''Hayat böyle bir şey işte'' diyordu şiir...
İnsan, kendi sorunlarıyla baş edebilir ve kararlarını kendi uygulayabilirse, kendini daha güçlü hisseder.Ve hayat bize bu fırsatı daima sunmuştur. Asıl olan bu fırsatı değerlendirebilmektir. İnsanların yaşamı tesadüfler sonucu oluşmaz çünkü, insanların yaşamı onların davranışlarının yansımasından başka birşey değildir...
Bir Kartal Masalı'nı duydunuz mu hiç?..
''Bir zamanlar, büyük bir dağın tepesinde bir kartal yuva yapmış. Bir süre sonra kartalın, dört adet yumurtası olmuş.
Yumurtalar henüz kuluçka dönemlerindeyken dağda bir deprem olmuş. Kartalın yuvasındaki dört yumurtadan biri, depremin
şiddetiyle yuvadan düşüp, dağın tepesinden yuvarlana yuvarlana vadideki bir çiftliğe dek ulaşmış. Bu çiftlik, bir tavuk
çiftliğiymiş. Çiftlikteki tavuklar, kendi yumurtalarına pek benzemeyen bu değişik ve biraz da büyük yumurtayı sahiplenmek
istemişler. Yaşlı bir tavuk, yumurtayı koruması altına almış ve öteki yumurtalardan çıkacak yavrulardan ayırmaksızın
büyütmeye karar vermiş.
Günü dolup, zaman geldiğinde yumurtanın içindeki kartal yavrusu kabuğunu kırmış ve dünyaya gelmiş.
Bir tavuk çiftliğinde bulunduğunu ve kendisinin de çevresindeki yüzlerce tavuğun arasında olduğunu görünce, kendini de
tavuk sanmış ve çiftlikteki tavuklarla birlikte, oda bir tavuk gibi büyümeye başlamış.
Zaman zaman içinden;
- “Ben çevremdeki tavuklara benzemiyorum... acaba ben kimim? “diye soruyormuş.
Ama, bu kuşkusunu bir türlü dile getiremiyormuş. Ne de olsa o da bir tavukmuş ve tavuk olduğunu da bilmeli, kabul etmeliymiş.
Bir gün çiftlikte öteki tavuklarla birlikte oyun oynarken, yukarılardan birkaç kartalın özgürce uçtuklarını görmüş.
Kendini tutamamış, yüreğinde bir anda oluşan coşkuyla haykırmış:
- “Aman Allah’ım, ne kadar güzel uçuyorlar. Bende onlar gibi uçmak istiyorum...”
Tavuklar, onun bu sözlerine hep birlikte gülmüşler.
- “Vazgeç düş kurmaktan,sen bir tavuksun ve şunu asla aklından çıkarma; tavuklar kartallar gibi uçamazlar.”
Küçük kartal, o günden sonra hemen her gün gökyüzüne bakıyor ve yukarılarda uçan kartal arıyormuş gözleriyle....
Ama,küçük kartal, çevresindeki tavukların o sözlerinden öylesine etkilenmiş ki....
sonunda bir kartal gibi göklerde özgürce kanat açmak düşünden vazgeçmiş ve yaşamını bir tavuk gibi sürdürmeyi kabul etmiş.
Ve bir tavuk gibi sürdürdüğü yaşamının sonunda bir tavuk gibi ölmüş.''

İnsan kendini tanımalıdır... Bu en büyük zorunluluğudur. Kendini ve ekseni etrafında dönen dünyayı... İnsan ilişkileri de en az insanın kendisini tanıması kadar önemlidir. Sevgi esnekliği kabul etse dahi saygı da mecburiyet olduğunu unutmadan tabii…
Empatik yaklaşımlarla diğer insanların duygu ve düşüncelerine saygı duymak zor olmasa gerek... Yüzyılın en büyük sorunlarından biri olan güvensizlik sorunu, insanın kendine uzaklığıyla gün ışığına çıkar. Asabiyetten titreyen bir kişilik içerisinde saldırgan tutumlar, etrafındaki insanları birer tehlike gibi görerek kendince korunma yöntemleri geliştirmek vs...
İyilikleri bile dakik ve planlı olan bu insanların, iyi olma, ahlaklı ve örnek insan olma günleri vardır. Ve bu günler çok cabuk biter. Bu tür insanlar tutamadıkları dilleri ve hırslarının esareti ile dünyayı hem kendilerine hem de yakınlarındaki insanlara cehennem haline getirirler.
Yaşamak,sevmek,öğrenmek,öğretmek onlar için sonsuz bir ızdıraptır... Kendi içlerine gömüldükçe nefret tohumları daha fazla kök salar toprağa... Zamanı yönettiklerini düşünürler, oysa zamanın elinde küçük birer zavallıdırlar... Ölmek ve yaşamak arası muallaktır işte bu... Elsa Triolet’in yakalandığı bencillik hastalığına yakalanmışlardır. Herkes beni sevsin isterler, oysa ne güzel demiştir Nazım Hikmet;

“Yani sen elmayı seviyorsun diye,
Elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık,
Yahut hiç sevmeseydi,
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?”

Başkalarının acılarından haz alır bu insanlar. Ne pahasına olursa olsun karşısındakine zarar vermek, yaralamak adına kör olurlar yaşadıkları dünyaya karşı. Göremezler. Gözleri kördür. Duyamazlar. Kulakları sağırdır...Konuşamazlar. Dilleri lâl...
Çünkü onlar yaşamak için değil adeta benliklerini kin için doyurmuşlardır. Herşey sorundur... Aynı hataları hep aynı bahanelerle tekrarlarlar ama onlara göre hep siz hatalısınızdır... Düşünmezler hiç herkesin birgün o musalla taşına uzanacağını...
Hep bir intikam havası...Hep bir savaş...Barış sadece ütopik bir söylemdir...Bilmezler...
Kendini bilmeyen insanlar için ise tarihin kuralları işler... Kendi kendini öldürür düşünceleri. Kör birer köle olurlar dürüstler için.
Gözü gönlü kin dolu bu kör köleler insanlık tarihinin en utanç verici neslidir...
Ve hâlâ hayattadırlar...Ne yazık ki!...

Deniz Heval Türkyılmaz

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 263
favori
like
share
Piranha_TR Tarih: 24.04.2009 17:33
emeğine sağlık
yılmazsan35 Tarih: 24.04.2009 17:32
güzel bir hikaye ellerine sağlık