Ayetlerin Tefsiri

114. Âyetin başındaki mahzûf bir yenlinin cevabıdır. Yani, izzet ve celâlimiz hakkı için, Mûsâ ve Harun'a çeşitli nimetler, dinî ve dünyevî yararlar bahşettik. Nebîlik ve rasûllük nimeti de bunlardan biridir. [136]

115. O ikisini ve kavimleri olan İsrâîl oğullarını büyük sıkıntı ve üzüntüden kurtardık. Bu sıkıntı, Firavun'un erkek çocukları öldürüp kız çocukları diri bırakarak, işkence etmesi ve onları köle yapmış olmasıdır. [137]

116. Düşmanları olan Kıbtîler'e karşı onlara yardım ettik ve daha önce onların emri altında ezilmişlerken, şimdi galip duruma geçtiler. Âyette geçen 'a onlar' zamiri Mûsâ, Hârûn ve İsrâîl oğullarının yerini tutar. [138]

117. O ikisine, son derece açık, hadleri ve hükümleri tam olan Tevrat'ı verdik. [139]

118. Onları, içinde eğrilik bulunmayan dosdoğru yola ilettik. Taberî şöyle der: Bu yol, Allah'ın, peygamberlerine göndermiş olduğu din, yani İslam dinidir.[140]

119. Sonradan gelenler içinde, onlar için güzel bir ün ve güzel bir anı bıraktık. [141]

120. Mûsâ ve Harun'a bizden selâm olsun. [142]

121. 122. Güzel iş yapan ve Allah'a samimiyetle kulluk edeni biz böyle mükafatlandırırız. [143]

123. İsrâîl oğullarına gönderilen peygamberlerden biri olan İlyas da, insanların hidayeti için gönderdiğim kıymetli peygamberlerdendir. Ebussuûd şöyle der: Bu, Mûsâ (a.s.)'nm kardeşi Hârûn (a.s.)'un torunlarından İlyâs b. Yâsîn'dir.[144]

124. Hani O, İsrâîloğullarından olan kavmine: "Allah'tan başkasına ibadet etmekle ondan korkmuyor musunuz?" demişti. [145]

125. Yaratıcıların en güzeli olan Rabbinize ibadeti bırakıp da Ba'l isimli şu puta mı tapıyorsunuz? [146]

126. Yaratıcıların en güzeli olan sizin ve sizden önceki atalarınızın Rabbi Allah'a ibadet etmeyi bırakıyor musunuz? Kurtubî şöyle der: Ba'l, onların ibadet ettikleri putlarının adıdır. Bundan dolayı, şehirlerine Ba'lbek adı verilmiştir. Yani, uydurduğunuz bir rabbe, yani şu puta tapıyor da. kendisine yaratıcı denilenlerin en güzeli olanı bırakıyor musunuz? Halbuki O, sizin de, sizden öncekilerin de Rabbi olan Allah'tır.[147]

127. Onlar peygamberlerini yalanladılar. Bu sebeple onlar, azaba götürüleceklerdir. [148]

128. Ancak, Allah'ın mü'min kulları hariç, Onlar azaptan kurtulmuşlardır. [149]

129. Kıyamet gününe kadar İlyâs'a güzel bir övgü bıraktık. [150]

130. Bizden İlyâs'a ve Yasin ailesine selam olsun. Tefsirciler şöyle der: İlyâsîn'den maksat, İlyas ve onunla beraber iman edenlerdir. Tağlib yoluyla, onunla birlikte çoğul olarak ifade edildiler. Nitekim Mühelleb ve onun kavmine Mühellebûn (mühellebler) denir.[151] Taberî bu kelimenin. İlyâs'm ismi olduğu görüşünü tercih eder. İlyâs denildiği gibi İlyasîn de denilir. Bu, Mikâl ve Mikâil denilmesine benzer İlyâs'm iki ismi vardır. İlyâs ve İlyâsîn denilir.[152]

131. 132. Kuşkusuz biz iyi hareket edenleri işte böyle mükâfatlandırırız. O bizim mü'min kullanmızdandı. Bu âyetlerin tefsiri daha önce geçmiştir. Yüce Allah iyi amelin ve imanın üstünlüğünü açıklamak ve bu değerli peygamberlerin hepsinin bu sıfatla nitelenmiş olduklarını bildirmek için, her peygamberi anlattıktan sonra, ona selâm getirmek ve bu iki mübarek âyeti zikretmek suretiyle onunla ilgili âyetleri sona erdirdi. Peygamberler, taşıdıkları bu sıfatlar sayesinde selâm ve hürmete ve halk arasında güzelce anılmaya hak kazandılar. Allah'ın salât ve selâmı hepsinin üzerine olsun. [153]

133. Kuşkusuz Lût da, kavminin hidayeti için gönderdiğimiz peygamberlerden biridir. [154]

134. Hatırla ki, onu ve ailesi ve çocuklarından ona imân edenleri azaptan kurtarmıştık. [155]

135. Ancak onun kâfir olan karısı hâriç, Çünkü o iman etmedi. Azap içinde kalanlardan ve helak olanlardan oldu. [156]

136. Sonra kavminden yalanlayanları en şiddetli ve rezil edici bir şekilde helak ettik. Onların helaki, beldelerinin altının üstüne getirilmesi suretiyle olmuştur. Şöyleki beldelerinin altını üstüne çevirdik, üzerlerine pişirilmiş çamurdan taş yağdırdık. Bunun içindir ki Yüce Allah ifadesini kullandı. [157]

