Ses Aralığı ve Melodik Algılama Gelişimi:

Bebeklerin müziğin farkında oldukları ve müziğe tepki verdiklerine –hatta bunu anne karnındayken bile yaptıklarına– ilişkin birtakım araştırma sonuçları vardır. Moog, Stirnimann’dan (1940) yaptığı bir alıntıda anne karnındaki bebeklerin, anneleri müzik dinlerken belirgin biçimde aktif olduğunu söyler (Moog, 1976:38). Ancak bu tepkilerin kendi işitmesinden mi kaynaklandığı ya da annesinin işitmesine karşı bir tepki mi olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Doğumdan sonra bebekler, gülümsemeye başladıkları süreçle birlikte üzerlerinde sakinleştirici bir etkisi olan müziğe karşı da tepki vermeye başlar. Ninniler son derece etkilidir ve geniş aralıklarda dolaşan seslerin ve enstrümanların daha sakinleştirici ve rahatlatıcı bir etkisi olduğu gözlemlenmiştir (Moog, 1976,39). Müziğe karşı açıkça verilen tepkilerden hemen sonra başlayan şarkı biçimindeki ilk mırıldanmalar ilk 4-6 aylar arasında görülür. Bunlar çoğunlukla hiçbir diatonik sistemde olmayan ve kademeli olarak inici, küçük ikili aralıktan daha küçük aralıklarda dolaşan melodilerdir (Moog, 1976:40). 3 yaş çocuklarını %50si taklit ederek şarkı söyleme yeteneğine sahiptirler; ayrıca tam bir şarkıdaki ses değişimlerinin ve ritimlerinin neredeyse tamamını doğru olarak verebilir, sözlerini tam olarak söyleyebilirler (Moog, 1976:43). Başka bir araştırma, test edilen 3 yaş çocuklarının %43 ünün ses aralıkları kavramını, %36sının ise melodik çerçeve kavramını anlayabildiklerini ortaya koymuştur (Scott, 1979:91). 4 ve 5 yaşlarında bu kavramların anlaşılabilme oranında Tablo 1’de görüldüğü gibi bir artış gözlenmektedir:

Tablo.1 Ses perdeleri ve melodik kavramları anladığını gösteren çocukların yaşlara göre oranları (Scott, 1979:91).
3 yaş 4-5 yaş
Ses perdesi %43 %82
Melodik çerçeve %36 %56
Aralık boyutu %0 %55

Kavramları anlamadaki gelişimlerine rağmen, sözler olmadan sadece enstrümanla çalındığında, dört yaş çocuklarından sadece %40ı önceden bildikleri bir şarkıyı tanıyabilmişlerdir. Bu oran 5 yaş çocuklarında %75e çıkmış, ancak test edilen 5 yaş çocuklarından sadece dörtte biri bildikleri bir şarkı farklı sözlerle sunulduğunda o şarkıyı tanıyamamışlardır. Pflederer de (1964) “melodiyi akılda tutma” (melodiyi değişikliklerden etkilenmeden sürekli olarak algılayabilme) üzerine bir çalışma yapmış ve özellikle de bunun müzikal düşünmenin geliştirilmesine olan etkisini araştırmıştır. Pflederer’e göre “çocuk anlık algılamalarını kullanmak üzere sınırlandırıldığı sürece, işitsel dünyasını ortaya koymak için geliştirmekte olduğu yapısal çerçeve de sınırlandırılmış olacaktır.” (1964:255). 5-8 yaş arası çocukların melodileri algılama yeteneği üzerine çalışan Pflederer’in araştırma bulguları Tablo 2’de gösterilmektedir:

Tablo.2 Melodi ve tonal kalıpları aklında tutabilen çocukların oranı (Pflederer, 1964:263-265)
5 yaş 8 yaş
Tonal kalıplar traspoze edildiğinde melodi hatırlandı %63 %76
Süre değiştirildiğinde melodi hatırlandı %50 %94
Eşlik armonisi ve eşlik ritmi değiştirildiğinde
melodi hatırlandı %50 %56

Ayrıca Pflederer birçok durumda doğru çözümlere çocukların el çırpma, ayak vurma, sayma gibi etkinliklerinin eklenmesiyle ulaşıldığını belirtmiş ve çocukların müzik yaratım sürecinde etkin olarak yer almasının önemini vurgulamıştır.

