2. PERDE


ANLATICI- Evet çocuklar, gördüğünüz gibi Akpınar köyünden Kel Rüştü, Yeşilbayır köyündeki bazı çocukları kumara alıştırarak kavga etmeleri sağladı. Çocukların kavgasına anneleri ve babaları da karışarak kavgayı büyüttüler. Sonunda Yeşilbayır köyü, “ÇAKIROĞULLARI” ve “RÜSTEMOĞULLARI” diye ikiye bölündü. Bu iki sülale birbirine selam vermez oldu. Bir kabilenin ak dediğine diğeri kara, birinin kara dediğine de diğeri ak diyordu. Yeşilbayır köyünün ikiye bölündüğünü duyan Kel Rüştü, kıs kıs gülüyor, kafasındaki planları uygulamanın fırsatını kolluyordu. Bakalım Kel Rüştü, Gökçedere’nin suyunu sadece kendi tarlalarına akıtmayı başaracak mı?

TABLO- 1

SAHNE- 1

GAZİ DEDE- 1. ve 2. İHTİYAR
(Yeşilbayır köyü. Köy meydanına yakın yerdeki caminin duvarına yaslanmış oturan iki ihtiyar sohbet etmektedir.)
1.İHTİYAR- (Bastonuna dayanmış vaziyette.) Hiç yüzünden köyümüz ikiye bölündü. Çakıroğulları, Rüstemoğulları’nın bindiği otobüse binmiyorlarmış. Bu gidişle okulu, camiyi de ayıracaklar. Hey Allah’ım, bu günleri de mi görecektik.
2.İHTİYAR- Sorma pîrim. Nasıl oldu anlayamadım. İki çocuğun kavgası yüzünden, köy birbirine düşman kesildi. Ah, o oyunu öğrenmeleri yok mu, hep onun yüzünden oldu. Şimdiye kadar çocuklar kendi oyunlarını oynayıp kardeşçe geçiniyorlardı.
1.İHTİYAR- (Merakla arkadaşına) Ne oyunu oynuyorlarmış?
2.İHTİYAR- Pişti oyunu.
1.İHTİYAR- (Hayretle) Şişti oyunu mu? Nasıl oyunmuş bu, hiç duymadım.
2.İHTİYAR- Şişti değil pişti, pişti. Senin anlayacağın bir çeşit kumar.
1.İHTİYAR- (Heyecanla) Ne! Kumar mı dedin. Bizim köyde kumar oynanmaz ki.
2.İHTİYAR- Oynanmaz ama oynuyorlarmış işte. Kavga ettikleri yerde kumar kâğıtları bulunmuş.
1.İHTİYAR- (Düşünceli) Kumar daha ilk günde huzurumuzu kaçırdı desene.
2.İHTİYAR- (Sağ tarafa bakarak) Gelen Gazi değil mi?
1.İHTİYAR- (Aynı yöne bakarak) Evet o. Hani bugün şehire gidecekti.
2.İHTİYAR- Bilmem, gitmemiş işte.

SAHNE- 2

Öncekiler- Gazi Dede
GAZİ DEDE- (Sağ taraftan girer.) Selâmünaleyküm.
1.İHTİYAR- Ve aleykümselâm.
2.İHTİYAR- (Yer Göstererek) Şöyle otur Gazi.
1.İHTİYAR-(Gazi Dede oturduktan sonra) Merhaba Gazi.
GAZİ DEDE- Merhaba.
2.İHTİYAR- (Merakla Gazi Dede’ye dönüp) Hani bugün şehire gidecektin?
GAZİ DEDE- Gitmekten vazgeçtim.
1.İHTİYAR- Hayrola.
GAZİ DEDE- Bu akşam bizim hanımla konuştuk. Bu köyün hali neye varacak diye. Düşmanlıklar gün geçtikçe artıyor. Buna bir çare bulmak lazım. Bu insanların kalplerinden kin tohumları sökülüp atılmadıkça, bu düşmanlık sürüp gider. Kalplerdeki kin tohumlarını ancak sevgi ateşi yok eder. Ne yapmalı da insanların yüreğine sevgi ateşi düşürmeli. Hep bunları düşündük sabaha kadar.
2.İHTİYAR- Biz de sen gelmeden bundan bahsediyorduk. Köyün hali kötüye gidiyor. Çakıroğulları’nın bindiği otobüse Rüstemoğulları binmiyormuş. Bu gidişle okulumuz, camimiz de ayrılacak diyorduk. Ne edip ne yapsak bilmem ki.
1.İHTİYAR- (Gazi Dede’ye dönerek) Hasibe kadın akıllıdır. Bir çare düşünmedi mi?
GAZİ DEDE- Ben de size ondan bahsedecektim. Uzun zaman düşündükten sonra şöyle bir şey geldi aklımıza.
2.İHTİYAR- Nasıl bir şeymiş o?
GAZİ DEDE- Bilirsiniz; kötü alışkanlık, tembellikle, miskinlikle bulaşır insana. Kavga ise, bilgisizlik ve akılsızlık yüzünden olur. İnsan düşünmez ki, çocukların kavgası yaz yağmuru gibi tez gelir geçer. İnsan bunu düşünmeyip çocuğun arkasına düşerek kavga çıkarır. Tabii ki sonunun nereye varacağını düşünmez. Olan olmuş bir kere. Asıl bundan sonra ne yapmak lazım.
1.İHTİYAR- Bir şeye karar verdik diyordun.
GAZİ DEDE- Evet, evet, hanımın düşüncesini anlatacaktım. Bizim hanım der ki; şimdi çiğdem zamanıdır. Çocukların dağlardan toplayacağı çiğdemlerle bir yemek pişireyim. Bu yemeğe komşu köyün çocuklarını da çağıralım. İnanıyorum ki pişirdiğim sevgi yemeğini yiyen herkesin kalbinde sevgi çiçekleri yeşerecektir. Bu da ancak çocuklarla olur.
1.İHTİYAR- (Sevinerek) Gördün mü ne güzel düşünmüş. Ben demedim mi Hasibe kadın akıllıdır diye.
GAZİ DEDE- Ben de bu düşünceyi bir de size sorayım dedim. Nasıl, bu fikir uygun mu?
2.İHTİYAR- Uygun olmaz mı? Hemen birlikte imamı da yanımıza alarak okula gidelim. Durumu öğretmen beye açalım. Öğretmen bey oğlum bu işe çok sevinecek. Çiğdem meselesini çocuklara o söylesin.
1.İHTİYAR- Hatta derim ki en çok çiğdem getiren çocuğa hediyeler verilsin.
2.İHTİYAR- Çok güzel olur.
GAZİ DEDE- (Kalkarak) Hemen gidelim.
1.İHTİYAR- Haydi.
2.İHTİYAR- Hemen.
Kararma

TABLO- 2

SAHNE- 3

MUSTAFA- SONER- HASAN- ÖMER

(Yeşilbayır Köyü. Sokaklardan birisi. Sahne gerisinde çocukların sesleri duyulur. Şarkı söylemektedirler. Birlikte girerler. Hasan büyük bir çalıya takılmış sarı sarı çiğdemleri taşımaktadır.)
MUSTAFA- (Kapıyı göstererek) Haydi şimdi de Ahmet amcaların evine uğrayalım.
HASAN- Haydi. (Birlikte kapının önüne gelirler.)