137, 138. Ey Mekkeliler! Şüphesiz siz yolculuk yaparken onların yurtlarından geçiyor, Sabah akşam ve gece gündüz, onların helak olduklarını gösteren kalıntıları görüyorsunuz.
Bunu görüp de ibret almıyor musunuz? Onların başına gelenlerin, sizin de başınıza gelmesinden korkmuyor musunuz? [158]

139. Şüphesiz Yûnus da kavmini doğru yola iletmesi için gönderdiğimiz peygamberlerden biridir. [159]

140. Hatırla o zamanı ki, Yûnus kaçıp insanlarla dolu bir gemiye binmişti. [160]

141. Gemidekiler kur'a çekti. Kur'ada kaybetti ve onu denize attılar. Tefsirciîer şöyle der: Yûnus (a.s.), kavminin kendisini yalanlamasından dolayı sıkıldı. Bunun üzerine onlara yakında bir azabın geleceğini bildirerek uyardı. Kendisini yalanladıkları için de öfkeli bir şekilde onlardan ayrıldı. Bu kızgınlık onu deniz kenarına kadar götürdü. Orada dolu bir gemiye bindi. Gemi fırtına ve dalgaya tutuldu. Bunun üzerine denizciler:, "Burada, efendisinden kaçmış bir köle var. Geminin batmaktan kurtulması için onu mutlaka suya atmak lâzım" dediler. Bunun üzerine kur'a çektiler. Kur'a Yunus (a.s.)'a çıktı ve onu denize attılar. [161]

142. Allah'ın kendisine verdiği görevi ihmal ettiği, kızarak kavmini bıraktığı ve Rabbinden izinsiz çıktığı için kendisini kınadığı bir haldeyken balık onu yutuverdi. [162]

143. Eğer o hayatında Allah'ı çokça zikreden*lerden olmasaydı"[163]

144. Şüphesiz kıyamete kadar balığın karnında kalırdı. Balığın karnı onun için bir kabir olur ve asla kurtulamazdı. Fakat O balığın karnında Allah'ı tesbîh etti, af diledi ve O'na şöyle seslendi, "Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tesbîh ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum"[164] Yüce Allah onun dua ve yakarışını kabul etti. [165]

145. Kendisine gelen sıkıntıdan dolayı hasta olduğu halde, onu balığın karnından sahile, ağaçsız ve gölgesiz geniş bir yere attık. Atâ şöyle der: Yüce Allah balığa şöyle vahyetti: "Ben onu senin için bir besin kılmadım. Senin kalbini onun için zindan kıldım." Dolayısıyle Yunus (a.s.), hiçbir şeyi bozulmadan sağ salim kaldı.[166]

146. Gölge olması ve onu güneşin sıcağından koruması için üstünde bir bitki bitirdik. O, geniş yapraklı kabak bitkisidir. İbn Cüzeyy şöyle der: Kabağın yaprakları geniş ve gölgesi serin olduğu ve ona sinek yaklaşamadığı için. Yüce Allah özellikle kabağı seçti. Çünkü Yunus(a.s.) denizden çıktığında, eti sineğe dayanamıyacak şekilde idi.[167] Bu, Allah'ın lütfü ve tedbirindendir. Yûnus (a.s.) gücünü ve sağlığını tamamen kazanınca, Allah onu tekrar kavmine gönderdi. Bunun içindir ki Yüce Allah şöyle buhurdu: [168]

147. Bundan sonra onu kendilerinden kaçmış olduğu kavmine gönderdik. Onların sayısı yüzbin, hatta daha fazla idi. Tefsirciler şöyle der: Onlar 120.000 kişiydiler. Bir görüşe göre, 170.000 kişiydiler. Bunlar Musul taraflarında bulunan Ninova halkı idi. Âyetteki edatı, manasınadır. Yani, hattâ daha da artıyorlardı. [169]

148. Tehdit edildikleri azabın belirtilerini gördükten sonra iman ettiler. Ecelleri gelinceye kadar, dünyada nimetlerden faydalanmak üzere onları bıraktık. İbn Cüzeyy şöyle der: Rivayete göre onlar azabın belirtilerini görünce, çocuklar ve yavrularıyla birlikte hayvanları alarak çıktılar. Sonra onları annelerinden ayırıp bir tarafa çekildiler ve Allah'a yalvarıp yakardılar. Bunun üzerine Allah onlardan azabı kaldırdı.[170]
Yüce Allah değerli peygamberlerden bahsettikten sonra, sözü tekrar Peygamberi (s.a.v.) yalanlayan Mekke kâfirlerine getirdi. [171]

149. Ey Muhammedi Kınama ve azarlama üslubuyla Mekke kâfirlerine sor ve onlardan bilgi iste: Meleklerin Allah'ın kızları olduklarını nasıl iddia ediyor ve Allah'a dişileri, kendilerine ise erkekleri kılıyorlar? Onlar kızlardan hoşlanmıyor ve kızların kendilerine nisbet edilmesine razı olmuyorlar. O halde, nasıl Allah için buna razı oluyorlar da, kendilerine sadece oğulları ayırıyorlar? [172]

150. Yoksa, temiz melekleri yarattığımızda onları dişiler kıldık da, onlar bunu gördüler mi ki, böyle iftira atıyorlar. Bu, iftiralarından dolayı onları başka tür bir kınama, onlarla alay etme ve cahilliklerini ortaya koymadır. [173]

