuz bucaksız Mısır ülkesi benim değil mi? Nil nehrinden ayrılıp köşklerimin altından akan su, haliçler ve ırmaklar benim değil mi? Kurtubî şöyle der: Nil'in en büyük kolları tür. Bunlar; Melik Irmağı, Tolon Irmağı, Dimyat Irmağı ve Tinnîs ırmağıdır.[83] Katâde de şöyle der: Mısır'ın bahçe ve nehirleri, onun köşkü altında uzanırdı.[84] Büyüklüğümü ve mülkümün genişliğini, Musa'nın küçüklüğünü ve ze-lilliğini görmüyor musunuz? [85]

52. Aksine ben bu zayıf ve hakîr, gücü, makamı ve saltanatı olmayan kişiden daha üstünüm. O, yani Mûsâ, zayıflığı ve hakirliğinden dolayı ihtiyaçlarını karşılama için nefsini küçültüp zorlar. O neredeyse sözünü anlatamayacak ve maksadını açıklayamayacak durumdadır. Peygamberliğe nasıl elverişli olur? Ebussuûd şöyle der: Firavun bunu, Hz. Musa'ya (a.s.) iftira edip onu insanların gözünden düşürmek için söyledi. Bunu, daha önce dilinde bulunan tutukluğu dikkate alarak söyledi. Fakat Allah, Musa'nın (a.s.) duası sayesinde tutukluğu ondan giderdi: "Dilimdeki bağı çöz ki, sözümü anlasınlar"[86]

53. Bir ikram ve peygamberliğine bir delil o-larak, Allah ona altın bilezikler verse ya! Mücâhid şöyle der: Kiptiler bir adamı kendilerine reis yapmak istediklerinde reislik alâmeti olarak ona iki altın bilezik ve bir kolye takarlardı.[87] Veya ona hizmet etmek ve doğruluğuna şahitlikte bulunmak için, onunla birlikte, etrafını kuşatmış olarak melekler gelseydi ya! Ebu Havyan şöyle der:
Firavun kendisini güçlü ve mülk sahibi olarak tanıtıp kendisiyle Mûsâ (a.s.)'yı mukayese etti ve onu zayıf ve yardımcısı az olarak niteledikten sonra peygamberliğine itiraz ederek şöyle dedi: Eğer doğru söylüyorsa Rabbi onu melik yapıp bilezikler taksaydı ve melekleri ona yardımcı kılsaydı ya.[88]

54. Kısa görüşlülüklerinden dolayı, kavminin akıllarını küçünısedi ve onları cehaletle itham etti. Bunun üzerine kavmi, kendilerini çağırdığı sapıklıkta Firavun'a itaat ettiler, Allah'a itaattan çıkıp fâsık oldukları için onun çağrısına uydular. [89]

55. Bizi kızdırıp öfkelendirince, en şiddetli azar. çeşitleriyle onlardan intikam aldık. Firavun ve kavminin tamamını denizde boğduk. Hiçbirini bırakmadık. Tefsirciler şöyle der: Fira vun, büyüklük, saltanat ve altından akan nehirlere aldandı. Allah da, kibir lendiği şeyin cinsiyle hem onu hem de kavmini helak etti. Bu helak deni; suyunda boğulmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Burada, kim bir şey saye sinde kendisinin güçlü olduğunu iddia ederse, Allah'ın onu bu şeyle helâl edeceğine işaret vardır. [90]

56. Firavun kavmini, azap ve helake müsteha olma hususunda, kendilerinden sonra geleceklere örnek ve ibret alacaklaı bir misal kıldık ki, onların başına da böyle bir şey gelmesin. Mücâhid şöyl der: Onları, Kureyş kâfirlerinden önce cehenneme gidecek öncüler ve or lardan sonra gelenler için bir ibret ve öğüt kıldık.[91]

57. Kur'an'da Meryem oğlu İs anlatıldığında ve Allah bırakılıp ta tapılan ilâhlar misal getirildiğinde, ht men Kureyş müşrikleri bağırıp feryadı basarlar. Tefsirciler şöyle der: Resi lullah (s.a.v.), "Siz ve Allah'ı bırakıp taptığınız şeyler cehennem odunusı nuz"[92] mealindeki âyeti okuyunca, İbn Zibe'râ: "Bu söz, sadece bizim ilâhlarımız için mi, yoksa bütün ümmetler için mi? diye sordu. ResululU (s.a.v.) da: "Sizin, ilahlarınız ve bütün ümmetler için" dedi. ibn Zibe'r Kâ'be'nin Rabbine yemin olsun ki, seni mağlup ettim. Hristiyanlar İsa'y yahudiler Uzeyr'e tapmıyorlar mı? Falan oğulları da meleklere ibadet e miyorlar mı? Eğer onlar cehennemde ise, biz ve ilâhlarımız onlarla berab olmaya razıyız, dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.), gelecek vahyi be lemek üzere sustu. Müşrikler onun mağlup olduğunu zannettiler ve yüks< sesle bağrıştılar.[93] Bunun üzerine Allah, "Tarafımızdan kendilerine güze lik takdir ve tayin edilmiş olanlara gelince, işte onlar cehennemden uza tutulurlar"[94] mealindeki ayeti indirdi. Kurtubî şöyle der: İbn Zibe'ra âyeti iyi düşünseydi itiraz etmezdi. Çünkü Yüce Allah, " İbadet ettiğiniz kimseler" demedi, " kî İbadet ettiğiniz şeyler"dedi. Bununla sadece aklı olmayana putları ve benzerlerini kastetti. Yoksa, her ne kadar kendilerine tapılsa da, ne İsa'yı (a.s.) ne de melekleri kastetmedi.[95]

58. Dediler ki, "Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlı yoksa İsa mı? Eğer İsa ateşte ise, ilâhlarımız da onunla beraber olsun. Bu sözü sana, hakkı aramak için değil, cedelîeşme ve büyüklük taslamak için söylediler, Aksine onlar bâtıl yolu kullanarak şiddetle mücadele eden bir kavimdir. İbn Cüzeyy şöyle der: Onlar bu misali sana, sadece cedelîeşme için getirdilir. Cedel, insanın, münazara ettiği rakibini yenmek istemesidir. Onu ister bak yolu, isterse bâtıl yolu kullanarak yensin, birdir. Çünkü İbn Zibe'ra ve benzerleri, Hz. İsa'nın (a.s.) "Cehennem odunu" sözü içine girmediğini biliyorlardı. Fakat onlar demogoji yapmak istediler. Dolayısıyla Yüce Allah onları cedelci bir topluluk olarak niteledi.[96]

59. İsa, sadece, diğer kullar gibi bir kuldu. Biz ona peygamberlik nimeti verdik ve onu peygamberlikle şereflendirdik. O hristiyanların iddia ettiği gibi ne bir ilâhtır, ne de bir ilâh oğludur. İsa'yı, İsrailoğullarına bir mucize ve ibret kıldık. Bu mucizeyle Allah'ın kudretine delil getirirler,. Zira o, bir anneden babasız olarak yaratıldı. Fahreddin Râzî şöyle der: Onu darb-ı mesel olarak, harikulade bir ibret kıldık. Zira onu, Âdem'i yarattığımız gibi, babasız yarattık.[97]

60. İsteseydik, sizin yerinize, yeryüzünde yaşayan ve size halef olacak melekler yaratırdık. Mücâhid şöyle der: Sizin yerinize, yeryüzünü imar edecek melekler yaratırdık.[98]

61. Kuşkusuz İsa, kıyametin yaklaştığına bir alâmettir. İbn Abbas ve Katâde şöyle derler: İsa'nın çıkışı, kıyamet alânıetlerindendir. Çünkü Yüce Allah, kıyamet kopmadan az önce onu gökten indirecektir. Kıyamet konusunda sakın şüpheye düşmeyin, Ö, şüphesiz kopacaktır. Hadiste şöyle buyrulmuştur: "Meryem oğlu İsa'nın âdil bir hakem olarak aranıza inmesi yakındır..."[99] Ey Peygamber! Onlara de ki: Benim yoluma ve şeriatıma uyun. Kuşkusuz sizi kendisine çağırdığım bu din dosdoğru bir din ve dosdoğru bir yoldur. [100]