Miller (1986) müzik yaratım sürecinde etkin olarak yer alma şansı verilen 3, 4 ve 5 yaş çocuklarının tepkileri üzerine bir çalışma yapmıştır. Deneklere melodik ve melodik olmayan çalgılar, çeşitli kasetler ve öğretmenlerinin deneklerin istediği şarkıları çalacağı bir kasetçalar verilmiştir.

Çocuklara “gruplar halinde ya da yalnız başlarına seçtikleri herhangi bir enstrümanı çalmaları, enstrümanları ve materyalleri paylaşmaları, sessizce müzik yapmaları” söylenmiştir (Miller, 1986:5).Çalışma sonunda Miller, 3 ve 4 yaş çocuklarının ses aralıklarını ayırt edebilme, seslerin yönünü sıralayabilme ve bunu melodik enstrümanlarla birleştirebilme yeteneklerinin 5 yaşındakiler kadar gelişmediğini görmüştür. 5 yaşındaki çocuklara çalgılarla özgürce uğraşabilmeleri ve onları keşfedebilmeleri için zaman verildiğinde, ses aralığı ve melodik çerçeve kavramlarını anlayabildiklerini göstermişler ve ksilofonla sıralı diatonik ve kromatik notalar çalmışlardır (Miller, 1986:9). 4 ve 5 yaşındakilere söyledikleri şarkılara eşlik yapabilmeleri için ksilofon, rezonatör ziller ve otoharp verilirken, 3 yaşındakiler ritim çubukları, simbal ya da diğer melodik olmayan enstrümanları kullanmışlardır (Miller, 1986:10).

Ritim Kavramının ve Ritim Becerilerinin Gelişimi:

Bebekler, yakın geçmiş kavramının bilincinde olmaksızın “yaşanılan an”ı algılayabildikleri için yavaş ve hızlı müziğin ayrımına varamazlar. Çok küçük bir bebeğe çalınan herhangi bir müziğin ritmi onun için hiçbir anlam ifade etmez (Moog, 1979:39). 5 ve 6. aylar arasında bebekler müziğe açıkça ve genelde tüm vücudun sallanması gibi tekrarlayan birtakım hareketlerle karşılık verirler. Bunlar, müzikle uyumluluk göstermeyen ve ritmik olarak koordineli olmayan; buna karşın kendi içinde bir ritmi olan hareketlerdir. Moog, bu hareketlerin müzikle senkronize olmasa da müziğin ritmiyle bir şekilde ilgili olduğu varsayımını öne sürmüştür; çünkü Moog’a göre “çocuk geliştikçe, kendi hareketlerini müziğin ritmi ve dinamiğiyle eşleştirmeye başlar” (1979:40). 18 ayı doldurduklarında, bebeklerin %10u hareketlerini müziğin ritmine uydurabilirler (1979:41). 1–2 yaş arası çocukların ilk şarkıları çoğunlukla aynı süreye sahip, nadiren de ½ oranında daha uzun süreye sahip olan seslerden oluşmuş ve çok basit ritim kalıplarından ibaret olan şarkılardır. Durakların uzunluğu çocuğun nefes almasına ve söylediği şarkıda başka bir söz öbeğine geçip geçmediğine bağlıdır (Moog, 1979:42). 3 yaşına gelen çocukların %50si bir şarkının ritmini, melodisini ve sözlerini baştan sona doğruya yakın söyleyebilirler (Moog, 1979:43). Rainbow (1981) 3 yaş çocuklarına verilen ritim alıştırmalarında, kendilerinden istenilen ritmi en kolay biçimde, sesli olarak ritmi yansıtan sözlerle verebildiklerini bildirmiştir (Rainbow, 1981:71). Bunu sırasıyla:
• bir ritim kalıbını insan sesiyle sunulduktan sonra el çırparak verme;
• kasetten çalmakta olan müziğe sabit vuruşlarla el çırparak eşlik etme ya da sabit vuruşlarla ritim çubuklarıyla eşlik etme;
• kasetten çalmakta olan müziğin ritmini dinledikten hemen sonra aynı ritimde el çırpma ya da aynı ritimde yürüme;
• kasetten çalmakta olan müzikle aynı anda aynı ritimde el çırpma ve aynı ritimde yürüme alıştırmaları izlemiştir (Rainbow, 1981:71-72). Benzer bir hiyerarşi 4 yaş çocuklarının gözlemlenmesi sonucunda da ortaya çıkmıştır (bkz. Tablo 3).
Tablo.3 Ritim alıştırmalarını başarıyla tamamlayan çocukların oranları (Rainbow, 1981:71-72).
3 yaş 4 yaşinsan sesiyle verilen ritmi sözlerle tekrar etme %50 %70–90
ritim kalıbını insan sesiyle sunulduktan sonra el
çırparak verme %10–14 %30–40
sabit vuruşlarla el çırparak çalan müziğe eşlik etme %10–14 %40–60
çalan müziğe sabit vuruşlarla ve ritim çubuklarıyla
eşlik etme %10–14 %40–60
dinledikten hemen sonra müziğin ritmini el çırparak
verme %4–15 %30–40
dinledikten hemen sonra müziğin ritminde yürüme %4–15 %18–20
müzikle aynı anda aynı ritimde el çırparak yürüme %4 < %15