151, 152. Ey insanlar bilesiniz ki, o müşrikler yalan ve iftiralarından dolayı Allah'a çocuk ve zürriyet isnat
ediyorlar. Onlar, "Melekler Allah'ın kızlarıdır" sözlerinde kesinlikle yalancıdırlar. Ebussuûd şöyle der: Bu âyet, onların bozuk inançlarının asılsız olduğunu göstermek için müstakil olarak getirilmiştir. Bu iddianın dayanağının Kesin delilleri olmaksızın, apaçık ve çirkin bir iftiradan başka birşey olmadığını açıklar.[174]

153. Yüce Allah kızları erkeklere tercih mi etti? Bu da bir kınama ve azarlamadır. [175]

154. Size ne oldu da, böyle zâlimce hüküm verdiniz? Allah, sizin iddianıza göre iki cinsin daha düşüğünü nasıl kendisi için tercih eder? Bu âyet onların beyinsiz ve cahil olduklarını İfade eder. [176]

155. Bu sözün yanlış olduğunu anlayabileceğiniz idrak ve ayırt etme gücünüz yok mu? Ebussuûd şöyle der: Bunun bâtıl olduğunu, aklın bedaheti ile anlayamıyor musunuz? Şüphesiz bu, zeki ve aptal, herkesin aklına yerleşmiştir.[177]

156. Bu da başka bir kınamadır. Yani, yoksa, Allah'ın, melekleri kendisine kız edindiğine dair açık bir hüccet ve deliliniz mi var? [178]

157. Öyleyse iddia ettiğiniz hususlarda, iddianızın doğruluğuna şahitlik edecek bu kitabı getirin. Bundan maksat, onların bâtıl sözlerinde ne şer'î bir delile ne de aklî bir mantığa dayanmadıklarını açıklamak ve onları âciz bırakmaktır. Burada konu, müşriklerin uydurduğu diğer bir efsaneye geçer. Şöyleki, onlar Yüce Allah ile cinler arasında bir ilişki bulunduğunu, Allah ile cinin evlenmesinden meleklerin doğduğunu iddia etmişlerdi. Bu durumu Yüce Allah şöyle açıklar: [179]

158. Müşriklere, Yüce Allah ile cinler arasında akrabalık ve soy birliği olduğunu ileri sürmüşlerdi. Şöyle ki, onlar, "Allah cinlerle evlendi ve böylece O'nun melekleri doğdu" demişlerdi. "Allah, o zalimlerin söylediği şeylerden uzaktır. Son derece yücedir ve uludur." Daha sonra da meleklerin dişi ve Allah'ın kızı olduğunu iddia ettiler. Şeytanlar, onların azaba gireceklerini bilirler. Sâvî şöyle der: Bu, onları daha fazla yalanlar ve susturur. Sanki şöyle denilmiştir: "Allah'ın kızları" dediğiniz ve kendilerine saygı gösterdiğiniz o cinler, sizin halinizi ve işinizin âkibetini daha iyi bilirler.[180]

159. Yüce Allah, o zalimlerin, Kendisini niteledik*leri şeyden uzak ve münezzehtir. [181]

160. Bu, istisnâ-i munkatıdır. Yani, Fakat Allah'ın samimi kullan hâriç. Onlar, Allah'ı, kâfirlerin niteledikleri şeylerden tenzih ederler. [182]

161, 162, 163. Ey kâfirler! Siz ve tapmış olduğunuz putlar ve şeytanlar Allah'ın kullarından hiçbirini saptıramazsınız. Ancak Allah'ın, bedbaht olmasına hükmettiği ve cehenneme girmesini takdir ettiği kimseler hâriç. Bundan sonra Yüce Al*lah, meleklerin kendisine kulluk itirafında bulunduklarını anlattı: [183]

164. Bizden hiçbir melek yoktur ki, onun bir mertebesi, makamı ve vazifesi olmasın. Melek, kendisine verilen görevden başkasını yapmaz. Bizden bir kısmı nzıklarla, bir kısmımız da ecellerle görevlendirilmiştir. Bizden öylesi de vardır ki, vahiy indirir. Herbirinin, Allah'a yakınlık, ibadet ve şerefte mevkii vardır. [184]

165. Biz, ibadette saf saf duranlarız. [185]

166. Şüphesiz biz, Yüce Allah'ı, azametine ve büyüklüğüne yakışmayan şeylerden tenzih edicileriz. Her zaman ve her an Allah'ı tesbîh ederiz. İbn Cüzeyy şöyle der: Meleklerin söylediği bu söz, onların, Allah'ın kızları ve ortaklan olduğunu söyleyenlere karşı bir reddiyedir. Çünkü melekler, kendilerinin kulluklarını, Allah'a itaat ve Onu tenzih ettiklerini itiraf etmişlerdir.[186]

167, 168, 169. Âyetteki zamir, Kureyş kâfirlerine aittir edatı da şeddeli den hafifletilmiştir. Yani, oysa Mekke kâfirleri, kendilerine Kur'an inmeden Önce, "Öncekilerin kitabları Tevrat ve İncil gibi, bize de herhangi bir kitap inseydi, biz onlardan daha kuvvetli iman eder, daha çok ibadet eder ve Allah'a onlardan daha ihlaslı olurduk" demişlerdi. Fakat kendilerine Kur'an gelince onu inkâr ettiler. Bunun içindir ki Yüce Allah şöyle buyurdu: [187]

