Balık soğukkanlı tatlı ve/veya tuzlu sularda yaşayan omurgalıların ortak adıdır. Bu canlıları izleyen bilim dalına da ihtiyoloji denir. Bakmayın insanların balıkları yakaladığına, aslında balıkların insanlardan çok önce yeryüzünde bulundukları bilinmektedir. Yaklaşık 450 milyon yıllık bir geçmişleri vardır ve bazı türlerde mesela köpekbalıklarında son 300 milyon yıldır değişim görülmemekte; bundan da bu hayvanın 300 milyon yıl önce evrimini tamamladığı anlaşılmaktadır. Ben burada yanda resmi görülen 80 milyon yıl önce dinazorlarla birlikte nesli tükendi sanılan 360 milyon yıllık fosili bulunan, ama 1938 de Güney Afrika' nın doğu sahillerinde avlanan bir trol teknesi tarfından Chalumna nehir ağzı yakınlarında canlısı yakalanan dinazorlar çağının balığı COELACANTH' ı (See-la-kanth) da anmadan geçemedim. 1998'de de Indonezya açıklarında Amerika'lı ve Indonezya'lı bilim adamlarınca yeni bir popülasyon daha tespit edilmiştir. Günümüz balıklarından çok önemli ayrılıklar gösteren bu heyecan verici yaşayan fosil' in hakkında daha fazla bilgi isterseniz resmi tıklayın.
Şimdi biz bizim balıklara bakalım. Balıklara aşırı sıcak kaplıca gölleri, aşırı tuzlu - alkalinli sular dışında tüm doğal su oluşumlarında rastlanabilir. Vücut yapıları türlere göre farklılık gösterir. Mesela dipte yaşayan balıklar yassılaşmış, bazı türler yanlardan basıklaşmıştır;, orta su balıkları (pelajik balıklar) ise füze biçimindedir. Renkleri de yaşadıkları ortama göre değişiklik gösterir.Boyut olarak da çok geniş bir yelpazeye dağılmışlardır bir kaç santimden 20 metre boyo, bir kaç gramdan 4 tona kadar dağılım görülür. Bu en büyük balık, sadece planktonlarla beslenen bir köpekbalığı türü olan Balinaköpekbalığıdır. Davranış bakımından da oldukça farklı gözlemler olmakla beraber bazı ortak özellikler de tespit edilebilir; mesela yırtıcı balıklar suda harekete eden ve hareketleri normal olmayan her şeye saldırırlar. hareketli nesnenin rengi veya boyutu farklı olabilir ama bu ortak özellik olmasa yırtıcıların kaşıkla, yapay yemlerle avlanması mümkün olmazdı. Bunun dışında kimi balıklar sürüler halinde yaşar ve göç ederken kimileri tek tek yaşar, bir kısmı ise yerleşik balık olup aynı bölgede hayatını sürdürür, mersin balığı gibi balıklar ise yumurtlamak için tuzlu sulardan tatlı sulara girerken yılan balıkları bunun tam tersini yapar. Genelde göçmen balıkların yumurtlama ve yaşama alanları farklı olur, mesela lüfer ve palamutun yumurtlama için Karadenize çıkması; alabalıkların akarsuların akış yönünün tersine dağları tepeleri aşarak yüzmeleri ve kaynaktaki üreme bölgelerine ulaşmaları gibi, ve bu herkesce ve de avcılarca bilinen göç yollarında ya bolca av verir veya zor şartlarda telef olurlar. Üremeleri de bazı temel prensipler dışında farklılıklar gösterir. Bazı balıklar yavru ve yumurtalarını ortama serbest olarak bırakırken bazıları taşlara, yapraklara yapıştırır, bir kısmında ise ana veya baba veya her ikisi birlikte yavru ve yumurtalara bakar büyütür. Köpekbalıkları ve bazı tatlısu türleri ise canlı doğururlar. Bazı türlerde ise çift cinsiyetliliğe rastlanır mesela bazı hani balığı türleri iki cinsiyeti de taşır. Bazı balıklar da yaşamlarının belirli dönemlerinde cinsiyet değiştirebilirler mesela akvaryum balıklarından kılıçkuyruklar, mercan türleri, hani balıkları gibi.
