Kimya

Kimya, maddelerin yapısını, bileşimini, özelliklerini ve uğradıkları değişiklikleri inceleyen bilim dalıdır. Kimya öğrenimi görenlerin ya da kimyayla uğraşanların iki temel amaçları vardır. İlk amaçları, Dünya'daki ve evrendeki bütün maddelerin yapısını, özelliklerini ve davranışlarını keşfetmektir. İkinci amaçları ise, doğada bulunan maddelerden, bilim adamlarının ilgilendikleri ya da genel olarak yararlanılabilecek yeni maddeler elde edebilmenin yollarını araştırmaktır.
Kimyacılar çalışmalarını deneyler yaparak yürütürler; bu deneylerden elde ettikleri sonuçlardan yararlanarak genel yasalar oluştururlar, ayrıca kuram ve varsayımlarını (gözlemlerin geçici açıklamalarını) kanıtlamaya çalışırlar. Sirkeye kabartma tozu karıştırıldığında köpürerek fokurdar ve karbon dioksit çıkartır; kimya, bu tepkimenin neden oluştuğunu açıklar. İnsanlar çok eskilerden başlayarak odunun yanıp küle dönüştüğünde nelerin olup bittiğini ya da demirin havada niçin paslandığını merak etmişlerdir. Baştan beri kimyacıların sorduğu soru hep şu olmuştur:

"Bir madde nasıl olup da tamamen farklı bir başka maddeye dönüşmektedir?"

Bugün kimyacılar doğada bulunmayan yeni maddeler elde etmek için sürekli deneyler yapıyorlar ve günlük kullanım için yeni maddeler elde ediyorlar. Hepsi de günlük yaşamımızda önemli rol oynayan yapay (yani insanlarca üretilmiş) elyaflar, deterjanlar, plastik gereçler, kimyasal gübreler, tarım ilaçları, pek çok besin maddesi, ilaçlar, geliştirilmiş ve dayanıklılıkları artırılmış metaller, aydınlatma, ısıtma ve fotoğrafçılık gereçleri kimyacıların bu tür çalışmalar sonunda ortaya koydukları ürünlerin yalnızca birkaçıdır.

Maddeler Nasıl Değişir?
Maddelerin iki tür özellikleri ya da doğal nitelikleri vardır: Şekil, renk, yoğunluk ve dayanıklılık gibi fiziksel özellikler; ısıtıldıklarında, soğutulduklarında ya da bir başka maddeyle karıştırıldıklarında gösterecekleri davranışı belirleyen kimyasal özellikler. Bir maddenin uğrayabileceği değişiklikler de ya fiziksel ya da kimyasaldır. Örneğin su, soğutulduğunda buza, ısıtıldığında buhara dönüşür. Her iki durumda da dönüşüm ya da değişim kolayca tersine çevrilebilir; bir başka deyişle, buz eritilebilir, buhar yoğunlaştırılabilir. Kimyacıların değişik fiziksel haller ya da durumlar dedikleri her üç biçim de, temelde, aynı maddedir. Bir maddenin bir halden bir başkasına ve yeniden ilk haline dönüşmesi biçimindeki değişim tipine fiziksel değişim denir. Ama eğer, sudan elektrik akımı geçirilirse iki gaz elde edilir: Hidrojen ve oksijen gazlan. Bu tip değişmede, farklı özellikleri olan, farklı maddeler ortaya çıkar. Bu tür değişim kimyasal bir değişimdir ve kolayca tersine çevrilemez.