170. Semavî kitapların en şereflisi olan Kur'an'ı yalanladı ve inkâr ettiler. Allah'ın âyetlerini inkâr etmelerinin akıbetini göreceklerdir. Bu bir tehdittir. [188]

171. Şüphesiz bizim, değerli peygamberlerimiz için şöyle vadimiz ve hükmümüz geçmiştir: [189]

172. Düşmanlarına karşı galip gelecek olanlar onlardır. Bu âyet, Yüce Allah'ın şu mealdeki âyetine işarettir: "Allah, elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazdı."[190]

173. Dünyada da âhirette de galip gelecek olan, mü'min ordularımızdır. Dünyada hüccet ve delille, âhirette de cennetlere girmekle galip olacaklardır. Tefsirciler şöyle der: Allah'ın, mü'minlere yardımı gerçekleşmiştir. Bazı savaşlarda mağlup olmaları bu hükmü bozmaz. Esas olan, zafer ve Allah'ın yardımıdır. Ancak bazı zamanlarda, mü'minler herhangi bir kusurları ya da deneme ve imtihan dolayısıyle mağlup olurlar. [191]

174. Ey Muhammedi Kısa bir süreye kadar, sana onlarla savaşman emredilinceye kadar onlardan yüzçevir. [192]

175. Onlara azap indiğinde onları gör. İnkârları*nın akıbetini onlar da göreceklerdir. [193]

176. Allah'ın azabını mı çabucak istiyorlar. Bu, tehdit ifade eden istifhâm-ı inkârîdir. Rivayete göre "Onlar da görecekler" âyeti inince, alay ederek, "Bu ne zaman olacak?" dediler. Dolayısıyle bu âyet indi. [194]

177. Bunu uzak görmesinler. Azap, yalanlayanların kenar mahallelerine indiğinde, Onların sabahı ne kötü bir sabah olacak. Yüce Allah o azabı, sabahleyin onlara saldıran ve köklerini kesen bir orduya benzetti. [195]

178, 179. Kısa bir süre için onlardan yüzçevir. Onların halini gör, onlar da görecekler. Tehdidi pekiştirmek ve Peygamber (s.a.v.)'i teselli etmek için, Yüce Allah bu âyetleri tekrar etti. [196]

180. Güç ve kuvvet sahibi Yüce Allah, müşriklerin kendisini niteledikleri şeyden uzak ve münezzehtir. [197]

181, 182. Değerli peygamberlere bizden selâm olsun. Hamd başta da sonda da, bütün mahrukatın sahibi Allah'a mahsustur. Yüce Allah kendisini, kâfirlerin nitelediği şeyden tenzih etti. Onlar, Allah'a (c.c.) yakışmayan şeylerdir. Yüce Allah bu sûrede, kâfirlerin bir çok adi sözünü nakletti ve selâmı bütün peygamberlere genelleştirerek ve kendisini de övmek suretiyle sûreyi sona erdirdi. Bu, kullara bir talim ve Öğretmedir. [198]

Edebî Sanatlar

Bu mübarek âyetler, birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda özetliyoruz:
1. "Tapıyorsunuz ile Bırakıyorsunuz ve kızlar ile oğlanlar" arasında tıbâk vardır.
2. "Kızlar, Rabbinin mi?, yoksa biz melekleri dişi olarak mı yarattık?, ne oluyor size, nasıl hükmediyorsunuz?, hiç düşünmüyor musunuz? ve yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?" gibi âyetlerde ardı ardına, tekrar tekrar kınama yapılmıştır. Hepsi kınama ve susturma ifade eder.
3. "Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır. Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir" âyetlerinde mânânın mutlaka gerçekleşeceğini ifade etmek için bir kaç edatla pekiştirilme yapılmıştır. Cümlelerden herbiri ve ile pekiştirilmiştir.
4. "Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı" cümlesinde istiâre-i tasrîhiyye vardır. Yüce Allah, Yûnus(a.s.)'un Rabbinden izin almadan çıkışım, kölenin efendisinden kaçmasına benzetti.
5. "Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular" cümlesinde, II. şahıs kipinden III. şahıs kipine dönüş vardır. Aslı "kılıyorsunuz" şeklindedir. Bu dönüş, onların hitaba ehil olmadıklarını ve Rabblerin Rabbı olan Allah'ın rahmetinden uzak olduklarına işarettir.
6. "Azap onların beldelerinin kenarına geldiğinde..." cümlesinde istiâre-i temsîliyye vardır. Burada, onlara gelen azap, temsili olarak, ansızın kendilerine saldırıp şehirlerinin kenarında duran ve kendilerine bazı nasihatlerde bulunan orduya benzetilmiştir. Ordunun nasihatma rağmen şehir halkı uyanlara kulak asmamış ve karşı hazırlık yapmamış, sonunda bu ordu onların kökünü kesmiştir. Zemahşerî şöyle der: Bu cümle, temsil yoluyla gelmeseydi fasih olmaz ve senin hoşuna giden bu parlaklık onda bulunmazdı.[199]

Faydalı Bilgiler

İbn Ebî Hatim, Şa'bî'den Rasulullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini rivayet etmiştir: Kim, kendisine eksiksiz bir ölçekle Ölçülmesinden sevinirse, bir meclis sona erip de kalkmak istediği zaman şöyle desin:[200]
Allah'ın yardımı ile "Sâffât Sûresi"nin tefsiri bitti. [201]