Üstte ve allta tipik bir balık gövdesi görülmektedir. Balık gövdeleri (dip balıkları hariç) aerodinamik bir yapıya sahip olup, hayati organları gövdenin alt ön tarafında toplanmıştır. Bu organlar da balıktan balığa farklı olabilir mesela bazı balıklarda yüzme kesesi yoktur (uskumru). İskelet diğer canlılardaki işlevi görür yani iç organları koruduğu gibi hareket sisteminin de bir parçasıdır. Köpekbalıkları, vatoslarda ise iskelet sistemi kıkırdaklardan oluşmaktadır, bu balıklar kıkırdaklı balıklar grubundandır. Yüzgeçler de balıkların denge ve manevra organlarıdır. Üstteki prensip resminden farklı olarak bazı balıklarda değişik yapı ve yüzgeçler veya yüzgecimsi çıkıntılar (palamutta sırt ve anüs ile kuyruk yüzgeci arası) görülebilir.
Beslenme zinciri içinde genel olarak balıkların temel besin kaynağı planktonlardır. Yosun parçaları, kurtlar, midye, ıstakoz, sulina gibi kabuklular ve yumuşakçalar ise besin zincirinin diğer halkasını oluşturur. tatlı sularda yaşayan yayın, turna gibi balıklar kurbağa, fare, hatta su kuşlarını dahi yerken denizlerde levrek de fırsatını bulursa fare avlar ve yer, yem olarak canlı fare kullanılmasına da itirazı olmaz. Balıkların çene yapıları, dişleri, sindirim sistemleri de buna göre gelişmiştir. Mesela mercan kabuklulara sert konik dişleri ve kuvvetli çenesi ile aman vermezken, karagöz ise ufak midyeleri rahatça kırarak yer, bazı balıkların ise dişleri yoktur (sazan), tatlı sularda sazan, çapak gibi balıklar dibi burunları ile kazarak solucan, sivrisinek larvalarını, bitki köklerini bulur ve yer. Ve tabii değişmez kural olarak BÜYÜK BALIK KÜÇÜK BALIĞI YER. Bu davranış pek çok yırtıcı balık türünde mesela lüfer, turna gibi balıklarda yamyamlığa yani kendi türünün ufaklarını yemeye kadar da uzanır.
Balıklar su içinde erimiş olan oksijeni solungaçları vasıtası ile korbondioksite çevirirler. Ağızları yolu ile aldıkları su solungaçlardan geçerek dışarı atılır, bu işlem sırasında sudaki erimiş oksijen kan ile solungaçlarda karşılaştığından solungaçlar parlak kırmızı renk alırlar. Solungaçlar solungaç kapakları ile korunur. Balık alırken, solungaçları solmamış kırmızı olan balıkları alırsanız taze balığı buldunuz demektir. Tatlı sularda yaşayan sazan, kadife gibi bazı balıklar ile bazı tropik balıklar (beta) doğal ortamlarında çamurlu ve az oksijen içeren sularda bulunabileceklerinden havadan da bir miktar oksijen kullanabilirler. Bu nedenle bir sazan yakalandıktan sonra saatlerce ölmeden su dışında yaşayabilir.
Koku alma balıklarda önemli bir duyudur ve çoğunda epey gelişmiştir. Bu özellik, amatör balıkçıların işine yarar; yemleme yolu ile balıkları belli bir bölgeye toplanmasına yardımcı olur. Yemlemede yakalamak istenen balığın doğal yemleri veya ilave katkı maddeleri ile kokusu iştah açıcı hale getirilmiş maddeler av bölgesine atılarak balıkların toplanması sağlanır. Koku alma balıklarda kendi türlerinin yaralı veya hırpalanmış olanların ürettiği vücut salgılarına tepki olarak da korkmalarına neden olur. Mesela alabalık avında av gayet iyi giderken oltadan kurtulan bir alabalıktan sonra o bölgede uzun süre balık olmaması bu şekilde açıklanabilir. Aynı durum gece yemlisinde taş üzerinde avlanmada mercan veya karagözün oltadan kurtulup kaçmasından sonra da görülebilir. Tüm balıkların gözleri yaşadığı ortama gayet iyi uyum sağlamış olup görüşleri oldukça keskindir; göz kapakları yoktur. Bazı sığ su balıklarının renkleri ayırt ettiği de deneylerle tespit edilmiştir. Tatlısu balıklarından turna, alabalık suyun dışını da gayet iyi görüp yanlış duran, gölgesi suya vuran balıkçıları görüp kaçarlar. Balıkların suyun dışını görmeleri ve suyun yüzeyinden ayna gibi yararlanmalarında suyun fiziksel özellikleri onlara yardımcı olur. Yandaki resimden de anlaşılacağı gibi üstlerinde kalan 97,6 derecelik bir açı oluşturan koni içinden suyun dışını görürler, bu açı dışında kalan alan ise ayna gibi çalışarak balığın suyun içinden yaklaşan yırtıcıyı fark etmesine yardımcı olur. Balıkların işitme sistemi de gayet iyi gelişmiş olup genel kural olarak avda mümkün olduğunca sessiz davranılmalıdır.