Kimyanın Dalları
Bugün kimya o kadar geniş bir bilgi alanını kapsamaktadır ki, kolaylık sağlamak amacıyla, farklı kimya dallarına özel adlar verilmiştir. Bu bölümde kimyanın ana dalları tanıtılmaktadır.
Organik Kimya; bir zamanlar, hayvan ve bitkilerde bulunan bütün maddelerin, yalnızca bu canlılar tarafından yapılabileceği sanılırdı. Bu nedenle, çoğu karbon içeren bu tür maddeleri konu alan kimya dalına organik kimya adı verilmişti. "Organik kimya" terimi bugün, temel olarak karbon bileşiklerini inceleyen kimya dalı için kullanılmaktadır. Organik kimya, Alman kimyacı Friedrich Wöhler'in 1828'de basit bir laboratuvar yöntemini kullanarak "organik" bir madde olan üreyi elde etmesiyle önem kazandı. Doğal olarak yalnızca hayvanların idrarında bulunduğu için tipik bir organik madde olan üre, böylece, herhangi bir canlının gövdesine gereksinim duyulmaksızın elde edilebilmişti. O zamandan bu yana, laboratuvarlarda ve sanayide yüz binlerce organik madde hazırlanmıştır. Bunların çoğunun bitkilerde ve hayvanlarda var olduğu bilinmektedir; ama pek çoğunun da, doğada var olup olmadığı saptanabilmiş değildir. Bugün bilinen bütün bileşiklerin yaklaşık yüzde 95'i organiktir. Organik kimyanın petrokimya sanayisi gibi sanayilerde özel bir önemi vardır.
İnorganik kimya, karbon dışındaki bütün kimyasal elementlerin bileşikleriyle uğraşır. Hidrojen ve oksijen elementlerinden oluşan su, bir inorganik bileşik örneğidir.
Fiziksel kimya, kimyanın fizikle yakından bağıntılı olan dalıdır; örneğin, içinden elektrik akımı geçirilen bir maddenin davranışının incelenmesi fiziksel kimyanın ilgi alanına girer. İnorganik ya da organik kimyacılar, yeni bir C maddesinin oluşması için A maddesi ile B maddesinin birleşmesi gerektiğini bilebilirler, ama tepkime hızının ya da süresinin nasıl denetlenebileceğini bilmezler; bu gibi konularda da, fiziksel kimyacılar, ötekilere yardımcı olur ve gerekli araştırmaları yaparlar. Amonyak üretilebilmesi için azot ve hidrojen gazlarının birleştirilmesi gerekir. Alman fiziksel kimyacı Fritz Haber, bu birleşmenin, her iki gazın 500°C'lik bir sıcaklığa kadar ısıtılması ve aynı zamanda basınçlarının da atmosfer basıncının 200-1.000 katına çıkarılması durumunda en hızlı ve verimli biçimde gerçekleştirilebileceğini göstermiştir.
Analitik kimya, maddelerin içeriğini, yani kimyasal bileşimlerini inceler. Analitik kimyanın iki ana konusu vardır: Nicelik çözümleme (kantitatif analizler) ve nitelik çözümleme
(kalitatif analizler). Birincisi, belli bir bileşiğin içindeki değişik elementlerin miktarlarını; ikincisi ise, bu elementlerin niteliğini belirlemeye yöneliktir.
Yapısal kimya, belli bir maddede atomların yerleşim düzenini ve bu atomların arasındaki bağları inceler.
Biyokimya, canlılardaki bileşiklerin ve bunların arasındaki kimyasal tepkimelerin incelenmesini içerir. Bazen, canlılar kimyası olarak da tanımlanır. Kimya, fizik ve biyolojinin türettiği kavramları kullanan bu kimya dalı tıp, tarım ve gıda sanayisi de içinde olmak üzere pek çok alanda uygulanmaktadır.
Eczacılık da, bir kimya dalıdır; aslında pek çok ülkede eczacılar kimyacı olarak bilinir. Eczacı ya da bu işlevi yerine getiren "farmasotik kimyacı", doktorların hastaları için yazdıkları reçetelere göre kimyasal madde karışımlarını hazırlar.
Sanayi kimyası, modern sanayinin gereksinim duyduğu kimyasal maddeleri büyük miktarlarda üretmekle uğraşır. Bu alanda çalışan kimyacıların ilgi alanları organik, inorganik ve fiziksel kimyayı kapsayabilir. Boyarmad-deler, sabun ve deterjanlar, insan eliyle yapılmış (yapay) dokumacılık maddeleri, plastikler, boyalar, patlayıcılar, kimyasal gübreler ve başka ürünlerin yapımında kullanılan asitlerin, bazların, gazların ve başka kimyasal maddelerin doğal maddelerden elde edilmesi gerekir. Sanayi kimyacısının işi, kimyasal maddeleri büyük miktarlarda ve ucuza üretebilmek için güvenilir işlemler ve süreçler bulmaktır.
Kimyanın öteki önemli dalları şunlardır:

* Yerkabuğunun kimyasal bileşimini ve uğradığı kimyasal değişimi inceleyen jeokimya.
* atomu ve atomun temel öğelerini, bunların başka maddeler üzerindeki etkilerini inceleyen ışınım kimyası.
* Kauçuk, selüloz ya da nişasta gibi doğal maddelerin; plastiklerde, boyalarda, tutkallarda kullanılan yapay maddelerin karmaşık yapılarını ve oluşum biçimlerini araştıran polimer kimyası.