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 999
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 22.04.2009 19:51
Ayetlerin Tefsiri

114. Âyetin başındaki mahzûf bir yenlinin cevabıdır. Yani, izzet ve celâlimiz hakkı için, Mûsâ ve Harun'a çeşitli nimetler, dinî ve dünyevî yararlar bahşettik. Nebîlik ve rasûllük nimeti de bunlardan biridir. [136]

115. O ikisini ve kavimleri olan İsrâîl oğullarını büyük sıkıntı ve üzüntüden kurtardık. Bu sıkıntı, Firavun'un erkek çocukları öldürüp kız çocukları diri bırakarak, işkence etmesi ve onları köle yapmış olmasıdır. [137]

116. Düşmanları olan Kıbtîler'e karşı onlara yardım ettik ve daha önce onların emri altında ezilmişlerken, şimdi galip duruma geçtiler. Âyette geçen 'a onlar' zamiri Mûsâ, Hârûn ve İsrâîl oğullarının yerini tutar. [138]

117. O ikisine, son derece açık, hadleri ve hükümleri tam olan Tevrat'ı verdik. [139]

118. Onları, içinde eğrilik bulunmayan dosdoğru yola ilettik. Taberî şöyle der: Bu yol, Allah'ın, peygamberlerine göndermiş olduğu din, yani İslam dinidir.[140]

119. Sonradan gelenler içinde, onlar için güzel bir ün ve güzel bir anı bıraktık. [141]

120. Mûsâ ve Harun'a bizden selâm olsun. [142]

121. 122. Güzel iş yapan ve Allah'a samimiyetle kulluk edeni biz böyle mükafatlandırırız. [143]

123. İsrâîl oğullarına gönderilen peygamberlerden biri olan İlyas da, insanların hidayeti için gönderdiğim kıymetli peygamberlerdendir. Ebussuûd şöyle der: Bu, Mûsâ (a.s.)'nm kardeşi Hârûn (a.s.)'un torunlarından İlyâs b. Yâsîn'dir.[144]

124. Hani O, İsrâîloğullarından olan kavmine: "Allah'tan başkasına ibadet etmekle ondan korkmuyor musunuz?" demişti. [145]

125. Yaratıcıların en güzeli olan Rabbinize ibadeti bırakıp da Ba'l isimli şu puta mı tapıyorsunuz? [146]

126. Yaratıcıların en güzeli olan sizin ve sizden önceki atalarınızın Rabbi Allah'a ibadet etmeyi bırakıyor musunuz? Kurtubî şöyle der: Ba'l, onların ibadet ettikleri putlarının adıdır. Bundan dolayı, şehirlerine Ba'lbek adı verilmiştir. Yani, uydurduğunuz bir rabbe, yani şu puta tapıyor da. kendisine yaratıcı denilenlerin en güzeli olanı bırakıyor musunuz? Halbuki O, sizin de, sizden öncekilerin de Rabbi olan Allah'tır.[147]

127. Onlar peygamberlerini yalanladılar. Bu sebeple onlar, azaba götürüleceklerdir. [148]

128. Ancak, Allah'ın mü'min kulları hariç, Onlar azaptan kurtulmuşlardır. [149]

129. Kıyamet gününe kadar İlyâs'a güzel bir övgü bıraktık. [150]

130. Bizden İlyâs'a ve Yasin ailesine selam olsun. Tefsirciler şöyle der: İlyâsîn'den maksat, İlyas ve onunla beraber iman edenlerdir. Tağlib yoluyla, onunla birlikte çoğul olarak ifade edildiler. Nitekim Mühelleb ve onun kavmine Mühellebûn (mühellebler) denir.[151] Taberî bu kelimenin. İlyâs'm ismi olduğu görüşünü tercih eder. İlyâs denildiği gibi İlyasîn de denilir. Bu, Mikâl ve Mikâil denilmesine benzer İlyâs'm iki ismi vardır. İlyâs ve İlyâsîn denilir.[152]

131. 132. Kuşkusuz biz iyi hareket edenleri işte böyle mükâfatlandırırız. O bizim mü'min kullanmızdandı. Bu âyetlerin tefsiri daha önce geçmiştir. Yüce Allah iyi amelin ve imanın üstünlüğünü açıklamak ve bu değerli peygamberlerin hepsinin bu sıfatla nitelenmiş olduklarını bildirmek için, her peygamberi anlattıktan sonra, ona selâm getirmek ve bu iki mübarek âyeti zikretmek suretiyle onunla ilgili âyetleri sona erdirdi. Peygamberler, taşıdıkları bu sıfatlar sayesinde selâm ve hürmete ve halk arasında güzelce anılmaya hak kazandılar. Allah'ın salât ve selâmı hepsinin üzerine olsun. [153]

133. Kuşkusuz Lût da, kavminin hidayeti için gönderdiğimiz peygamberlerden biridir. [154]

134. Hatırla ki, onu ve ailesi ve çocuklarından ona imân edenleri azaptan kurtarmıştık. [155]

135. Ancak onun kâfir olan karısı hâriç, Çünkü o iman etmedi. Azap içinde kalanlardan ve helak olanlardan oldu. [156]

136. Sonra kavminden yalanlayanları en şiddetli ve rezil edici bir şekilde helak ettik. Onların helaki, beldelerinin altının üstüne getirilmesi suretiyle olmuştur. Şöyleki beldelerinin altını üstüne çevirdik, üzerlerine pişirilmiş çamurdan taş yağdırdık. Bunun içindir ki Yüce Allah ifadesini kullandı. [157]