ÖMER- (Yüksek sesle)
Çiğdem çiğdem çiçeği
Alaca bulaca saçağı
Biz isteriz yağ, bulgur
Verenin oğlu olsun
Vermeyenin kara kedisi ölsün


SAHNE- 4

ÖNCEKİLER- HAYRİYE KADIN

HAYRİYE- (Kapıyı açıp dışarı çıkar.) Çocuklar siz misiniz? Ne istiyorsunuz bakalım?
SONER- Yağ isteriz Hayriye Teyze.
HAYRİYE- Hemen getireyim beklersiniz değil mi?
ÖMER- Bekleriz teyze. Önce çiğdemlerinizi verelim. (Çalıda takılı çiğdemlerden birkaç tane çıkarıp verir. Beklemeye başlarlar.)
HAYRİYE- (Elinde büyük bir tahta kaşıkla yağ getirmiştir.) Alın bakalım. Demek çiğdem oyunu oynuyorsunuz. (Kaşıktaki yağı Soner’in tuttuğu kabın içerisine boşaltırken) Oooo! Maşallah Hasan’la barışmışsınız.
MUSTAFA- (Sevinerek) Bugün barıştılar.
ÖMER- Bu gün ne oldu biliyor musun Hayriye Teyze?
HAYRİYE- (Merakla) Ne oldu Ömer?
ÖMER- Soner Hasan’ı ölümden kurtardı.
HAYRİYE- Ne! Ölümden mi?
ÖMER- Evet. Hasan kayaların gördüğü çiğdemi sökme için kayalardan aşağı indi. İnme dedik ama bizi dinlemedi. Çiğdemleri söküp yukarı çıkıyordu ki, ayağı bastığı taş kayadan kopuverdi. Hasan ne yapacağını şaşırdı. Bir yandan bağırıyor, bir yandan ağlıyordu. Aşağı inmeye hiç birimiz cesaret edemedik. Soner hemen ayakkabılarını çıkarıp kayadan aşağıya indi. Sonra, Hasan’ın bulunduğu yere kadar tırmanıp omzuyla Hasan’ı yukarı kaldırdı. Soner olmasa Hasan yandaki uçuruma düşebilirdi.

HAYRİYE- (Soner’in saçlarını okşayarak) Aferin Soner. Arkadaş dediğin böyle olmalı.
MUSTAFA- Sonra da birbirlerine küs olan Soner ve Hasan sarılıp barıştılar. Sarılmaları o kadar güzeldi ki.
SONER- Hayriye Teyze bize müsaade et. Biraz daha yağ ve bulgur toplamamız lazım.
HAYRİYE- Müsaade sizin çocuklar. Haydi başka evlere de uğrayın. Herkes alsın çiğdem çiçeklerinden. (Çocuklar sahnenin solundan çıkarken, Hayriye sevgi dolu bakışlarla onları seyreder.)
HAYRİYE- (Kendi kendine) Ahhh! Çocuk olmak ne güzel.

Kararma

SAHNE- 5

MAHMUT- ELİF- SELÇUK- AYŞE

(Sokak. Sahne gerisinde çocukların sesleri duyulur. Şarkı söyleyerek soldan sahneye girerler. Mahmut elinde çalıya takılmış sarı sarı çiğdemleri tutmaktadır. Elif ve Ayşe’nin elinde kovalar vardır.)
AYŞE- (Kararsız) Hangi tarafa gidelim?
ELİF- (İşaret ederek) Şu karşıki eve uğradık mı?
SELÇUK- Uğramadık.
ELİF- O zaman oraya gidelim.
AYŞE- Gidelim. (Hep birlikte kapıya yönelirler.)
SELÇUK- (Kapının önüne gelince, yüksek sesle)

Çiğdem sarı ben sarı
Çiğdeme konmuş arı
Biz isteriz yağ salça
Verenin oğlu olsun
Vermeyenlerin kara kedisi ölsün.


(Kapıyı tıkırdatırlar. Beklemeye başlarlar. İçeriden çıkan olmayınca)
MAHMUT- Gidelim mi?
SELÇUK- Haydi. (Ayrılırken kapı açılır.)

SAHNE-6

EVVELKİLER- GÜLÜZAR

GÜLÜZAR- Buyurun çocuklar.
AYŞE- Gülüzar Teyze. Çiğdem oyunu oynuyorduk da.
ELİF- Siz kaç tane çiğdem istersiniz?
GÜLÜZAR- Üç tane.
MAHMUT- (Çiğdemleri uzatarak) Buyurun.
GÜLÜZAR- Neyiniz eksik bakalım.
ELİF- (Salça kovasını göstererek) Salçamız eksik.
GÜLÜZAR- İki dakika bekleyin. Hemen geliyorum. (Bir tabakla salça getirir. Kovaya boşaltırken) Başka arkadaşlarınız da var mı?
MAHMUT- Hasan ve diğer arkadaşlar da başka evlere gittiler.
GÜLÜZAR- Yemeği ne zaman yiyorsunuz?
SELÇUK- Yarın, Gökçedere kenarında.
GÜLÜZAR- Güzel. Haydi biraz daha yağ toplayın. Neredeyse sığırlar gelecek.
ELİF- Teşekkür ederiz.
AYŞE- Hoşça kal Gülüzar Teyze.
GÜLÜZAR- Güle, güle çocuklar. (Gülüzar kapıyı kapatır.)
MAHMUT- Şimdi nereye gidiyoruz?
SELÇUK- Bu sefer de şu sokaktan gidelim. (İşaret eder.)
AYŞE- Baksanıza, diğer arkadaşlar da geliyor.
MAHMUT- Hani nerede?
AYŞE- (İşaret ederek) Bak, karşıda geliyorlar.
SELÇUK- Bekleyelim bakalım, onlar ne kadar toplamışlar.

