Âyetlerin Tefsiri


47. İleri gelenlerle bunlara tabi olanların cehennem ateşinde tartoşacakları zamanı düşün. Zayıf olan tâbiler, kibirlenip iman etmeyen ve peygamberlere uymayan ond lerine o gün şöyle derler: Dünyada biz, hizmetçi gibi sızın tabılenmz emirlerinize boyun eğiyor, bizi çağırdığınız inkâr ve sapıklık hususunda size uyuyorduk. Siz, içinde bulunduğumuz bu azaptan birazını bizden savabilir misiniz? Fahreddin Râzî şöyle der: Onlar, önderlerin bu azabı onlar için hafifletemeyeceklerini biliyorlardı. Onların bu sözden maksatları sadece önderleri daha çok utandırmak ve kalplerine daha çok elem vermektir. Çünkü önderler, kendilerine tâbi olanları türlü sapıklıklara düşürmeye çalışmışlardı.[81]

48. Önderler onlara cevap olarak dediler ki: Biz hepimiz cehennem ateşindeyiz. Eğer sizden azabı giderecek gücümüz olsaydı onu mutlaka kendimizden de savardık. Kuşkusuz Yüce Allah, nıü'minlerin cennete, kâfirlerin de cehenneme gireceğine dair, geri döndürelemeyecek kesin bir hükümle hükmünü verdi. Artık sizin için elimizden bir şey gelmez. [82]

49. Cehennemdekiler birbirlerinden ümit kesince, kendilerinden azabın hafifletilmesini istemek üzere cehennem bekçilerine sığındılar. Beyzâvî şöyle der: Burada, daha çok korkutmak ve durumun kötülüğünü ifade etmek için, onun bekçilerine" yerine, açık isim olarak, cehennemin bekçilerine" denildi.[83] Bu azaptan tek bir gün kadar da olsa, bizden hafifletmesi için, Allah'a dua edin" dediler. [84]

50. Melekler kınama ve azarlama yoluyla onlara şöyle cevap verdiler. Peygamberler size apaçık mucizeler getirdi de onları inkâr edip yalanlamadınız mı? Kâfirler: "Evet, bize getirdiler" dediler. Bunun üzerine melekler onlara: "Öyleyse, Allah'a siz kendiniz dua edin. Çünkü biz buna cür'et edemeyiz, dediler. Fahreddin Râzî şöyle der: "Dua edin" şeklindeki sözleri bir yararı olacak ümidiyle söylenmiş değildir. Bu ancak, onların hüsranda olduğunu göstermek için söylenmiştir. Zira, Allah'a yakın olan meleklerin duası kabul edilmezse, kâfirlerin duası nasıl kabul edilir.[85] Bundan sonra, kâfirlerin duasının herhangi bir tesirin olmayacağını açıklamak üzere şöyle derler. Sizin duanız fayda sağlamaz. Çünkü kâfirlerin duası, boş ve beyhudedir. [86]

51. Biz bu dünya hayatında deliller, zaferler ve suçlu kâfirlerden intikamlarını almak suretiyle, peygamberlere ve mü'minlere mutlaka yardım ederiz. Âhirette, kulların yaptıklarına şahitlik edecek melek, peygamber ve mü'min şahitlerin geldiği günde de onlara yardım ederiz. Fahreddin Râzî şöyle der: Bu âyet, dünya hayatında da, âhirette de, Yüce Allah'ın düşmanlarına karşı peygam*berine yardım edeceğine .dair bîr vaadidir.[87]

52. O gün suçlulara, özür dilemeleri fayda vermez. İbn Cerîr şöyle der: Müşriklere, özür beyan etmeleri fayda vermez. Çünkü onlar sadece bâtıl şeylerle mezaret beyan ederler.[88] Onlar için, Allah'ın rahmetinden kovulma vardır. Ve onlar için en kötü dönüş ve varış yeri olan cehennem vardır. İbn Abbas şöyle der: kötü âkibet demektir. [89]

53. Vallahi, İmran oğlu Musa'ya, din hususunda kendileriyle doğru yol bulunan mucizeler, sahifeler ve şeriatler vermiştik.[90] İsrailoğullarmı faydalı ilme ve doğru yola ileten kitaba yani Tevrat'a vâris kıldık. [91]

54. Tevrat, akl-ı selîm sahipleri için bir hidayet rehberi ve öğüttür. [92]

55. Ey Peygamber! Müşriklerin eziyetlerine sabret. Allah'ın sana ve sana uyanlara, düşmanlara karşı zafer vaadi haktır, ondan dönülmesi mümkün değildir. Çünkü Allah, sözünden dönmez. Fahreddin Râzî şöyle der: Yüce Allah, peygamberlerine yardım edeceğini açıklayıp bu husuta Musa'nın (a.s.) durumunu misal getirdikten sonra, "Sabret, çünkü Allah'ın va'di haktır" sözüyle Rasûlüne (s.a.v.J hitap etti. Bundan maksat şudur: kuşkusuz Allah, önceki peygamberlere yardım ettiği gibi, sana da yardım edecektir. Onlar hakkında verdiği sözü yerine getirdiği gibi sana verdiği sözü de yerine getirecektir.[93] Daha üstün ve daha iyi olanı yapmayı terketmek suretiyle işlediğin kusurdan dolayı Rabbinden bağışlanmanı dile. Sâvî şöyle der: Bu emirden maksat, bunu ümmete öğretmektir. Yoksa Allah'ın rasulünün, gerek peygamberlikten önce ve gerekse peygamberlikten sonra, küçük ve büyük bütün günahlardan ma'sum olduğu tahakkut etmiştir.[94] İbn Kesîr şöyle der: Bu âyet, ümmeti istiğfara tesvit etmektedir.[95] Sabah ak£am Rabbini tesbih et meye devam et. Fahreddin Râzî şöyle der: Bundan maksat, iyi meleklerir zümresine girinceye kadar Allah'ı zikre devam etmeyi ve dilin bum bırakmamasını emretmektir. O iyi melekler, "Ara vermeden, gece gündü; Allah'ı tesbih ederler".[96] Teşbihten maksat, Allah'ı, ona layık olmayan her şeyden uzak tutmaktır.[97] Bundan sonra Yüce Allah kâfirleri bâtıl yolları kullanarak mücadeleye iten sebebe dikkat çekti: [98]

56. Allah'tan kendilerine gelmiş herhangi bir delil ve hüccetleri yokken, inen âyetler hakkında tartışanlar var ya, Kalplerinde, onları sana uymaktan ve sana itaat etmekten alıkoyan kibir ve böbürlenmekten başka bir şey yoktur. Onlar, Allah'ın nurunu söndürme arzularına ulaşacak değillerdir. Sana üstün gelme emellerine de kavuşamayacaklardır Öyleyse, onların tuzaklarından Allah'a sığın ve onunla korun. Allah, onların kötülüğünü senden savar. Zira, O, onların sözlerini işiten, hallerini bilendir. Bundan sonra Yüce Allah, birliğini ve gücünü gösteren delilleri anlattı: [99]

57. Bu âyetin başındaki , başlangıç lamıdır. Yani, Allah'ın, gökleri ve yeri yaratması ve hiçbir şey olmadıkları halde onları yaratıp meydana getirmesi, insanı yaratmasından daha büyüktür. Büyüklüklerine rağmen gökleri ve yeri yaratabilen, onlardan daha basit ve daha küçük olanı yaratmaktan nasıl âciz olabilir? İbn Cüzeyy şöyle der: Maksat, öldükten sonra dirilmeye delil getirmektir. Çünkü, büyüklüklerine rağmen gökleri ve yeri yaratan Allah, yok olduktan sonra bedenleri tekrar diriltebilir.[100] Fakat insanların çoğu bunu bilmez. Çünkü onlar, cehaletlerine yenik düştüklerinden, aşırı gafletleri ve arzularına uymalarından dolayı bunu düşünemezler. [101]

