Taberi - taberi tevsiri - taberi eserleri - Taberının İlmi

Ebu Cafer Muhammed B.Cerır Et-Taberı

Hicrî 3. Yüz yılın girişiyle İslami ilimler gelişmiş ve mükemmelliğe yaklaşmıştı. Öyle ki fıkhî mezheplerin, değişmeyen temel esasları konmuş, sahih hadis kitapları telif edilmiş, Arap dili, konuşanların ağızlarından alınmak suretiyle derlenmiş, Siyer ve Gazvelerle ilgili kitaplar yazılmış, Arap diii, Fars, Hİrid ve Yunan bilgilerini de kuşatır hale gelmiştir. Böylece âlimlerin önünde ufuklar açılmıştır. İnsanlar ilmin sadece bir dalında bilgi sahibi olma yerine çeşitli ilimleri birlikte öğrenmişlerdir. Mesela, Lisan ve Gramer bilgileriyle meşgul olan alimler, aynı zamanda Hadis ile ilgili ilimler de edinmişlerdir. Hadis âlimleri de tarihi, çeşitli mezhepleri, Hadis ravi'Ierinin derecelerini öğrenmişlerdir. Bir şair, Lisandan, gramerden yeteri kadar payını aldığı gibi dini bilgilerden de nasibini almıştır. Fıkıh âlimleri de kitap ve sünneti bilme yanında şiirleri ve ata sözlerini ezberlemiş böylece edebiyattan nasiplenmişlerdir.

İslam alemindeki ders halkaları, ilim meclisleri, okullar ve te'lif işleri sadece Küfe, Basra ve Bağdat gibi şehirlere has olarak kalmamış doğuda Mavera-ünnehir bölgesindeki Horasan, Rey (Tahran) ve diğer bölgere kadar varmış, batıda ise Şam, Mısır, Kuzey Afrika ve Endülüse kadar ulaşmıştır. Böylece bu bölgelerdeki şehirler ve köyler, fıkıh âlimleri, kuıralar, muhaddisler, dil bilginleri, müfessirler ve diğer ilim dallarındaki âlimlerle dolup taşmıştır.

İşte ilmin dolup taştığı bu dönemde, Muhaddis, Fakih ve Müfessir olan Ebû Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberinin yıldızı parlamıştır. Bu zat, daha çocukken kendisini ilme vermiş, erginlik çağına girdikten sonra ilim almak için çeşitli bölgelere seyahati ar yapmış, Yüzlerce râvi ve âlimle görüşmüş ve çeşitli dallarda yazılan kitapları okumuştur. Kısa sürede bir mezhep sahibi İmam olmuştur. Böylece adını iarihe yazdırmış, her zaman hatırlanmış ve ilminin, itibar edilen bir ilim olmasını sağlamıştır. [2]



Taberinin Doğum Yeri Ve Tarihi


Ebû Cafer Muhammed b.Cerir et-Taberi, Taberistanın ÂmÖI şehrinde doğmuştur, doğum tarihinin H. 224 veya H. 225 olduğu rivayet edilmiştir,[3] Taberi, küçüklüğünü anlatırken şunları söylemiştir, "yedi yaşımda hafız oldum. Sekiz, yaşımdayken insanlara namaz kıldırdım. Dokuz yaşımdayken hadisleri toplayıp yazmaya başladım. Babam bir gün rüyasında şunu görmüş, Ben Resûlullahm önünde bulunuyormuşum. Yanımda, İçi taş dolu bir torba varmış.

Taşlan alıp Resûlullahın önümle atıyormuşum." Rüyayı yorumlayan kişi elemiş ki: "Bu çocuk büyüdüğünde Resûlullahın dinine karşı samimi olacak ve onun Şeriatını savunacak." İşte bunun üzerine babam, ilim tahsili hususunda bana yardım etmekte çok titiz davrandı. Ben, daha küçük bir çocukken bu hassasiyeti gösteriyordu. [4]

Bu rüya doğru çıkmıştır. Taberi, fıkıh ve diğer ilimleriyle zamanının en önde gelen isimlerinden olmuştur. Sünneti savunmuş bid'aüara karşı savaş ver-miştir. Babası da Taberistandaki büyük arazisi ve maddi imkanları yanında takva sahibi bir kimseydi. Oğlunun zeki, ilme âşık, âlimlerle tanışmayı çok seven biri olduğunu görünce ondan hiçbir imkanı esirgememiştir. Nereye giderse gitsin arkasından ihtiyaçlarını karşılamıştır. Böylece oğlunu Halifelerin bahşişlerinden, Vezirlerin ve idarecilerin yardımlarından uzak tutmuş onu, makam ve mevki hırsından müstağni kılmıştır. Taberîböylece kendisini ilim öğretmeye, hadis rivayet etmeye ve kitap yazmaya vakfetmiştir. Hatta babasının vefatından sonra dahi onun ihtiyaçları, babasının servetinden karşılanmış, böylece hayatının sonuna kadar kimseye muhtaç olmamıştır. [5]