SAHNE- 7

ÖNCEKİ ÇOCUKLAR- MUSTAFA- ÖMER- HASAN- SONER

(Birlikte sağdan sahneye girerler.)
MUSTAFA- (Gülerek) Siz de mi bizim gittiğimiz evlere gidiyor musunuz?
MAHMUT- Hayır. Sizin bu tarafa geldiğinizi gördük de. Bekleyelim bakalım onlar ne kadar toplamış dedik.
ÖMER- (Sevinçli) Bizim kaplar doldu da taşıyor.
SELÇUK- (Yaklaşıp kaplarına bakarak) Gerçekten siz bizden çok toplamışsınız.
MUSTAFA- (Elif’in ve Ayşe’nin tuttuğu kovalara bakıp) Sizinki de az değil. Bu kadar bulgur ve yağ ile çok yemek olur. Kum yiyecek bu kadar yemeği?
HASAN- Hasibe Nine, kovaları verirken çokça toplayın demişti. Ayrıca, herkesin evine uğrayın, kimsenin evini seçmeyin diye sıkı sıkı tembih etmişti. Siz bu sokaktaki bütün evlere uğradınız mı?
SELÇUK- Bütün evlere uğradık. Ama, bazılarında kimseler yoktu. Bekleyip geri döndük.
ÖMER- Ne yapalım şimdi?
AYŞE- Elimizdeki kapları Hasibe Nine’nin evine boşaltıp başka evlere gidelim.
ÖMER- (Sevinçli) Haydi o zaman.
HEP BİRLİKTE- Haydi.

Kararma

TABLO- 3

SAHNE- 8

MUHTAR HAMZA- KEL RÜŞTÜ

( Gökçedere kıyısı. Yakında ekin tarlaları. Uzakta Yeşilbayır köyü gözükmektedir. Köyün gerisinde tepelerinde yer yer karlar olan sıradağlar vardır.)
MUHTAR HAMZA- (Kel Rüştü ile birlikte soldan sahneye girerler. Her ikiside sigara içmektedir. Muhtarın gururlu bir hali vardır.) Havuzu yaptık Rüştü. Bakalım Gökçedere’nin suyunu kullanabilecek miyiz?
KEL RÜŞTÜ- (Aşırı saygılı) Elbette ağam. Bu yaptığınız köyümüz için büyük bir hizmet. Bundan sonra ekinlerden daha çok ürün alacağız.
MUHTAR HAMZA- Bakalım bu işe Yeşilbayırlılar ne diyecek.
KEL RÜŞTÜ- Hiçbir şey diyemezler ağam. Tam sırası. Yeşilbayır köyü ikiye bölündü. Rüstemoğulları ile Çakıroğulları birbirlerine düşman oldular. Birlik olup bizim karşımıza çıkamazlar.(Bıyıklarını burarak) Ben size dememiş miydim ağam, bu işi tereyağından kıl çeker gibi halledeceğim diye.
MUHTAR HAMZA- (Gülerek) Ulan şeytan, yoksa sen mi düşürdün onları birbirine?
KEL RÜŞTÜ- (Yılışarak) Orasını sorma ağam. Ben yapacağım dersem, yaparım.
MUHTAR HAMZA- (Merakla) Söyle bakalım, ne ettin de yıllardır kavga gürültü etmeyen köylüleri birbirine düşman ettin?
KEL RÜŞTÜ- Çocuklar sayesinde ağam, çocuklar sayesinde.
MUHTAR HAMZA- Nasıl anlamadım?
KEL RÜŞTÜ- Çok kolay oldu. Önce çocuklarına kumara alıştırdım. Kumara alışan ne yapar? Çocukların kumar yüzünden yaptıkları kavgayı, anneleri ve babaları da karışınca, kavga büyüdü. Sonunda köy ikiye ayrılıp birbirine düşman oldu.
MUHTAR HAMZA- (Ciddi bir ifadeyle) Çocukları bu işe karıştırmanı sevmedim.
KEL RÜŞTÜ- İyi ama ağam, başka türlü nasıl köyü ikiye ayırabilirdik? Hem kötü mü oldu? Bundan sonra Gökçedere’nin suyundan dört gün biz, üç gün de onlar yararlanacak.
MUHTAR HAMZA- Sen öyle zannet. Biz Gökçedere’nin suyunu kesince, belki de küs olanlar barışıp bir araya gelecekler. Yeşilbayırlıların, sularını kesmemize razı olacaklarını hiç sanmıyorum.
KEL RÜŞTÜ- Göreceksin ağam, seslerini bile çıkaramayacaklar. Düşmanlıkları o kadar ileri gitmiş ki, bir tarafın ak dediğine öteki taraf kara diyormuş.
MUHTAR HAMZA- Bekleyip göreceğiz. Yalnız şunu unutma, ben köylüyü belaya sokmak istemiyorum. Sen suyun önünü kesip bir dene bakalım. Nasıl bir tepki gösterecekler. Eğer, birlik olur da da: “ Niçin suyumuzu kestiniz?” diye gelirlerse, (Rüştü’nün bıyıklarını tutarak) kendi ellerimle bıyıklarını keserim. Anlaştık mı?
KEL RÜŞTÜ- Anlaştık ağam.
MUHTAR HAMZA- (Uzaklara bakarak) Şu gelenler Yeşilbayır köyünün çocukları değil mi?
KEL RÜŞTÜ- (Dikkatlice bakarak) Evet, önlerinde bir de kadın var.
MUHTAR HAMZA- Bizi burada görmesinler. Yukarı tarafa gidelim.
KEL RÜŞTÜ- Gidelim ağam. (Soldan çıkarlar)

SAHNE- 9

HASİBE NİNE- AYŞE- ELİF- MUSTAFA- ÖMER- SONER- HASAN

(Sahneye sağ taraftan Hasibe Nine, Ayşe, Elif, Soner, Mustafa, Ömer ve Hasan girerler. Erkek çocukların ellerinde bakraç vardır. Hasibe Nine’nin elinde köy ekmekleri, Ayşe ve Elif’in elinde ise sarı sarı çiğdemler vardır.)
HASİBE NİNE- (İşaret ederek) Çocuklar burası iyi. Genişçe bir yer. Bakraçları buraya bırakın.
MUSTAFA- (Bakracı koyarken) Pilav kapları çok ağırmış Hasibe Nine.
HASİBE NİNE- Haklısın oğul. Zaten onları senden başkası taşıyamazdı.
SONER- (Hasibe Nine’ye dönerek) Ayranları da yanlarına mı bırakalım.
HASİBE NİNE- Olur, çocuğum.
HASAN- (Soner ile birlikte kapları yere bıraktıktan sonra) Hasibe Nine, Gazi Dede çok geç kalmaz değil mi?
HASİBE NİNE- Öğle namazını kılıp geleceklerdi. Fazla geç kalmazlar.
ÖMER- Onlar gelinceye kadar oyun oynasak.
HASİBE NİNE- Niçin olmasın.
ÖMER- (Sevinçli) Haydi o zaman.
MUSTAFA- Ne oyunu oynayalım.
HASAN- Küçük at.
ÖMER- (Bağırarak) Haydi çocuklar, küçük at oyunu oynuyoruz. (Çocukların hepsi de daire şeklinde toplanırlar. Hep birlikte şarkı söylemeye başlarlar. Şarkının sözlerine uygun hareketler yaparlar.)
HEP BİRLİKTE-
Benim küçük bir atım var.
Otur dersem oturur (Çocuklar çömelir.)
Büzül dersem büzülür. (Çocuklar büzülür.)
Ayakları rap rap (Çocuklar ayaklarını yere vurur)
Süzül dersem süzülür (Çocuklar süzülür.)
Elleri şap şap (Eller birbirine vurulur.)
Bir oyana
Bir bu yana (İki yana sallanılır.)
Tıp (Bütün çocuklar kımıldamadan durur. Elif dayanamayıp güler. Elif oyundan çıkar.)
(Çocuklar neşe içinde oyun oynarken, Hasibe Nine de onları seyretmektedir. Bir önceki oyunu tekrarlarlar. Oyunun sonunda Soner güler. Elif’ten sonra Soner de oyundan çıkmış olur. Çocuklar üçüncü kez aynı oyun ile büzülmüş vaziyette iken sağdan sahneye Gazi Dede, Öğretmen ve İhtiyarlar girer.)