Bu son alan özellikle önem kazanmış durumdadır; çünkü, plastik sanayisi 20. yüzyılın ikinci yarısında hızla yaygınlaşmıştır.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 4889
favori
like
share
nuri deniz Tarih: 17.05.2010 12:33
Süper Moderatör Mardinli 1986....Paylaşımınız ve emeğiniz için teşekkürler....

Acemi er arkadaşımın yaptığı yorum, çok yersizdir....Elbetteki kendisini bağlar, Sitemizdeki yazılarımız Akademik Kariyer belirten yazılar değildir....Amaç paylaşımdır...Kimya asla, yorum yapılarak dikte edilemez vede ettirilemez....Kimya bir bilim ve ilim dalıdır....Tarih gibi okuyup özet çıkartılması da mümkün değildir....Örnek: Kibriti sürttüğünüzde alev çıkartarak yanar....bunun özeti olmaz....çünkü bunun özeti yoktur, özet çıkartmaya kalkarsanız, hem kendinizi hemde bulunduğunuz ortamı yakarsınız vede yanarsınız....

Her öğrenci kendisi için en doğru bilğiyi Milli Eğitimin önerdiği kendi ders kitabından vede Hocasından almak zorundadır....

Bu arkadaşımızın da fikirlerine saygımızdan dolayı ayrıca teşekkür ederim....
samara05 Tarih: 08.02.2010 13:40
Affedersiniz! Verdiğiniz bilgiye karışacak değilim. Fakat benden bir tavsiye insanlara yardım etmek istiyorsanız, alıntılardan ziyade sizlerin konuyu okuyarak ve anlamış olduğunuz önemli noktalarla birlikte sade bir şekilde aktarmanız hem öğrencilerin hem de öğrenmek isteyen kişilerin yararına olacaktır. Aksi takdirde zaten aldığınız yerden okuyabilirler. Farkınız olmalı değil mi? Rahatsız ettiğim için kusura bakmayın, özür dilerim.
SAYGILARIMLA
MARDINLI1986 Tarih: 23.04.2009 19:49
Kimya

Kimya, maddelerin yapısını, bileşimini, özelliklerini ve uğradıkları değişiklikleri inceleyen bilim dalıdır. Kimya öğrenimi görenlerin ya da kimyayla uğraşanların iki temel amaçları vardır. İlk amaçları, Dünya'daki ve evrendeki bütün maddelerin yapısını, özelliklerini ve davranışlarını keşfetmektir. İkinci amaçları ise, doğada bulunan maddelerden, bilim adamlarının ilgilendikleri ya da genel olarak yararlanılabilecek yeni maddeler elde edebilmenin yollarını araştırmaktır.
Kimyacılar çalışmalarını deneyler yaparak yürütürler; bu deneylerden elde ettikleri sonuçlardan yararlanarak genel yasalar oluştururlar, ayrıca kuram ve varsayımlarını (gözlemlerin geçici açıklamalarını) kanıtlamaya çalışırlar. Sirkeye kabartma tozu karıştırıldığında köpürerek fokurdar ve karbon dioksit çıkartır; kimya, bu tepkimenin neden oluştuğunu açıklar. İnsanlar çok eskilerden başlayarak odunun yanıp küle dönüştüğünde nelerin olup bittiğini ya da demirin havada niçin paslandığını merak etmişlerdir. Baştan beri kimyacıların sorduğu soru hep şu olmuştur:

"Bir madde nasıl olup da tamamen farklı bir başka maddeye dönüşmektedir?"