58. Mü'min ile kâfir bir olmaz İman edip iyi işler yapanlar ile kötü iş yapanlar, yani iyi ile kötü de eşit olmaz. Bu misallerden, ne de az öğüt alıyorsunuz. İbn Kesir şöyle der: Bundan maksat şudur: Hiçbir şey göremeyen kör ile, gözünün ulaşabildiği yeri gören eşit olmayacağı gibi, aynı şekilde iyi mü'minler ile kötü kâfirler de eşit olmaz. İnsanların çoğu, ne de az öğüt alıyor.[102]

59. Kuşkusuz kıyamet gelecektir. Bunda ne bir şüphe vardır, ne de bir kuşku, Fakat insanların çoğu, onun geleceğine inanmazlar. Bu nedenle, Öldükten sonra dirilmeyi ve hesabı inkâr ederler. Fahreddin Râzî şöyle der: "İnsanların çoğu"ndan maksat, öldükten sonra dirilmeyi ve kıyameti inkâr eden kâfirlerdir.[103]

60. Rabbmız buyurdu ki: Bana dua edin, size istediğinizi vereyim. İbn Kesîr şöyle der: Yüce Allah, kullarını, kendisine duaya çağırdı ve kendisinden bir lütuf ve ikram olarak, dualarına cevap vereceğine söz verdi.[104] Kibirlenip de Allah'a ibadeti terkedenler var ya, onlar hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.
Bundan sonra Yüce Allah, birliğinin ve gücünün alâmetlerinden, ibadet ve şükrün, sadece kendisine yapılmasını gerektirecek şeylerden bahsetti: [105]

61. Yüce Allah, gündüzün çalışma yorgunluğunu gidermeniz için, hikmet ve kudreti ile geceyi karanlık kılan; rızık sebepleri ve geçiminizi temin edeceğiniz şeyleri aramak maksadıyla dolaşmanız için gündüzü aydınlık kılandır. Yüce Allah kullarına karşı lütfedicidir. Cömerttir ve onlara iyilik edicidir. Fakat insanların çoğu, iyiliğine karşı Allah'a şükretmez, onun lütuf ve ihsanını inkâr ederler. [106]

62. İşte, yaratma ve ihsan etmede tek olan o zât, Rabbmız Allah'tır. O, her şeyin yaratıcısıdır, Ondan başka mabut yoktur. Yaratan ve her şeye sahip olana ibadeti bırakıp, nasıl, putlara ibadete çevriliyorsunuz? [107]

63. İşte Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bu şekilde, hak ve hidayetten çevriliyorlar. Sâvî şöyle der: Bu, Peygamber (s.a.v.)'i teselli etmektedir. Yani, ey Peygamber! Kavminin seni inkâr etmesine üzülme. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı.[108] Bundan sonra Yüce Allah daha çok açıklamak ve kudret delillerini daha çok göstermek için şöyle buyurdu: [109]

64. Yüce Allah, hayatuıızda da, Ölümünüzde: sonra da, yeri sizin için karargâh kılandır. İbn Abbâs şöyle der: O, yeri, ha yattayken de, öldükten sonra da sizin için bir konaklama yeri yaptı.[110] Gökleri de üstünüze yükseltilerek yapılmış bir kubbe gibi, korunmuş biı tavan yaptı. Size, en güzel biçimi verdi ve sizi, uzuv birbirine uygun olarak en güzel şekilde yarattı; başı aşağıya dönül; dört ayak üzerine yürüyen hayvanlar gibi yapmadı. Zemahşerî şöyle deı Yüce Allah, şekli insandan daha güzel hiçbir canlı yaratmadı.[111] Bu, Yüc Allah'ın, "Biz, insanı en güzel biçimde yarattık"[112] mealindeki sözüne benzer. Sizi, türlü lezzetli rızıklarla rızıklandırdı. İşte bu şeyleri yapan ve bu nimetleri veren, Rabbinizdir. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Kendisinden başkasına ilâhlık layık olmayan, bütün mahlûkâtm Rabbi yücedir ve noksan sıfatlardan uzaktır. [113]

65. O Yuce Allah, hakikî zatî hayat sıfatında tektir. O bakidir, ölmez. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O halde, gizli ve aşikâr olarak, ibadet ve itaati sadece O'na tahsis edin. diyerek dua edin. Yani, övgüve şükür, hiçbir şeye sahip olmayan putlara değil, bütün mahlûkâtm sahibi olan Allah'a mahsûstur. Yüce Allah, celâl ve azamet sıfatlarını anlattıktan sonra, Allah'tan başkasına ibadet etmeyi yasaklayarak şöyle buyurdu: [114]

66. Ey peygamber! De ki: "Yüce Rabbim sizin taptığınız o putlara tapmayı bana yasakladı." Sâvî şöyle der: Yüce Allah, peygamberlerine, kavmini puta tapmaktan men etmek için, onlara böyle hitap etmesini emretti. Zira onlar, aklî naklî deliller ortaya çıktıktan sonra da, Allah'tan başkasına ibadete devam ediyorlardı.[115]
Bana onun katından, birliğini gösteren apaçık deliller geldikten sonra, puta tapmak bana yasaklandı. Fahreddin Râzî şöyle der: Bu deliller şunlardır: Âlemin ilâhının celâl ve azamet sıfatıyla sıfatlanmış olduğu sabittir. Akl-ı selîm, ibâdetin ondan başkasına layık olmadığına şahitlik eder. Yontulmuş taşları ve şekillendirilmiş ağaçlan ilâhlıkta O'na ortak kılmayı bedîhî akıl kabul etmez.[116] Bana bir olan Allah'a itaat edip boyun eğmem, dini sadece O'na tahsis etmem ve kendimi, başkasına ibadetten arındırmam emredildi. [117]

67. O, sizi topraktan, sonra bir meniden, sonra 'alakadan (aşılanmış yumurtadan) yaratandır. Sonra bebek olarak çıkarır, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlamanız için yaşatır. İçinizden kimi de, daha evvel öldürülmektedir. (Allah,) belli bir vakte ulaşmanız ve aklınızı kullanmanız için (böyle yapar).
68. O, hem dirilten, hem de öldürendir. O, herhangi bir işin olmasını dilediği zaman ona yalnız "Ol!" der, o da oluverir.
69. Allah'ın âyetleri hakkında tartışanlara bakmadın mı? Nasıl döndürülüyorlar.
70. Onlar, kitab'ı ve peygamberlerimize gönderdiğimiz şeyleri yalanlayanlardır. Onlar yakında anlayacaklar.
71, 72. Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde, sıcak suya sürüklenecekler sonra da ateşte yakılacaklardır.
73, 74. Sonra onlara: "Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir?" denilecek. Onlar da, "Bizden uzaklaştılar, zâten biz önceleri hiçbir şeye tapmıyorduk" diyecekler. İşte Allah kâfirleri böyle şaşırtır.
75. Bu, sizin yeryüzünde haksız olarak şımarmanızdan ve aşırı derecede böbürlenmenizden ötürüdür.
76. İçinde ebedî kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin dönüp gidecekleri yer ne çirkindir!
77. Onun için, sen sabret! Şüphesiz Allah'ın vadi gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını ya sana gösteririz, yahut seni kendimize alırız. (Nasıl olsa) onlar bize döneceklerdir.
78. Andolsun senden önce de peygamerler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, durumlarını sana bildirmediğimiz kimseler de var. Hiçbir peygamber Allah'ın izni olmaksızın herhangi bir âyeti kendiliğinden getiremez. Allah'ın emri gelince de hak uygulanır. İşte burada Allah'ın nizamını yıkmaya uğraşanlar hüsrana uğrarlar.
79. Allah, kimine binesiniz, kimini yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır.
80. Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır. Gönüllerinizdeki bir arzuya onlara binerek ulaşırsınız. Onlar ve gemilerin üstünde taşınırsınız.
81. Allah size âyetlerini gösteriyor. Şimdi, Allah'ın âyetlerinden hangisini inkâr edersiniz?
82. Onlar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuştur, baksınlar? Öncekiler bunlardan daha çoktu, kuvvetçe ve yeryüzündeki eserleri bakımından daha sağlam idiler. Fakat kazandıkları şeyler onlara asla fayda vermemiştir.
83. Peygamberleri onlara apaçık mucizeleri getirince kendilerinde bulunan bilgi ile gururlandılar. Alaya aldıkları şey kendilerini kuşatıverdi.
84. Artık o çetin azabımızı gördükleri zaman: "Allah'a inandık ve O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik" derler.
85. Fakat, azabımızı gördükleri zaman îmanları kendilerine bir fayda vermeyecektir. Allah'ın, kulları hakkında carî olagelen âdeti budur. İşte o zaman kâfirler hüsrana uğrayacaklardır.