137, 138. Ey Mekkeliler! Şüphesiz siz yolculuk yaparken onların yurtlarından geçiyor, Sabah akşam ve gece gündüz, onların helak olduklarını gösteren kalıntıları görüyorsunuz.
Bunu görüp de ibret almıyor musunuz? Onların başına gelenlerin, sizin de başınıza gelmesinden korkmuyor musunuz? [158]

139. Şüphesiz Yûnus da kavmini doğru yola iletmesi için gönderdiğimiz peygamberlerden biridir. [159]

140. Hatırla o zamanı ki, Yûnus kaçıp insanlarla dolu bir gemiye binmişti. [160]

141. Gemidekiler kur'a çekti. Kur'ada kaybetti ve onu denize attılar. Tefsirciîer şöyle der: Yûnus (a.s.), kavminin kendisini yalanlamasından dolayı sıkıldı. Bunun üzerine onlara yakında bir azabın geleceğini bildirerek uyardı. Kendisini yalanladıkları için de öfkeli bir şekilde onlardan ayrıldı. Bu kızgınlık onu deniz kenarına kadar götürdü. Orada dolu bir gemiye bindi. Gemi fırtına ve dalgaya tutuldu. Bunun üzerine denizciler:, "Burada, efendisinden kaçmış bir köle var. Geminin batmaktan kurtulması için onu mutlaka suya atmak lâzım" dediler. Bunun üzerine kur'a çektiler. Kur'a Yunus (a.s.)'a çıktı ve onu denize attılar. [161]

142. Allah'ın kendisine verdiği görevi ihmal ettiği, kızarak kavmini bıraktığı ve Rabbinden izinsiz çıktığı için kendisini kınadığı bir haldeyken balık onu yutuverdi. [162]

143. Eğer o hayatında Allah'ı çokça zikreden*lerden olmasaydı"[163]

144. Şüphesiz kıyamete kadar balığın karnında kalırdı. Balığın karnı onun için bir kabir olur ve asla kurtulamazdı. Fakat O balığın karnında Allah'ı tesbîh etti, af diledi ve O'na şöyle seslendi, "Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tesbîh ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum"[164] Yüce Allah onun dua ve yakarışını kabul etti. [165]

145. Kendisine gelen sıkıntıdan dolayı hasta olduğu halde, onu balığın karnından sahile, ağaçsız ve gölgesiz geniş bir yere attık. Atâ şöyle der: Yüce Allah balığa şöyle vahyetti: "Ben onu senin için bir besin kılmadım. Senin kalbini onun için zindan kıldım." Dolayısıyle Yunus (a.s.), hiçbir şeyi bozulmadan sağ salim kaldı.[166]

146. Gölge olması ve onu güneşin sıcağından koruması için üstünde bir bitki bitirdik. O, geniş yapraklı kabak bitkisidir. İbn Cüzeyy şöyle der: Kabağın yaprakları geniş ve gölgesi serin olduğu ve ona sinek yaklaşamadığı için. Yüce Allah özellikle kabağı seçti. Çünkü Yunus(a.s.) denizden çıktığında, eti sineğe dayanamıyacak şekilde idi.[167] Bu, Allah'ın lütfü ve tedbirindendir. Yûnus (a.s.) gücünü ve sağlığını tamamen kazanınca, Allah onu tekrar kavmine gönderdi. Bunun içindir ki Yüce Allah şöyle buhurdu: [168]

147. Bundan sonra onu kendilerinden kaçmış olduğu kavmine gönderdik. Onların sayısı yüzbin, hatta daha fazla idi. Tefsirciler şöyle der: Onlar 120.000 kişiydiler. Bir görüşe göre, 170.000 kişiydiler. Bunlar Musul taraflarında bulunan Ninova halkı idi. Âyetteki edatı, manasınadır. Yani, hattâ daha da artıyorlardı. [169]

148. Tehdit edildikleri azabın belirtilerini gördükten sonra iman ettiler. Ecelleri gelinceye kadar, dünyada nimetlerden faydalanmak üzere onları bıraktık. İbn Cüzeyy şöyle der: Rivayete göre onlar azabın belirtilerini görünce, çocuklar ve yavrularıyla birlikte hayvanları alarak çıktılar. Sonra onları annelerinden ayırıp bir tarafa çekildiler ve Allah'a yalvarıp yakardılar. Bunun üzerine Allah onlardan azabı kaldırdı.[170]
Yüce Allah değerli peygamberlerden bahsettikten sonra, sözü tekrar Peygamberi (s.a.v.) yalanlayan Mekke kâfirlerine getirdi. [171]

149. Ey Muhammedi Kınama ve azarlama üslubuyla Mekke kâfirlerine sor ve onlardan bilgi iste: Meleklerin Allah'ın kızları olduklarını nasıl iddia ediyor ve Allah'a dişileri, kendilerine ise erkekleri kılıyorlar? Onlar kızlardan hoşlanmıyor ve kızların kendilerine nisbet edilmesine razı olmuyorlar. O halde, nasıl Allah için buna razı oluyorlar da, kendilerine sadece oğulları ayırıyorlar? [172]

150. Yoksa, temiz melekleri yarattığımızda onları dişiler kıldık da, onlar bunu gördüler mi ki, böyle iftira atıyorlar. Bu, iftiralarından dolayı onları başka tür bir kınama, onlarla alay etme ve cahilliklerini ortaya koymadır. [173]