SAHNE- 10

ÖNCEKİLER- GAZİ DEDE- ÖĞRETMEN- 1.2.3. İHTİYAR

GAZİ DEDE- (Gülerek) Ha şöyle. Size gülmek yakışır. Kavga sizin neyinize?
ELİF- (Sevinçli) Gazi dede geldi.
HASİBE NİNE- (Kalkarak yer gösterir.) Öğretmen bey oğlum, şöyle buyur.
(Çocuklar oyunu bırakır. Öğretmen ve ihtiyarlar, Hasibe Nine’nin gösterdiği yere oturlar.)
GAZİ DEDE- (Gülerek) Hanım, hazır mı yemekler?
HASİBE NİNE- Soğuyor bile. Hani köylüler gelmedi?
GAZİ DEDE- Onlar da geliyor. Muhtar, Ali’yi, İmam Efendi de Mesut’u getirmeye gitmişti. Gelirler birazdan. Sen istersen çocukların yemeklerini vermeye başla. Onlar açlığa sabredemezler.
HASİBE NİNE- (Saygılı) Olur. Ayşe kızım tabakları getirir misin?
AYŞE- (Tabakları uzatırken) Buyur Hasibe Nine.
HASİBE NİNE- Sağol kızım.
(Çocuklar yere oturup pilavlarını yerken Ayşe de bardaklara ayran doldurur. Hepsi de sevinç içindedir.)

SAHNE- 11

ÖNCEKİLER- MUHTAR- ALİ- 1.2.3. KÖYLÜ

MUHTAR- (Muhtar, sahnenin solundan Ali ve köylülerle birlikte sahneye girerler.) Selâmünaleyküm.
GAZİ DEDE- Ve aleykümselâm. Gel muhtar şöyle buyur. (İşaret ettiği yere muhtar ve gelenler oturur.)

SAHNE- 12

ÖNCEKİLER- İMAM- MESUT- 4.5.6. KÖYLÜ

(Sahnenin sağından İmam, Mesut ve köylüler girerler.)
İMAM- ( Saygılı ) Selâmünaleyküm.
GAZİ DEDE- Ve aleykümselâm hocam.
(İmam, Mesut ve köylüler ihtiyarların yanına otururlar.)
GAZİ DEDE- (Yerinden kalkar) Sen de kalk Ali. (Ali de yerinden kalkar.) Yaklaş. (Gazi Dede’nin yanına yaklaşır. Çocuklar ve diğerleri heyecanla Gazi Dede’ye bakmaktadır.) Sen de kalkar mısın Mesut. (Mesut’ta kalkıp Gazi Dede’nin yanına gelir. Gazi Dede ikisinin de elini tutup önüne doğru birkaç adım atar.) Şimdi beni dinleyin: İçi, kibir ve düşmanlık dolu kalpten daha kötü bir şey bilmiyorum. Öfkeye pişmanlık ilacı fayda vermez. İnatçılıktan da rezillik doğar. Dört günlük dünyada kardeşçe yaşamak varken düşmanlık niye? Dostluk ve kardeşlikte çocukları örnek alın. Bakın onlar ne güzel oynaşıp gülüyorlar. Haydi siz de barışıp kucaklaşın bakalım. (Ali ve Mesut’u kucaklaştırır. Herkes sevinç içindedir. Gazi Dede Hasibe Nine’ye dönerek) Getir hanım sevgi yemeğinden!

SAHNE- 13

ÖNCEKİLER-SELÇUK

(Herkes neşe içinde yemek yemeğe hazırlanırken, sahnenin solundan soluk soluğa Selçuk girer.)
SELÇUK- (Heyecanla) Gazi Dede! Gazi Dede!
GAZİ DEDE- (Merakla) Ne var yavrum. Söyle ne oldu?
SELÇUK- Gökçedere’nin suyunu kesmişler!
ALİ- (Heyecanla) Suyu mu kesmişler?
MESUT- (Öfkeli) Kim yapar bunu?
1.İHTİYAR- (Sinirli) Hangi hayırsızın işi bu?
GAZİ DEDE- (Sakin) Durun heyecanlanmayın. Yemeğimizi yedikten sonra gidip bakarız.
ALİ- Yemekten önce bir baksak dede!
MESUT- Kalkın gidelim!

SAHNE- 14

ÖNCEKİLER- MUHTAR HAMZA- KEL RÜŞTÜ

(Herkes ayağa kalmak isterken sahnenin solundan Muhtar Hamza ve Kel Rüştü girerler. Muhtar, Rüştü’nün bıyıklarından tutmaktadır.)
MUHTAR HAMZA- (Gülerek) Hiç kimse yerinden kalkmasın!
(Herkes olanlar karşısında şaşkına dönmüştür. Merakla Muhtar ve Rüştü’ye bakarlar.)
KEL RÜŞTÜ- (Ağlamaklı) Yapma, yapma ağam!
GAZİ DEDE- (Heyecanlı) Ne yapıyorsun muhtar? Bırak garibanı.
MUHTAR HAMZA- Ne garibanı Gazi Dede. Bu gördüğün sivri akıllı, benimle bahse tutuşup, eski köye yeni âdet getirmek istemişti. Başta bizim köyün çocukları bu yeni âdete karşı çıktılar. Gerisini sonra anlatırım. Sonunda Rüştü bahsi kaybetti. Ben de huzurlarınızda bıyıklarını kesiyorum. Çünkü böyle anlaşmıştık. (Makasla Rüştü’nün bıyıklarını kesmeye başlar.) Kesiyorum.... Kesiyorum.... Kestiiiiim!

(Herkes gülüşmeye başlar.)

Perde..