Balıklarda yanal çizgi (lateral line) de önemli bir duyu organıdır. Bu çizgi gözlerin etrafındaki deri ve kemik yapısı içinde, kafanın üzerinde ve gövdenin ortasından kuyruğa kadar uzayan güçlü sinir sistemileri ile donanmış küçük kanallardan oluşur. Bu kanallar boyunca sudaki basınç değişikliğini veya su hareketlerini algılayan duyu organları bulunur. Tüm balıklarda bulunan bu yanal çizginin nasıl çalıştığı yayın balığı kısmında genişce anlatılmıştır. Bu duyu organları ile balık fiziksel çevresindeki değişiklikleri hissederek ya avını yakalar ya da av olmaktan kurtulur.
Son olarak balıkların acıyı hissettikleri de bilinmektedir. Ancak insanlara acı verecek davranışlara farklı tepki vermeleri sonucu onların acıyı hissetmedikleri sanılabilir. Oysa acıyı hissedecek alıcıları olduğu tespit edilmiştir. Bunu akıldan çıkartmayalım balıkçı dostlar. Bakın gerçek bir olay: 1999 yılında dünya sazan avı şampiyonası Romanya' da Sarulesti gölünde yapıldı. Ben bu yarışmanın önemli bir kısmını videodan izledim ve daha fazla bilgi sazan avı sayfamda var. Yarışma sırasında Fransız ekip bir sazan yakaladı ama balık oltayı dibe sardı ve çekemediler. Ekip usta, balık büyük; doğrusu yapıldı bir müddet mücadeleden sonra ekip oltayı bıraktı, freni açtı ve beklemeye başladı. 45 Dakika sonra, hava karardıktan az sonra elektronik vuruş ikazı çalmaya başladı ve ve Fransız ekip 19 kiloluk sazanı bu defa karaya aldı. Resmi hakem heyeti gündüz çalıştığı için balık gayrı resmi tartıldı, resmi tartım için hakem heyetini beklemek üzere sabaha kadar livara alındı. İşte konumuzun özü burada; sabah resmi hakem heyetinin ölçümlerinde balığın geceki ilk tartıma göre 1,5 kilo zayıfladığı görüldü. Geceki ölçüm doğruydu, o zaman balık neden zayıfladı? İşte bu onların da duyuları, duyguları olduğunun en iyi göstergesi. Zayıflama nedeni balığın gece boyu livarda çektiği stress. Yarışma Yakala - Bırak ilkesine göre yapıldığından balık resmi tartımdan sonra serbest bırakıldı. Herhalde kendini toparlamıştır.
Balıkların oltaya yakalandıklarını anladıklarında da tepkileri farklı olur. Genelde dip balıkları yakalandıklarını anlayınca dibe paralel kaçmaya çalışırlar; yalnız orfoz en yakın kovuğa girerek kendini şişirir, solungaç kapaklarındaki ters dikenler nedeni ile de sıkıştığı yerden çıkartılamaz. Orta su (pelajik) balıkları ise tepki olarak dibe dalmaya çalışırlar. Balık büyükse bu yolla oltayı bile kopartır, Bunu önlemenin yollu sandalda el oltası kullanılıyorsa tekne içinde yeteri kadar boş misina bırakılmalı ki bu yüklenmelerde kaloma verilebilsin, makineli takım kullanılıyorsa makinenin freni hafifçe gevşek bırakılmalıdır ki bu ani yüklenmelerde balık biraz misina alabilsin.
Her balığın farklılık gösteren davranışları ve özellikleri de o balığın anlatıldığı bölümlerde de ayrıca belirtilmektedir.
[COLOR=#48d1cc]

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1867
favori
like
share