“Su gibi azîz ol!” diyen atalarımız, azîz olmakla su arasında güzel bir benzerlik
kurmuşlardır. Su; temizlik, güzellik ve hayat demektir; onun olmadığı bir yerde canlılıktan da hayattan da bahsetmek hayal olur. Suyun renksiz, kokusuz ve tatsız bir madde olduğu bilinir; fakat onun hayata vesile zahirî sebeplerden biri olduğu genelde göz ardı edilir. Oysa su; hava, güneş ve toprakla birlikte hayat, rahmet, bereket ve zenginlik demektir.




Su, canlıların en küçük yapıtaşı olan hücrelerin canlılıklarının devamında hayatî bir role sahiptir. Meselâ insan vücudunun yaklaşık %70’i sudan ibarettir, yeryüzünün de yaklaşık % 70’ini su teşkil eder. Hücrelerde cereyan eden kimyevî reaksiyonlar, sulu ortamlarda cereyan eder; diğer bir ifadeyle canlılık faaliyetleri ancak suyun varlığına bağlı kılınmıştır.

Su, canlılar için bu kadar hayatî bir öneme sahipken, acaba susuz da yaşayabilen canlı var mıdır? Bu sorunun cevabı ‘evet’tir. Çok hususi bir donanımla yaratılmış olan Afrika balçık balığı (Protopterus) zor durumda kaldığında dört yıl susuz yaşayabilir. Acaba bu balığın uzun süre susuz yaşamasına vesile olan hususiyetler nelerdir?

Ayıların, kış soğuklarında ilâhî bir sevkle kış uykusuna yattıkları bilinir. Kış uykusu süresince donmamaları için gerekli enerjinin bünyelerine yağ olarak depolanması, vücut metabolizmalarının asgarî seviyeye düşürülmesi ve soğuktan korunaklı mekân seçtirilmesi, akıl ve şuurdan mahrum yaratılmış bu canlılara bahşedilmiş önemli hususiyetlerdir. Hayvanlara bahşedilmiş özel durumlardan biri de yaz uykusudur.

Bu uyku, sıcak ve kurak iklim bölgelerinde yaşayan bazı hayvanların hayatta kalmasını sağlayan harika bir hususiyettir. Yaz uykusu, hayvanın zor şartları atlatmak için çok sıcak yaz günlerini uyku veya uyuşukluk arası bir dinlenme hâlinde geçirmesidir. Yazın aşırı sıcak aylarında tabiata bir sessizlik çöker. Bu sessizliğin sebebi, yaz uykusuna yatan hayvanlardır.

Avustralya’nın Burnett ve Mary ırmaklarında yaşayan yaklaşık 2 metre boyundaki akciğerli baramunda (Neoceratodus forsteri), bazı Orta Afrika ülkelerinde yaşayan balçık balıkları, 1,8 metre uzunluğundaki Protopterus aethiopicus, 1,3 metre uzunluğundaki P. dolloi ve bazı kayıtlarda 4. metreyi geçtiği belirtilen P. amphibius türleri ile Güney Amerika’da yaşayan karamarular (Lepidosiren paradoxa) yaz uykusuna yatan akciğerli balıklardır.

Afrika’da yaşayan akciğerli balıkların (Dipnoi) yaz uykuları oldukça meşhurdur. Rahmet hazinelerinden süzülüp gelen nehir suları yaz aylarında çekilince, sevk-i ilâhiyle balçığa gömülen akciğerli balıklar, metabolizmaları oldukça yavaşlamış ve yarı uyuşuk hâlde, suların tekrar gelmesini bekler. Fizyolojik ve biyo-kimyevî süreçlerden habersiz, akıl ve şuurdan mahrum bu balıklar, nehir veya göller kurumaya başladığı zaman dipteki çamurda kendilerine bir oyuk açarlar. Dipteki çamur kuruma sürecine girdiğinde balıkların derisine yerleştirilmiş hususi yapıdaki mukus bezleri hızla çalıştırılmaya başlanır ve salgılanan sümüksü yapışkan bir madde ile balığın vücudu su geçirmez bir koza ile örülür. Balıklar kozanın içinde birikmiş olan bir miktar su ile ölümcül yaz sıcaklarında 7–8 ay kadar uyuyarak hayatta kalabilir. Balıkların geneli oksijen ihtiyaçlarını solungaçlarıyla temin etmelerine rağmen, söz konusu akciğerli balıklar, enteresan bir donanıma sahip yaratılmıştır. Diğer balıklarda, su derinliğinin ayarlanmasına vesile olan ince zarlı kese (hava kesesi), bu türlerde akciğer vazifesi görecek şekilde bol kan damarları ile teçhiz edilerek solunum organı olarak kullanılabilecek tarzda hazırlanmıştır. Allah (cc) canlılarda benzer organlara farklı vazifeler yaptırdığı gibi (homolog organ), farklı organlara da benzer işler (analog organ) yaptırabilir. Sonsuz bir ilim ve kudretin tecellisi olarak yaratılan bu organların hiçbiri, evrimin tesadüfî mutasyonlarıyla kendi kendine gelişebilecek özellikte değildir. Tam aksine her organ, üzerinde bulunduğu hayvanın hayatını en mükemmel şekilde sürdürebilmesi için en uygun yapı ve kabiliyette yaratılmıştır. Aksi takdirde kurak mevsimi bütün özellikleriyle bilecek ve kendi organlarını istediği gibi değiştirme gücüne ve ilmine sahip balıkları tahayyül etmemiz gerekecekti ki, böyle ağır bir işi zavallı balıklara yüklemek, hiçbir akıllı insanın yapacağı şey değildir.

Su geçirmez ve dayanıklı bir koza içinde yaşayan bu balıklar acaba ihtiyaçları olan oksijeni nasıl tedarik etmektedir? Çamurun içinde bırakılan bir delik, kozanın içindeki oksijen eksildikçe yenisini tedarik için kullanılır. Mukozadan yapılmış kozanın cidarları, çamur içindeki balığın etrafındaki az miktardaki suyu korur ve oksijen geçişine mâni olmaz. Kuruyan çamur, güneş ışınlarına karşı bir kalkan vazifesi görürken, duvardaki delik de muhafaza edilir. Akciğerli balıklar, yaz uykusundayken yağ ve kas dokularının bir kısmını harcadıklarından, bu süre zarfında üç cm. kadar kısalır. Yağmurların başlamasıyla göl ve ırmaklar su ile dolunca balığın içinde bulunduğu kurumuş çamur kalkan erir ve balık, biriken su içinde normal hayatına devam etmeye başlar.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 386
favori
like
share