Taberının Ilım İçin Yaptığı Seyahatlar


Ebu Cafer Muhammed b.Cerir et-Taberî, daha yaşı on iki olmadan doğum yeri olan Âmûl şehrinden ayrılmış ve çeşitli bölgelere seyahat yaparak bir çok âlimden ilim tahsil etmiştir. Önce Rey (Tahran) bölgesine gitmiş, orada bulunan âlimlerden dersler almıştır. Mesela Ebu Mukatilden Irak fıkhını okumuş, Ahmed b.Hammad ed-Dolabiden gramer öğrenmiş, Selem b.Fadl'dan, Ibn-i İs-hakın "Megazi" adlı eserini okumuş daha sonra meşhur Tarihini, bu eseri esas alarak yazmıştır. Daha sonra İbn-i Humeyd er-Rûzi ile uzun süre beraber olmuştur. Taberi bu hususta şunları anlatıyor: "Biz, Muhammed b.Humeyd er-Râzinin yanında kitaplar yazardık. O, bir gecede bir kaç defa yanımıza gelirdi. Bize ne yazdığımızı sorar ve yazdıklarımızı okurdu. Biz, Ahmed b.Hammad ed-Dolabi-nin yanına da giderdik. O, Tahranın köylerinden bir köyde oturuyordu. Tahranla o köyün arasında uzun bir mesafe vardı. Öyle ki, oradan döndüğümüzde deliler gibi oluyorduk. (Sersemleşiyorduk) Sonra da kalkıp Muhammed b.Humeyd'in meclisine gidiyorduk". [6]

Taberi daha sonra Bağdata gitmiştir. Oraya gidişinin asıl sebebi, İmam Ahmed b.Hanbelin orada çok meşhur olması, ilmî sohbet ve toplantılarda adının çokça anılmasıydı. Taberî, Bağdata giderek, İmam Ahmed'den ilim almayı ve onu insanlara aktarmayı düşünüyordu. Ne var ki, o Bağdata varmadan İmam Ahmedin vefat haberini aldı. Bu sebeple orada kalmadı.

Taberi, Bağdattan Basraya geçti. Orada bulunan Muhammed b.Musa, îmad b.Musa, Muhammed b.Abdülâ'lâ, Bişr b.Muaz ve Muhammed b.Beşşar gibi âlimlerin sohbetlerini dinledi.

Daha sonra Küfeye gitti. Orada, Hennad b.Seriyy ve İsmail b.Musadan hadis alıp yazdı. Süleyman b.Hallad ed-Talhî'den kıraat ilimlerini öğrendi. Ayrıca zamanının büyük âlimlerinden olan ve sertliğiyle tanınan Ebu Kureyb Muhammed b.Alâ el-Hemedanî ile görüştü. Ondan bir çok hadis aldı.

Taberi oradan tekrar Bağdata döndü. Bu defa Kur'an ile ilgili ilimleri tahsil etti. Zamanının kurrası olan Ahmed b.Yusuf et-Tağlebiden uzun süre ders aldı. Sonra kendisini Şafii fıkıhına verdi. Orada, Şafii mezhebinin üeri gelen âlimlerinden Hasan b.Muhammed es-Sabah ve Ebu Said ei-Istahrî bulunuyorlardı, Taberi kısa bir süre sonra Şafii mezhebini esas aldı ve yıllarca o mezhebe göre fetva verdi.

Daha sonra Mısıra gitti. O dönemde Mısırda Şafii mezhebi âlimlerinden İsmail b.İbrahim el-Müzeni, Rebi b.Süleyman, Muhammed b.Abdullah b. ei-Hakem ve kardeşi Abdurrahman bulunuyorlardı. Taberi Mısıra giderek onlarla görüşmeyi İstemişti. Ancak Mısıra giderken Şam bölgesi sahil şehirlerine uğradı. Özellikle Beyrutta uzunca bir süre kaldı. Orada, kurra olan Abbas b.Velid el-Beyruti ile görüştü. Yedi gün içinde Şamlıların kiraatına göre Kur'an-i Kerimi onun huzurunda okuyup bitirdi. Sonra Mısırın Fustat Şehrine H. 253 yılında vardı. Taberi ile ilk görüşen kişi Fustat âlimlerinden Ebul Hasen es-Serrac eî-Misrî oldu. Bu zat Taberiye fıkıh Hadis, lisan, gramer ve şiirle ilgili sorular sordu. Taberinin bütün meselelerde âlim olduğunu ve ilimlerden payını yeteri kadar, aldığını gördü. Taberinin Mısırda kalışı uzun sünnüştür. Mısırda iken Şama gidip tekrar geri dönmüştür, dönüşünden sonra Rebi',Müzeni ve Abdüihakimin iki oğlundan Şafii fıkhını, İbn-i Vehb'in talebelerinden Maliki fıkihmı ve kurra-ların reisi olan Yunus b.Abdül'alâ es-Sedefîden, Hamza ve Verş'in kıraaatlanm öğrenmiştir.