Miller (1986), küçük çocukların çalgıları özgürce keşfetmelerine ve müzik yaratım sürecinde etkin biçimde yer almalarına izin verildiğinde basit ritim kalıplarını kastanyet ve zil gibi çalgılarda başarıyla verebileceklerini ortaya koymuştur; ancak karmaşık kalıplar asla tekrar edilememiştir (1986:11). Rainbow araştırmasında her ne kadar müzikle aynı anda ritmik yürüyüş yapma ve el çırpmanın çocuklar için zor bir alıştırma olduğu sonucuna varmışsa da, Miller 4 yaş çocuklarının yürüyüş sırasında sabit vuruş yapabildiklerini gözlemlemiştir (Miller, 1986:11). Moog, hareketin ritmini müziğinkiyle eşleştirebilen çocukların sayısının 4–6 yaşlar arasında iki katına çıktığını ortaya koymuştur (Moog, 1979:43). 5 yaş çocuklarının %67si tek zille verilen ritmi başarıyla tekrar ederken, farklı tonlardaki zillerle verilen ritimleri tekrar etmekte zorlanmışlar ve çocuklardan sadece %52si başarılı olmuştur (8 yaş çocuklarıyla karşılaştırma için bkz. Tablo 4).


Tablo.4 Ritmi tekrar edebilen çocukların oranı (Pflederer, 1964:262)
5 yaş 8 yaş
Tek tonlu zille verildiğinde ritmi tekrar edebilenler %67 %89
Farklı tonlardaki zillerle verildiğinde ritmi tekrar
edebilenler %52 %72

Sonuç:

Tarihsel olarak, okul öncesi dönemde çocukların müzik eğitimi, müzik konusunda çok az bilgi ve eğitime sahip olan anasınıfı öğretmenlerine bırakılmıştır. Erken yaşlarda ortaya çıkan müzikal kavramlar ve becerilerin gelişimindeki bu olağanüstü artış müziğin çocuklar için gelip geçici bir hevesten çok daha fazla şey ifade ettiğini ortaya koymaktadır. Cambridge Üniversitesinde okul öncesi çocukların müzik eğitimi alanında çalışan Gordon Shaw ve Frances Rauscher’in yaptığı bir araştırma, çocuklardaki bu algılayış ve gelişimin çocuğu müzik dünyasıyla tanıştırmaktan daha çok işe yaradığını ortaya çıkarmıştır (Begley, 1996). Shaw’a göre “Eğer küçük çocuklarla çalışıyorsanız, onlara ileri düzey matematik ya da satranç öğretmezsiniz. Fakat onlar müzikle ilgilidirler ve müziği ilerletebilirler.” (Begley, 1996:57)

Hem müzikal hem de zihinsel gelişim için anaokulundan yüksekokula kadar uygun biçimde yapılandırılmış müzik eğitimi programlarının oluşturulmasını beklemeden, küçük çocuğun yaşamımüzikal deneyimlerle doldurulmalıdır. Bilim adamları çocukların okul öncesi yaşlarda okul dönemindekinden daha yetenekli olduğunu tartışmaktadırlar …anaokulundan önceki dönemlerde beyindeki nöron hücreleri uyarılmayan çocuklar asla yapabilecekleri işe sahip olamazlar.Abecedarian müfredatını düzenleyen Joseph Sparling’e göre “Asla çok geç olmadığını söylemek istersiniz, ama çok küçük yaşlarla ilgili son derece özel bir durumun var olduğu söylenebilir.” (Begley, 1996:59)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 795
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 20.04.2009 19:22
Ses Aralığı ve Melodik Algılama Gelişimi:

