Kimlik Ve Kişilik - Nuri Can - Kimlik Ve Kişilik Yazısı - Hikayeler

"Şerefle bitirilmesi gereken en asil görev hayattır.
Bir lokma ekmek için şerefini çiğnetmeye,
Bir anlık eğlence için servetini tüketmeye,
Bir zamanlık mevkii için el ayak öpmeye,
İnsanları ezip geçmeye,
Günlük menfaatler için 0nurunu terk etmeye,
Bir kısım insanlara kızıp, tüm insanlara düşman
olmaya değmez bu hayat...."
CAN YÜCEL

“Uçmayı seviyorsan, Düşmeyi de bileceksin!”
“Öyle bir hayat yaşıyorum ki, cenneti de gördüm,cehennemi de öyle bir aşk yaşadım ki,tutkuyu da gördüm,pes etmeyi de. bazıları seyrederken hayatı en önden, kendime bir sahne buldum oynadım. öyle bir rol vermişler ki,okudum okudum anlamadım. kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime, sonra dedim ki " söz ver kendine " denizleri seviyorsan,dalgaları da seveceksin,sevilmek istiyorsan , önce sevmeyi bileceksin,uçmayı seviyorsan,düşmeyi de bileceksin. korkarak yaşıyorsan,yalnızca hayatı seyredersin. öyle bir hayat yaşadım ki,son yolculukları erken tanıdım öyle çok değerliymiş ki zaman, hep acele etmem bundan,anladım..”
Nietzsche...

Bence önce insan olmalı insan, egosunu, içindeki kötülükleri aşmalı, yani hayatı sevmeyle yakalamalı. Sürü gibi olmak, sürü gibi yaşamak yada sürü gibi davranış biçimi göstermek hayatı anlamaya, sevmeye, anlamlandırmaya yetmiyor. Sevdayı, sevgiyi, sevinci, hüznü anlamaya, anlatmaya yetmiyor… Çağının yükümlülüğünü, bilimselliği, teknolojiyi, birey hakkını, demokrasiyi, insanlığın önemini anlamaya, anlatmaya yetmiyor…

Toplumsal kimlikten çok, insan önce kendi bireysel kimliğini, kişiliğini kazanmalı (elde etmeli) ve bu mival üzre kimliğini oluşturmalı, kurmalı ki, insan asıl kendisi olabilsin… İnsanın toplumsal olabilmesi için zaten öncelikli kendi mantığını, düşünsel mekanizmasını devreye sokmasıyla mümkün, sürüden ayrılmasıyla…
Hayatın bütün yönlerini araştırmadan, okumadan, aydınlanmadan nasıl anlamlandırabilsin, anlayabilsin hayatın gizemini ve önemini insan…

Kitle sözcüğünün asıl sürü yada kalabalıklar anlamına geldiğini şüphesiz ki, hepimiz biliyoruz ama bunun asıl ne anlam içerdiğinin üzerinde durup düşünmüyoruz…


"Filler ve İnsanlar"
Bir fil, bir tonluk yükü hortumuyla kolayca kaldırabilir. Ama siz hiçbir sirke gidip bu dev yaratıkların küçük bir tahta kazığa bağlandığını gördünüz mü? Fil, sirke ilk getirildiğinde ağır bir zincirle hareketsiz bir demir kazığa bağlanır. Fil, ne kadar çok zorlanırsa zorlansın. Zinciri kıramayıp kazığı yerinden oynatamadığını keşfeder. Sonradan fil ne kadar büyük ve güçlü hale gelirse gelsin yerde yanı başında duran kazığı gördüğü sürece hareket edemeyeceğine inanmaya devam eder. Birçok akıllı ve yetişkin de sirkteki fil gibi davranır. Düşüncelere, hareketlere ve sonuçlara hapsolur. Asla kendi koyduğu sınırların ötesine geçemez."

Daha başında bir takım kurumlar, düzenler, sektörler ve bir takım kavramlar adına vucudumuzu ve beynimizi bizden alabiliyorlar. İnsan olduğumuzun önemini daha ilk başta yitiriyoruz. Geriye bir tek ruhumuz kalıyor. Kaybettiğimiz bir beyin ve bedendeki ruhu da ne kadar koruyabiliriz!...
Ümmet, ırk, kitle, toplum, izmlerin yanısıra günbe gün gelişen sektörlerce de satın alınmak istenen asıl hedef beden değil, beyin ve ruhtur. Tek tek bireylerin ruhunu ve beynini etki altına almak kolay değil elbet. O yüzden pratik yollara baş vuruluyor. Sistemler ve kurumlar bireylerle uğraşmıyor, toplumsal ruhu ve beyni satın alarak kitleleri etkisizleştirip, istedikleri doğrultuda kullanabiliyorlar. Bunun en etkili olanıda son yıllarda hızla gelişen ve insan beyninin en ince kıvrımlarını işgal altına alan sektörlerdir.
Örneklemek gerekirse otomatik makineler, aletler, fırınlar, telefonlar, DVD'ler, bilgisayarlar, ucuz Tv programlarıyla çağımızın insanının beynini, ruhunu, bedenini esir alabiliyorlar.

Hepimize, istemesekte oynayacağımız bir rol biçilmiş, başkalarının seçtiği sahnede, elimize verilen replikleri papağan gibi tekrarlayıp duruyoruz.
Şartlandırıldığımız bir kaç beylik söz, dua, yada slogan ve bir kaç ucuz söylemle geçiştirip gidiyoruz hayatı. Sonra da dönüp geri kalmışlığımızdan, çağı yakalayamadığımızdan dem vuruyoruz…

Bırakın ilerlemeyi insanlar kendi duygularını, düşüncelerini, isteklerini, istedikleri doğrultuda yaşayamıyor bile, hep içinde saklı kalıyor bunlar. Rol yapmadan kimse kendi gerçeğini oynayamıyor, kendisi olamıyor. Utanmadan, saklamadan, sıkılmadan bir gün maskelerimizi yere bırakp asıl kendimiz olabilirsek ancak o zaman gerçek ve asıl kişiliğimizi, kimliğimizi elde edip kendimiz olabiliriz…

Bir gün rol yapmadan asıl kendinizi oynarsak, içimizi dışınıza çevirerek kendi hayatımızı yaşarsak…Bakın o zaman streslerden uzak ne kadar rahatlayacağız…

İnsan önce düşünmeli, istemeli ki, aydınlığı, güzelliği düşünüp güzelleşebilsin. Çünkü asıl güzellik insanın beynindedir, yüreğindedir, içinin kıpırtılarındadır.

İçinde, beyninde kini, nefreti, düşmanlığı yada yalanı, dolanı, hilleyi, onursuzluğu barındıran insan güzelleşebilir mi hiç?

Bir gün dünyada ki bütün insanların kinden, nefretten uzak, sevmesi, güzelleşmesi, aydınlanması, kendisi olabilmesi dileğiyle…

Nuri Can

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 329
favori
like
share