62. Şeytanın vesveselerine aldanmayın. Hakka uymanızı engellemesinden sakının. O sizin apaçık bir düş-manınızdır. Zira atanızı cennetten çıkardı ve nur libasını üzerinden çekip aldı. [101]

63. İsa, apaçık kanun ve muci-zeler getirdiğinde, şöyle dedi: "Size ilâhî hikmetin gereği olan kanunları getirdim, size, din konusunda ihtilafa düştüğünüz şeyleri açıklamak için geldim. İbn Cüzey şöyle der: Yüce Allah, "İhtilaf edilen konuların hepsini değil de, bazısını açıklamak için..." buyurdu, çünkü peygamberler, dünya işlerini değil, sadece din işlerini açıklarlar.[102] Taberî de şöyle der: Yüce Allah bundan, dünya ile ilgili işleri değil, din ile ilgili işleri kastediyor.[103] Emirlerine sarılıp yasaklarından sakınarak Allah'tan korkunuz. Size tebliğ ettiğim yükümlülüklerde emrime uyunuz. [104]

64. Kuşkusuz Yüce Allah, kendisine ibadet edilen Rab'tır. Ondan başka Rab yoktur. Öyleyse sadece O'na ibadet ve taat ediniz. İbn Kesîr şöyle der: Ben de siz de O'nun kullarıyız. O'na muhtacız. Hepimiz bir olan Allah'a ibadet ediyoruz.[105] Bu, Allah'ı birlemek ve kanunlarıyla kulluk etmek, Naîm cennetlerine ulaştıran dosdoğru bir yoldur. [106]

65. Aralarından çıkan gruplar, birbirleriyle ihtilafa düştüler. Elem verici bir günün azabından dolayı vay o zulmedenlerin hâline!
66. Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?
67. O gün, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirlerine düşman kesilirler.
68. 69. "Ey âyetlerimize inanan ve müslüman olan kullarım! Bu^ün size korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksiniz de.
70. Siz ve eşieriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz!"
71, 72, 73. Onlara altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canlarının istediği, gözlerinin hoşlandığı her şey vardır. Ve kendilerine: "Siz, orada ebedî kala*caksınız, işte yaptıklarınıza karşlık size mîras verilen cennet budur. Orada sizin için bol bol meyveler vardır, onlardan yersiniz." denilir.
74, 75. Şüphesiz suçlular cehenem azabında ebedî kalacaklar, azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde kurtuluştan ümit kesmişlerdir.
76. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zâlim kimselerdir.
77. "Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin!" diye seslenirler. Mâlik de: "Siz böyle kalacaksınız!" der.
78. Andolsun biz size hakkı getirik, fakat çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.
79. Yoksa bir işe kesin karar mı verdiler» Doğrusu biz de kararlıyız.
80. Yoksa onlar, bizim kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadırlar.
81. De ki: Eğer Rahmân'ın bîr çocuğu olsaydı, elbette ben ona kulluk edenlerin ilki olurdum!?
82. Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah onların niteledikleri şeylerden yücedir, münezzehtir.
83. Sen bırak onları, kendilerine sös verilen günlerine kavuşuncaya kadar bâtıla dalsınlar, oynaya dursunlar.
84. Gökte de ilâh O'dur, yerde de ilâh O'dur. O, hakimdir, her şeyi bilendir.
85. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine âit olan Alish ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek de O'na mahsustur. Sîz sadece O'na döndürüleceksiniz.
86. Allah'ı bırakıp da taptıkları putlar, şefaat edemezler. Ancak bilerek lıakk'a şahitlik edeıüer bunun dışındadır.
87. Andolsun onlara "kendilerini kimin yarattığa-ı" sorsan, elbette "Allah" derler. Ö halde naşı! döndü*rülüyorlar?
88. 89. Resûlullah'ın "Yâ Rabbil Bunlar, îman etmeyen bir kavimdir." demesine karşı sen onlardan yüz çevir ve sîze selâm bilecekler!" buyurdu.

Ayetlerin Öncekilerle Münasebeti

Yüce Allah önceki âyetlerde, Hz. İsa (a.s,) ve onun hak dine çağrısını anlattı. iArdından burada da Ehl-i kitabın sapıklığından bahsetti. Şöyle ki, Ehl-i kitab, İsa (a.s.) hakkında fırka ve gruplara ayrıldılar. Bir kısmı, onun ilâh olduğunu; bir kısmı, ilâhın oğlu olduğunu; bir diğer kısmı da "üçün üçüncüsü" olduğunu söylediler. Daha sonra Yüce Allah, kıyamet hallerini ve onun şiddetlerini anlattı ve bu mübarek sûreyi, bir ve hak olan ma'bûdun sıfatlarını anlatarak sona erdirdi. [107]


Kelimelerin İzahı

Ehıllâ, samîmi arkadaş mânâsına gelen kelimesinin çoğuludur.
Sevinirsniz, neşelenirsiniz. Hubûr, ferah ve sevinç demektir.
Ekvâh, kulpsuz kadeh mânâsına gelen kelimesinin çoğuludur.
Müblisûn; rahmetten ümit kesenler, aşın ümitsizlikten dolayı üzüntü içinde olanlar.
Sağlam yaptılar. Bir kavim, işlerini sağlam yaptığında denir. Sağlam yapmak demektir.
Çevrilirler, döndürülürler. Bir kimse, birini bir şeyden döndürdüğünde denir. Moctn" 'uı:âtil'in şöyle dediği rivayet olunur: Müşrikler, Dâru'n-Nedve'de Peygamber (s.a.v)'e tuzak kurdular. Ebû Cehü'in teklifi üzerinde fikir birliğine varınca, onu öldürmek üzere komplo bazıriadılar. Ebû Cehil'in teklifi şuydu: Her kabileden bir adam gelip Hz. Peygamber (a.s.)'in öldürülmesine katılacak ve böylece kan davası gütme imkanı zayıflayacak. Bunun üzerine, "Yoksa bir İşe kesin karar mı verdiler? Biz de kararlıyız" mealindeki âyetindi.[108]

Ayetlerin Tefsiri

65. Hristiyan gruplar İsa'nın durumu hakkında ihtiiafa düşüp çeşitli hizip ve fırkalara ayrıldılar. îbn Kesîr şöyle der: Hristiyanlar, İsa (a.s.) baklanda gruplara ayrıldılar. Bir kısmı, onun, Allah'ın kulu ve elçisi olduğunu itiraf eder. Gerçek olan da budur. Bir kısmı da, onun, Allah'ın oğlu olduğunu iddia eder. Başka bir kısım da onun, Allah olduğunu söyler. Allah, onların söylediklerinden yüce ve uzaktır.[109] O günün, kıyamet gününün elem verici azabından dolayı vay o zâlim kâfirlerin haline. [110]

66. O yalanlayıcı müşrikler, kıyametin ansızın gelivermesinden başka birşey beklemiyorlar. Onlar, kıyametin geleceğinden gafil ve dünya işleriyle meşgul oldukları halde kıyamet onlara gelecek. İşte o zaman, pişmanlığın fayda vermediği zaman, pişman olacaklar. Bundan sonra Yüce Allah kıyamet hallerini anlattı: [111]

67. Dost ve ahbaplar, kıyamet gününde birbirlerine düşman olacaklar. Ancak dostluk ve ahbaplığı Allah rızası için olanlar hariç. İbn Kesir şöyle der: Allah'tan başkası için olan her türlü dostluk ve arkadaşlık, o gün, düşmanlığa dönüşecek. Ancak, Allah için olan hâriç. Bu dostluk, o devam ettikçe devam edecektir.[112] İbn Abbâs da şöyle der: Kıyamet günü, bütün dostluklar düşmanlığa dönüşecek. Ancak takva sahiplerinin dostlukları kalplerini hoş etmek ve onları şereflendirmek için, düşmanlığa dönüşrneyecektir. [113]

68. Yüce Allah şöyle buyurur: Ey, Âlemlerin Rabbine gerçek kulluk eden mü'min kullarım! Bu zor günde sizin için bir korku yoktur. Dünyadan kaybettiklerinizden dolayı da üzülmeyeceksiniz. Sonra Yüce Allah, takva sahiplerinin kimler olduğunu şöyle açıkladı: [114]