Bebeklerin müziğin farkında oldukları ve müziğe tepki verdiklerine –hatta bunu anne karnındayken bile yaptıklarına– ilişkin birtakım araştırma sonuçları vardır. Moog, Stirnimann’dan (1940) yaptığı bir alıntıda anne karnındaki bebeklerin, anneleri müzik dinlerken belirgin biçimde aktif olduğunu söyler (Moog, 1976:38). Ancak bu tepkilerin kendi işitmesinden mi kaynaklandığı ya da annesinin işitmesine karşı bir tepki mi olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Doğumdan sonra bebekler, gülümsemeye başladıkları süreçle birlikte üzerlerinde sakinleştirici bir etkisi olan müziğe karşı da tepki vermeye başlar. Ninniler son derece etkilidir ve geniş aralıklarda dolaşan seslerin ve enstrümanların daha sakinleştirici ve rahatlatıcı bir etkisi olduğu gözlemlenmiştir (Moog, 1976,39). Müziğe karşı açıkça verilen tepkilerden hemen sonra başlayan şarkı biçimindeki ilk mırıldanmalar ilk 4-6 aylar arasında görülür. Bunlar çoğunlukla hiçbir diatonik sistemde olmayan ve kademeli olarak inici, küçük ikili aralıktan daha küçük aralıklarda dolaşan melodilerdir (Moog, 1976:40). 3 yaş çocuklarını %50si taklit ederek şarkı söyleme yeteneğine sahiptirler; ayrıca tam bir şarkıdaki ses değişimlerinin ve ritimlerinin neredeyse tamamını doğru olarak verebilir, sözlerini tam olarak söyleyebilirler (Moog, 1976:43). Başka bir araştırma, test edilen 3 yaş çocuklarının %43 ünün ses aralıkları kavramını, %36sının ise melodik çerçeve kavramını anlayabildiklerini ortaya koymuştur (Scott, 1979:91). 4 ve 5 yaşlarında bu kavramların anlaşılabilme oranında Tablo 1’de görüldüğü gibi bir artış gözlenmektedir:

Tablo.1 Ses perdeleri ve melodik kavramları anladığını gösteren çocukların yaşlara göre oranları (Scott, 1979:91).
3 yaş 4-5 yaş
Ses perdesi %43 %82
Melodik çerçeve %36 %56
Aralık boyutu %0 %55

Kavramları anlamadaki gelişimlerine rağmen, sözler olmadan sadece enstrümanla çalındığında, dört yaş çocuklarından sadece %40ı önceden bildikleri bir şarkıyı tanıyabilmişlerdir. Bu oran 5 yaş çocuklarında %75e çıkmış, ancak test edilen 5 yaş çocuklarından sadece dörtte biri bildikleri bir şarkı farklı sözlerle sunulduğunda o şarkıyı tanıyamamışlardır. Pflederer de (1964) “melodiyi akılda tutma” (melodiyi değişikliklerden etkilenmeden sürekli olarak algılayabilme) üzerine bir çalışma yapmış ve özellikle de bunun müzikal düşünmenin geliştirilmesine olan etkisini araştırmıştır. Pflederer’e göre “çocuk anlık algılamalarını kullanmak üzere sınırlandırıldığı sürece, işitsel dünyasını ortaya koymak için geliştirmekte olduğu yapısal çerçeve de sınırlandırılmış olacaktır.” (1964:255). 5-8 yaş arası çocukların melodileri algılama yeteneği üzerine çalışan Pflederer’in araştırma bulguları Tablo 2’de gösterilmektedir:

Tablo.2 Melodi ve tonal kalıpları aklında tutabilen çocukların oranı (Pflederer, 1964:263-265)
5 yaş 8 yaş
Tonal kalıplar traspoze edildiğinde melodi hatırlandı %63 %76
Süre değiştirildiğinde melodi hatırlandı %50 %94
Eşlik armonisi ve eşlik ritmi değiştirildiğinde
melodi hatırlandı %50 %56

Ayrıca Pflederer birçok durumda doğru çözümlere çocukların el çırpma, ayak vurma, sayma gibi etkinliklerinin eklenmesiyle ulaşıldığını belirtmiş ve çocukların müzik yaratım sürecinde etkin olarak yer almasının önemini vurgulamıştır.