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 871
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 24.04.2009 01:15
2. PERDE


ANLATICI- Evet çocuklar, gördüğünüz gibi Akpınar köyünden Kel Rüştü, Yeşilbayır köyündeki bazı çocukları kumara alıştırarak kavga etmeleri sağladı. Çocukların kavgasına anneleri ve babaları da karışarak kavgayı büyüttüler. Sonunda Yeşilbayır köyü, “ÇAKIROĞULLARI” ve “RÜSTEMOĞULLARI” diye ikiye bölündü. Bu iki sülale birbirine selam vermez oldu. Bir kabilenin ak dediğine diğeri kara, birinin kara dediğine de diğeri ak diyordu. Yeşilbayır köyünün ikiye bölündüğünü duyan Kel Rüştü, kıs kıs gülüyor, kafasındaki planları uygulamanın fırsatını kolluyordu. Bakalım Kel Rüştü, Gökçedere’nin suyunu sadece kendi tarlalarına akıtmayı başaracak mı?

TABLO- 1

SAHNE- 1

GAZİ DEDE- 1. ve 2. İHTİYAR
(Yeşilbayır köyü. Köy meydanına yakın yerdeki caminin duvarına yaslanmış oturan iki ihtiyar sohbet etmektedir.)
1.İHTİYAR- (Bastonuna dayanmış vaziyette.) Hiç yüzünden köyümüz ikiye bölündü. Çakıroğulları, Rüstemoğulları’nın bindiği otobüse binmiyorlarmış. Bu gidişle okulu, camiyi de ayıracaklar. Hey Allah’ım, bu günleri de mi görecektik.
2.İHTİYAR- Sorma pîrim. Nasıl oldu anlayamadım. İki çocuğun kavgası yüzünden, köy birbirine düşman kesildi. Ah, o oyunu öğrenmeleri yok mu, hep onun yüzünden oldu. Şimdiye kadar çocuklar kendi oyunlarını oynayıp kardeşçe geçiniyorlardı.
1.İHTİYAR- (Merakla arkadaşına) Ne oyunu oynuyorlarmış?
2.İHTİYAR- Pişti oyunu.
1.İHTİYAR- (Hayretle) Şişti oyunu mu? Nasıl oyunmuş bu, hiç duymadım.
2.İHTİYAR- Şişti değil pişti, pişti. Senin anlayacağın bir çeşit kumar.
1.İHTİYAR- (Heyecanla) Ne! Kumar mı dedin. Bizim köyde kumar oynanmaz ki.
2.İHTİYAR- Oynanmaz ama oynuyorlarmış işte. Kavga ettikleri yerde kumar kâğıtları bulunmuş.
1.İHTİYAR- (Düşünceli) Kumar daha ilk günde huzurumuzu kaçırdı desene.
2.İHTİYAR- (Sağ tarafa bakarak) Gelen Gazi değil mi?
1.İHTİYAR- (Aynı yöne bakarak) Evet o. Hani bugün şehire gidecekti.
2.İHTİYAR- Bilmem, gitmemiş işte.

SAHNE- 2

Öncekiler- Gazi Dede
GAZİ DEDE- (Sağ taraftan girer.) Selâmünaleyküm.
1.İHTİYAR- Ve aleykümselâm.
2.İHTİYAR- (Yer Göstererek) Şöyle otur Gazi.
1.İHTİYAR-(Gazi Dede oturduktan sonra) Merhaba Gazi.
GAZİ DEDE- Merhaba.
2.İHTİYAR- (Merakla Gazi Dede’ye dönüp) Hani bugün şehire gidecektin?
GAZİ DEDE- Gitmekten vazgeçtim.
1.İHTİYAR- Hayrola.
GAZİ DEDE- Bu akşam bizim hanımla konuştuk. Bu köyün hali neye varacak diye. Düşmanlıklar gün geçtikçe artıyor. Buna bir çare bulmak lazım. Bu insanların kalplerinden kin tohumları sökülüp atılmadıkça, bu düşmanlık sürüp gider. Kalplerdeki kin tohumlarını ancak sevgi ateşi yok eder. Ne yapmalı da insanların yüreğine sevgi ateşi düşürmeli. Hep bunları düşündük sabaha kadar.
2.İHTİYAR- Biz de sen gelmeden bundan bahsediyorduk. Köyün hali kötüye gidiyor. Çakıroğulları’nın bindiği otobüse Rüstemoğulları binmiyormuş. Bu gidişle okulumuz, camimiz de ayrılacak diyorduk. Ne edip ne yapsak bilmem ki.
1.İHTİYAR- (Gazi Dede’ye dönerek) Hasibe kadın akıllıdır. Bir çare düşünmedi mi?
GAZİ DEDE- Ben de size ondan bahsedecektim. Uzun zaman düşündükten sonra şöyle bir şey geldi aklımıza.
2.İHTİYAR- Nasıl bir şeymiş o?
GAZİ DEDE- Bilirsiniz; kötü alışkanlık, tembellikle, miskinlikle bulaşır insana. Kavga ise, bilgisizlik ve akılsızlık yüzünden olur. İnsan düşünmez ki, çocukların kavgası yaz yağmuru gibi tez gelir geçer. İnsan bunu düşünmeyip çocuğun arkasına düşerek kavga çıkarır. Tabii ki sonunun nereye varacağını düşünmez. Olan olmuş bir kere. Asıl bundan sonra ne yapmak lazım.
1.İHTİYAR- Bir şeye karar verdik diyordun.
GAZİ DEDE- Evet, evet, hanımın düşüncesini anlatacaktım. Bizim hanım der ki; şimdi çiğdem zamanıdır. Çocukların dağlardan toplayacağı çiğdemlerle bir yemek pişireyim. Bu yemeğe komşu köyün çocuklarını da çağıralım. İnanıyorum ki pişirdiğim sevgi yemeğini yiyen herkesin kalbinde sevgi çiçekleri yeşerecektir. Bu da ancak çocuklarla olur.
1.İHTİYAR- (Sevinerek) Gördün mü ne güzel düşünmüş. Ben demedim mi Hasibe kadın akıllıdır diye.
GAZİ DEDE- Ben de bu düşünceyi bir de size sorayım dedim. Nasıl, bu fikir uygun mu?
2.İHTİYAR- Uygun olmaz mı? Hemen birlikte imamı da yanımıza alarak okula gidelim. Durumu öğretmen beye açalım. Öğretmen bey oğlum bu işe çok sevinecek. Çiğdem meselesini çocuklara o söylesin.
1.İHTİYAR- Hatta derim ki en çok çiğdem getiren çocuğa hediyeler verilsin.
2.İHTİYAR- Çok güzel olur.
GAZİ DEDE- (Kalkarak) Hemen gidelim.
1.İHTİYAR- Haydi.
2.İHTİYAR- Hemen.
Kararma

TABLO- 2

SAHNE- 3

MUSTAFA- SONER- HASAN- ÖMER

(Yeşilbayır Köyü. Sokaklardan birisi. Sahne gerisinde çocukların sesleri duyulur. Şarkı söylemektedirler. Birlikte girerler. Hasan büyük bir çalıya takılmış sarı sarı çiğdemleri taşımaktadır.)
MUSTAFA- (Kapıyı göstererek) Haydi şimdi de Ahmet amcaların evine uğrayalım.
HASAN- Haydi. (Birlikte kapının önüne gelirler.)