Bugün kimyacılar doğada bulunmayan yeni maddeler elde etmek için sürekli deneyler yapıyorlar ve günlük kullanım için yeni maddeler elde ediyorlar. Hepsi de günlük yaşamımızda önemli rol oynayan yapay (yani insanlarca üretilmiş) elyaflar, deterjanlar, plastik gereçler, kimyasal gübreler, tarım ilaçları, pek çok besin maddesi, ilaçlar, geliştirilmiş ve dayanıklılıkları artırılmış metaller, aydınlatma, ısıtma ve fotoğrafçılık gereçleri kimyacıların bu tür çalışmalar sonunda ortaya koydukları ürünlerin yalnızca birkaçıdır.

Maddeler Nasıl Değişir?
Maddelerin iki tür özellikleri ya da doğal nitelikleri vardır: Şekil, renk, yoğunluk ve dayanıklılık gibi fiziksel özellikler; ısıtıldıklarında, soğutulduklarında ya da bir başka maddeyle karıştırıldıklarında gösterecekleri davranışı belirleyen kimyasal özellikler. Bir maddenin uğrayabileceği değişiklikler de ya fiziksel ya da kimyasaldır. Örneğin su, soğutulduğunda buza, ısıtıldığında buhara dönüşür. Her iki durumda da dönüşüm ya da değişim kolayca tersine çevrilebilir; bir başka deyişle, buz eritilebilir, buhar yoğunlaştırılabilir. Kimyacıların değişik fiziksel haller ya da durumlar dedikleri her üç biçim de, temelde, aynı maddedir. Bir maddenin bir halden bir başkasına ve yeniden ilk haline dönüşmesi biçimindeki değişim tipine fiziksel değişim denir. Ama eğer, sudan elektrik akımı geçirilirse iki gaz elde edilir: Hidrojen ve oksijen gazlan. Bu tip değişmede, farklı özellikleri olan, farklı maddeler ortaya çıkar. Bu tür değişim kimyasal bir değişimdir ve kolayca tersine çevrilemez.