151, 152. Ey insanlar bilesiniz ki, o müşrikler yalan ve iftiralarından dolayı Allah'a çocuk ve zürriyet isnat
ediyorlar. Onlar, "Melekler Allah'ın kızlarıdır" sözlerinde kesinlikle yalancıdırlar. Ebussuûd şöyle der: Bu âyet, onların bozuk inançlarının asılsız olduğunu göstermek için müstakil olarak getirilmiştir. Bu iddianın dayanağının Kesin delilleri olmaksızın, apaçık ve çirkin bir iftiradan başka birşey olmadığını açıklar.[174]

153. Yüce Allah kızları erkeklere tercih mi etti? Bu da bir kınama ve azarlamadır. [175]

154. Size ne oldu da, böyle zâlimce hüküm verdiniz? Allah, sizin iddianıza göre iki cinsin daha düşüğünü nasıl kendisi için tercih eder? Bu âyet onların beyinsiz ve cahil olduklarını İfade eder. [176]

155. Bu sözün yanlış olduğunu anlayabileceğiniz idrak ve ayırt etme gücünüz yok mu? Ebussuûd şöyle der: Bunun bâtıl olduğunu, aklın bedaheti ile anlayamıyor musunuz? Şüphesiz bu, zeki ve aptal, herkesin aklına yerleşmiştir.[177]

156. Bu da başka bir kınamadır. Yani, yoksa, Allah'ın, melekleri kendisine kız edindiğine dair açık bir hüccet ve deliliniz mi var? [178]

157. Öyleyse iddia ettiğiniz hususlarda, iddianızın doğruluğuna şahitlik edecek bu kitabı getirin. Bundan maksat, onların bâtıl sözlerinde ne şer'î bir delile ne de aklî bir mantığa dayanmadıklarını açıklamak ve onları âciz bırakmaktır. Burada konu, müşriklerin uydurduğu diğer bir efsaneye geçer. Şöyleki, onlar Yüce Allah ile cinler arasında bir ilişki bulunduğunu, Allah ile cinin evlenmesinden meleklerin doğduğunu iddia etmişlerdi. Bu durumu Yüce Allah şöyle açıklar: [179]

158. Müşriklere, Yüce Allah ile cinler arasında akrabalık ve soy birliği olduğunu ileri sürmüşlerdi. Şöyle ki, onlar, "Allah cinlerle evlendi ve böylece O'nun melekleri doğdu" demişlerdi. "Allah, o zalimlerin söylediği şeylerden uzaktır. Son derece yücedir ve uludur." Daha sonra da meleklerin dişi ve Allah'ın kızı olduğunu iddia ettiler. Şeytanlar, onların azaba gireceklerini bilirler. Sâvî şöyle der: Bu, onları daha fazla yalanlar ve susturur. Sanki şöyle denilmiştir: "Allah'ın kızları" dediğiniz ve kendilerine saygı gösterdiğiniz o cinler, sizin halinizi ve işinizin âkibetini daha iyi bilirler.[180]

159. Yüce Allah, o zalimlerin, Kendisini niteledik*leri şeyden uzak ve münezzehtir. [181]

160. Bu, istisnâ-i munkatıdır. Yani, Fakat Allah'ın samimi kullan hâriç. Onlar, Allah'ı, kâfirlerin niteledikleri şeylerden tenzih ederler. [182]

161, 162, 163. Ey kâfirler! Siz ve tapmış olduğunuz putlar ve şeytanlar Allah'ın kullarından hiçbirini saptıramazsınız. Ancak Allah'ın, bedbaht olmasına hükmettiği ve cehenneme girmesini takdir ettiği kimseler hâriç. Bundan sonra Yüce Al*lah, meleklerin kendisine kulluk itirafında bulunduklarını anlattı: [183]

164. Bizden hiçbir melek yoktur ki, onun bir mertebesi, makamı ve vazifesi olmasın. Melek, kendisine verilen görevden başkasını yapmaz. Bizden bir kısmı nzıklarla, bir kısmımız da ecellerle görevlendirilmiştir. Bizden öylesi de vardır ki, vahiy indirir. Herbirinin, Allah'a yakınlık, ibadet ve şerefte mevkii vardır. [184]

165. Biz, ibadette saf saf duranlarız. [185]

166. Şüphesiz biz, Yüce Allah'ı, azametine ve büyüklüğüne yakışmayan şeylerden tenzih edicileriz. Her zaman ve her an Allah'ı tesbîh ederiz. İbn Cüzeyy şöyle der: Meleklerin söylediği bu söz, onların, Allah'ın kızları ve ortaklan olduğunu söyleyenlere karşı bir reddiyedir. Çünkü melekler, kendilerinin kulluklarını, Allah'a itaat ve Onu tenzih ettiklerini itiraf etmişlerdir.[186]

167, 168, 169. Âyetteki zamir, Kureyş kâfirlerine aittir edatı da şeddeli den hafifletilmiştir. Yani, oysa Mekke kâfirleri, kendilerine Kur'an inmeden Önce, "Öncekilerin kitabları Tevrat ve İncil gibi, bize de herhangi bir kitap inseydi, biz onlardan daha kuvvetli iman eder, daha çok ibadet eder ve Allah'a onlardan daha ihlaslı olurduk" demişlerdi. Fakat kendilerine Kur'an gelince onu inkâr ettiler. Bunun içindir ki Yüce Allah şöyle buyurdu: [187]