69. Onlar, Kur'an'a inanan, Allah'ın hüküm ve emrine teslim olup, itaat için boyun eğenlerdir. [115]

70. Onlara denilir ki: Siz ve mü'min kanlarınız cennete girin. Orada size nimetler verilecek ve öyle sevineceksiniz ki, sevincinizin eseri yüzlerinizde görülecektir. [116]

71. İçinde yemek bulunan altın kaplar ve içinde şarap dolu olan altın kadehlerle, cennet ehline servis yapılır. Tef-sirciler şöyle der: Cennet ehlinin, içinde yemek yedikleri kapların ve şarap içtikleri kadehlerin hepsi altın ve gümüştendir. Nitekim Yüce Allah, meâlen şöyle buyurmuştur: "Yanlarında gümüş kaplar ve billur kadehlerle onlara servis yapılır"[117] Hadiste şöyle buyrulmuştur: "İpek ve canfes elbiseler giymeyin. Altın ve gümüş kaplardan içmeyin ve böyle kaplardan ye*meyin. Çünkü bunlar, dünyada onların, âhirette ise sizindir."[118] Cennette, canların istediği her çeşit lezzetli ve iştah çekici şeyler vardır. Ayrıca orada bakmaktan gözlerin sevineceği çeşitli güzel manzaralar ve güzel görüntüler vardır. Siz o cennette daimî kalacak, oradan asla çıkarıİmayacaksnız. Ebussuûd şöyle der: Bu, nimetin ikmal edilmesi ve sevincin tamamlanmasıdır. Çünkü geçici olan her nimet, yok olma korkusunu gerektirir.[119]... Yüce Allah, cenneti ve onun sevinç yeri olduğunu belirttikten sonra, içindeki nimetleri anlattı. Önce yiyilecek şeyleri, sonra içilecek şeyleri anlattı. Bu tafsilattan sonra, "Orada canların istediği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır" sözüyle genel bir açıklama yaptı. Daha sonra, Naîm cennetinde ebedî kalınacağını bildirerek nimetin tamamlanacağını belirtti. Bu ifâde, nimet türlerini tahsis etmektedir. Çünkü nimetler, ya canların istediği ya da gözlerin hoşuna giden şeylerdir.[120]

72. Bıı yüce nitelikleri taşıyan o cennet dünyada yapıp sunduğunuz iyi amellerinizden dolayı size verilmiştir. İbn Kesîr şöyle der: İyi amelleriniz, Allah'ın rahmetinin sizi kuşatmasına vesile oldu. Çünkü hiç kimse, kendi ameliyle cennete giremez. Fakat Allah'ın rahmeti ve lütfuyla girer. Farklı dereceler, ancak sâlih amellere göre elde edilir.[121] Hadiste şöyle buyrulmuştur: "Herkesin cennette bir makamı, cehennemde de bir makamı vardır. Kâfir, mü'minin cehennemdeki makamına; mü'min de kâfirin cennetteki makamına vâris olur. İşte Yüce Allah'ın, "Yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur" mealindeki âyeti bunu ifade eder...[122]

73. Cennette, yiyecek ve içecekten başka, size her türlü meyvelerden de bolca verilecektir. O meyvelerden, zevk ve lezzet almak için yiyeceksiniz. Tefsirciler şöyle der: Cennet ehli, bir kısım meyveyi yer. Diğerleri dâima ağaç üzerinde kalır. Bir an olsun meyvesiz kalmış bir ağaç görülmez. Ağaçlar dâima meyvelerle süslüdür. Çünkü yenilen her meyvenin yerine, bir başkası getirilir. Hadiste şöyle buyrulmuştur: Bir kimse cennet meyvelerinden herhangi birini kopardığında, onun yerine, onun gibi iki tane biter.[123] Yüce Allah, bahtiyarların durumunu anlattıktan sonra, ardından suçlu bedbahtların durumunu anlattı: [124]

74. Suç işlemeye iyice dalan kâfirler, cehennemde şiddetli azap içinde ebedî olarak kalacaklardır. Sâvî şöyle der: Burada mücrimlerden yani suçlulardan maksat kâfirlerdir. Çünkü burada onlar, mü'minlere kaşılık anlatıldılar.[125]

75. Azap onlardan bir an olsun hafifletilmez. Onlar o azap içersinde, her türlü iyilikten ümit keserler. [126]

76. Onları cezalandırmakla, biz zulmetmiş olmadık. Fakat onlar kendilerini ebedî azaba atarak, zâlimler oldular.[127]

77. Kâfirler, cehennemin bekçisi Mâlik'e, şöyle diyerek seslenirler: Allah bizi öldürsün de, şu azaptan kurtulalım. İbn Kesîr şöyle der: Ruhlarımızı alsın da bizi içinde bulunduğumuz sıkıntıdan kurtarsın. îbn Abbâs şöyle der: '"Mâlik onlara bin sene sonra cevap verecek"[128] ve: "Siz bu azapta ebedî kalacaksınız. Ne ölmek suretiyle, ne de başka bir şekilde, sizin için bundan kurtuluş yoktur" diyecektir. [129]

78. Bu, kınama ve azarlama hitabıdır. Yani, ey kâfirler! Şüphesiz size, apaçık hakkı getirdik. Fakat o, hevâ ve hevesinize, şehevî arzularınıza aykırı olduğu için Allah'ın dininden hoşlanmamakta ve ondan tiksinmektesiniz. Fahreddin Râzî şöyle der: Bu, Önce anlatılanların sebebi mahiyetindedir. Maksat, onların Hz. Muhammed (a.s.) ve Kur'an'dan nefret ettiklerini ve hak dini kabulden şiddetle kaçındıklarını ifade etmektir.[130]

79. Bu söz. Kurevş kâfirleri hakkındadır. Yani, yoksa o müşrikler, Muhammed (a.s,)'e sağlam bir tuzak mı kurdular? Şüp*hesiz biz de, ona yardım etme, koruma ve düşmanlarını helak ve yok etme hususunda işimizi sağlam tutanlarız" Mukâül şöyle der; Bu âyet, müşrikle*rin, Dâru'n-Nedve'de Peygamber(s.a.v)'e tuzak kurmayı planlamaları hakkında inmiştir.[131]

80. Yoksa o müşrikler, Bizim, kendi kendilerine söylenmelerini veya fısıldama yoluyla aralarında yaptıkları konuşmaları işitmediğimizi mi sanıyorlar? îbn Cüzeyy şöyle der: Sır, insanın kendisine veya başkasına gizlice anlattığı şeydir. Necvâ ise, aralarında konuştukları şeydir.[132] Hayır öyle değil, Biz onların sırlarını da, açıkça konuşmalarını da işitiriz. Ayrıca koruyucu meleklerimiz de onların yaptıklarım yazarlar. Rivayete göre bu âyet, Ahnes b. Şureyk ile el-Esved b Abdi Yeğûs hakkında inmiştir. Bu ikisi bir araya geldiklerinde Ahnes: Allah bizim gizli konuştukları mı zi işitir mi? Ne dersin? diye sormuş, Öbürü; Aramızda gizlice konuştuklarımızı işitir ama sessizce konuştuklarımızı işitemez, demişti.[133]

81. Ey Peygamber! O müşriklere de ki: Faraza Allah'ın çocuğu olsaydı, ben mutlaka o çocuğa ilk ibadet eden olurdum. Fakat Yüce Allah eşi ve çocuğu olmaktan uzaktır. Kurtubi şöyle der: Bu, münazara ettiğin kimseye söylediğin şu söze benzer: "Senin söylediğin delille sabit olsa, ona ilk inanan ben olurdum". Bu, olayın vukuram son derece uzak görmek ve bunu nazik bir şekilde ifade etmektir.[134] Taberî şöyle der: Bu, hitapta kibarlıktır. Beyzâvî de şöyle der: Bu sözden, Allah'ın çocuğu olmasının ve peygamberin (s.a.v,) ona ibadet etmesinin doğruluğu anlaşılmaz. Aksine bundan maksat, her ikisinin de olmadığını en vurgulu bir şekilde ifade etmektir. Peygamber (s.a.v)'in, Allah'ın çocuğu olduğu iddiasını reddetmesi, inat ve şüpheden dolayı değildir. Bilakis, Öyle bir şey olsaydı, onu itirafa insanların en lâyığının, Peygamber (s.a.v.) olduğunu a-çıklamakür. Çünkü Peygamber (a.s.), Allah'ı ve ona layık olan ile olmayanı en iyi bilendir.[135]