Âyetlerin Öncekilerle Münasebeti

Bu mübarek âyetler Allah'ın birliğini ve kudretini gösteren delilleri anlatmaya devam eder. Yüce Allah, hariçteki kudret delillerini anlattıktan sonra, ardından içteki kudret delillerini anlattı. Sonra, müşriklerin kıyamet günündeki durumlarından bahsetti. Bu mübarek sûreyi, kâfır ve sapıkları tehdit edip korkutarak bitirdi. [118]

Kelimelerin İzahı

Ağlâl, bukağılar demektir. Eli boyuna bağlayan bukağı mânâsına gelen kelimesinin çoğuludur.
Hamım, son derece sıcak su demektir.
Onlarla ateş yakılır. "Tandırı yaktı" mânâsına denilir.
Şımarıp azarsınız.
Mesvâ; barınak, kalma yeri demektir. Bir kimse bir yerde kalıp ikamet ettiğinde denilir. Mesvâ kelimesi bundan alınmıştır. Geçti. [119]

Âyetlerin Tefsiri

67. Bu âyet, insan yaratılışının geçirdiği safhaları açıklamaktadır. Yani, ey insanlar! Kudretiyle sizi yoktan var eden, Yüce Allah'tır. O atanız Âdem'i topraktan yarattı. Sonra soyunu nutfeden yani meniden, sonra da katı kan olan embriondan, yarattı. Daha sonra da diğer aşamaları tamamladı. Cenin, annesinin karnından ayrıldıktan sonra çocuk olur. Kuvvet ve akıl hususunda olgunluk çağı olan kırk yaşma varmanız için gereken imkânı verdi. Sonra ihtiyarlık çağma ulaşmanız için fırsat verdi. Fahreddin Râzî şöyle der: Yüce Allah insan ömrünü çocukluk, olgunluk ve ihtiyarlık olmak üzere üç bölüme ayırdı. Bu, akla uygun bir sıralamadır. Çünkü insan, ömrünün ilk döneminde gelişme ve büyüme içinde olur. Buna çocukluk denilir. Bu gelişme, kendisine bir zafiyet gelmeksizin, tamamlanıncaya kadar devam eder. Bu, olgunluk çağıdır. Sonra gerilemeye başlar, kendisinde zafiyet ve noksanlık baş gösterir. Bu da ihtiyarlık çağıdır.[120] Sizden, dünyaya gelmeden önce ölenler de vardır. Bu düşüktür. Mücâhid şöyle der: "ihtiyarlık çağından önce ölenler de vardır". Her şahıs için tayin edilmiş olan vakte yani Ölüme ulaşmanız için yaşatır. Ve kudretinin delillerini anlamanız ve O'nun tek olduğuna inanmanız için bu imkânları verir. [121]

68. Diriltmeye ve öldürmeye gücü yeten odur. O herhangi bir şeyi istediğinde yorulup meşakkat çekmez. O şey gecikmeksizin hemen oluverir. Ebussuûd şöyle der: Bu, Yüce Allah'ın gücünün sonsuzluğunu ifade eden bir temsil ve eşyanın bir emir ve memur olmadan hemen meydana geldiğini anlatan bir tasvirdir.[122] Bundan soma Yüce Allah tekrar, âyetleri hakkında bâtıl yollarla mücadele edenleri kınadı: [123]

69. Soru muhatabı hayrete düşürmek için yöneltilmiştir. Yani, ey Muhatab! Allah'ın apaçık âyetleri konusunda mücadele eden o inatçı kibirlenenlerin halini görüp te şaşmıyor musun? Onların akılları nasıl hidayetten sapıklığa çevriliyor? Bundan sonra Yüce Allah, onların kim olduğunu şu sözüyle açıkladı: [124]

70. Onlar Kur'an'ı ve diğer semavî kitapları ve şeriatları yalanlayanlardır. Yalanlamalarının akıbetini ilerde görecekler. Bu bir tehdit ve korkutmadır. [125]

71. Onlar bukağılar ve zincirlerle elleri boyunlarına bağlı olarak cehenneme girdikleri zaman cehenneme sürüklenirler. [126]

72. Onlar o zincirlerle, cehennem ateşinde kaynatılmış sıcak suyun içine sürüklenirler. Sonra da orada yakılırlar. İbn Kesîr şöyle der. Yani, Zincirler bukağılara bitişik olup Zebanilerin ellerindedir. Zebaniler onları bazen yüzüstü kaynar suya, bazen cehenneme çekerler. Nitekim âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyrulmuştur: "Onlar cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar"[127]

73, 74. Sonra susturmak için onlara şöyle denilir: Kendilerine ibadet ettiğiniz ve Allah'a ortak koştuğunuz o putlar nerede? Onlar şöyle derler: Gözlerimizden kayboldular. Onları ne görebiliyoruz, ne de onlardan şefaat dileyebiliyoruz, Bilakis biz, daha önce hiçbir şeye ibadet etmemiştik. Tefsirciler şöyle der: Müşrikler putlara taptıklarını inkâr ederler. Şaşkınlıkları ve heyecanlarından dolayı böyle derler. Yüce Allah, o yalancıları saptırdığı gibi bütün kâfirleri saptırır. [128]

75. Bu azap, dünyada günah işlemeye, mal çokluğuna ve onu haram yerlerde harcamaya gösterdiğiniz sevinçten dolayıdır. Şımarmanız, azmanız ve kibirinizden dolayıdır. Sâvî şöyle der: Bu âyet her ne kadar kâfirleri kınama hakkında ise de, Allah'a isyana dalan herkesi ilgilendirir. Onun da bu tehditten bir payı vardır.[129] [130]

76. İçinde ebedî kalmak üzere cehennemin yedi kapısından size ayrılmış olan kapıdan girin. Cehennem, Allah'ın âyetlerine karşı kibirlenen , iman ve Allah'ın birliği delillerinden yüzçevirenler için ne kötü bir karargâh ve yaşama yeridir. Ayet-i ke-rime'de, nazmın gereği olan, "kibirlenenlerin gireceği yer" denilmeyip te, "kalacakları yer" denilmesinin sebebi şudur: Giriş devam etmez. Ancak, barınacak ve kalınacak yer devamlı olur. Onun içindir ki, Yüce Allah özellikle oranın kötü olduğunu bildirdi. [131]

77. Ey Peygamber! kavminin seni yalanlamasına karşı sabırlı ol. Allah'ın, onları cezalandıracağına dâir verdiği söz kesinlikle gerçekleşecektir. Sâvî şöyle der: Bu, Yüce Allah'ın Peygamberini tesellisidir. Ayrıca düşmanlarına karşı ona yardım edeceğine dair güzel bir vaadidir.[132] Onları tehdit ettiğimiz azabın bir kısmını sana gösterirsek... Bu şartın cevabı söylenmemiştir. Takdiri şöyledir: İstenen odur. Ya da cevap, "senin gözünün aydın olması içindir" şeklinde olur. ey Peygamber! Onlara azabı indirmeden önce seni öldürürüz. Kıyamet gününde onların dönüşü sadece bize olacaktır. O zaman onlardan çetin bir şekilde intikam olacağız. Bundan sonra Yüce Allah, Hz. Peygamber (a.s.)'i teselli etmek için ona peygamberlerin haberlerini bildirdi: [133]