Kimyanın Dalları
Bugün kimya o kadar geniş bir bilgi alanını kapsamaktadır ki, kolaylık sağlamak amacıyla, farklı kimya dallarına özel adlar verilmiştir. Bu bölümde kimyanın ana dalları tanıtılmaktadır.
Organik Kimya; bir zamanlar, hayvan ve bitkilerde bulunan bütün maddelerin, yalnızca bu canlılar tarafından yapılabileceği sanılırdı. Bu nedenle, çoğu karbon içeren bu tür maddeleri konu alan kimya dalına organik kimya adı verilmişti. "Organik kimya" terimi bugün, temel olarak karbon bileşiklerini inceleyen kimya dalı için kullanılmaktadır. Organik kimya, Alman kimyacı Friedrich Wöhler'in 1828'de basit bir laboratuvar yöntemini kullanarak "organik" bir madde olan üreyi elde etmesiyle önem kazandı. Doğal olarak yalnızca hayvanların idrarında bulunduğu için tipik bir organik madde olan üre, böylece, herhangi bir canlının gövdesine gereksinim duyulmaksızın elde edilebilmişti. O zamandan bu yana, laboratuvarlarda ve sanayide yüz binlerce organik madde hazırlanmıştır. Bunların çoğunun bitkilerde ve hayvanlarda var olduğu bilinmektedir; ama pek çoğunun da, doğada var olup olmadığı saptanabilmiş değildir. Bugün bilinen bütün bileşiklerin yaklaşık yüzde 95'i organiktir. Organik kimyanın petrokimya sanayisi gibi sanayilerde özel bir önemi vardır.
İnorganik kimya, karbon dışındaki bütün kimyasal elementlerin bileşikleriyle uğraşır. Hidrojen ve oksijen elementlerinden oluşan su, bir inorganik bileşik örneğidir.
Fiziksel kimya, kimyanın fizikle yakından bağıntılı olan dalıdır; örneğin, içinden elektrik akımı geçirilen bir maddenin davranışının incelenmesi fiziksel kimyanın ilgi alanına girer. İnorganik ya da organik kimyacılar, yeni bir C maddesinin oluşması için A maddesi ile B maddesinin birleşmesi gerektiğini bilebilirler, ama tepkime hızının ya da süresinin nasıl denetlenebileceğini bilmezler; bu gibi konularda da, fiziksel kimyacılar, ötekilere yardımcı olur ve gerekli araştırmaları yaparlar. Amonyak üretilebilmesi için azot ve hidrojen gazlarının birleştirilmesi gerekir. Alman fiziksel kimyacı Fritz Haber, bu birleşmenin, her iki gazın 500°C'lik bir sıcaklığa kadar ısıtılması ve aynı zamanda basınçlarının da atmosfer basıncının 200-1.000 katına çıkarılması durumunda en hızlı ve verimli biçimde gerçekleştirilebileceğini göstermiştir.
Analitik kimya, maddelerin içeriğini, yani kimyasal bileşimlerini inceler. Analitik kimyanın iki ana konusu vardır: Nicelik çözümleme (kantitatif analizler) ve nitelik çözümleme
(kalitatif analizler). Birincisi, belli bir bileşiğin içindeki değişik elementlerin miktarlarını; ikincisi ise, bu elementlerin niteliğini belirlemeye yöneliktir.
Yapısal kimya, belli bir maddede atomların yerleşim düzenini ve bu atomların arasındaki bağları inceler.
Biyokimya, canlılardaki bileşiklerin ve bunların arasındaki kimyasal tepkimelerin incelenmesini içerir. Bazen, canlılar kimyası olarak da tanımlanır. Kimya, fizik ve biyolojinin türettiği kavramları kullanan bu kimya dalı tıp, tarım ve gıda sanayisi de içinde olmak üzere pek çok alanda uygulanmaktadır.
Eczacılık da, bir kimya dalıdır; aslında pek çok ülkede eczacılar kimyacı olarak bilinir. Eczacı ya da bu işlevi yerine getiren "farmasotik kimyacı", doktorların hastaları için yazdıkları reçetelere göre kimyasal madde karışımlarını hazırlar.
Sanayi kimyası, modern sanayinin gereksinim duyduğu kimyasal maddeleri büyük miktarlarda üretmekle uğraşır. Bu alanda çalışan kimyacıların ilgi alanları organik, inorganik ve fiziksel kimyayı kapsayabilir. Boyarmad-deler, sabun ve deterjanlar, insan eliyle yapılmış (yapay) dokumacılık maddeleri, plastikler, boyalar, patlayıcılar, kimyasal gübreler ve başka ürünlerin yapımında kullanılan asitlerin, bazların, gazların ve başka kimyasal maddelerin doğal maddelerden elde edilmesi gerekir. Sanayi kimyacısının işi, kimyasal maddeleri büyük miktarlarda ve ucuza üretebilmek için güvenilir işlemler ve süreçler bulmaktır.
Kimyanın öteki önemli dalları şunlardır:

* Yerkabuğunun kimyasal bileşimini ve uğradığı kimyasal değişimi inceleyen jeokimya.
* atomu ve atomun temel öğelerini, bunların başka maddeler üzerindeki etkilerini inceleyen ışınım kimyası.
* Kauçuk, selüloz ya da nişasta gibi doğal maddelerin; plastiklerde, boyalarda, tutkallarda kullanılan yapay maddelerin karmaşık yapılarını ve oluşum biçimlerini araştıran polimer kimyası.