82. Göklerin ve yerin Rabbi, büyük Arş'm sahibi Yüce Allah, kâfirlerin ona nisbet ettikleri çocuk edinme sıfatından uzaktır. [136]

83. Mekke kâfirlerini, cehaletleri ve sapıklıkları içinde bırak ta., boş şeylere dalsınlar ve dünyaları ile oynasmlar, Kendilerine va'dedilen o korkunç güne, yani kıyamet gününe kadar oyalansınlar. Ö zaman, halleri ve akıbetlerinin nasıl olacağını anlayacaklar. [137]

84. O Yüce Allah, gökte de ma'bûddur, yerde de. Çünkü, gökte ve yerde ibadete müstehak gerçek ilâh odur.[138] İbn şöyle der: O, yerdekilerin de göktekilerin de ilâhıdır. Her ikisinde bulunanlar O'na ibadet eder. Hepsi O'na boyun eğer ve önünde eğilirler.[139] O, yai'attıklannı yönetiminde hikmet sahibi ve onların yararına olan şeyleri bilendir. Bu, Allah'ın birliğine delil mahiyetindedir. [140]

85. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan insan, cin ve melekler gibi mahlûkâtm sahibi olan Allah yüce ve uludur. O, yaratıcı ve herşeyin sahibidir. Hiçbir engel ve karşı koyma olmaksızın kâinatta tanmıf yetkisine sahiptir. Kıyametin kopma zamanına ail bilgi sadece O'nun katmdadır. Hesap için mahlûkâtm dönüşü de, başkasına değil, yalnız O'na olacaktır. O, her*kese amelinin karşılığını verecektir. [141]

86. Allah'tan başka taptıklarından hiçbiri, Allah katında herhangi birine şefaat etme yetkisine sahip değildir. Çünkü o izin vermeden şefaat etme yoktur. Ancak hakka şahitlik eden ve ona bilerek ve basiretle iman eden hâriç. Onun, Allah katında şefaati fayda verir. Onlar şefaatin, ancak Allah'ın izniyle olacağını bilirler. Tefsirciler şöyle der: "Hakka şahitlik edenler"den maksat, İsa, Üzeyr ve meleklerdir (aleyhimu's-selâm) Çünkü onlar, hakka ve Allah'ın birliğine şahitlik ederler. Her ne kadar, Allah'tan başka onlara da ibadet edilmişse de, onların şefaati mü'minlere fayda verir. [142]

87. Ey Peygamber! Mekke kâfirlerine, kendilerini kimin yaratıp vücûda getirdiğini sorsan, elbette, "Bizi Allah yarattı" derler. Onlar, Allah'ın yaratıcı olduğunu itiraf eder, sonra da O'ndan başka hiç bir şey yapamayanlara taparlar, Nasıl Allah'a ibadeti bırakıp putlara ibadete dönüyorlar?! Onlar son derece cehalet, beyinsizlik ve akılsızlık içersindedirler. [143]

88. Allah, Muhammed (a.s.)'in, Rabbine şikayet ederken söylediği şu sözünü de bilir: Ey Rabbim! Bunlar inatçı ve zorba bir kavimdir. Ne peygamberliğime, ne de Kur'an'a inanıyorlar. Katâ-de şöyle der: Bu, peygamberinizin, kavmini Rabbine şikayet ederken söylediği sözdür.[144]

89. Ey Peygamber! Onlardan yüzçevir, onlara karşı hoş görlü ol. Onlara, sana yaptıklarıyla karşılık verme. Sâvî şöyle der: Bu onlardan uzaklaşmadır. Yoksa, âyet, kafirlere selâm vermenin meşru, olduğunu göstermez.[145] Katâde de şöyle der: Rasulullah'a Önce onları affetmesi emredildi. Daha sonra onlarla savaşması emredildi. Böylece "af" emri, "savaş" emriyle kaldırılmış oldu.[146] Suç işlemelerinin ve yalanlamalarının âkibetini göreceklerdir. Bu, müşrikleri tehdit, Peygamber (s.a.v.)' i teselli etmektedir.[147]

Edebî Sanatlar

Bu mübarek sûre birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda özetliyoruz.
1. "Allah, yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı" âyetinde teşbîh-i belîğ vardır, "beşik ve yatak gibi kıldı" demektir. Burada benzetme edatı ile benzetme yönü (vech-i-şebeh) zikredilmemiş, böylece teşbîh-i belîğ olmuştur.
2. "Ölü bir beldeyi onunla dirilttik" cümlesinde istiâ-re-i tebeiyye vardır. Allah, yağmur yağmadan önceki yeryüzünü ölü insana benzetti, sonra yağmurla ona hayat verdi. Bunda istiâre-i tebeiyye vardır.
3. "Şüphesiz insan, apaçık bir nankördür" cümlesi; "inne", "lâm" ve "mübalağa kalıbı" ile tekit edilmiştir. Çünkü kalıpları, mübalağa kalıplarındandır.
4. "Yoksa, yarattıklarından kendisi için kızlar edindi de oğullan size mi verdi?" âyetinde, kınama ve azarlama ifade etmesi için alay üslubu kullanılmıştır. Ayrıca kızlar ile oğullar kelimeleri arasında tibâk vardır.
5. "O sözü, ardından geleceklere devamlı kalacak bir miras bıraktı" sözünde mecâz-ı mürsel vardır. Kelime'den maksat, Ben, sizin taptıklarınızdan uzağım" şeklinde söylediği cümledir. Bu kelimede mecaz vardır.
6. "Sen mi sağırlara işittireceksin? Yahut körleri doğru yola sen mi ileteceksin?" âyetinde istiare vardır. Burada, istiâre-i temsîliyye yoluyla, kâfirler sağır ve körlere benzetilmiştir.
7. "Gönderdik" ile " elçilerimiz" arasında cinâs-ı iştikak vardır. Zira, bu ikisi arasında şekil ve bazı harfler değişiktir.
8. "Altın tepsiler ve kadehlerle.." terkibinde îcâz yoluyla hazif vardır. "Altın tepsiler ve altın kadehlerle.." demektir. Kelâmın akışı bunu gösterdiği için hazfedilmiştir.
9. "Onlara tepsilerle servis yapılır" sözünden sonra, " Orada canlann istediği şeyler vardır" denilmesi, husûsîden sonra umûmînin zikredilmesi kabîlindendir.
10. "Onların sırrı" ile " onların fısıldamaları" arasında tibâk vardır. Çünkü maksat, onların sırları ve açıkça konuşmalarıdır.
11. Ve benzeri âyet sonlarında, akıcı sağlam bir seci' vardır. Bu, güzelleştirici edebî sanatlardandır.
Yüce Allah'ın yardımıyle Zuhruf Sûresi'nin tefsiri bitti. [148]

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 491
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 20.04.2009 16:10
Ayetlerin Tefsiri


46. Allah’a andolsun ki, Musa’yı, doğruluğunu gösteren apaçık mucizelerle Firavun'a ve onun kavmi olaı Kıptîlere gönderdikMûsâ ona dedi ki: Ben, Allah'ıı sana gönderdiği bir elçiyim. Seni ve kavmini, tek olan Allah'a çağırmar İçin beni gönderdi. [77]

47. Peygamberliğini gösteren o açı mucizeleri onlara getirdiğinde alay ve eğlence ile güldüler. Kurtubî şöyl der: Onlar, kendilerine tâbi olanlara, bu mucizelerin sihir olduğu ve kend terinin de bunları yapabilecekleri vehmini vermek için güldüler.[78]

48. Onlara gösterdiğimiz tufan, çeki: ge ve bit gibi azap mucizelerinden herbiri diğerinden çok daha büyük çok daha açıktı. Öyleki, sonra gelen mucize, öncekinden daha açıktı. Sâ' şöyle der: Her mucize, nıucizelikte son derece ileriydi. Öyle ki, ona. baka onun diğerlerinden daha büyük olduğunu zannederdi.[79] İçinde bulunduktan inkâr ve yalanlamadan dönsünler diye onları ht türlü çetin azaplarla cezalandırdık. [80]