78. Allah'a andolsun ki, ey Peygamber! Senden Önce birçok peygamber göndermiş ve onları açık mucizelerle desteklemiştik. Kavimleri onlarla mücadele etmiş ve onları yalanlamıştı. Başına gelen şeylere sabretme hususunda o peygamberleri örnek al. Kurtubî şöyle der: Yüce Allah, ondan önce peygamberlerin karşılaştığı şeyleri anlatarak onu teselli etti.[134] O peygamberlerden, kavimleriyle olan kıssalarını sana anlattıklarımız da vardır; kıssa ve haberlerini sana anlatmadıklarımız da. Peygamberlerden hiçbiri için, Allah'ın emri olmadan, kavmine herhangi bir mucize getirmesi sahih ve doğru olmaz. Bu, Kureyş'e bir cevaptır. Zira onlar Hz. Peygamber(s.a.s.)'e, "Safa tepesini bizim için altın yap" demişler ve bundan başka tekliflerde bulunmuşlardı. Cezalandırılmaları için belirlenen vakit geldiğinde Allah onları yok edecektir. İşte o zaman, Allah'ın âyetleri hakkında mücadele edenler ve peygamberi güç duruma düşürmek için mucizeler isteyen inatçılar ziyana uğrayacaklardır. Bundan sonra Yüce Allah onlara nimetlerim hatırlatmak üzere şöyle buyurdu: [135]

79. İlâhlığa, kendisinden başka kimsenin layık olmadığı Yüce Allah, deve, sığır ve koyun gibi hayvanları sizin emrinize verendir. O, bu hayvanları, yararlanmanız maksadıyle sizin için yaratmıştır. O hayvanların bazısının sırtına binmeniz, bazılarının da etlerinden yemeniz ve sütlerinden içmeniz için onları yarattı. [136]

80. O hayvanlarda, yani onların tüyerinde, yünlerinde, kıllarında, süt, yağ ve iç yağlarında sizin için birçok faydalar vardır Bir de uzak mesafelere yolculuk esnasında, yüklerinizi taşımak suretiyle, gönüllerinizdeki bir arzuya kavuşmanız için onları yarattı. Karada o develer üzerinde, denizde de gemilerde taşınırsınız. Yüce Allah, aralarında sıkı bir ilgi bulunduğu için, develerle gemileri bir arada zikretti. Hattâ bu ilgiden dolayı, develere, kara gemileri denilmiştir. [137]

81. Ey insanlar!. Allah, birliğini gösteren iç ve dış delilleri size göstermesi için böyle yaptı, Çokluklarına ve apaçık olmalarına rağmen bu açık ve engin delillerden ve mucizelerden hangi birini inkâr ediyorsunuz? Zira bu deliller, açık oldukları için, inkârı kabul etmezler. Bu âyet, delillerin çokluğu ve açıklığına rağmen Allah'ın birliğini inkâr etmelerinden dolayı kâfirler için bir kınamadır. [138]

82. Bu bir istif-hâm-ı inkârîdir. Yani, o müşrikler azgın kibirlilerin sonunun ne olduğunu ve kendilerinden önceki toplumların kalıntılarını görüp tanımak için yeryüzünün her tarafını dolaşmadılar mı? İnkârları ve yalanlamalarından dolayı onların başına gelen azap ve helaki görmediler mi? Onlar Mekke halkından, sayıca daha çok, kuvvetçe daha üstün idiler. Onlardan sonra kalıntıları yani binalar, köşkler ve büyük yapıların kalıntıları halâ devam etmektedir, Onların kazanmış oldukları mallar ve yapmış oldukları binalar kendilerine ne bir fayda sağladı, ne de onlardan azabı savdı. [139]

83. Peygamberleri onlara açık mucizeler ve deliller getirdiklerinde kâfirler, hidayet ve vahiy nurundan uzak dünyevî ilimlerinden dolayı şımarık bir şekilde sevindiler ve o ilme aldandılar. Peygamberleri ve mucizeleri inkâr ve onlarla alay etmelerinin cezası başlarına indi. [140]

84. Azabın çetinliğini ve sıkıntılarını açık bir şekilde gördüklerinde, "Bir olan Allah'a inandık, İbadette Allah'a ortak koşmuş olduğumuz putları inkâr ettik" dediler. [141]

85. Azabı gördüklerinde, bu imanları onlara fayda verecek değildir. Çünkü o zorla yapılan imandır. Azabı gördüklerinde imanın fayda vermeyeceği kanunu Allah'ın, kullan hakkında koyduğu geçmişten bu yana süre gelen bir kanunudur, İşte o zaman, Rablannm ve Yaratıcılarının birliğini inkâr eden o kâfirler hüsrana uğramışlardır. [142]

Edebî Sanatlar

Bu mübarek sûre birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda özetliyoruz:
1. "bizi öldürdün" ile bize hayat verdin", doğru" ile yalancı", " sabah" ile " akşam", " diriltir" Öldürür" ve " kör" ile " gören" arasında tıbâk sanatı vardır.
2. Bu şunun içindir ki, Allah'ı birlemeye davet edildiğinizde inkâr ettiniz, ona ortak koşulursa inanıyorsunuz. Yüce Allah kendisini birleme ve ortak koşmaya mukabil inkârı ve imanı zikretti. Aynı şekilde Ey kavmim! Kuşkusuz bu dünya hayatı geçici bir eğlencedir. Fakat âhiret gerçekten kalma yurdudur" âyetinde mukabele vardır. Yüce "Allah dünya hayatı ve geçici eğlenceye karşılık, âhireti ve kalma yurdunu zikretti. Bu güzelleştirici edebî sanatlardandır.
3. Sizin için gökten bir rızık indiriyor" âyetinde mecâz-ı mürsel vardır. Yüce Allah "rızkı" zikretmiş, "yağmur"u kastetmiştir. Çünkü su, bütün rızıkların sebebidir. Bu, neticeyi söyleyip sebebi kastetme türündendir.
4. Kör ile gören bir olmaz" âyetinde latîf bir istiare vardır. Yüce Allah kâfir için körü, mü'min için de göreni müsteâr olarak kullandı.
5. Gündüzü aydınlık kıldı" âyetinde mecâz-ı aklî vardır. Bu, bir şeyi, zamanına isnat etme türündendir. Çünkü gündüz, aydınlanma zamanıdır.
6. "Kendi emrinden vahyi indirir" âyetinde kinaye vardır. Burada ruh, vahyden kinayedir. Çünkü vahy bedendeki ruh gibidir.
7. Kelimeleri, aşırılık ifade eden mübalağa sıygalarıdır.
8. Sevinip şımarırsınız" ile böbürlenirsiniz" arasında cinâs-ı nakıs vardır. Aynı şekilde size şekil verdi" ile sizin şekilleriniz" arasında da cinâs-ı nakıs vardır.
9. Kıyamet mutlaka kopacaktır" cümlesi, ve ile pekiştirilmiştir.
10. Allah'ın âyetleri hakkında, inkâr edenlerden başka hiç kimse tartışmaz" cümlesinde hasr ifadesi vardır.
11. Peygamberler gönderdik" cümlesinde, arasmda cinâs-ı iştikak vardır.
12. Onlardan sana kıssalarını anlattıklarımız vardır" ile kıssalarını sana anlatmadıklarımız da vardır" cümleleri arasında tıbâk-ı selb vardır.
13. Çok güzel seci' ve akılları alan bir ifâde ile birlikte, âyet sonları birbirine uygun olmuştur. Firavun hanedanından olan mü'minden, şu ilâhî ve muciz ifâde ile bahseden Kur'an'ın sözüne dikkat et ve ifadedeki parlaklığa bir bak:
Bu âyet-i kerîmeler inci dizilerinden daha parlaktır. Allah'ın yardımıyle Gâfir (Mü'min) Sûresi'nin tefsiri bitti. [143]