Taberi son zamanlarında Bağdata yerleşmeyi düşünmüş ve uzun seyahat-lardan sonra tekrar oraya dönmüştür. Orada hadis rivayet etmiş, kitaplar yazmış, eserler okumuş ve çağının büyük âlimteriyle arkadaşlık yapmıştır. Taberi, kendisini okuma ve yazmaya vakfetmiş bunun dışında herhangi bir iş yapmamakta kararlı olmuştur.

İbn-i Asâkir diyor ki: "Abbasi devletinde Hâkânî, başvezirliğe getirilince Taberiye bir çok ma! göndermiş Taberi ise gönderilenleri geri çevinniş, Hakânî, Taberinin Kadı olmasını İstemiş Taberi bunu da reddetmiş, Hâkânî yine Taberinin haksızlıkları önleme şurasının başına geçmesini istemiş Taberi bunu da kabul etmemiştir. Bunun üzerine arkadaşları ona sitem ederek şunları söylemişlerdir: "Bunda senin için sevap var. Kaybolan bir sünneti ihya etmiş olacaksın." Taberi ise onlara sert bir şekilde şu cevabı vermiştir: "Sanıyordum ki ben bunları isteyecek olsam sizler beni bundan men edersiniz. Fakat aksi oldu. [7]

Taberi Bağdatta Rahbet-i Yakup mahallesinde kendisine bir ev yaptırdı. Zamamni orada ibadetle, okumakla, yazmakla ve telif ile geçirdi. Evinde huzurla yaşıyor, Halife ve valiler dahil herkes tarafından saygı ile karşılanıyordu. Nihayet H.310 yılının Şevval ayının sonuna iki gün kala bir cumartesi günü vefat etti. Ve evine defnedildi.

Hatibüi Bağdadî diyor ki: "Kabrinin üzerinde aylarca cenaze namazı kılındı. Ölümüne üzülen birçok âlim ve edebiyetçı, hakkında şiirler yazdı. [8]


Taberının İlmi


Taberi bütün ilim dallarında ilim yapmış ve her sahadan yeteri kadar na-sebini almıştır. Öyle ki çağının tartışmasız İmamı sayılmıştır. Hemşehrisi olan Abdülazİz et-Taberi bu hususta şunları söylemektedir: "Taberi, kıraat, hadis, fıkıh, tefsir, gramer, matematik ve diğer ilimlerin her birinde ihtisas yapmış gibi derin bilgilere sahipti. Fakat özellikle fıkıh, tefsir, hadis ve kıraat İlimlerinde meşhur olmuştur. Bu ilimlerdeki gücünü şöyle ifade etmek mümkündür:

a- Fıkıh: Taberi fıkıh şahabında, bütün fıkhî mezhepleri okumuş fakat özellikle Şafii mezhebinde mütehassıs olmuştur. Her ne kadar müstakil bir mezhep sahibi gibi hareket etmişse de genellikle Şafii mezhebine bağlı kalmıştır. Öyle ki Bağdatta on sene bu mezhebe göre fetva vermiştir. Bununla birlikte meselelerin derinliklerine inip uzun araştırmalardan sonra kendisini müstakil bir mezhep sahibi kabul etmiş ve bu mezhebini, yazdığı büyük küçük fıkıh kitaplarında zikretmiştir. Mezhebinin özelliklerini "Latifül Kavi" isimli eserinde beyan etmiş ayrıca "El-Basit" ve "İhtilafül Fukaha" adlı eserlerinde, İmam Malik, Ebu Hanife, Şafii, Süfyan es-Sevri, Evzai, Ebu Yusuf, Muhammed b. el-Hasen, ibrahim b.Halid el-Keibi gibi âlimlerin görüşlerini birbirleriyle mukayese ederek, delilleriyle birlikte zikretmiş ve kendisinin tercih ettiği hükmü de belirtmiştir. Kendisinden sonra gelen bir kısım âlimler onun mezhebine tabi olmuşlardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Ali b.Kamil, Ebul Ferec el-Muafı b.Zekeriyya en-Nehrevanî (Taberinin mezhebini bu kişi yaymıştır)

b- Hadis: Taberi hadis sahasında da zamanının önde gelen âlimleri arasına girmiştir. Öyle ki Zehebi onu altıncı mertebedeki Muhaddislerden sayarken Nevevi "Tehzibül Esma vel Lügat" adlı eserinde Taberiyi Tirmizî ve Neseî'nin mertebelerinde zikretmiştir. Taberip.ir bu sahadaki en meşhur eseri 'Tehzib el-Asâr" isimli eseridir. Bu eser hakkında Şunlar söylenmiştir. "Bu eser Taberinin harika eserlerinden biridir. Eserine, kendisine göre senet zinciri sahih olan ve Hz. Ebubekirden rivayet edilen hadislerle başlamıştır. Taberi, rivayet ettiği her hadis hakkında yorum yapmış ilk önce hadisin muhtemel olan illetlerini sonra hadisin rivayet tariklerini daha sonra hadisten çıkarılacak fıkhi hükümleri, sünnetleri, âlimlerin bu husustaki ihtilaflarını ve her birinin delillerini zikretmiş daha sonra hadisin ne mânâ ifade etiiğini, onda geçen garip kelimelerin izahını beyan etmiş daha sonra İnkarcıların, o hadise nasıl dil uzattıklarını açıklamış, onlara cevap vermiş ve iddialarının geçersiz olduğunu beyan etmiştir. Böylece on kişiden gelen, Ehl-i Beytten rivayet edilen ve Abdullah b.Abbastan nakledilen hadislerden büyük bir eser meydana getirmiştir. Taberinin bunları yapmaktan asıl maksadı, Resulullahtan nakledilen bütün sahih hadisleri rivayet etmek, ted-kİk ettiği bu hadisler gibi bütün hadisleri tedkik etmekti. Böylece hadislere dil uzatan herhangi bir kimseye itham sahası kalmasın, ilim erbabının muhtaç olduğu her şeyi gözlerinin Önüne sersin. Bu yolla Kur'an ve sünnetten ibaret olan Şeriatı tedvin etmiş olsun. Fakat bu hedefine ulaşamadan vefat etmiştir. Ondan sonra gelen insanlar Taberinin şerh ettiği şekliyle tek bir hadisi dahi şerh edemedi. [9]Taberi hadis ilminin etkisinde kaldığı için tarihini de Muhaddislerin usulüyle, raviler zincirinden naklederek yazmıştır.