49. Azabı görünce dediler ki: Bizim iç Rabbine dua et de bu belâ ve azabı bizden kaldırsın. Duanı bul edeceğine dair sana verdiği söz hürmetine dua et. Duan sayesinde bizden azabı kaldırırsa, sana kesinlikle inanacağız. Tefsiriler şöyle der: Kâfirlerin, "ey büyücü!" şeklindeki sözü, kusur bulma yoluyla söylenmemiştir. İnançlarına göre, bu bir saygı ifade eder. Çünkü büyü, onların zamanının ilmi idi. Dolayısıyla kınanmış olmaz. Bununla Musa'ya (a.s.)' saygı yollu seslendiler. İbn Abbas şöyle der: Bunun mânâsı, "Ey bilgin !"dir. Büyücü onlar içinde büyüktü, ona saygı gösterirlerdi. [81]

50. Musa'nın duası hürmetine onlardan azabı kaldırdığımız zaman, ne görelim, onlar hemen ahdi bozuyor ve inkâr ve isyanda ısrar ediyorlar. [82]

51. Firavun Musa'nın apaçık mucizelerini görüp te halkının imana gelmesinden korkunca, Kıbt kavminin reisleri ve ileri gelenlerine övünerek ve kibirlenerek şöyle seslendi: Bu geniş, uçsuz bucaksız Mısır ülkesi benim değil mi? Nil nehrinden ayrılıp köşklerimin altından akan su, haliçler ve ırmaklar benim değil mi? Kurtubî şöyle der: Nil'in en büyük kolları tür. Bunlar; Melik Irmağı, Tolon Irmağı, Dimyat Irmağı ve Tinnîs ırmağıdır.[83] Katâde de şöyle der: Mısır'ın bahçe ve nehirleri, onun köşkü altında uzanırdı.[84] Büyüklüğümü ve mülkümün genişliğini, Musa'nın küçüklüğünü ve ze-lilliğini görmüyor musunuz? [85]

52. Aksine ben bu zayıf ve hakîr, gücü, makamı ve saltanatı olmayan kişiden daha üstünüm. O, yani Mûsâ, zayıflığı ve hakirliğinden dolayı ihtiyaçlarını karşılama için nefsini küçültüp zorlar. O neredeyse sözünü anlatamayacak ve maksadını açıklayamayacak durumdadır. Peygamberliğe nasıl elverişli olur? Ebussuûd şöyle der: Firavun bunu, Hz. Musa'ya (a.s.) iftira edip onu insanların gözünden düşürmek için söyledi. Bunu, daha önce dilinde bulunan tutukluğu dikkate alarak söyledi. Fakat Allah, Musa'nın (a.s.) duası sayesinde tutukluğu ondan giderdi: "Dilimdeki bağı çöz ki, sözümü anlasınlar"[86]

53. Bir ikram ve peygamberliğine bir delil o-larak, Allah ona altın bilezikler verse ya! Mücâhid şöyle der: Kiptiler bir adamı kendilerine reis yapmak istediklerinde reislik alâmeti olarak ona iki altın bilezik ve bir kolye takarlardı.[87] Veya ona hizmet etmek ve doğruluğuna şahitlikte bulunmak için, onunla birlikte, etrafını kuşatmış olarak melekler gelseydi ya! Ebu Havyan şöyle der:
Firavun kendisini güçlü ve mülk sahibi olarak tanıtıp kendisiyle Mûsâ (a.s.)'yı mukayese etti ve onu zayıf ve yardımcısı az olarak niteledikten sonra peygamberliğine itiraz ederek şöyle dedi: Eğer doğru söylüyorsa Rabbi onu melik yapıp bilezikler taksaydı ve melekleri ona yardımcı kılsaydı ya.[88]

54. Kısa görüşlülüklerinden dolayı, kavminin akıllarını küçünısedi ve onları cehaletle itham etti. Bunun üzerine kavmi, kendilerini çağırdığı sapıklıkta Firavun'a itaat ettiler, Allah'a itaattan çıkıp fâsık oldukları için onun çağrısına uydular. [89]

55. Bizi kızdırıp öfkelendirince, en şiddetli azar. çeşitleriyle onlardan intikam aldık. Firavun ve kavminin tamamını denizde boğduk. Hiçbirini bırakmadık. Tefsirciler şöyle der: Fira vun, büyüklük, saltanat ve altından akan nehirlere aldandı. Allah da, kibir lendiği şeyin cinsiyle hem onu hem de kavmini helak etti. Bu helak deni; suyunda boğulmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Burada, kim bir şey saye sinde kendisinin güçlü olduğunu iddia ederse, Allah'ın onu bu şeyle helâl edeceğine işaret vardır. [90]

56. Firavun kavmini, azap ve helake müsteha olma hususunda, kendilerinden sonra geleceklere örnek ve ibret alacaklaı bir misal kıldık ki, onların başına da böyle bir şey gelmesin. Mücâhid şöyl der: Onları, Kureyş kâfirlerinden önce cehenneme gidecek öncüler ve or lardan sonra gelenler için bir ibret ve öğüt kıldık.[91]

57. Kur'an'da Meryem oğlu İs anlatıldığında ve Allah bırakılıp ta tapılan ilâhlar misal getirildiğinde, ht men Kureyş müşrikleri bağırıp feryadı basarlar. Tefsirciler şöyle der: Resi lullah (s.a.v.), "Siz ve Allah'ı bırakıp taptığınız şeyler cehennem odunusı nuz"[92] mealindeki âyeti okuyunca, İbn Zibe'râ: "Bu söz, sadece bizim ilâhlarımız için mi, yoksa bütün ümmetler için mi? diye sordu. ResululU (s.a.v.) da: "Sizin, ilahlarınız ve bütün ümmetler için" dedi. ibn Zibe'r Kâ'be'nin Rabbine yemin olsun ki, seni mağlup ettim. Hristiyanlar İsa'y yahudiler Uzeyr'e tapmıyorlar mı? Falan oğulları da meleklere ibadet e miyorlar mı? Eğer onlar cehennemde ise, biz ve ilâhlarımız onlarla berab olmaya razıyız, dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.), gelecek vahyi be lemek üzere sustu. Müşrikler onun mağlup olduğunu zannettiler ve yüks< sesle bağrıştılar.[93] Bunun üzerine Allah, "Tarafımızdan kendilerine güze lik takdir ve tayin edilmiş olanlara gelince, işte onlar cehennemden uza tutulurlar"[94] mealindeki ayeti indirdi. Kurtubî şöyle der: İbn Zibe'ra âyeti iyi düşünseydi itiraz etmezdi. Çünkü Yüce Allah, " İbadet ettiğiniz kimseler" demedi, " kî İbadet ettiğiniz şeyler"dedi. Bununla sadece aklı olmayana putları ve benzerlerini kastetti. Yoksa, her ne kadar kendilerine tapılsa da, ne İsa'yı (a.s.) ne de melekleri kastetmedi.[95]

58. Dediler ki, "Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlı yoksa İsa mı? Eğer İsa ateşte ise, ilâhlarımız da onunla beraber olsun. Bu sözü sana, hakkı aramak için değil, cedelîeşme ve büyüklük taslamak için söylediler, Aksine onlar bâtıl yolu kullanarak şiddetle mücadele eden bir kavimdir. İbn Cüzeyy şöyle der: Onlar bu misali sana, sadece cedelîeşme için getirdilir. Cedel, insanın, münazara ettiği rakibini yenmek istemesidir. Onu ister bak yolu, isterse bâtıl yolu kullanarak yensin, birdir. Çünkü İbn Zibe'ra ve benzerleri, Hz. İsa'nın (a.s.) "Cehennem odunu" sözü içine girmediğini biliyorlardı. Fakat onlar demogoji yapmak istediler. Dolayısıyla Yüce Allah onları cedelci bir topluluk olarak niteledi.[96]

59. İsa, sadece, diğer kullar gibi bir kuldu. Biz ona peygamberlik nimeti verdik ve onu peygamberlikle şereflendirdik. O hristiyanların iddia ettiği gibi ne bir ilâhtır, ne de bir ilâh oğludur. İsa'yı, İsrailoğullarına bir mucize ve ibret kıldık. Bu mucizeyle Allah'ın kudretine delil getirirler,. Zira o, bir anneden babasız olarak yaratıldı. Fahreddin Râzî şöyle der: Onu darb-ı mesel olarak, harikulade bir ibret kıldık. Zira onu, Âdem'i yarattığımız gibi, babasız yarattık.[97]