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 721
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 20.04.2009 17:44
Âyetlerin Tefsiri


47. İleri gelenlerle bunlara tabi olanların cehennem ateşinde tartoşacakları zamanı düşün. Zayıf olan tâbiler, kibirlenip iman etmeyen ve peygamberlere uymayan ond lerine o gün şöyle derler: Dünyada biz, hizmetçi gibi sızın tabılenmz emirlerinize boyun eğiyor, bizi çağırdığınız inkâr ve sapıklık hususunda size uyuyorduk. Siz, içinde bulunduğumuz bu azaptan birazını bizden savabilir misiniz? Fahreddin Râzî şöyle der: Onlar, önderlerin bu azabı onlar için hafifletemeyeceklerini biliyorlardı. Onların bu sözden maksatları sadece önderleri daha çok utandırmak ve kalplerine daha çok elem vermektir. Çünkü önderler, kendilerine tâbi olanları türlü sapıklıklara düşürmeye çalışmışlardı.[81]

48. Önderler onlara cevap olarak dediler ki: Biz hepimiz cehennem ateşindeyiz. Eğer sizden azabı giderecek gücümüz olsaydı onu mutlaka kendimizden de savardık. Kuşkusuz Yüce Allah, nıü'minlerin cennete, kâfirlerin de cehenneme gireceğine dair, geri döndürelemeyecek kesin bir hükümle hükmünü verdi. Artık sizin için elimizden bir şey gelmez. [82]

49. Cehennemdekiler birbirlerinden ümit kesince, kendilerinden azabın hafifletilmesini istemek üzere cehennem bekçilerine sığındılar. Beyzâvî şöyle der: Burada, daha çok korkutmak ve durumun kötülüğünü ifade etmek için, onun bekçilerine" yerine, açık isim olarak, cehennemin bekçilerine" denildi.[83] Bu azaptan tek bir gün kadar da olsa, bizden hafifletmesi için, Allah'a dua edin" dediler. [84]

50. Melekler kınama ve azarlama yoluyla onlara şöyle cevap verdiler. Peygamberler size apaçık mucizeler getirdi de onları inkâr edip yalanlamadınız mı? Kâfirler: "Evet, bize getirdiler" dediler. Bunun üzerine melekler onlara: "Öyleyse, Allah'a siz kendiniz dua edin. Çünkü biz buna cür'et edemeyiz, dediler. Fahreddin Râzî şöyle der: "Dua edin" şeklindeki sözleri bir yararı olacak ümidiyle söylenmiş değildir. Bu ancak, onların hüsranda olduğunu göstermek için söylenmiştir. Zira, Allah'a yakın olan meleklerin duası kabul edilmezse, kâfirlerin duası nasıl kabul edilir.[85] Bundan sonra, kâfirlerin duasının herhangi bir tesirin olmayacağını açıklamak üzere şöyle derler. Sizin duanız fayda sağlamaz. Çünkü kâfirlerin duası, boş ve beyhudedir. [86]

51. Biz bu dünya hayatında deliller, zaferler ve suçlu kâfirlerden intikamlarını almak suretiyle, peygamberlere ve mü'minlere mutlaka yardım ederiz. Âhirette, kulların yaptıklarına şahitlik edecek melek, peygamber ve mü'min şahitlerin geldiği günde de onlara yardım ederiz. Fahreddin Râzî şöyle der: Bu âyet, dünya hayatında da, âhirette de, Yüce Allah'ın düşmanlarına karşı peygam*berine yardım edeceğine .dair bîr vaadidir.[87]

52. O gün suçlulara, özür dilemeleri fayda vermez. İbn Cerîr şöyle der: Müşriklere, özür beyan etmeleri fayda vermez. Çünkü onlar sadece bâtıl şeylerle mezaret beyan ederler.[88] Onlar için, Allah'ın rahmetinden kovulma vardır. Ve onlar için en kötü dönüş ve varış yeri olan cehennem vardır. İbn Abbas şöyle der: kötü âkibet demektir. [89]

53. Vallahi, İmran oğlu Musa'ya, din hususunda kendileriyle doğru yol bulunan mucizeler, sahifeler ve şeriatler vermiştik.[90] İsrailoğullarmı faydalı ilme ve doğru yola ileten kitaba yani Tevrat'a vâris kıldık. [91]

54. Tevrat, akl-ı selîm sahipleri için bir hidayet rehberi ve öğüttür. [92]

55. Ey Peygamber! Müşriklerin eziyetlerine sabret. Allah'ın sana ve sana uyanlara, düşmanlara karşı zafer vaadi haktır, ondan dönülmesi mümkün değildir. Çünkü Allah, sözünden dönmez. Fahreddin Râzî şöyle der: Yüce Allah, peygamberlerine yardım edeceğini açıklayıp bu husuta Musa'nın (a.s.) durumunu misal getirdikten sonra, "Sabret, çünkü Allah'ın va'di haktır" sözüyle Rasûlüne (s.a.v.J hitap etti. Bundan maksat şudur: kuşkusuz Allah, önceki peygamberlere yardım ettiği gibi, sana da yardım edecektir. Onlar hakkında verdiği sözü yerine getirdiği gibi sana verdiği sözü de yerine getirecektir.[93] Daha üstün ve daha iyi olanı yapmayı terketmek suretiyle işlediğin kusurdan dolayı Rabbinden bağışlanmanı dile. Sâvî şöyle der: Bu emirden maksat, bunu ümmete öğretmektir. Yoksa Allah'ın rasulünün, gerek peygamberlikten önce ve gerekse peygamberlikten sonra, küçük ve büyük bütün günahlardan ma'sum olduğu tahakkut etmiştir.[94] İbn Kesîr şöyle der: Bu âyet, ümmeti istiğfara tesvit etmektedir.[95] Sabah ak£am Rabbini tesbih et meye devam et. Fahreddin Râzî şöyle der: Bundan maksat, iyi meleklerir zümresine girinceye kadar Allah'ı zikre devam etmeyi ve dilin bum bırakmamasını emretmektir. O iyi melekler, "Ara vermeden, gece gündü; Allah'ı tesbih ederler".[96] Teşbihten maksat, Allah'ı, ona layık olmayan her şeyden uzak tutmaktır.[97] Bundan sonra Yüce Allah kâfirleri bâtıl yolları kullanarak mücadeleye iten sebebe dikkat çekti: [98]

56. Allah'tan kendilerine gelmiş herhangi bir delil ve hüccetleri yokken, inen âyetler hakkında tartışanlar var ya, Kalplerinde, onları sana uymaktan ve sana itaat etmekten alıkoyan kibir ve böbürlenmekten başka bir şey yoktur. Onlar, Allah'ın nurunu söndürme arzularına ulaşacak değillerdir. Sana üstün gelme emellerine de kavuşamayacaklardır Öyleyse, onların tuzaklarından Allah'a sığın ve onunla korun. Allah, onların kötülüğünü senden savar. Zira, O, onların sözlerini işiten, hallerini bilendir. Bundan sonra Yüce Allah, birliğini ve gücünü gösteren delilleri anlattı: [99]

57. Bu âyetin başındaki , başlangıç lamıdır. Yani, Allah'ın, gökleri ve yeri yaratması ve hiçbir şey olmadıkları halde onları yaratıp meydana getirmesi, insanı yaratmasından daha büyüktür. Büyüklüklerine rağmen gökleri ve yeri yaratabilen, onlardan daha basit ve daha küçük olanı yaratmaktan nasıl âciz olabilir? İbn Cüzeyy şöyle der: Maksat, öldükten sonra dirilmeye delil getirmektir. Çünkü, büyüklüklerine rağmen gökleri ve yeri yaratan Allah, yok olduktan sonra bedenleri tekrar diriltebilir.[100] Fakat insanların çoğu bunu bilmez. Çünkü onlar, cehaletlerine yenik düştüklerinden, aşırı gafletleri ve arzularına uymalarından dolayı bunu düşünemezler. [101]