c- Kıraat: Taberi kıraat ilimlerini, Bağdat. Kûie, Şam ve Mısır kurralann-dan okuyup öğrenmiştir. Özellikle Haınza ve Verdin kuantlarını, Mısırda, Yunus b.AbdüI'alâdan almıştır. Taberi belli bir zaman sonra. Fıkıh ve Tebirdc olduğu gibi, kendisi için belli bir kıraat şekli tevhit etmiş ancak huıiü tesbıi öderken meşhur kiraatlardan ayrılmamaya çalışmıştır. Kıraat ilimleri h;ıkkıikl;ı "Fi-Faslu Beynel Kıraat" isimli eserini yazmıştır. Bu eserde Kur'anın kıranlarında kurraların nasıl ihtilaf ettiklerini, kıraatlara göre kurraların isimlerini, Mekke, Medine, Basra ve Şam kurraiarının adlanın zikretmiştir. Ayrıca her kıraati diğerinden ayırmaya çalışmış ve herbirinin dayanağını, tevilini ve okuyucusunu belirtmiştir. Kendisi de bu kıraatlardan birini seçmiş, onu seçmesinin sebeplerini ve o kıraatin daha sahih oluşunun delillerini zikretmiştir. Böylece âyetleri tefsir etmeye, onları gramer açısından tahlil etmeye muktedir olduğunu ortaya koymuştur. Taberi, Kur'an-ı Kerimin çeşitli kıraatlannı bilmesinin yanında kendisi de güzel okuyanlardandı. Mücahidin oğlu Ebubekir, teravih namazı kılmak için mescide giderken Taberinin, Rahman suresini okuduğunu işitmiş ve onun hakkında: "Allah tealâmn bu sureyi bundan daha güzel okuyan birini yarattığını sanmıyorum." demiştir.

Taberi aynı zamanda edip bir kimseydi. Eserlerinde en değerli şiirleri, hutbeleri, mektupları ve vasiyetlerini zikretmesi, yer yer bizzat kendisinin de şiirler söylemesi bunu göstermektedir. Bir şiirinde şunları söylemektedir:

İki ahlak vardır ki razı olmam onlara

Zenginliğin şımarıklığı, fakirliğin zilletidir.

Zenginleşirce şımarma, fakir olunca da daim

İffetli ve vakarlı ol,

Taberi, görüşleri güzel, tuttuğu yol hoş olan bir kimseydi. Her gece mutlaka Kur'an okurdu. Görüşlerinde Selefin görüşünü esas alır ve ehl-i sünnet yo-nuLunu takibederdi. Yazdığı eserleriyle ne bir makam ne de bir madde hedefliyordu. İffetli, vakarlı, elbisesi ve vücudu temiz, sohbeti hoş, arkadaşlık hukukunu bilen, konuşması tatlı, nükteleri manidar olan bir kimseydi.

d- Tarih: Taberinin, "Tarih er~Rüsul vel Müluk" veya "Tarih ef-Ümem vel Müluk" isimli tarih kitabı Arapça olarak yazılan tarihlerin en geniş olanıdır. Taberi bu eserini planlı bir şekilde yazmış, bilgileri tarama yoluyla toplamış, rivayetlerinde son derece titiz davranmıştır. Öyle ki kendisinden Önce geçen, Yakubî, Belazurî, Vakidî ve İbn-i İshak gibi tarihçilerden daha mükemmel ve daha güvenilir bir eser meydana getirmiştir. Böylece kendinden daha sonra gelen, Mes'ûdî, İbnül Esir ve İbn-i Haldun gibi tarihçilere de imkânlar hazırlamıştır.

îslamdan önce cahiliye döneminde Araplann tarihi, ezberlenerek muhafaza edilen ve insanların ağzından, konuşularak aktarılan bir kısım şiirler, ata sözleri, meşhur olaylar ve aşırılıklarla dolu kıssa ve efsanelerden ibaretti. Sadece Hiyre ve Yemende, köşklerin ve kalelerin duvarlarına yazılan bir de çeşitli ma-bedlerin ve manastırların içlerinde bulunan yazılar, nakilcüerin senet zinciriyle yazılmıştı.

