Bir başyazar Osmanlı--'yı Fatih, Yavuz, Kanuni ve Mimar Sinan'la özetleyiverdi. Avrupa'nın kaynaklarına göz atarlarsa, Osmanlı'nın ilk on padişahının dahi olduğunu, bunun bir başka örneğinin bulunmadığını okurlar.

Moliere, 'Kibarlık Budalası'nda Türklere benzemek isteyenleri, Türkçe kelime kullananları hicvetmektedir. Paris'te en önemli cereyan 'Türk-ü perest'likti. Evinde bir Türk köşesi yapmayanı, orada bir tesbih, bir seccade, bir nargile bulundurmayanı sosyetik çevreler gerici olarak nitelendirirlerdi. Bu topraklarda göz kamaştırıcı bir medeniyet gün ışığına çıkmamış olsaydı, Osmanlı'yı taklit söz konusu olur muydu?

Sigrid Hunke gibi Batılı bilim insanları bin beş yüz yılını baz alıp İstanbul-Fatih Medresesi'ni, Latin dünyasının beyni olan Sorbonne'u, Cermenlerin iftihar ettikleri Frankfurt Üniversitesi'ni ele alarak mukayese yaptılar. Müderris-profesör; danişment-doçent; molla-talebe gibi üniversite ile ilgili hangi hususlar varsa, sayıp döktüler. Vardıkları sonuçlardan birini bilirsek, tamamı hakkında fikir yürütebiliriz. Bin beş yüz yılında, Fatih Medresesi'nde tıpla ilgili 926 kitap var; Sorbonne'da 11, Frankfurt Üniversitesi'nde 12 tane. Bunların da yedisi İbn Sina ve Biruni'den, yani bizden tercümedir.

Hammer değerli bulmuş ki, iki bin Osmanlı şairinin şiirini Almancaya çevirmiştir. Ünlü Shakespeare'nin Fuzuli'den alıntılar yaptığını görüyoruz. Baki, Nedim, Şeyh Galip ve daha niceleri ruh coşkunluklarını dile getirmişlerdir. 'Şiir geleneğimizde var; bunları bırakalım; bilim ve teknik olarak Osmanlı insanlığa ne vermiştir?' diye sorulabilir. Havan topunu Fatih icat etmiştir; bir milletin devlet başkanı ilim adamı, mucit ise, o milletin icadı, buluşu saymakla bitmez. Mesela çiçek aşısını Akşemseddin hazretleri bulmuştur. Bir tıpçıya sorarsak, çiçek aşısını bulmak için ne derece tıp bilgini olmak lazım geldiğini öğrenebiliriz.

Vakıf kurumunu geliştiren, çeşitlendiren, adeta onu medeniyetinin temeli haline getiren Osmanlı'dır. İstanbul'un ilk belediye reisi Hızır Bey'in aldığı kararlardan nasıl bir çevreci olduğunu biliyoruz. Uzun lafın kısası, Jean Bodin'i okursak, bugünkü modern devlet anlayışını Osmanlı'nın gün ışığına çıkardığını teslim ederiz. Osmanlı yönetiminin hukukun üstünlüğüne dayandığı Avrupa'da biliniyordu.

İngiltere Kralı VIII. Henry'nin Türkiye'ye bir heyet gönderdiğini, adalet teşkilatını incelettiğini ve bu heyetin raporuna dayanarak ileride cihana örnek olabilecek adliyesinde gerekli ıslahatları yaptığını inkâr mümkün mü? 'Güneş Beldesi'nin yazarı Campanella'nın hapishaneden Kardinal Berul'e yazdığı şu mektup her şeyi ortaya koymaktadır: "İçinde yaşadığım şafaksız gecenin bir sabaha ermesini istemiyorum. Böyle bir sabahın sonu gecedir. Çünkü zindanın dışında istibdat var ve bu, hür fikirlere ancak gece vaat eder. Ben bir 'Güneş Beldesi'nin hasretini çekiyorum. Bu ülkede gece olmasın ve insanlar karanlık mefhumunu orada tatmasın. Güneş ülkeyi yeryüzünde bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Osmanlı Türklerinin varlığı, hiç olmazsa yarın, böyle bir ülkenin var olacağını bana zannettiriyor. Mademki düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve adil Türkler var; üzerinde yalnız hakikatın, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir Güneş Ülke neden vücut bulmasın?" Doktora ve doçentlik çalışmaları Osmanlı'ya ait olan Erlangen Üniversitesi profesörlerinden Hutteroht'a 'Hocam, Osmanlı hangi hatasından dolayı çöktü?' diye sorduğumda şu cevabı vermişti: "Öyle vesikalar gördüm ki donakalacaktım. Osmanlı insanlığın yüz akıdır.
Onu henüz tanımıyor, ama huzurunda saygıyla eğilmek ihtiyacını duyuyorum." Avrupalılar tarihlerini keşfetmekle medeniyetlerini geliştirdiler. Biz de yarınlarda ciddi bir medeniyetin insanı olmak istiyorsak, Osmanlı'yı enine boyuna araştırmalıyız. Geçmişimizi iyi bilirsek, önümüzü görebiliriz; Cumhuriyet'imizin geleceği de buna bağlıdır.

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 338
favori
like
share