58. Mü'min ile kâfir bir olmaz İman edip iyi işler yapanlar ile kötü iş yapanlar, yani iyi ile kötü de eşit olmaz. Bu misallerden, ne de az öğüt alıyorsunuz. İbn Kesir şöyle der: Bundan maksat şudur: Hiçbir şey göremeyen kör ile, gözünün ulaşabildiği yeri gören eşit olmayacağı gibi, aynı şekilde iyi mü'minler ile kötü kâfirler de eşit olmaz. İnsanların çoğu, ne de az öğüt alıyor.[102]

59. Kuşkusuz kıyamet gelecektir. Bunda ne bir şüphe vardır, ne de bir kuşku, Fakat insanların çoğu, onun geleceğine inanmazlar. Bu nedenle, Öldükten sonra dirilmeyi ve hesabı inkâr ederler. Fahreddin Râzî şöyle der: "İnsanların çoğu"ndan maksat, öldükten sonra dirilmeyi ve kıyameti inkâr eden kâfirlerdir.[103]

60. Rabbmız buyurdu ki: Bana dua edin, size istediğinizi vereyim. İbn Kesîr şöyle der: Yüce Allah, kullarını, kendisine duaya çağırdı ve kendisinden bir lütuf ve ikram olarak, dualarına cevap vereceğine söz verdi.[104] Kibirlenip de Allah'a ibadeti terkedenler var ya, onlar hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.
Bundan sonra Yüce Allah, birliğinin ve gücünün alâmetlerinden, ibadet ve şükrün, sadece kendisine yapılmasını gerektirecek şeylerden bahsetti: [105]

61. Yüce Allah, gündüzün çalışma yorgunluğunu gidermeniz için, hikmet ve kudreti ile geceyi karanlık kılan; rızık sebepleri ve geçiminizi temin edeceğiniz şeyleri aramak maksadıyla dolaşmanız için gündüzü aydınlık kılandır. Yüce Allah kullarına karşı lütfedicidir. Cömerttir ve onlara iyilik edicidir. Fakat insanların çoğu, iyiliğine karşı Allah'a şükretmez, onun lütuf ve ihsanını inkâr ederler. [106]

62. İşte, yaratma ve ihsan etmede tek olan o zât, Rabbmız Allah'tır. O, her şeyin yaratıcısıdır, Ondan başka mabut yoktur. Yaratan ve her şeye sahip olana ibadeti bırakıp, nasıl, putlara ibadete çevriliyorsunuz? [107]

63. İşte Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bu şekilde, hak ve hidayetten çevriliyorlar. Sâvî şöyle der: Bu, Peygamber (s.a.v.)'i teselli etmektedir. Yani, ey Peygamber! Kavminin seni inkâr etmesine üzülme. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı.[108] Bundan sonra Yüce Allah daha çok açıklamak ve kudret delillerini daha çok göstermek için şöyle buyurdu: [109]

64. Yüce Allah, hayatuıızda da, Ölümünüzde: sonra da, yeri sizin için karargâh kılandır. İbn Abbâs şöyle der: O, yeri, ha yattayken de, öldükten sonra da sizin için bir konaklama yeri yaptı.[110] Gökleri de üstünüze yükseltilerek yapılmış bir kubbe gibi, korunmuş biı tavan yaptı. Size, en güzel biçimi verdi ve sizi, uzuv birbirine uygun olarak en güzel şekilde yarattı; başı aşağıya dönül; dört ayak üzerine yürüyen hayvanlar gibi yapmadı. Zemahşerî şöyle deı Yüce Allah, şekli insandan daha güzel hiçbir canlı yaratmadı.[111] Bu, Yüc Allah'ın, "Biz, insanı en güzel biçimde yarattık"[112] mealindeki sözüne benzer. Sizi, türlü lezzetli rızıklarla rızıklandırdı. İşte bu şeyleri yapan ve bu nimetleri veren, Rabbinizdir. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Kendisinden başkasına ilâhlık layık olmayan, bütün mahlûkâtm Rabbi yücedir ve noksan sıfatlardan uzaktır. [113]

65. O Yuce Allah, hakikî zatî hayat sıfatında tektir. O bakidir, ölmez. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O halde, gizli ve aşikâr olarak, ibadet ve itaati sadece O'na tahsis edin. diyerek dua edin. Yani, övgüve şükür, hiçbir şeye sahip olmayan putlara değil, bütün mahlûkâtm sahibi olan Allah'a mahsûstur. Yüce Allah, celâl ve azamet sıfatlarını anlattıktan sonra, Allah'tan başkasına ibadet etmeyi yasaklayarak şöyle buyurdu: [114]

66. Ey peygamber! De ki: "Yüce Rabbim sizin taptığınız o putlara tapmayı bana yasakladı." Sâvî şöyle der: Yüce Allah, peygamberlerine, kavmini puta tapmaktan men etmek için, onlara böyle hitap etmesini emretti. Zira onlar, aklî naklî deliller ortaya çıktıktan sonra da, Allah'tan başkasına ibadete devam ediyorlardı.[115]
Bana onun katından, birliğini gösteren apaçık deliller geldikten sonra, puta tapmak bana yasaklandı. Fahreddin Râzî şöyle der: Bu deliller şunlardır: Âlemin ilâhının celâl ve azamet sıfatıyla sıfatlanmış olduğu sabittir. Akl-ı selîm, ibâdetin ondan başkasına layık olmadığına şahitlik eder. Yontulmuş taşları ve şekillendirilmiş ağaçlan ilâhlıkta O'na ortak kılmayı bedîhî akıl kabul etmez.[116] Bana bir olan Allah'a itaat edip boyun eğmem, dini sadece O'na tahsis etmem ve kendimi, başkasına ibadetten arındırmam emredildi. [117]

67. O, sizi topraktan, sonra bir meniden, sonra 'alakadan (aşılanmış yumurtadan) yaratandır. Sonra bebek olarak çıkarır, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlamanız için yaşatır. İçinizden kimi de, daha evvel öldürülmektedir. (Allah,) belli bir vakte ulaşmanız ve aklınızı kullanmanız için (böyle yapar).
68. O, hem dirilten, hem de öldürendir. O, herhangi bir işin olmasını dilediği zaman ona yalnız "Ol!" der, o da oluverir.
69. Allah'ın âyetleri hakkında tartışanlara bakmadın mı? Nasıl döndürülüyorlar.
70. Onlar, kitab'ı ve peygamberlerimize gönderdiğimiz şeyleri yalanlayanlardır. Onlar yakında anlayacaklar.
71, 72. Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde, sıcak suya sürüklenecekler sonra da ateşte yakılacaklardır.
73, 74. Sonra onlara: "Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir?" denilecek. Onlar da, "Bizden uzaklaştılar, zâten biz önceleri hiçbir şeye tapmıyorduk" diyecekler. İşte Allah kâfirleri böyle şaşırtır.
75. Bu, sizin yeryüzünde haksız olarak şımarmanızdan ve aşırı derecede böbürlenmenizden ötürüdür.
76. İçinde ebedî kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin dönüp gidecekleri yer ne çirkindir!
77. Onun için, sen sabret! Şüphesiz Allah'ın vadi gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını ya sana gösteririz, yahut seni kendimize alırız. (Nasıl olsa) onlar bize döneceklerdir.
78. Andolsun senden önce de peygamerler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, durumlarını sana bildirmediğimiz kimseler de var. Hiçbir peygamber Allah'ın izni olmaksızın herhangi bir âyeti kendiliğinden getiremez. Allah'ın emri gelince de hak uygulanır. İşte burada Allah'ın nizamını yıkmaya uğraşanlar hüsrana uğrarlar.
79. Allah, kimine binesiniz, kimini yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır.
80. Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır. Gönüllerinizdeki bir arzuya onlara binerek ulaşırsınız. Onlar ve gemilerin üstünde taşınırsınız.
81. Allah size âyetlerini gösteriyor. Şimdi, Allah'ın âyetlerinden hangisini inkâr edersiniz?
82. Onlar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuştur, baksınlar? Öncekiler bunlardan daha çoktu, kuvvetçe ve yeryüzündeki eserleri bakımından daha sağlam idiler. Fakat kazandıkları şeyler onlara asla fayda vermemiştir.
83. Peygamberleri onlara apaçık mucizeleri getirince kendilerinde bulunan bilgi ile gururlandılar. Alaya aldıkları şey kendilerini kuşatıverdi.
84. Artık o çetin azabımızı gördükleri zaman: "Allah'a inandık ve O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik" derler.
85. Fakat, azabımızı gördükleri zaman îmanları kendilerine bir fayda vermeyecektir. Allah'ın, kulları hakkında carî olagelen âdeti budur. İşte o zaman kâfirler hüsrana uğrayacaklardır.