60. İsteseydik, sizin yerinize, yeryüzünde yaşayan ve size halef olacak melekler yaratırdık. Mücâhid şöyle der: Sizin yerinize, yeryüzünü imar edecek melekler yaratırdık.[98]

61. Kuşkusuz İsa, kıyametin yaklaştığına bir alâmettir. İbn Abbas ve Katâde şöyle derler: İsa'nın çıkışı, kıyamet alânıetlerindendir. Çünkü Yüce Allah, kıyamet kopmadan az önce onu gökten indirecektir. Kıyamet konusunda sakın şüpheye düşmeyin, Ö, şüphesiz kopacaktır. Hadiste şöyle buyrulmuştur: "Meryem oğlu İsa'nın âdil bir hakem olarak aranıza inmesi yakındır..."[99] Ey Peygamber! Onlara de ki: Benim yoluma ve şeriatıma uyun. Kuşkusuz sizi kendisine çağırdığım bu din dosdoğru bir din ve dosdoğru bir yoldur. [100]

62. Şeytanın vesveselerine aldanmayın. Hakka uymanızı engellemesinden sakının. O sizin apaçık bir düş-manınızdır. Zira atanızı cennetten çıkardı ve nur libasını üzerinden çekip aldı. [101]

63. İsa, apaçık kanun ve muci-zeler getirdiğinde, şöyle dedi: "Size ilâhî hikmetin gereği olan kanunları getirdim, size, din konusunda ihtilafa düştüğünüz şeyleri açıklamak için geldim. İbn Cüzey şöyle der: Yüce Allah, "İhtilaf edilen konuların hepsini değil de, bazısını açıklamak için..." buyurdu, çünkü peygamberler, dünya işlerini değil, sadece din işlerini açıklarlar.[102] Taberî de şöyle der: Yüce Allah bundan, dünya ile ilgili işleri değil, din ile ilgili işleri kastediyor.[103] Emirlerine sarılıp yasaklarından sakınarak Allah'tan korkunuz. Size tebliğ ettiğim yükümlülüklerde emrime uyunuz. [104]

64. Kuşkusuz Yüce Allah, kendisine ibadet edilen Rab'tır. Ondan başka Rab yoktur. Öyleyse sadece O'na ibadet ve taat ediniz. İbn Kesîr şöyle der: Ben de siz de O'nun kullarıyız. O'na muhtacız. Hepimiz bir olan Allah'a ibadet ediyoruz.[105] Bu, Allah'ı birlemek ve kanunlarıyla kulluk etmek, Naîm cennetlerine ulaştıran dosdoğru bir yoldur. [106]

65. Aralarından çıkan gruplar, birbirleriyle ihtilafa düştüler. Elem verici bir günün azabından dolayı vay o zulmedenlerin hâline!
66. Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?
67. O gün, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirlerine düşman kesilirler.
68. 69. "Ey âyetlerimize inanan ve müslüman olan kullarım! Bu^ün size korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksiniz de.
70. Siz ve eşieriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz!"
71, 72, 73. Onlara altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canlarının istediği, gözlerinin hoşlandığı her şey vardır. Ve kendilerine: "Siz, orada ebedî kala*caksınız, işte yaptıklarınıza karşlık size mîras verilen cennet budur. Orada sizin için bol bol meyveler vardır, onlardan yersiniz." denilir.
74, 75. Şüphesiz suçlular cehenem azabında ebedî kalacaklar, azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde kurtuluştan ümit kesmişlerdir.
76. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zâlim kimselerdir.
77. "Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin!" diye seslenirler. Mâlik de: "Siz böyle kalacaksınız!" der.
78. Andolsun biz size hakkı getirik, fakat çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.
79. Yoksa bir işe kesin karar mı verdiler» Doğrusu biz de kararlıyız.
80. Yoksa onlar, bizim kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadırlar.
81. De ki: Eğer Rahmân'ın bîr çocuğu olsaydı, elbette ben ona kulluk edenlerin ilki olurdum!?
82. Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah onların niteledikleri şeylerden yücedir, münezzehtir.
83. Sen bırak onları, kendilerine sös verilen günlerine kavuşuncaya kadar bâtıla dalsınlar, oynaya dursunlar.
84. Gökte de ilâh O'dur, yerde de ilâh O'dur. O, hakimdir, her şeyi bilendir.
85. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine âit olan Alish ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek de O'na mahsustur. Sîz sadece O'na döndürüleceksiniz.
86. Allah'ı bırakıp da taptıkları putlar, şefaat edemezler. Ancak bilerek lıakk'a şahitlik edeıüer bunun dışındadır.
87. Andolsun onlara "kendilerini kimin yarattığa-ı" sorsan, elbette "Allah" derler. Ö halde naşı! döndü*rülüyorlar?
88. 89. Resûlullah'ın "Yâ Rabbil Bunlar, îman etmeyen bir kavimdir." demesine karşı sen onlardan yüz çevir ve sîze selâm bilecekler!" buyurdu.

Ayetlerin Öncekilerle Münasebeti

Yüce Allah önceki âyetlerde, Hz. İsa (a.s,) ve onun hak dine çağrısını anlattı. iArdından burada da Ehl-i kitabın sapıklığından bahsetti. Şöyle ki, Ehl-i kitab, İsa (a.s.) hakkında fırka ve gruplara ayrıldılar. Bir kısmı, onun ilâh olduğunu; bir kısmı, ilâhın oğlu olduğunu; bir diğer kısmı da "üçün üçüncüsü" olduğunu söylediler. Daha sonra Yüce Allah, kıyamet hallerini ve onun şiddetlerini anlattı ve bu mübarek sûreyi, bir ve hak olan ma'bûdun sıfatlarını anlatarak sona erdirdi. [107]


Kelimelerin İzahı

Ehıllâ, samîmi arkadaş mânâsına gelen kelimesinin çoğuludur.
Sevinirsniz, neşelenirsiniz. Hubûr, ferah ve sevinç demektir.
Ekvâh, kulpsuz kadeh mânâsına gelen kelimesinin çoğuludur.
Müblisûn; rahmetten ümit kesenler, aşın ümitsizlikten dolayı üzüntü içinde olanlar.
Sağlam yaptılar. Bir kavim, işlerini sağlam yaptığında denir. Sağlam yapmak demektir.
Çevrilirler, döndürülürler. Bir kimse, birini bir şeyden döndürdüğünde denir. Moctn" 'uı:âtil'in şöyle dediği rivayet olunur: Müşrikler, Dâru'n-Nedve'de Peygamber (s.a.v)'e tuzak kurdular. Ebû Cehü'in teklifi üzerinde fikir birliğine varınca, onu öldürmek üzere komplo bazıriadılar. Ebû Cehil'in teklifi şuydu: Her kabileden bir adam gelip Hz. Peygamber (a.s.)'in öldürülmesine katılacak ve böylece kan davası gütme imkanı zayıflayacak. Bunun üzerine, "Yoksa bir İşe kesin karar mı verdiler? Biz de kararlıyız" mealindeki âyetindi.[108]

Ayetlerin Tefsiri

65. Hristiyan gruplar İsa'nın durumu hakkında ihtiiafa düşüp çeşitli hizip ve fırkalara ayrıldılar. îbn Kesîr şöyle der: Hristiyanlar, İsa (a.s.) baklanda gruplara ayrıldılar. Bir kısmı, onun, Allah'ın kulu ve elçisi olduğunu itiraf eder. Gerçek olan da budur. Bir kısmı da, onun, Allah'ın oğlu olduğunu iddia eder. Başka bir kısım da onun, Allah olduğunu söyler. Allah, onların söylediklerinden yüce ve uzaktır.[109] O günün, kıyamet gününün elem verici azabından dolayı vay o zâlim kâfirlerin haline. [110]

66. O yalanlayıcı müşrikler, kıyametin ansızın gelivermesinden başka birşey beklemiyorlar. Onlar, kıyametin geleceğinden gafil ve dünya işleriyle meşgul oldukları halde kıyamet onlara gelecek. İşte o zaman, pişmanlığın fayda vermediği zaman, pişman olacaklar. Bundan sonra Yüce Allah kıyamet hallerini anlattı: [111]