Resûlullah (s.a.v.) yeni bir din getirdi. Bir çok olaylarla karşılaştı. Bu nedenle onun dönemindeki ve ondan sonra gelen Hulefa-i Raşidin dönemindeki olayların yazılarak zaptedilmesi icabetti. Konuyla ilgili ilk kitabı Hz. Zübeyrin oğlu Urve yazmıştı. Ondan sonra da Hz. Osm anın oğlu Eban yazmıştı. Nihayet İbn-i lshakın kitabıyla Siret ilmi zirveye ulaştı. Daha sonra müslümanlar arka arkaya fetihler yaptılar. İranı tamamen fethettiler. Bizansın tahtını sarstılar. Böylece daha önce görmedikleri çeşitli insanlarla ve kültürlerle karşılaştılar. Alimler bunların dillerini ve örflerini öğrenerek tslamı tebliğe çalıştılar. İdareciler de onların eski sistemlerini ve tarihlerini öğrenek sevkü idareyi huzurla devam ettirmek istediler. Bu nedenle tarih, yepyeni bir şekil aldı. Tarih bilgilerine, "Haberler" onları nakledenlere de "Haberciler" adı verildi. Artık yazarlar, tarihi olayları tesbit ederek yazmak için kollarını sıvamışlardı. Muhammed b.Saib el-Kelbî, nesebler hakkında bir kitap yazdı. Avane b.el-Hakem, Üıneyye oğullarının haberleri hakkında bir kitap yazdı. Ebu Mihnef, İıtidat hakkında, Cemel ve Siffîn olayları hususunda bir kitap yazdı. Seyf, fetihlere ait haberler hakkında, Ibn-i Hişam da Himyer Kralları hakkında birer kitap yazdılar. H. 2. yüz yılın sonlarına doğru, tarihle ilgili eserler gittikçe arttı.O dönemde divanların oluşturulması, ordu kütüklerinin tutulması ve benzeri kurumların otunnası neticesinde yazılı tarihe ihtiyaç iyice artmıştı. Ayrıca Farsça, Yunanca ve Süryaniceden çokça kitap tercüme edilmesi, şehirler ve milletler arası seyahatlann artması, kültür ve medeniyetlerin birbirleriyle kaynaşması, yazılı tarihin gelişmesini daha da artırdı. Bu nedenle bazı değerli âlimler tarih hakkında büyük kitaplar yazmaktan kaçınmadılar. Vakidî fütuhatla ilgili kitapları, Belazurî, el-Büldan ve Ensabül Eşraf isimli titaplanni, İbn-i Kuteybe, el-Mearif, Dînûrî, el-Ahbaruttı-val isimli eserlerini yazdılar. Nihayet siraTaberiye gelmişti. O da tarihle ilgili olan meşhur kitabını yazdı. Taberinin, bu kitabı ne zaman yazmaya başladığı kesin olarak bilinmemekte ise de onu, tefsirinden sonra yazdığı, kendi ifadelerinden anlaşılmaktadır. Tahminen H. 290 yıllarında yazmaya başlamış H.3O3 yıllarında bitirmiştir, Taberi tarihine kaynak olarak, kendisinden önce yazılan ve nakledilen bütün kitap ve rivayetlerden istifade etmiştir. Araplann İslamdan Önceki tarihlerini, Ubeyd b. Serye eİ-Cürhûmî, Muhammed b. Ka'b el-Kurezi ve Vehb b. Münebbih'ten almış, Farsların haberlerini, Arapçaya tercüme edilen Abdullah b.el-Mukaffa ve Muhammed b.Saİd el-Kelbî'inin ve berzerlerinin eserlerinden almış, Siret ilmini Hz. Osmanın oğlu Eban, Hz. Zübeyrin oğlu Urve, Şerahbil b.Said, Musa b.Ukbe ve İbn-i İshaktan almıştır. İrtidat olaylarım ve fetihleri, Seyf b.Ömer el-Esedî'den, Cemel ve Siffîn vakalarını Ebu Mihnef ve Medainî'den, Emevilerin tarihini, Avane b.el-Hakemden, Abbasilerin haberlerini, Ahmed b.Ebi Hayseme'nin kitaplarından iktibas etmiştir. Taberi tarihini mu haddislerin üslubuyla rivayet zinciri içinde nakletmiştir.

e- Tefsir: Taberi ilmini "Camiül Beyan Fi Tefsiril Kur'an" isimli büyük eserinde göstermiştir: Bu tefsirini te'lif etmesi hakkında şunları Söylemektedir. "Ben daha küçük yaştayken böyle bir tefsir yapmayı gönlümden geçiriyordum. Bu hususta Allah teâlâya istihare yaptım. Hakkımda bu işin hayırlı olup olmadığını bildirmesini diledim. Tefsire başlamadan üç yıl önce rabbimden bana yardım etmesini niyaz etmiştim. Rabbim de bu hususta bana yardımını esirgemedi.."