Âyetlerin Öncekilerle Münasebeti

Bu mübarek âyetler Allah'ın birliğini ve kudretini gösteren delilleri anlatmaya devam eder. Yüce Allah, hariçteki kudret delillerini anlattıktan sonra, ardından içteki kudret delillerini anlattı. Sonra, müşriklerin kıyamet günündeki durumlarından bahsetti. Bu mübarek sûreyi, kâfır ve sapıkları tehdit edip korkutarak bitirdi. [118]

Kelimelerin İzahı

Ağlâl, bukağılar demektir. Eli boyuna bağlayan bukağı mânâsına gelen kelimesinin çoğuludur.
Hamım, son derece sıcak su demektir.
Onlarla ateş yakılır. "Tandırı yaktı" mânâsına denilir.
Şımarıp azarsınız.
Mesvâ; barınak, kalma yeri demektir. Bir kimse bir yerde kalıp ikamet ettiğinde denilir. Mesvâ kelimesi bundan alınmıştır. Geçti. [119]

Âyetlerin Tefsiri

67. Bu âyet, insan yaratılışının geçirdiği safhaları açıklamaktadır. Yani, ey insanlar! Kudretiyle sizi yoktan var eden, Yüce Allah'tır. O atanız Âdem'i topraktan yarattı. Sonra soyunu nutfeden yani meniden, sonra da katı kan olan embriondan, yarattı. Daha sonra da diğer aşamaları tamamladı. Cenin, annesinin karnından ayrıldıktan sonra çocuk olur. Kuvvet ve akıl hususunda olgunluk çağı olan kırk yaşma varmanız için gereken imkânı verdi. Sonra ihtiyarlık çağma ulaşmanız için fırsat verdi. Fahreddin Râzî şöyle der: Yüce Allah insan ömrünü çocukluk, olgunluk ve ihtiyarlık olmak üzere üç bölüme ayırdı. Bu, akla uygun bir sıralamadır. Çünkü insan, ömrünün ilk döneminde gelişme ve büyüme içinde olur. Buna çocukluk denilir. Bu gelişme, kendisine bir zafiyet gelmeksizin, tamamlanıncaya kadar devam eder. Bu, olgunluk çağıdır. Sonra gerilemeye başlar, kendisinde zafiyet ve noksanlık baş gösterir. Bu da ihtiyarlık çağıdır.[120] Sizden, dünyaya gelmeden önce ölenler de vardır. Bu düşüktür. Mücâhid şöyle der: "ihtiyarlık çağından önce ölenler de vardır". Her şahıs için tayin edilmiş olan vakte yani Ölüme ulaşmanız için yaşatır. Ve kudretinin delillerini anlamanız ve O'nun tek olduğuna inanmanız için bu imkânları verir. [121]

68. Diriltmeye ve öldürmeye gücü yeten odur. O herhangi bir şeyi istediğinde yorulup meşakkat çekmez. O şey gecikmeksizin hemen oluverir. Ebussuûd şöyle der: Bu, Yüce Allah'ın gücünün sonsuzluğunu ifade eden bir temsil ve eşyanın bir emir ve memur olmadan hemen meydana geldiğini anlatan bir tasvirdir.[122] Bundan soma Yüce Allah tekrar, âyetleri hakkında bâtıl yollarla mücadele edenleri kınadı: [123]

69. Soru muhatabı hayrete düşürmek için yöneltilmiştir. Yani, ey Muhatab! Allah'ın apaçık âyetleri konusunda mücadele eden o inatçı kibirlenenlerin halini görüp te şaşmıyor musun? Onların akılları nasıl hidayetten sapıklığa çevriliyor? Bundan sonra Yüce Allah, onların kim olduğunu şu sözüyle açıkladı: [124]

70. Onlar Kur'an'ı ve diğer semavî kitapları ve şeriatları yalanlayanlardır. Yalanlamalarının akıbetini ilerde görecekler. Bu bir tehdit ve korkutmadır. [125]

71. Onlar bukağılar ve zincirlerle elleri boyunlarına bağlı olarak cehenneme girdikleri zaman cehenneme sürüklenirler. [126]

72. Onlar o zincirlerle, cehennem ateşinde kaynatılmış sıcak suyun içine sürüklenirler. Sonra da orada yakılırlar. İbn Kesîr şöyle der. Yani, Zincirler bukağılara bitişik olup Zebanilerin ellerindedir. Zebaniler onları bazen yüzüstü kaynar suya, bazen cehenneme çekerler. Nitekim âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyrulmuştur: "Onlar cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar"[127]

73, 74. Sonra susturmak için onlara şöyle denilir: Kendilerine ibadet ettiğiniz ve Allah'a ortak koştuğunuz o putlar nerede? Onlar şöyle derler: Gözlerimizden kayboldular. Onları ne görebiliyoruz, ne de onlardan şefaat dileyebiliyoruz, Bilakis biz, daha önce hiçbir şeye ibadet etmemiştik. Tefsirciler şöyle der: Müşrikler putlara taptıklarını inkâr ederler. Şaşkınlıkları ve heyecanlarından dolayı böyle derler. Yüce Allah, o yalancıları saptırdığı gibi bütün kâfirleri saptırır. [128]

75. Bu azap, dünyada günah işlemeye, mal çokluğuna ve onu haram yerlerde harcamaya gösterdiğiniz sevinçten dolayıdır. Şımarmanız, azmanız ve kibirinizden dolayıdır. Sâvî şöyle der: Bu âyet her ne kadar kâfirleri kınama hakkında ise de, Allah'a isyana dalan herkesi ilgilendirir. Onun da bu tehditten bir payı vardır.[129] [130]

76. İçinde ebedî kalmak üzere cehennemin yedi kapısından size ayrılmış olan kapıdan girin. Cehennem, Allah'ın âyetlerine karşı kibirlenen , iman ve Allah'ın birliği delillerinden yüzçevirenler için ne kötü bir karargâh ve yaşama yeridir. Ayet-i ke-rime'de, nazmın gereği olan, "kibirlenenlerin gireceği yer" denilmeyip te, "kalacakları yer" denilmesinin sebebi şudur: Giriş devam etmez. Ancak, barınacak ve kalınacak yer devamlı olur. Onun içindir ki, Yüce Allah özellikle oranın kötü olduğunu bildirdi. [131]

77. Ey Peygamber! kavminin seni yalanlamasına karşı sabırlı ol. Allah'ın, onları cezalandıracağına dâir verdiği söz kesinlikle gerçekleşecektir. Sâvî şöyle der: Bu, Yüce Allah'ın Peygamberini tesellisidir. Ayrıca düşmanlarına karşı ona yardım edeceğine dair güzel bir vaadidir.[132] Onları tehdit ettiğimiz azabın bir kısmını sana gösterirsek... Bu şartın cevabı söylenmemiştir. Takdiri şöyledir: İstenen odur. Ya da cevap, "senin gözünün aydın olması içindir" şeklinde olur. ey Peygamber! Onlara azabı indirmeden önce seni öldürürüz. Kıyamet gününde onların dönüşü sadece bize olacaktır. O zaman onlardan çetin bir şekilde intikam olacağız. Bundan sonra Yüce Allah, Hz. Peygamber (a.s.)'i teselli etmek için ona peygamberlerin haberlerini bildirdi: [133]