Bu son alan özellikle önem kazanmış durumdadır; çünkü, plastik sanayisi 20. yüzyılın ikinci yarısında hızla yaygınlaşmıştır.
MARDINLI1986 Tarih: 23.04.2009 19:49
KIMYA - DİKKATLE YAPILAN BİR DENEY
Antoine-Laurent Lavoisier 1743 yılında Paris’te doğdu.
8 Mayıs 1794 günü giyotin ile idam edildi.
Babası Yüksek Mahkeme’de hukuk danışmanı idi.
College Mazarin’de klasik dil,edebiyat,felsefe,matematik,astronomi,kimya ve botanik öğrendi.
Aile fertlerinde hukuk alanına eğilim olduğu için o da 1764 yılında bu dalda lisans derecesi aldı.
Ama fen bilimlerine olan ilgisi daha fazlaydı.Bu nedenle ilk ilgi odağı jeoloji oldu.
Sonra kimyaya yöneldi.Bu konudaki ilk araştırmasını jipsi (alçıtaşı) çözümlemesi ile yaptı.
1766 yılında bir makale yazarak büyük bir kentin en verimli biçimde nasıl aydınlatılacağını inceledi.
Bu çalışma kendisine Fransız Bilimler Akademisi’nin altın madalyasını kazandırdı.
*
Modern kimyanın kurucusu olarak kabul edilir.
Laboratuvardaki deneyleri en titiz bir insanı bile tatmin edecek derecede mükemmeldi.
Bilimsel çalışmaları dışında çeşitli kamu görevlerinde bulunmuştu.
Kimya dalında çok meşhur olmasına rağmen Lavoisier hiçbir element keşfetmemiştir.
Ama başkalarının keşfettiği elementleri çok iyi inceliyor ve anlamlandırıyordu.
Filojistona ve kirli havaları başından beri önemsemedi.
Yanma olayını açıklayan yeni bir kuram geliştirdi.
Oksijenin kimyasal süreçlerdeki rolünü açıkladı.
Kimyasal tepkimelerde maddenin korunumu ilkesini ortaya koydu.
Elementler ile bileşikler arasındaki farkı açıkladı.
Kimyaya yeni bir adlandırma sistemi getirdi.
*
Karısı ile birlikte hassas ölçümler gerektiren deneylerle yıllarca uğraştılar.
Paslanan bir nesnenin ağırlık kazandığını saptadılar.
Nesne paslanırken havadaki temel parçacıkları kendine çeker.
Böylece maddenin dönüşebileceğini,ama ortadan kalkmadığını ilk farkeden kişiler oldular.
Örneğin on kilo odun yakılınca odunun maddesi küle ve dumana dönüşür.
Ama evrendeki net madde miktarı aynı kalır.
*
Aslında maddenin korunumu konusunda Lavoisier’i ilginç kılan şey,bu konuya dikkat çekmesidir.
Günümüzdeki anlayışa göre kütle ile maddenin her zaman birbiriyle bağlantılı olması gerekmez.
İşin temeli atomların korunumudur,ama o çağlarda hiçkimse onların varlığını bilmiyordu.
*
Lavoisier ve karısı paslanma konusunda yapacakları deneye çok önem verdiler.
Bir metal parçasının yavaşça yanmasını,muhtemelen paslanmasını izleyeceklerdi.
Çözmeyi düşündükleri soru şuyduaslanan metalin ağırlığı artar mı?,azalır mı?veya değişmez mi?
Tamamen kapalı bir kutu yaptılar ve evlerindeki salonlardan birine geçtiler.
Bu kutunun içine çeşitli maddelerle birlikte bir metal parçası koydular ve sıkıca kapadılar.
Amaçlarına çabuk ulaşmak istedikleri için paslanmayı hızlandırmak gayesi ile kutuya ısı verdiler.
*
Bir müddet sonra kutu ve içindeki maddeler soğudu.
Metal parçası şeklini kaybetmiş,paslanmış ve kısmen yanmıştı.O şekliyle dikkatlice tarttılar.
Araya zaman koymadan ne kadar hava kaybedildiğini de ölçmüşlerdi.
Tartım ve ölçümleri defalarca tekrarladılar.Sonuç hep aynıydıaslı metal,öncesinden daha ağırdı.
Peki bu fazladan ilave olunan ağırlık nasıl oluşmuştu?
Tartı aletindeki toz ve önceki deneylerden kalmış çok ufak metal parçalarından ileri gelmiyordu.
Zira bu konuda gereken tedbirleri almışlar ve çok dikkat etmişlerdi.
*
Hepimizin soluduğu havada çeşitli gazlar vardır.
Lavoisier’in hemen anladığı şey,bu gazlardan bir kısmının metale yapışmış olması gereğiydi.
Sözkonusu ağırlığa neden olan buydu.
Deneyde kullandıkları bütün maddelerin toplam miktarı değişmemişti.
Sadece daha önce havada bulunan oksijen şimdi yoktu.
Bu oksijen yok mu olmuştu?Hayır.Metale yapışmıştı.