67. Dost ve ahbaplar, kıyamet gününde birbirlerine düşman olacaklar. Ancak dostluk ve ahbaplığı Allah rızası için olanlar hariç. İbn Kesir şöyle der: Allah'tan başkası için olan her türlü dostluk ve arkadaşlık, o gün, düşmanlığa dönüşecek. Ancak, Allah için olan hâriç. Bu dostluk, o devam ettikçe devam edecektir.[112] İbn Abbâs da şöyle der: Kıyamet günü, bütün dostluklar düşmanlığa dönüşecek. Ancak takva sahiplerinin dostlukları kalplerini hoş etmek ve onları şereflendirmek için, düşmanlığa dönüşrneyecektir. [113]

68. Yüce Allah şöyle buyurur: Ey, Âlemlerin Rabbine gerçek kulluk eden mü'min kullarım! Bu zor günde sizin için bir korku yoktur. Dünyadan kaybettiklerinizden dolayı da üzülmeyeceksiniz. Sonra Yüce Allah, takva sahiplerinin kimler olduğunu şöyle açıkladı: [114]

69. Onlar, Kur'an'a inanan, Allah'ın hüküm ve emrine teslim olup, itaat için boyun eğenlerdir. [115]

70. Onlara denilir ki: Siz ve mü'min kanlarınız cennete girin. Orada size nimetler verilecek ve öyle sevineceksiniz ki, sevincinizin eseri yüzlerinizde görülecektir. [116]

71. İçinde yemek bulunan altın kaplar ve içinde şarap dolu olan altın kadehlerle, cennet ehline servis yapılır. Tef-sirciler şöyle der: Cennet ehlinin, içinde yemek yedikleri kapların ve şarap içtikleri kadehlerin hepsi altın ve gümüştendir. Nitekim Yüce Allah, meâlen şöyle buyurmuştur: "Yanlarında gümüş kaplar ve billur kadehlerle onlara servis yapılır"[117] Hadiste şöyle buyrulmuştur: "İpek ve canfes elbiseler giymeyin. Altın ve gümüş kaplardan içmeyin ve böyle kaplardan ye*meyin. Çünkü bunlar, dünyada onların, âhirette ise sizindir."[118] Cennette, canların istediği her çeşit lezzetli ve iştah çekici şeyler vardır. Ayrıca orada bakmaktan gözlerin sevineceği çeşitli güzel manzaralar ve güzel görüntüler vardır. Siz o cennette daimî kalacak, oradan asla çıkarıİmayacaksnız. Ebussuûd şöyle der: Bu, nimetin ikmal edilmesi ve sevincin tamamlanmasıdır. Çünkü geçici olan her nimet, yok olma korkusunu gerektirir.[119]... Yüce Allah, cenneti ve onun sevinç yeri olduğunu belirttikten sonra, içindeki nimetleri anlattı. Önce yiyilecek şeyleri, sonra içilecek şeyleri anlattı. Bu tafsilattan sonra, "Orada canların istediği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır" sözüyle genel bir açıklama yaptı. Daha sonra, Naîm cennetinde ebedî kalınacağını bildirerek nimetin tamamlanacağını belirtti. Bu ifâde, nimet türlerini tahsis etmektedir. Çünkü nimetler, ya canların istediği ya da gözlerin hoşuna giden şeylerdir.[120]

72. Bıı yüce nitelikleri taşıyan o cennet dünyada yapıp sunduğunuz iyi amellerinizden dolayı size verilmiştir. İbn Kesîr şöyle der: İyi amelleriniz, Allah'ın rahmetinin sizi kuşatmasına vesile oldu. Çünkü hiç kimse, kendi ameliyle cennete giremez. Fakat Allah'ın rahmeti ve lütfuyla girer. Farklı dereceler, ancak sâlih amellere göre elde edilir.[121] Hadiste şöyle buyrulmuştur: "Herkesin cennette bir makamı, cehennemde de bir makamı vardır. Kâfir, mü'minin cehennemdeki makamına; mü'min de kâfirin cennetteki makamına vâris olur. İşte Yüce Allah'ın, "Yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur" mealindeki âyeti bunu ifade eder...[122]

73. Cennette, yiyecek ve içecekten başka, size her türlü meyvelerden de bolca verilecektir. O meyvelerden, zevk ve lezzet almak için yiyeceksiniz. Tefsirciler şöyle der: Cennet ehli, bir kısım meyveyi yer. Diğerleri dâima ağaç üzerinde kalır. Bir an olsun meyvesiz kalmış bir ağaç görülmez. Ağaçlar dâima meyvelerle süslüdür. Çünkü yenilen her meyvenin yerine, bir başkası getirilir. Hadiste şöyle buyrulmuştur: Bir kimse cennet meyvelerinden herhangi birini kopardığında, onun yerine, onun gibi iki tane biter.[123] Yüce Allah, bahtiyarların durumunu anlattıktan sonra, ardından suçlu bedbahtların durumunu anlattı: [124]

74. Suç işlemeye iyice dalan kâfirler, cehennemde şiddetli azap içinde ebedî olarak kalacaklardır. Sâvî şöyle der: Burada mücrimlerden yani suçlulardan maksat kâfirlerdir. Çünkü burada onlar, mü'minlere kaşılık anlatıldılar.[125]

75. Azap onlardan bir an olsun hafifletilmez. Onlar o azap içersinde, her türlü iyilikten ümit keserler. [126]

76. Onları cezalandırmakla, biz zulmetmiş olmadık. Fakat onlar kendilerini ebedî azaba atarak, zâlimler oldular.[127]

77. Kâfirler, cehennemin bekçisi Mâlik'e, şöyle diyerek seslenirler: Allah bizi öldürsün de, şu azaptan kurtulalım. İbn Kesîr şöyle der: Ruhlarımızı alsın da bizi içinde bulunduğumuz sıkıntıdan kurtarsın. îbn Abbâs şöyle der: '"Mâlik onlara bin sene sonra cevap verecek"[128] ve: "Siz bu azapta ebedî kalacaksınız. Ne ölmek suretiyle, ne de başka bir şekilde, sizin için bundan kurtuluş yoktur" diyecektir. [129]

78. Bu, kınama ve azarlama hitabıdır. Yani, ey kâfirler! Şüphesiz size, apaçık hakkı getirdik. Fakat o, hevâ ve hevesinize, şehevî arzularınıza aykırı olduğu için Allah'ın dininden hoşlanmamakta ve ondan tiksinmektesiniz. Fahreddin Râzî şöyle der: Bu, Önce anlatılanların sebebi mahiyetindedir. Maksat, onların Hz. Muhammed (a.s.) ve Kur'an'dan nefret ettiklerini ve hak dini kabulden şiddetle kaçındıklarını ifade etmektir.[130]

79. Bu söz. Kurevş kâfirleri hakkındadır. Yani, yoksa o müşrikler, Muhammed (a.s,)'e sağlam bir tuzak mı kurdular? Şüp*hesiz biz de, ona yardım etme, koruma ve düşmanlarını helak ve yok etme hususunda işimizi sağlam tutanlarız" Mukâül şöyle der; Bu âyet, müşrikle*rin, Dâru'n-Nedve'de Peygamber(s.a.v)'e tuzak kurmayı planlamaları hakkında inmiştir.[131]

80. Yoksa o müşrikler, Bizim, kendi kendilerine söylenmelerini veya fısıldama yoluyla aralarında yaptıkları konuşmaları işitmediğimizi mi sanıyorlar? îbn Cüzeyy şöyle der: Sır, insanın kendisine veya başkasına gizlice anlattığı şeydir. Necvâ ise, aralarında konuştukları şeydir.[132] Hayır öyle değil, Biz onların sırlarını da, açıkça konuşmalarını da işitiriz. Ayrıca koruyucu meleklerimiz de onların yaptıklarım yazarlar. Rivayete göre bu âyet, Ahnes b. Şureyk ile el-Esved b Abdi Yeğûs hakkında inmiştir. Bu ikisi bir araya geldiklerinde Ahnes: Allah bizim gizli konuştukları mı zi işitir mi? Ne dersin? diye sormuş, Öbürü; Aramızda gizlice konuştuklarımızı işitir ama sessizce konuştuklarımızı işitemez, demişti.[133]