170. Semavî kitapların en şereflisi olan Kur'an'ı yalanladı ve inkâr ettiler. Allah'ın âyetlerini inkâr etmelerinin akıbetini göreceklerdir. Bu bir tehdittir. [188]

171. Şüphesiz bizim, değerli peygamberlerimiz için şöyle vadimiz ve hükmümüz geçmiştir: [189]

172. Düşmanlarına karşı galip gelecek olanlar onlardır. Bu âyet, Yüce Allah'ın şu mealdeki âyetine işarettir: "Allah, elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazdı."[190]

173. Dünyada da âhirette de galip gelecek olan, mü'min ordularımızdır. Dünyada hüccet ve delille, âhirette de cennetlere girmekle galip olacaklardır. Tefsirciler şöyle der: Allah'ın, mü'minlere yardımı gerçekleşmiştir. Bazı savaşlarda mağlup olmaları bu hükmü bozmaz. Esas olan, zafer ve Allah'ın yardımıdır. Ancak bazı zamanlarda, mü'minler herhangi bir kusurları ya da deneme ve imtihan dolayısıyle mağlup olurlar. [191]

174. Ey Muhammedi Kısa bir süreye kadar, sana onlarla savaşman emredilinceye kadar onlardan yüzçevir. [192]

175. Onlara azap indiğinde onları gör. İnkârları*nın akıbetini onlar da göreceklerdir. [193]

176. Allah'ın azabını mı çabucak istiyorlar. Bu, tehdit ifade eden istifhâm-ı inkârîdir. Rivayete göre "Onlar da görecekler" âyeti inince, alay ederek, "Bu ne zaman olacak?" dediler. Dolayısıyle bu âyet indi. [194]

177. Bunu uzak görmesinler. Azap, yalanlayanların kenar mahallelerine indiğinde, Onların sabahı ne kötü bir sabah olacak. Yüce Allah o azabı, sabahleyin onlara saldıran ve köklerini kesen bir orduya benzetti. [195]

178, 179. Kısa bir süre için onlardan yüzçevir. Onların halini gör, onlar da görecekler. Tehdidi pekiştirmek ve Peygamber (s.a.v.)'i teselli etmek için, Yüce Allah bu âyetleri tekrar etti. [196]

180. Güç ve kuvvet sahibi Yüce Allah, müşriklerin kendisini niteledikleri şeyden uzak ve münezzehtir. [197]

181, 182. Değerli peygamberlere bizden selâm olsun. Hamd başta da sonda da, bütün mahrukatın sahibi Allah'a mahsustur. Yüce Allah kendisini, kâfirlerin nitelediği şeyden tenzih etti. Onlar, Allah'a (c.c.) yakışmayan şeylerdir. Yüce Allah bu sûrede, kâfirlerin bir çok adi sözünü nakletti ve selâmı bütün peygamberlere genelleştirerek ve kendisini de övmek suretiyle sûreyi sona erdirdi. Bu, kullara bir talim ve Öğretmedir. [198]

Edebî Sanatlar

Bu mübarek âyetler, birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda özetliyoruz:
1. "Tapıyorsunuz ile Bırakıyorsunuz ve kızlar ile oğlanlar" arasında tıbâk vardır.
2. "Kızlar, Rabbinin mi?, yoksa biz melekleri dişi olarak mı yarattık?, ne oluyor size, nasıl hükmediyorsunuz?, hiç düşünmüyor musunuz? ve yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?" gibi âyetlerde ardı ardına, tekrar tekrar kınama yapılmıştır. Hepsi kınama ve susturma ifade eder.
3. "Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır. Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir" âyetlerinde mânânın mutlaka gerçekleşeceğini ifade etmek için bir kaç edatla pekiştirilme yapılmıştır. Cümlelerden herbiri ve ile pekiştirilmiştir.
4. "Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı" cümlesinde istiâre-i tasrîhiyye vardır. Yüce Allah, Yûnus(a.s.)'un Rabbinden izin almadan çıkışım, kölenin efendisinden kaçmasına benzetti.
5. "Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular" cümlesinde, II. şahıs kipinden III. şahıs kipine dönüş vardır. Aslı "kılıyorsunuz" şeklindedir. Bu dönüş, onların hitaba ehil olmadıklarını ve Rabblerin Rabbı olan Allah'ın rahmetinden uzak olduklarına işarettir.
6. "Azap onların beldelerinin kenarına geldiğinde..." cümlesinde istiâre-i temsîliyye vardır. Burada, onlara gelen azap, temsili olarak, ansızın kendilerine saldırıp şehirlerinin kenarında duran ve kendilerine bazı nasihatlerde bulunan orduya benzetilmiştir. Ordunun nasihatma rağmen şehir halkı uyanlara kulak asmamış ve karşı hazırlık yapmamış, sonunda bu ordu onların kökünü kesmiştir. Zemahşerî şöyle der: Bu cümle, temsil yoluyla gelmeseydi fasih olmaz ve senin hoşuna giden bu parlaklık onda bulunmazdı.[199]

Faydalı Bilgiler

İbn Ebî Hatim, Şa'bî'den Rasulullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini rivayet etmiştir: Kim, kendisine eksiksiz bir ölçekle Ölçülmesinden sevinirse, bir meclis sona erip de kalkmak istediği zaman şöyle desin:[200]
Allah'ın yardımı ile "Sâffât Sûresi"nin tefsiri bitti. [201]