78. Allah'a andolsun ki, ey Peygamber! Senden Önce birçok peygamber göndermiş ve onları açık mucizelerle desteklemiştik. Kavimleri onlarla mücadele etmiş ve onları yalanlamıştı. Başına gelen şeylere sabretme hususunda o peygamberleri örnek al. Kurtubî şöyle der: Yüce Allah, ondan önce peygamberlerin karşılaştığı şeyleri anlatarak onu teselli etti.[134] O peygamberlerden, kavimleriyle olan kıssalarını sana anlattıklarımız da vardır; kıssa ve haberlerini sana anlatmadıklarımız da. Peygamberlerden hiçbiri için, Allah'ın emri olmadan, kavmine herhangi bir mucize getirmesi sahih ve doğru olmaz. Bu, Kureyş'e bir cevaptır. Zira onlar Hz. Peygamber(s.a.s.)'e, "Safa tepesini bizim için altın yap" demişler ve bundan başka tekliflerde bulunmuşlardı. Cezalandırılmaları için belirlenen vakit geldiğinde Allah onları yok edecektir. İşte o zaman, Allah'ın âyetleri hakkında mücadele edenler ve peygamberi güç duruma düşürmek için mucizeler isteyen inatçılar ziyana uğrayacaklardır. Bundan sonra Yüce Allah onlara nimetlerim hatırlatmak üzere şöyle buyurdu: [135]

79. İlâhlığa, kendisinden başka kimsenin layık olmadığı Yüce Allah, deve, sığır ve koyun gibi hayvanları sizin emrinize verendir. O, bu hayvanları, yararlanmanız maksadıyle sizin için yaratmıştır. O hayvanların bazısının sırtına binmeniz, bazılarının da etlerinden yemeniz ve sütlerinden içmeniz için onları yarattı. [136]

80. O hayvanlarda, yani onların tüyerinde, yünlerinde, kıllarında, süt, yağ ve iç yağlarında sizin için birçok faydalar vardır Bir de uzak mesafelere yolculuk esnasında, yüklerinizi taşımak suretiyle, gönüllerinizdeki bir arzuya kavuşmanız için onları yarattı. Karada o develer üzerinde, denizde de gemilerde taşınırsınız. Yüce Allah, aralarında sıkı bir ilgi bulunduğu için, develerle gemileri bir arada zikretti. Hattâ bu ilgiden dolayı, develere, kara gemileri denilmiştir. [137]

81. Ey insanlar!. Allah, birliğini gösteren iç ve dış delilleri size göstermesi için böyle yaptı, Çokluklarına ve apaçık olmalarına rağmen bu açık ve engin delillerden ve mucizelerden hangi birini inkâr ediyorsunuz? Zira bu deliller, açık oldukları için, inkârı kabul etmezler. Bu âyet, delillerin çokluğu ve açıklığına rağmen Allah'ın birliğini inkâr etmelerinden dolayı kâfirler için bir kınamadır. [138]

82. Bu bir istif-hâm-ı inkârîdir. Yani, o müşrikler azgın kibirlilerin sonunun ne olduğunu ve kendilerinden önceki toplumların kalıntılarını görüp tanımak için yeryüzünün her tarafını dolaşmadılar mı? İnkârları ve yalanlamalarından dolayı onların başına gelen azap ve helaki görmediler mi? Onlar Mekke halkından, sayıca daha çok, kuvvetçe daha üstün idiler. Onlardan sonra kalıntıları yani binalar, köşkler ve büyük yapıların kalıntıları halâ devam etmektedir, Onların kazanmış oldukları mallar ve yapmış oldukları binalar kendilerine ne bir fayda sağladı, ne de onlardan azabı savdı. [139]

83. Peygamberleri onlara açık mucizeler ve deliller getirdiklerinde kâfirler, hidayet ve vahiy nurundan uzak dünyevî ilimlerinden dolayı şımarık bir şekilde sevindiler ve o ilme aldandılar. Peygamberleri ve mucizeleri inkâr ve onlarla alay etmelerinin cezası başlarına indi. [140]

84. Azabın çetinliğini ve sıkıntılarını açık bir şekilde gördüklerinde, "Bir olan Allah'a inandık, İbadette Allah'a ortak koşmuş olduğumuz putları inkâr ettik" dediler. [141]

85. Azabı gördüklerinde, bu imanları onlara fayda verecek değildir. Çünkü o zorla yapılan imandır. Azabı gördüklerinde imanın fayda vermeyeceği kanunu Allah'ın, kullan hakkında koyduğu geçmişten bu yana süre gelen bir kanunudur, İşte o zaman, Rablannm ve Yaratıcılarının birliğini inkâr eden o kâfirler hüsrana uğramışlardır. [142]

Edebî Sanatlar

Bu mübarek sûre birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda özetliyoruz:
1. "bizi öldürdün" ile bize hayat verdin", doğru" ile yalancı", " sabah" ile " akşam", " diriltir" Öldürür" ve " kör" ile " gören" arasında tıbâk sanatı vardır.
2. Bu şunun içindir ki, Allah'ı birlemeye davet edildiğinizde inkâr ettiniz, ona ortak koşulursa inanıyorsunuz. Yüce Allah kendisini birleme ve ortak koşmaya mukabil inkârı ve imanı zikretti. Aynı şekilde Ey kavmim! Kuşkusuz bu dünya hayatı geçici bir eğlencedir. Fakat âhiret gerçekten kalma yurdudur" âyetinde mukabele vardır. Yüce "Allah dünya hayatı ve geçici eğlenceye karşılık, âhireti ve kalma yurdunu zikretti. Bu güzelleştirici edebî sanatlardandır.
3. Sizin için gökten bir rızık indiriyor" âyetinde mecâz-ı mürsel vardır. Yüce Allah "rızkı" zikretmiş, "yağmur"u kastetmiştir. Çünkü su, bütün rızıkların sebebidir. Bu, neticeyi söyleyip sebebi kastetme türündendir.
4. Kör ile gören bir olmaz" âyetinde latîf bir istiare vardır. Yüce Allah kâfir için körü, mü'min için de göreni müsteâr olarak kullandı.
5. Gündüzü aydınlık kıldı" âyetinde mecâz-ı aklî vardır. Bu, bir şeyi, zamanına isnat etme türündendir. Çünkü gündüz, aydınlanma zamanıdır.
6. "Kendi emrinden vahyi indirir" âyetinde kinaye vardır. Burada ruh, vahyden kinayedir. Çünkü vahy bedendeki ruh gibidir.
7. Kelimeleri, aşırılık ifade eden mübalağa sıygalarıdır.
8. Sevinip şımarırsınız" ile böbürlenirsiniz" arasında cinâs-ı nakıs vardır. Aynı şekilde size şekil verdi" ile sizin şekilleriniz" arasında da cinâs-ı nakıs vardır.
9. Kıyamet mutlaka kopacaktır" cümlesi, ve ile pekiştirilmiştir.
10. Allah'ın âyetleri hakkında, inkâr edenlerden başka hiç kimse tartışmaz" cümlesinde hasr ifadesi vardır.
11. Peygamberler gönderdik" cümlesinde, arasmda cinâs-ı iştikak vardır.
12. Onlardan sana kıssalarını anlattıklarımız vardır" ile kıssalarını sana anlatmadıklarımız da vardır" cümleleri arasında tıbâk-ı selb vardır.
13. Çok güzel seci' ve akılları alan bir ifâde ile birlikte, âyet sonları birbirine uygun olmuştur. Firavun hanedanından olan mü'minden, şu ilâhî ve muciz ifâde ile bahseden Kur'an'ın sözüne dikkat et ve ifadedeki parlaklığa bir bak:
Bu âyet-i kerîmeler inci dizilerinden daha parlaktır. Allah'ın yardımıyle Gâfir (Mü'min) Sûresi'nin tefsiri bitti. [143]