Miller (1986) müzik yaratım sürecinde etkin olarak yer alma şansı verilen 3, 4 ve 5 yaş çocuklarının tepkileri üzerine bir çalışma yapmıştır. Deneklere melodik ve melodik olmayan çalgılar, çeşitli kasetler ve öğretmenlerinin deneklerin istediği şarkıları çalacağı bir kasetçalar verilmiştir.

Çocuklara “gruplar halinde ya da yalnız başlarına seçtikleri herhangi bir enstrümanı çalmaları, enstrümanları ve materyalleri paylaşmaları, sessizce müzik yapmaları” söylenmiştir (Miller, 1986:5).Çalışma sonunda Miller, 3 ve 4 yaş çocuklarının ses aralıklarını ayırt edebilme, seslerin yönünü sıralayabilme ve bunu melodik enstrümanlarla birleştirebilme yeteneklerinin 5 yaşındakiler kadar gelişmediğini görmüştür. 5 yaşındaki çocuklara çalgılarla özgürce uğraşabilmeleri ve onları keşfedebilmeleri için zaman verildiğinde, ses aralığı ve melodik çerçeve kavramlarını anlayabildiklerini göstermişler ve ksilofonla sıralı diatonik ve kromatik notalar çalmışlardır (Miller, 1986:9). 4 ve 5 yaşındakilere söyledikleri şarkılara eşlik yapabilmeleri için ksilofon, rezonatör ziller ve otoharp verilirken, 3 yaşındakiler ritim çubukları, simbal ya da diğer melodik olmayan enstrümanları kullanmışlardır (Miller, 1986:10).

Ritim Kavramının ve Ritim Becerilerinin Gelişimi:

Bebekler, yakın geçmiş kavramının bilincinde olmaksızın “yaşanılan an”ı algılayabildikleri için yavaş ve hızlı müziğin ayrımına varamazlar. Çok küçük bir bebeğe çalınan herhangi bir müziğin ritmi onun için hiçbir anlam ifade etmez (Moog, 1979:39). 5 ve 6. aylar arasında bebekler müziğe açıkça ve genelde tüm vücudun sallanması gibi tekrarlayan birtakım hareketlerle karşılık verirler. Bunlar, müzikle uyumluluk göstermeyen ve ritmik olarak koordineli olmayan; buna karşın kendi içinde bir ritmi olan hareketlerdir. Moog, bu hareketlerin müzikle senkronize olmasa da müziğin ritmiyle bir şekilde ilgili olduğu varsayımını öne sürmüştür; çünkü Moog’a göre “çocuk geliştikçe, kendi hareketlerini müziğin ritmi ve dinamiğiyle eşleştirmeye başlar” (1979:40). 18 ayı doldurduklarında, bebeklerin %10u hareketlerini müziğin ritmine uydurabilirler (1979:41). 1–2 yaş arası çocukların ilk şarkıları çoğunlukla aynı süreye sahip, nadiren de ½ oranında daha uzun süreye sahip olan seslerden oluşmuş ve çok basit ritim kalıplarından ibaret olan şarkılardır. Durakların uzunluğu çocuğun nefes almasına ve söylediği şarkıda başka bir söz öbeğine geçip geçmediğine bağlıdır (Moog, 1979:42). 3 yaşına gelen çocukların %50si bir şarkının ritmini, melodisini ve sözlerini baştan sona doğruya yakın söyleyebilirler (Moog, 1979:43). Rainbow (1981) 3 yaş çocuklarına verilen ritim alıştırmalarında, kendilerinden istenilen ritmi en kolay biçimde, sesli olarak ritmi yansıtan sözlerle verebildiklerini bildirmiştir (Rainbow, 1981:71). Bunu sırasıyla:
• bir ritim kalıbını insan sesiyle sunulduktan sonra el çırparak verme;
• kasetten çalmakta olan müziğe sabit vuruşlarla el çırparak eşlik etme ya da sabit vuruşlarla ritim çubuklarıyla eşlik etme;
• kasetten çalmakta olan müziğin ritmini dinledikten hemen sonra aynı ritimde el çırpma ya da aynı ritimde yürüme;
• kasetten çalmakta olan müzikle aynı anda aynı ritimde el çırpma ve aynı ritimde yürüme alıştırmaları izlemiştir (Rainbow, 1981:71-72). Benzer bir hiyerarşi 4 yaş çocuklarının gözlemlenmesi sonucunda da ortaya çıkmıştır (bkz. Tablo 3).
Tablo.3 Ritim alıştırmalarını başarıyla tamamlayan çocukların oranları (Rainbow, 1981:71-72).
3 yaş 4 yaşinsan sesiyle verilen ritmi sözlerle tekrar etme %50 %70–90
ritim kalıbını insan sesiyle sunulduktan sonra el
çırparak verme %10–14 %30–40
sabit vuruşlarla el çırparak çalan müziğe eşlik etme %10–14 %40–60
çalan müziğe sabit vuruşlarla ve ritim çubuklarıyla
eşlik etme %10–14 %40–60
dinledikten hemen sonra müziğin ritmini el çırparak
verme %4–15 %30–40
dinledikten hemen sonra müziğin ritminde yürüme %4–15 %18–20
müzikle aynı anda aynı ritimde el çırparak yürüme %4 < %15