81. Ey Peygamber! O müşriklere de ki: Faraza Allah'ın çocuğu olsaydı, ben mutlaka o çocuğa ilk ibadet eden olurdum. Fakat Yüce Allah eşi ve çocuğu olmaktan uzaktır. Kurtubi şöyle der: Bu, münazara ettiğin kimseye söylediğin şu söze benzer: "Senin söylediğin delille sabit olsa, ona ilk inanan ben olurdum". Bu, olayın vukuram son derece uzak görmek ve bunu nazik bir şekilde ifade etmektir.[134] Taberî şöyle der: Bu, hitapta kibarlıktır. Beyzâvî de şöyle der: Bu sözden, Allah'ın çocuğu olmasının ve peygamberin (s.a.v,) ona ibadet etmesinin doğruluğu anlaşılmaz. Aksine bundan maksat, her ikisinin de olmadığını en vurgulu bir şekilde ifade etmektir. Peygamber (s.a.v)'in, Allah'ın çocuğu olduğu iddiasını reddetmesi, inat ve şüpheden dolayı değildir. Bilakis, Öyle bir şey olsaydı, onu itirafa insanların en lâyığının, Peygamber (s.a.v.) olduğunu a-çıklamakür. Çünkü Peygamber (a.s.), Allah'ı ve ona layık olan ile olmayanı en iyi bilendir.[135]

82. Göklerin ve yerin Rabbi, büyük Arş'm sahibi Yüce Allah, kâfirlerin ona nisbet ettikleri çocuk edinme sıfatından uzaktır. [136]

83. Mekke kâfirlerini, cehaletleri ve sapıklıkları içinde bırak ta., boş şeylere dalsınlar ve dünyaları ile oynasmlar, Kendilerine va'dedilen o korkunç güne, yani kıyamet gününe kadar oyalansınlar. Ö zaman, halleri ve akıbetlerinin nasıl olacağını anlayacaklar. [137]

84. O Yüce Allah, gökte de ma'bûddur, yerde de. Çünkü, gökte ve yerde ibadete müstehak gerçek ilâh odur.[138] İbn şöyle der: O, yerdekilerin de göktekilerin de ilâhıdır. Her ikisinde bulunanlar O'na ibadet eder. Hepsi O'na boyun eğer ve önünde eğilirler.[139] O, yai'attıklannı yönetiminde hikmet sahibi ve onların yararına olan şeyleri bilendir. Bu, Allah'ın birliğine delil mahiyetindedir. [140]

85. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan insan, cin ve melekler gibi mahlûkâtm sahibi olan Allah yüce ve uludur. O, yaratıcı ve herşeyin sahibidir. Hiçbir engel ve karşı koyma olmaksızın kâinatta tanmıf yetkisine sahiptir. Kıyametin kopma zamanına ail bilgi sadece O'nun katmdadır. Hesap için mahlûkâtm dönüşü de, başkasına değil, yalnız O'na olacaktır. O, her*kese amelinin karşılığını verecektir. [141]

86. Allah'tan başka taptıklarından hiçbiri, Allah katında herhangi birine şefaat etme yetkisine sahip değildir. Çünkü o izin vermeden şefaat etme yoktur. Ancak hakka şahitlik eden ve ona bilerek ve basiretle iman eden hâriç. Onun, Allah katında şefaati fayda verir. Onlar şefaatin, ancak Allah'ın izniyle olacağını bilirler. Tefsirciler şöyle der: "Hakka şahitlik edenler"den maksat, İsa, Üzeyr ve meleklerdir (aleyhimu's-selâm) Çünkü onlar, hakka ve Allah'ın birliğine şahitlik ederler. Her ne kadar, Allah'tan başka onlara da ibadet edilmişse de, onların şefaati mü'minlere fayda verir. [142]

87. Ey Peygamber! Mekke kâfirlerine, kendilerini kimin yaratıp vücûda getirdiğini sorsan, elbette, "Bizi Allah yarattı" derler. Onlar, Allah'ın yaratıcı olduğunu itiraf eder, sonra da O'ndan başka hiç bir şey yapamayanlara taparlar, Nasıl Allah'a ibadeti bırakıp putlara ibadete dönüyorlar?! Onlar son derece cehalet, beyinsizlik ve akılsızlık içersindedirler. [143]

88. Allah, Muhammed (a.s.)'in, Rabbine şikayet ederken söylediği şu sözünü de bilir: Ey Rabbim! Bunlar inatçı ve zorba bir kavimdir. Ne peygamberliğime, ne de Kur'an'a inanıyorlar. Katâ-de şöyle der: Bu, peygamberinizin, kavmini Rabbine şikayet ederken söylediği sözdür.[144]

89. Ey Peygamber! Onlardan yüzçevir, onlara karşı hoş görlü ol. Onlara, sana yaptıklarıyla karşılık verme. Sâvî şöyle der: Bu onlardan uzaklaşmadır. Yoksa, âyet, kafirlere selâm vermenin meşru, olduğunu göstermez.[145] Katâde de şöyle der: Rasulullah'a Önce onları affetmesi emredildi. Daha sonra onlarla savaşması emredildi. Böylece "af" emri, "savaş" emriyle kaldırılmış oldu.[146] Suç işlemelerinin ve yalanlamalarının âkibetini göreceklerdir. Bu, müşrikleri tehdit, Peygamber (s.a.v.)' i teselli etmektedir.[147]

Edebî Sanatlar

Bu mübarek sûre birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda özetliyoruz.
1. "Allah, yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı" âyetinde teşbîh-i belîğ vardır, "beşik ve yatak gibi kıldı" demektir. Burada benzetme edatı ile benzetme yönü (vech-i-şebeh) zikredilmemiş, böylece teşbîh-i belîğ olmuştur.
2. "Ölü bir beldeyi onunla dirilttik" cümlesinde istiâ-re-i tebeiyye vardır. Allah, yağmur yağmadan önceki yeryüzünü ölü insana benzetti, sonra yağmurla ona hayat verdi. Bunda istiâre-i tebeiyye vardır.
3. "Şüphesiz insan, apaçık bir nankördür" cümlesi; "inne", "lâm" ve "mübalağa kalıbı" ile tekit edilmiştir. Çünkü kalıpları, mübalağa kalıplarındandır.
4. "Yoksa, yarattıklarından kendisi için kızlar edindi de oğullan size mi verdi?" âyetinde, kınama ve azarlama ifade etmesi için alay üslubu kullanılmıştır. Ayrıca kızlar ile oğullar kelimeleri arasında tibâk vardır.
5. "O sözü, ardından geleceklere devamlı kalacak bir miras bıraktı" sözünde mecâz-ı mürsel vardır. Kelime'den maksat, Ben, sizin taptıklarınızdan uzağım" şeklinde söylediği cümledir. Bu kelimede mecaz vardır.
6. "Sen mi sağırlara işittireceksin? Yahut körleri doğru yola sen mi ileteceksin?" âyetinde istiare vardır. Burada, istiâre-i temsîliyye yoluyla, kâfirler sağır ve körlere benzetilmiştir.
7. "Gönderdik" ile " elçilerimiz" arasında cinâs-ı iştikak vardır. Zira, bu ikisi arasında şekil ve bazı harfler değişiktir.
8. "Altın tepsiler ve kadehlerle.." terkibinde îcâz yoluyla hazif vardır. "Altın tepsiler ve altın kadehlerle.." demektir. Kelâmın akışı bunu gösterdiği için hazfedilmiştir.
9. "Onlara tepsilerle servis yapılır" sözünden sonra, " Orada canlann istediği şeyler vardır" denilmesi, husûsîden sonra umûmînin zikredilmesi kabîlindendir.
10. "Onların sırrı" ile " onların fısıldamaları" arasında tibâk vardır. Çünkü maksat, onların sırları ve açıkça konuşmalarıdır.
11. Ve benzeri âyet sonlarında, akıcı sağlam bir seci' vardır. Bu, güzelleştirici edebî sanatlardandır.
Yüce Allah'ın yardımıyle Zuhruf Sûresi'nin tefsiri bitti. [148]