Sultan Çelebi Mehmet'ten sonra padişah sülalesinin erkek evlatlarına "şahın oğlu, padişah oğlu" anlamında şehzade denildiğini biliyorsunuzdur. (Daha önce "Çelebi" denilmiştir).


İtiraf etmeliyiz ki; bizim gibi erkek egemen toplumlarda eşi erkek çocuk doğuran bir baba kendisini bir hükümdar, oğlunu da şehzade gibi hisseder. Nesillerin gitgide efemine olmaya başladığı, dişil kromozomların eril hücreleri istila ettiği böyle bir çağda erkek çocuk sahibi olduğu için sevinci ikiye katlanan bir babayı ayıplamayacağız; lakin aynı babanın kendisini hükümdar gibi hissettiren oğluna bir şehzadeye yakışacak eğitimi vermemesinden biraz şikâyet edeceğiz. Doğuşta şehzade zannedilen çocuğun gitgide ayak takımına karışmasına müsaade eden babalaradır sözümüz.


Söyleyeceklerimizin parasal zenginlik veya imkân sahibi olmakla da alakası yoktur; yalnızca bakış açımızı değiştirmemiz, onlara işe yaramaz mahlûklar değil de şehzade gibi muamele etmemiz, öyle hissettirmemiz yeterlidir belki de. Modern çağın şehzadelerini yetiştirmemiz için bazen bu kadarı bile yeterlidir. Baba ile oğul arasındaki her şey, belki de oğulları şehzade gibi görme alışkanlığımızı kaybetmemizden kaynaklanıyordur, kim bilir. Gelin şimdi, ben size bir şehzadede bulunan özellikleri sayayım, siz de şehzadelerinizi bunlardan hangileriyle donatabildiğinizi gözden geçirin.




Eskiden bir şehzade doğduğu zaman özel merasimler yapılır, toplar atılmak sûretiyle doğum İstanbul halkına ilan edilir, bu vesileyle fakir fukaraya ve medrese öğrencilerine yardımlarda bulunulurdu. Şehzadelerin doğumdan hemen sonra mahkeme sicillerine kaydolunması da gelenektendi.


Osmanlı şehzadelerinin beş, altı yaşına gelince elifbadan başlayarak dinî bilgiler başta olmak üzere tarih, edebiyat, şiir, astronomi, matematik ve bazen de yabancı dil öğrenmeleri sağlanırdı. Bunun yanında sportif talimlere çok önem verilir, çocuğun hem zihinsel, hem bedensel gelişimi desteklenirdi. İçlerinden kabiliyetli olanlara bir sanat veya zenaat öğretilmesi de mutlaka sağlanırdı. Osmanlı'nın yükseliş dönemlerinde bir şehzade yetişip takriben on yaş ile on beş yaş arasına geldikten sonra bir sancağa gönderilir ve eğer yaşı küçük ise yanına bir de lala verilirdi. Lala, devlet işlerinde tecrübeli ve hanedana sadık biri olur ve şehzadeye daima yol gösterirdi. İmdi, kendi şehzadelerimizin lalası olmak her vakit elimizdedir; yeter ki kuşak çatışmasına zemin hazırlamayalım ve bu yüzden çocuklarımızı aşağılamayalım, onları biraz olsun anlamaya çalışalım.


Şehzade gençlik yıllarında genellikle bir sanat dalıyla meşgul olur ve kişiliğini onunla tamamlardı. Bu yaşta sancakta bulunan şehzadeler artık "Çelebi Sultan" olarak anılırdı ve bunlar belli zamanlarda divan kurarlar, kendi sancaklarına ait işleri görürler, zeamet ve tımar tevcih ederler, berat verip bir yere gönderdikleri hükümlerde ve verdikleri beratlarda isimlerini havi tuğra çekerlerdi. Ancak yapacakları bu tayin ve tevcihlerin payitahta bildirilerek esas deftere işaret edilmesi lazımdı. Demek ki biz de çocuklarımızı gençlik dönemlerinde bir sanata yönlendirmeli, onların okullarıyla birlikte bir sanat dalında kendilerini ifade etmelerine imkân tanımalıyız. Öte yandan aynı çağlarda pekâlâ onları gurbete gönderebilir, orada kendi başlarına hayatı tedvir etmelerine fırsat tanır, arada sırada da nezaret veya müzaheret ederek yol gösterebiliriz.


Eski çağlarda saltanat hırsı, dışardan ve içerden tahrik, can kaygısı gibi sebepler şehzadeler arasında sık sık mücadelelere kapı aralar ve onları birbirine düşürürdü. Bugün çok şükür böyle bir problemimiz yok. Yine de çocuklarımız arasında rekabet veya eşitsizlik tesis edecek her hareketten kaçınmak gerekir. Onları birbirlerine özendirebilir, gıpta ettirebiliriz, ama kıskandırmak asla!.. Devlet nizamının sarsılmaması ve devletin bölünüp, parçalanıp yok olma tehlikesiyle karşılaşmaması için şehzadelerin kardeşlerini öldürmelerinin caiz olacağı Fatih Kanunnamesi'nde belirtilmiştir. Şehzadelerin öldürülmesi meselesi, devlet nizamını ve devletin geleceğini ilgilendirdiği için üzerinde önemle durulmuştur. Devletin bütünlüğüne kasteden bir başkaldırı veya olay karşısında suçluya verilecek ceza çekinmeden şehzadeye de verilmiştir. Çünkü onların iktidarı değiştirmek üzere giriştikleri isyanlardan düşman devletler istifade etmişler ve muhalefete geçen şehzadelere maddî ve manevî yardımlarda bulunmak sûretiyle devleti çökertmek istemişlerdir. Bugün evlatlarımızı birer şehzade gibi göreceksek onların devlete sadakati adına da bilinçlendirilmesi gerektiğini söylemeye gerek yoktur sanırım. Şöyle ağzı dola dola kendi evladına "Şehzadem!.." demeyi istemeyen bir baba olabilir mi? O halde, elimizden geliyorsa onları şehzadeler gibi yetiştirelim!..

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 316
favori
like
share