Taberi, Tefsirini, Kur'an-ı kerimin cüzlerinin sayısına göre otuz cüz olarak düzenlemiştir. Tefsirinin Ön bölümünde, Kur'anın mucize olduğunu, kıraat şekillerini, surelerin isimlerinin manalarını beyan eden risale mahiyetinde bir giriş yazmıştır. Sonra Kur'an-ı Kerimin her âyetini kısım kısım izah etmiş, o hususta zikredilen sahabilerin, tabiinin, tebe-i tabiinin sözlerini, kurcalara ait kıra-atları, âyetlerin nâsih, mensup olup olmadıklarını, âyetlerden çıkarılacak hükümleri, bid'atçıların Öne sürmek istedikleri bid'atları reddedip onlara verdiği cevaplan zikretmiş, o zamana kadar yazılmış olan güvenilir tefsirlerden bol bol alıntılar yapmıştır. Özellikle Abdullah b. Abbas, Said b.Cübeyr, Mucahid, Kata-de, Hasan-ı Basrî, İkrime ve Dehhaktan çokça nakiller yapmıştır. Buna mukabil güvenilmeyen tefsirlerden alıntı yapmamıştır. Çünkü bunlar ona göre itham altında bulunan kimselerdir. Diğer yandan tarih ve Siret kitaplarında da bunlardan alıntı yapmıştır.

Taberinin tefsiri, dünyaca meşhur bir tefsirdir. Bu tefsir hakkında fakih Ebu Hamid el-İsferayini şöyle demiştir:" Şayet bir kişi, Muhammed b.Cerir et-Taberinin tefsirini elde etmek için Çin'e kadar gidecek olsa bu tefsir için gerekenden daha fazlasını yapmış sayılmaz. [10]


Eserleri


Taberinin bir çok eseri vardır. Onlardan en meşhurları şunlardır:

1- Adabül Menasik: Bu eserde Hacca gidecek olan kimsenin, evinden ay-nlmasından başlayarak Haccmı tamamlamasına kadar nasıl davranacağı ve nerelerde neler yapacağı zikredilmektedir.

2- Âdâbünnüfus: Bu eserde, insana isabet edebilecek bütün manevi sıkıntılar ve onların nasıl giderileceği zikredilmektedir. Taberi bu eserinde, önce kalbe sonra dile sonra göze sonra kulağa sonra da diğer bütün azalara isabet edecek husuları sırayla zikretmiş bu hususta Resulullahtan, sahâbilerden ve ehl-i Takvadan nakledilen görüşleri zikretmiş, bu görüşlerden hangisinin sahih olduğunu açıklamaya çalışmıştır.

3- İhtilaftı Ulemail Emsar Fi Ahkâmi Şeraiil İslam: Taberi bu eseriyle Fıkıh âlimlerinin görüşlerini nakletmeye çalışmıştır. Bunlar da İmam Malik, Ev-zai, Sevri, Şafii, Ebu Hanife, Ebu Yusuf, Muhammed b.Hasan ve İbrahim b.Ha-lid'dir. Taberi bu eserinde, hangi görüşü tercih ettiğini zikretmemiştir. Çünkü o bu işi, "Latifül Kavi" adlı eserinde yapmıştır.

4- Gadir Hum Hadisleri: Bazı insanlar Gadir Hum ile ilgili herhangi bir hadisin bulunmadığını, zira Resulullah Gadir Hum'da bulunurken Hz. Alinin yemende olduğunu iddia etmişlerdir. Bunun üzerine Taberi bu eserini yazmış, önce Hz. Alinin faziletlerini anlatmış daha sonra da Gadir Hum ile ilgili hadisi çeşitli tariklerden zikretmiştir. İbn-i Kesir bu mesele ile ilgili hadislerin Taberi tarafından iki ciltlik kitap haline getirildiğini söylemiştir.

5- Basitül Kavi Fi Ahkamı Şeraiil İslam: Taberi bu eserinde iik önce görüşlerini tercih ettiği sahabileri ve kendilerinden fıkıh aldığı âlimleri şehirleriyle birlikte zikretmiş daha sonra fıkha ait taharet, namaz, zekat, şartlar, kadılar, siciller, vasiyetler, kadıya ait hükümler ve fıkıh usulüne ait meseleleri zikretmiştir.

6- El-Basir Fi Mealim ed-Din: Taberi bu Kitabında, Taberistan halkına, ihtilaf ettikleri isimler ve kişiler hakkında bilgiler sunmuş, bid'at ehlinin mezheplerini zikretmiştir.

7- Tarihürrüsul velmüluk: Bu eseri, daha Önce de zikredilen meşhur tarih kitabıdır.

8- Tehzibü Âsâr ve tafsilü es-Sabiti Minel Ahbar: Bu kitabı, üstünlük derecelerine göre alfabetik sıraya konulan sahabilerin rivayet ettikleri hadislerden, önde gelen sahabilerin bir kısmının naklettiği hadisleri ihtiva etmektedir. Daha önce Taberinin bu kitaptaki usulü zikredilmiştir.