Miller (1986), küçük çocukların çalgıları özgürce keşfetmelerine ve müzik yaratım sürecinde etkin biçimde yer almalarına izin verildiğinde basit ritim kalıplarını kastanyet ve zil gibi çalgılarda başarıyla verebileceklerini ortaya koymuştur; ancak karmaşık kalıplar asla tekrar edilememiştir (1986:11). Rainbow araştırmasında her ne kadar müzikle aynı anda ritmik yürüyüş yapma ve el çırpmanın çocuklar için zor bir alıştırma olduğu sonucuna varmışsa da, Miller 4 yaş çocuklarının yürüyüş sırasında sabit vuruş yapabildiklerini gözlemlemiştir (Miller, 1986:11). Moog, hareketin ritmini müziğinkiyle eşleştirebilen çocukların sayısının 4–6 yaşlar arasında iki katına çıktığını ortaya koymuştur (Moog, 1979:43). 5 yaş çocuklarının %67si tek zille verilen ritmi başarıyla tekrar ederken, farklı tonlardaki zillerle verilen ritimleri tekrar etmekte zorlanmışlar ve çocuklardan sadece %52si başarılı olmuştur (8 yaş çocuklarıyla karşılaştırma için bkz. Tablo 4).


Tablo.4 Ritmi tekrar edebilen çocukların oranı (Pflederer, 1964:262)
5 yaş 8 yaş
Tek tonlu zille verildiğinde ritmi tekrar edebilenler %67 %89
Farklı tonlardaki zillerle verildiğinde ritmi tekrar
edebilenler %52 %72

Sonuç:

Tarihsel olarak, okul öncesi dönemde çocukların müzik eğitimi, müzik konusunda çok az bilgi ve eğitime sahip olan anasınıfı öğretmenlerine bırakılmıştır. Erken yaşlarda ortaya çıkan müzikal kavramlar ve becerilerin gelişimindeki bu olağanüstü artış müziğin çocuklar için gelip geçici bir hevesten çok daha fazla şey ifade ettiğini ortaya koymaktadır. Cambridge Üniversitesinde okul öncesi çocukların müzik eğitimi alanında çalışan Gordon Shaw ve Frances Rauscher’in yaptığı bir araştırma, çocuklardaki bu algılayış ve gelişimin çocuğu müzik dünyasıyla tanıştırmaktan daha çok işe yaradığını ortaya çıkarmıştır (Begley, 1996). Shaw’a göre “Eğer küçük çocuklarla çalışıyorsanız, onlara ileri düzey matematik ya da satranç öğretmezsiniz. Fakat onlar müzikle ilgilidirler ve müziği ilerletebilirler.” (Begley, 1996:57)

Hem müzikal hem de zihinsel gelişim için anaokulundan yüksekokula kadar uygun biçimde yapılandırılmış müzik eğitimi programlarının oluşturulmasını beklemeden, küçük çocuğun yaşamımüzikal deneyimlerle doldurulmalıdır. Bilim adamları çocukların okul öncesi yaşlarda okul dönemindekinden daha yetenekli olduğunu tartışmaktadırlar …anaokulundan önceki dönemlerde beyindeki nöron hücreleri uyarılmayan çocuklar asla yapabilecekleri işe sahip olamazlar.Abecedarian müfredatını düzenleyen Joseph Sparling’e göre “Asla çok geç olmadığını söylemek istersiniz, ama çok küçük yaşlarla ilgili son derece özel bir durumun var olduğu söylenebilir.” (Begley, 1996:59)