ÖMER- (Yüksek sesle)
Çiğdem çiğdem çiçeği
Alaca bulaca saçağı
Biz isteriz yağ, bulgur
Verenin oğlu olsun
Vermeyenin kara kedisi ölsün


SAHNE- 4

ÖNCEKİLER- HAYRİYE KADIN

HAYRİYE- (Kapıyı açıp dışarı çıkar.) Çocuklar siz misiniz? Ne istiyorsunuz bakalım?
SONER- Yağ isteriz Hayriye Teyze.
HAYRİYE- Hemen getireyim beklersiniz değil mi?
ÖMER- Bekleriz teyze. Önce çiğdemlerinizi verelim. (Çalıda takılı çiğdemlerden birkaç tane çıkarıp verir. Beklemeye başlarlar.)
HAYRİYE- (Elinde büyük bir tahta kaşıkla yağ getirmiştir.) Alın bakalım. Demek çiğdem oyunu oynuyorsunuz. (Kaşıktaki yağı Soner’in tuttuğu kabın içerisine boşaltırken) Oooo! Maşallah Hasan’la barışmışsınız.
MUSTAFA- (Sevinerek) Bugün barıştılar.
ÖMER- Bu gün ne oldu biliyor musun Hayriye Teyze?
HAYRİYE- (Merakla) Ne oldu Ömer?
ÖMER- Soner Hasan’ı ölümden kurtardı.
HAYRİYE- Ne! Ölümden mi?
ÖMER- Evet. Hasan kayaların gördüğü çiğdemi sökme için kayalardan aşağı indi. İnme dedik ama bizi dinlemedi. Çiğdemleri söküp yukarı çıkıyordu ki, ayağı bastığı taş kayadan kopuverdi. Hasan ne yapacağını şaşırdı. Bir yandan bağırıyor, bir yandan ağlıyordu. Aşağı inmeye hiç birimiz cesaret edemedik. Soner hemen ayakkabılarını çıkarıp kayadan aşağıya indi. Sonra, Hasan’ın bulunduğu yere kadar tırmanıp omzuyla Hasan’ı yukarı kaldırdı. Soner olmasa Hasan yandaki uçuruma düşebilirdi.

HAYRİYE- (Soner’in saçlarını okşayarak) Aferin Soner. Arkadaş dediğin böyle olmalı.
MUSTAFA- Sonra da birbirlerine küs olan Soner ve Hasan sarılıp barıştılar. Sarılmaları o kadar güzeldi ki.
SONER- Hayriye Teyze bize müsaade et. Biraz daha yağ ve bulgur toplamamız lazım.
HAYRİYE- Müsaade sizin çocuklar. Haydi başka evlere de uğrayın. Herkes alsın çiğdem çiçeklerinden. (Çocuklar sahnenin solundan çıkarken, Hayriye sevgi dolu bakışlarla onları seyreder.)
HAYRİYE- (Kendi kendine) Ahhh! Çocuk olmak ne güzel.

Kararma

SAHNE- 5

MAHMUT- ELİF- SELÇUK- AYŞE

(Sokak. Sahne gerisinde çocukların sesleri duyulur. Şarkı söyleyerek soldan sahneye girerler. Mahmut elinde çalıya takılmış sarı sarı çiğdemleri tutmaktadır. Elif ve Ayşe’nin elinde kovalar vardır.)
AYŞE- (Kararsız) Hangi tarafa gidelim?
ELİF- (İşaret ederek) Şu karşıki eve uğradık mı?
SELÇUK- Uğramadık.
ELİF- O zaman oraya gidelim.
AYŞE- Gidelim. (Hep birlikte kapıya yönelirler.)
SELÇUK- (Kapının önüne gelince, yüksek sesle)

Çiğdem sarı ben sarı
Çiğdeme konmuş arı
Biz isteriz yağ salça
Verenin oğlu olsun
Vermeyenlerin kara kedisi ölsün.


(Kapıyı tıkırdatırlar. Beklemeye başlarlar. İçeriden çıkan olmayınca)
MAHMUT- Gidelim mi?
SELÇUK- Haydi. (Ayrılırken kapı açılır.)

SAHNE-6

EVVELKİLER- GÜLÜZAR

GÜLÜZAR- Buyurun çocuklar.
AYŞE- Gülüzar Teyze. Çiğdem oyunu oynuyorduk da.
ELİF- Siz kaç tane çiğdem istersiniz?
GÜLÜZAR- Üç tane.
MAHMUT- (Çiğdemleri uzatarak) Buyurun.
GÜLÜZAR- Neyiniz eksik bakalım.
ELİF- (Salça kovasını göstererek) Salçamız eksik.
GÜLÜZAR- İki dakika bekleyin. Hemen geliyorum. (Bir tabakla salça getirir. Kovaya boşaltırken) Başka arkadaşlarınız da var mı?
MAHMUT- Hasan ve diğer arkadaşlar da başka evlere gittiler.
GÜLÜZAR- Yemeği ne zaman yiyorsunuz?
SELÇUK- Yarın, Gökçedere kenarında.
GÜLÜZAR- Güzel. Haydi biraz daha yağ toplayın. Neredeyse sığırlar gelecek.
ELİF- Teşekkür ederiz.
AYŞE- Hoşça kal Gülüzar Teyze.
GÜLÜZAR- Güle, güle çocuklar. (Gülüzar kapıyı kapatır.)
MAHMUT- Şimdi nereye gidiyoruz?
SELÇUK- Bu sefer de şu sokaktan gidelim. (İşaret eder.)
AYŞE- Baksanıza, diğer arkadaşlar da geliyor.
MAHMUT- Hani nerede?
AYŞE- (İşaret ederek) Bak, karşıda geliyorlar.
SELÇUK- Bekleyelim bakalım, onlar ne kadar toplamışlar.