9- El-Camiu Fil Kıraat: Taberi bu eserinde, Kur'an-ı Kerime dair çeşitli kıraatları zikretmiştir. Bu eseri Cezeri görmüş ve kıraatim ondan almıştır. Eserin büyükçe harflerle ve on sekiz ciltten ibaret olduğu, içinde yirmi küsur kıraatin zikredildiği nakledilmektedir.

10- Hadis et-Tayr: İbn-i Kesir, Taberinin böyle bir kitabı olduğunu zikretmiştir.

11- El-Hafıf Filfikhi: Bu kitabını daha sonra zikredilecek olan "Latif el-Kavl Fi Ahkam eş-Şarai el-İslam" isimli eserinden kısaltmıştır. Bu kitapta âlim olanın da talebenin de faydalanacağı meseleler özetle zikredilmiştir.

12- Zeyl el-Müzeyyel: bu kitapta Resulullahın sahabilerinden, onun döneminde ve kendisinden sonra Kureyşten ve diğer kabilelerden tabiin ve Selef-i Salibinden, onlardan sonra gelenlerden ve Taberinin hocalarından, öldürülen ve Ölenlerin tarihleri, Resulullaha zaman bakımından yakınlıklarına göre zikredilmiştir. Taberi bunlara isnaü edilen asılsız iddiaları reddetmiş ve onları savunmuştur. Hasan-ı Basri, Katade, İkrime vb. Kimseler bunlardır. Taberi ayrıca bu eserinde zayıf olduğu söylenen ravileri de zikretmiş, ravilerle ilgili çeşitli malumatlar vermiştir. Bu kitabı çok değerli bir eserdir.

13- er-Reddü Alel Hurkusiyyi: Taberi bu kitabını önce Hz. Alinin ordusunda olup ta daha sonra ondan ayrılan Haricilerden bîr fırkaya cevap olarak yazmıştır.

14- er-Reddü Ala Zilesfar: Taberi bu eseriyle Davud b.Ali el-İsbahanİ'ye cevap vermiştir.

15- er-Reddü Ala İbn-i Adi! Hakemi Alâ Malik: Bu eseûyle İbn-i Abd el-Hakem'in İmam Malik hakkında yazdığı olumsuz şeylere cevap vermiştir.

16- Sarih es-Sünne: Tabeıi bu risalesinde mezhebini ve itikadını zikretmiştir. Kitabının son bölümü itikad hakkındadır.

17- Turuk el-Hadis: Taberi bu eserini hadis hakkında yazmıştır.

18- İbaretu er-Rü'ya: Bu eserinde bir kısım hadimleri toplamış fakat ta-mamlayamadan vefat etmiştir.

19-KitabülEdebVettenzil.

20- Kitap el-Fadail: Bu eserinde dört Halifenin faziletlerini zikretmiştir. Bu eseri telif etmesinin sebebi, bir taraftan Hz. Aliyi küçümseyenleri diğer taraftan onu masum sayanları onaya çıkarmak istemesidir.

21- Latif el-Kavl Fi Ahkâm eş-Şeraİ el-İslam: Taberi bu eserinde mezhebini kitap haline getirmiştir. Bu kitap en değerli kitaplarından ve Fıkıh kitaplarının da en güzellerindendir.

22- Muhtar el-Feraiz: Bu eser, miras taksimiyle ilgilidir.

23- EI-Müsned el-Mücerred: Bu eseri hadisle ilgilidir.

24- Kitap el-Vakf: Bu eserini, Halife el-Muktefi için yazmıştır. Bu eserde, Vakıf hakkında âlimlerin ittifak ettikleri konulan zikretmiştir.

25- Camiül beyan Fi Tefsiri I Kur'an: Bu eseri, elimizde bulunan tefsiridir. Eserini Bağdatta yazmıştır. Eseri, H.238 de yazmaya başlamış ve 290 ylin-da bitirmiştir. Bu eser çeşitli âlimler tarafından özetîenmeye çalışılmış son zamanlarda da Mahmut Şakir tarafından 15. Cüze kadar tahkik edilmiştir. [11]


Tefsirin Tercümesi


Taberi, izah edildiği gibi derin ilmi ve geniş tedkikleriyle dikkatleri üzerinde toplamış bir âlimdir. Yine izah edildiği gibi çok sayıda eseri vardır. Ancak bunlardan Tefsiri ve Tarihi en çok şöhret bulanlarıdır. Bu sebeple ona "Tefsirci-lerin ve tarihçilerin babası" unvanı verilmiştir. Biz burada, onun bu büyük eseri hakkında kısaca bilgi verecek ve onu nasıl tercüme etmeye çalıştığımızı belirteceğiz.