SAHNE- 7

ÖNCEKİ ÇOCUKLAR- MUSTAFA- ÖMER- HASAN- SONER

(Birlikte sağdan sahneye girerler.)
MUSTAFA- (Gülerek) Siz de mi bizim gittiğimiz evlere gidiyor musunuz?
MAHMUT- Hayır. Sizin bu tarafa geldiğinizi gördük de. Bekleyelim bakalım onlar ne kadar toplamış dedik.
ÖMER- (Sevinçli) Bizim kaplar doldu da taşıyor.
SELÇUK- (Yaklaşıp kaplarına bakarak) Gerçekten siz bizden çok toplamışsınız.
MUSTAFA- (Elif’in ve Ayşe’nin tuttuğu kovalara bakıp) Sizinki de az değil. Bu kadar bulgur ve yağ ile çok yemek olur. Kum yiyecek bu kadar yemeği?
HASAN- Hasibe Nine, kovaları verirken çokça toplayın demişti. Ayrıca, herkesin evine uğrayın, kimsenin evini seçmeyin diye sıkı sıkı tembih etmişti. Siz bu sokaktaki bütün evlere uğradınız mı?
SELÇUK- Bütün evlere uğradık. Ama, bazılarında kimseler yoktu. Bekleyip geri döndük.
ÖMER- Ne yapalım şimdi?
AYŞE- Elimizdeki kapları Hasibe Nine’nin evine boşaltıp başka evlere gidelim.
ÖMER- (Sevinçli) Haydi o zaman.
HEP BİRLİKTE- Haydi.

Kararma

TABLO- 3

SAHNE- 8

MUHTAR HAMZA- KEL RÜŞTÜ

( Gökçedere kıyısı. Yakında ekin tarlaları. Uzakta Yeşilbayır köyü gözükmektedir. Köyün gerisinde tepelerinde yer yer karlar olan sıradağlar vardır.)
MUHTAR HAMZA- (Kel Rüştü ile birlikte soldan sahneye girerler. Her ikiside sigara içmektedir. Muhtarın gururlu bir hali vardır.) Havuzu yaptık Rüştü. Bakalım Gökçedere’nin suyunu kullanabilecek miyiz?
KEL RÜŞTÜ- (Aşırı saygılı) Elbette ağam. Bu yaptığınız köyümüz için büyük bir hizmet. Bundan sonra ekinlerden daha çok ürün alacağız.
MUHTAR HAMZA- Bakalım bu işe Yeşilbayırlılar ne diyecek.
KEL RÜŞTÜ- Hiçbir şey diyemezler ağam. Tam sırası. Yeşilbayır köyü ikiye bölündü. Rüstemoğulları ile Çakıroğulları birbirlerine düşman oldular. Birlik olup bizim karşımıza çıkamazlar.(Bıyıklarını burarak) Ben size dememiş miydim ağam, bu işi tereyağından kıl çeker gibi halledeceğim diye.
MUHTAR HAMZA- (Gülerek) Ulan şeytan, yoksa sen mi düşürdün onları birbirine?
KEL RÜŞTÜ- (Yılışarak) Orasını sorma ağam. Ben yapacağım dersem, yaparım.
MUHTAR HAMZA- (Merakla) Söyle bakalım, ne ettin de yıllardır kavga gürültü etmeyen köylüleri birbirine düşman ettin?
KEL RÜŞTÜ- Çocuklar sayesinde ağam, çocuklar sayesinde.
MUHTAR HAMZA- Nasıl anlamadım?
KEL RÜŞTÜ- Çok kolay oldu. Önce çocuklarına kumara alıştırdım. Kumara alışan ne yapar? Çocukların kumar yüzünden yaptıkları kavgayı, anneleri ve babaları da karışınca, kavga büyüdü. Sonunda köy ikiye ayrılıp birbirine düşman oldu.
MUHTAR HAMZA- (Ciddi bir ifadeyle) Çocukları bu işe karıştırmanı sevmedim.
KEL RÜŞTÜ- İyi ama ağam, başka türlü nasıl köyü ikiye ayırabilirdik? Hem kötü mü oldu? Bundan sonra Gökçedere’nin suyundan dört gün biz, üç gün de onlar yararlanacak.
MUHTAR HAMZA- Sen öyle zannet. Biz Gökçedere’nin suyunu kesince, belki de küs olanlar barışıp bir araya gelecekler. Yeşilbayırlıların, sularını kesmemize razı olacaklarını hiç sanmıyorum.
KEL RÜŞTÜ- Göreceksin ağam, seslerini bile çıkaramayacaklar. Düşmanlıkları o kadar ileri gitmiş ki, bir tarafın ak dediğine öteki taraf kara diyormuş.
MUHTAR HAMZA- Bekleyip göreceğiz. Yalnız şunu unutma, ben köylüyü belaya sokmak istemiyorum. Sen suyun önünü kesip bir dene bakalım. Nasıl bir tepki gösterecekler. Eğer, birlik olur da da: “ Niçin suyumuzu kestiniz?” diye gelirlerse, (Rüştü’nün bıyıklarını tutarak) kendi ellerimle bıyıklarını keserim. Anlaştık mı?
KEL RÜŞTÜ- Anlaştık ağam.
MUHTAR HAMZA- (Uzaklara bakarak) Şu gelenler Yeşilbayır köyünün çocukları değil mi?
KEL RÜŞTÜ- (Dikkatlice bakarak) Evet, önlerinde bir de kadın var.
MUHTAR HAMZA- Bizi burada görmesinler. Yukarı tarafa gidelim.
KEL RÜŞTÜ- Gidelim ağam. (Soldan çıkarlar)

SAHNE- 9

HASİBE NİNE- AYŞE- ELİF- MUSTAFA- ÖMER- SONER- HASAN

(Sahneye sağ taraftan Hasibe Nine, Ayşe, Elif, Soner, Mustafa, Ömer ve Hasan girerler. Erkek çocukların ellerinde bakraç vardır. Hasibe Nine’nin elinde köy ekmekleri, Ayşe ve Elif’in elinde ise sarı sarı çiğdemler vardır.)
HASİBE NİNE- (İşaret ederek) Çocuklar burası iyi. Genişçe bir yer. Bakraçları buraya bırakın.
MUSTAFA- (Bakracı koyarken) Pilav kapları çok ağırmış Hasibe Nine.
HASİBE NİNE- Haklısın oğul. Zaten onları senden başkası taşıyamazdı.
SONER- (Hasibe Nine’ye dönerek) Ayranları da yanlarına mı bırakalım.
HASİBE NİNE- Olur, çocuğum.
HASAN- (Soner ile birlikte kapları yere bıraktıktan sonra) Hasibe Nine, Gazi Dede çok geç kalmaz değil mi?
HASİBE NİNE- Öğle namazını kılıp geleceklerdi. Fazla geç kalmazlar.
ÖMER- Onlar gelinceye kadar oyun oynasak.
HASİBE NİNE- Niçin olmasın.
ÖMER- (Sevinçli) Haydi o zaman.
MUSTAFA- Ne oyunu oynayalım.
HASAN- Küçük at.
ÖMER- (Bağırarak) Haydi çocuklar, küçük at oyunu oynuyoruz. (Çocukların hepsi de daire şeklinde toplanırlar. Hep birlikte şarkı söylemeye başlarlar. Şarkının sözlerine uygun hareketler yaparlar.)
HEP BİRLİKTE-
Benim küçük bir atım var.
Otur dersem oturur (Çocuklar çömelir.)
Büzül dersem büzülür. (Çocuklar büzülür.)
Ayakları rap rap (Çocuklar ayaklarını yere vurur)
Süzül dersem süzülür (Çocuklar süzülür.)
Elleri şap şap (Eller birbirine vurulur.)
Bir oyana
Bir bu yana (İki yana sallanılır.)
Tıp (Bütün çocuklar kımıldamadan durur. Elif dayanamayıp güler. Elif oyundan çıkar.)
(Çocuklar neşe içinde oyun oynarken, Hasibe Nine de onları seyretmektedir. Bir önceki oyunu tekrarlarlar. Oyunun sonunda Soner güler. Elif’ten sonra Soner de oyundan çıkmış olur. Çocuklar üçüncü kez aynı oyun ile büzülmüş vaziyette iken sağdan sahneye Gazi Dede, Öğretmen ve İhtiyarlar girer.)

SAHNE- 10

ÖNCEKİLER- GAZİ DEDE- ÖĞRETMEN- 1.2.3. İHTİYAR

GAZİ DEDE- (Gülerek) Ha şöyle. Size gülmek yakışır. Kavga sizin neyinize?
ELİF- (Sevinçli) Gazi dede geldi.
HASİBE NİNE- (Kalkarak yer gösterir.) Öğretmen bey oğlum, şöyle buyur.
(Çocuklar oyunu bırakır. Öğretmen ve ihtiyarlar, Hasibe Nine’nin gösterdiği yere oturlar.)
GAZİ DEDE- (Gülerek) Hanım, hazır mı yemekler?
HASİBE NİNE- Soğuyor bile. Hani köylüler gelmedi?
GAZİ DEDE- Onlar da geliyor. Muhtar, Ali’yi, İmam Efendi de Mesut’u getirmeye gitmişti. Gelirler birazdan. Sen istersen çocukların yemeklerini vermeye başla. Onlar açlığa sabredemezler.
HASİBE NİNE- (Saygılı) Olur. Ayşe kızım tabakları getirir misin?
AYŞE- (Tabakları uzatırken) Buyur Hasibe Nine.
HASİBE NİNE- Sağol kızım.
(Çocuklar yere oturup pilavlarını yerken Ayşe de bardaklara ayran doldurur. Hepsi de sevinç içindedir.)

SAHNE- 11

ÖNCEKİLER- MUHTAR- ALİ- 1.2.3. KÖYLÜ

MUHTAR- (Muhtar, sahnenin solundan Ali ve köylülerle birlikte sahneye girerler.) Selâmünaleyküm.
GAZİ DEDE- Ve aleykümselâm. Gel muhtar şöyle buyur. (İşaret ettiği yere muhtar ve gelenler oturur.)

SAHNE- 12

ÖNCEKİLER- İMAM- MESUT- 4.5.6. KÖYLÜ

(Sahnenin sağından İmam, Mesut ve köylüler girerler.)
İMAM- ( Saygılı ) Selâmünaleyküm.
GAZİ DEDE- Ve aleykümselâm hocam.
(İmam, Mesut ve köylüler ihtiyarların yanına otururlar.)
GAZİ DEDE- (Yerinden kalkar) Sen de kalk Ali. (Ali de yerinden kalkar.) Yaklaş. (Gazi Dede’nin yanına yaklaşır. Çocuklar ve diğerleri heyecanla Gazi Dede’ye bakmaktadır.) Sen de kalkar mısın Mesut. (Mesut’ta kalkıp Gazi Dede’nin yanına gelir. Gazi Dede ikisinin de elini tutup önüne doğru birkaç adım atar.) Şimdi beni dinleyin: İçi, kibir ve düşmanlık dolu kalpten daha kötü bir şey bilmiyorum. Öfkeye pişmanlık ilacı fayda vermez. İnatçılıktan da rezillik doğar. Dört günlük dünyada kardeşçe yaşamak varken düşmanlık niye? Dostluk ve kardeşlikte çocukları örnek alın. Bakın onlar ne güzel oynaşıp gülüyorlar. Haydi siz de barışıp kucaklaşın bakalım. (Ali ve Mesut’u kucaklaştırır. Herkes sevinç içindedir. Gazi Dede Hasibe Nine’ye dönerek) Getir hanım sevgi yemeğinden!

SAHNE- 13

ÖNCEKİLER-SELÇUK

(Herkes neşe içinde yemek yemeğe hazırlanırken, sahnenin solundan soluk soluğa Selçuk girer.)
SELÇUK- (Heyecanla) Gazi Dede! Gazi Dede!
GAZİ DEDE- (Merakla) Ne var yavrum. Söyle ne oldu?
SELÇUK- Gökçedere’nin suyunu kesmişler!
ALİ- (Heyecanla) Suyu mu kesmişler?
MESUT- (Öfkeli) Kim yapar bunu?
1.İHTİYAR- (Sinirli) Hangi hayırsızın işi bu?
GAZİ DEDE- (Sakin) Durun heyecanlanmayın. Yemeğimizi yedikten sonra gidip bakarız.
ALİ- Yemekten önce bir baksak dede!
MESUT- Kalkın gidelim!

SAHNE- 14

ÖNCEKİLER- MUHTAR HAMZA- KEL RÜŞTÜ

(Herkes ayağa kalmak isterken sahnenin solundan Muhtar Hamza ve Kel Rüştü girerler. Muhtar, Rüştü’nün bıyıklarından tutmaktadır.)
MUHTAR HAMZA- (Gülerek) Hiç kimse yerinden kalkmasın!
(Herkes olanlar karşısında şaşkına dönmüştür. Merakla Muhtar ve Rüştü’ye bakarlar.)
KEL RÜŞTÜ- (Ağlamaklı) Yapma, yapma ağam!
GAZİ DEDE- (Heyecanlı) Ne yapıyorsun muhtar? Bırak garibanı.
MUHTAR HAMZA- Ne garibanı Gazi Dede. Bu gördüğün sivri akıllı, benimle bahse tutuşup, eski köye yeni âdet getirmek istemişti. Başta bizim köyün çocukları bu yeni âdete karşı çıktılar. Gerisini sonra anlatırım. Sonunda Rüştü bahsi kaybetti. Ben de huzurlarınızda bıyıklarını kesiyorum. Çünkü böyle anlaşmıştık. (Makasla Rüştü’nün bıyıklarını kesmeye başlar.) Kesiyorum.... Kesiyorum.... Kestiiiiim!

(Herkes gülüşmeye başlar.)

Perde..