Bilindiği gibi Tefsirinin adı "Camiül Atyan Fi tefsiril Kur'an"dır. "T-tberi Tefsiri"diye şöhret bulmuştur. Bu tefsir uzun süre ortalarda görülmemiş haîıa bir ara kaybolduğu sanılmış fakat sonra bulunarak baskısı yapılmış ve okuyucuların istifadesine sunulmuştur. Bildiğimiz kadarıyla mühim baskılarından biri, 1954 yılında, âyetler numaralanmak sureteyle, "Mustafa el- Bâbî el-Hualebi" ortaklığı tarafından Mısırda 30 Cüz olarak yapılan baskısıdır. Mısırlı âlimlerden iki kardeş olan Ahmed Muhammed Şakir ile Mahmut Muhammed Şakir tarafından tahkik edilip bir haşiye ilavesiyle tahriçli olarak basılmaya başlanmış fakat henüz tamamlanmamıştır.

Elimizde bulunan ve tercümeye esas aldığımız nüsha ise "Darülfikr (Beyrut) tarafından 1978 tarihinde basılmış 10 Ciltlik nüshadır.

Taberinin Tefsiri, bir rivayet tefsiridir. Taberi bu tefsirinde âyetlerin iza-. hım, önce hadis-i şeriflere sonra sahabe, tabiin ve kendisinden önce gelen âlimlerin rivayetlerine dayanarak yapar Hadis ve sahabe kavlinin bulunmadığı yerlerde, geçmiş âlimlerin izah tarzlarını ve görüşlerini anlatır. Bu deliller de bulunmazsa Arap dili bilgisine dayanarak âyetleri açıklamaya çalışır. Ayrıca kendi görüşünü ve tercihini de beyan eder.

Tefsirinde İsrailiyata da rastlanmaktadır. Ancak Taberi, âyetlerin izahında geçen bu çeşitli hikayeleri anlatıp geçmekte, onlar üzerinde fazlaca durup yorum ve tercih yapmamaktadır. O, tercihlerini ilmi konularda, çoğunlukla kıraat ve ahkam haberleri üzerinde yapmaktadır. Olayları ve olaylar üzerindeki çeşitli görüş ve rivayetleri de zikretmekte fakat sonunda o konudaki kıssanın öyle veya böyle olmasınm bizim için önemli olmadığını söyleyerek sonuca varmaktadır.

Mesela, Hz. Âdeme, cennette meyvesini yemesi yasak edilen ağacın ne olduğu hususundaki rivayetleri anlatıp "bunun, buğday, incir veya üzüm olduğunu söyleyenler vardır. Fakat Allah teala gerek Kur'anda gerekse sahih olan sünnette bu ağacı bize bildimıemiştir. O halde o ağacın ne olduğunun bilinmesinde ve ağacın tayinine çalışılmasında bizim için bir fayda yoktur." diyerek görüşünü beyan etmektedir. Tefsirin ana hatlarıyla özellikleri bunlardır.

Taberi tifsirinin tercümesine karar vemıeden Önce nasıl bir çalışma yapacağımızı etraflıca düşündük. Taberi metninin aynen tercümesinin çok uzun olacağı ve yer yer yapılan rivayetlerin, anlatılan kıssaların da okuyucuya bir şey kazandırmayacağı kanaatına vardık. Bu sebeple Taberinin metnini özetlemeye ve zübdesini yapmaya karar verdik. Ancak Bakara suresinin hemen hemen tamamını tercüme ettik ki okuyucu daha başlangıçta tefsirin özelliklerini anlasın. Tefsirin zübdesini yaparken İsrailiyata kaçan rivayetleri almaktan kaçınmaya çalıştık.

Taberinin zikrettiği hadislerden, sahih hadis kitaplarında mevcut olanları, kaynaklarını göstererek tahric ettik. Ancak Kütüb-i Tis!ada kaynağını bulamadığımız metinleri almamaya çalıştık. F. akat âyetin izahı bakımından alınmasını gerekli gördüğümüz hadisleri, Taberinin rivayeti olarak aynen tercüme edip aldık.

Çeşitli görüşlerin beyan edildiği izahlarda, görüşleri özetledikten sonra Taberinin tercih ettiği görüşü de mümkün mertebe belirtmeye çalışıtık. Bu arada tekrar mahiyetindeki izahları almadık. Ayrıca itikadı yönden Cebiryecilik ifade eden yorumlan almaktan kaçınmaya çalıştık.

Taberinin zikretmediği fakat konu ile ilgili olan diğer âyet ve hadisleri de yer yer tahric ederek aldık.

Ayrıca surelerin başına, o sureîerdeki ahkamın ve kıssaların ve surenin beyan ettiği diğer hususların özeti mahiyetinde, sureyi tanıtıcı bir giriş koyduk.

Böylece "Taberi Tefsirinin zübdesi" diyebileceğimiz bir metin çıktı ortaya. Okuyucuya faydalı olabiklikse ne mutlu bize.

Bu vesile ile büyük tefsir üstadı İbn-İ Cerir et-Taberiye rahmet diliyor, çalışmalarımız esnasında elimizde olmayarak yaptığımız hatalardan dolayı ce-nab-ı Haktan affımızı niyaz ediyoruz[12]

Hasan KARAKAYA Kerim AYTEKİN

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 804
favori
like
share
CiCeGiM Tarih: 26.04.2009 23:29
Allah razi olsun
ultimatom Tarih: 25.04.2009 19:03
Güzel bir insan ellerine sağlık ...