SERKAN OZAN ÖZAĞAÇ

Shakespeare, başyapıtlarından biri olan IV. Henry’de Yaşlı Kral’a şu dizeleri söyletir: “Ah bir görebilseydi / en mutlu genç bile / kitabı kapatır ve oturup ölümü beklerdi”... Marcel Proust’un Okuma Üzerine adlı kitabında bir alıntı olarak yer alan bu dizeler, özellikle ‘geçmişte kalan fakat hâlâ gören gözler’e sahip bireyin (okuma edimiyle birlikte) yaşama acısını tutkulu bir biçimde tamamladığının en güzel, en samimi ve hâlâ en diri ifadesidir belki de. Birey ile okuma arasındaki ilişkinin dokunaklılığı ve samimiyeti, Proust’un Okuma Üzerine adlı denemesini kaleme alırken kaygı merkezine yerleştirdiği ve bunu yaparken de kendi ifadesiyle şimdiki zamanın ortasından tanıdık biçimde belirmiş Geçmiş’i terk edemezliğini hemen görebiliriz. Çünkü Proust’un uçurumu olan Geçmiş’ten daha dokunaklı ve samimi ne olabilir ki? Sıradan bireyin, bir çocuğun ya da büyük bir yazarın ‘okuma’ biçimleri ve bu biçimlerin o kişideki farklı renklerdeki izdüşümlerini, Okuma Üzerine adlı kitapta Proust’un zarif üslubuyla görebiliyoruz.
Bir roman yazarı olarak Proust’un on altı cilt tutan Geçmiş Zamanın Peşinde adlı eseri dolayımında güç okunurluğunu ve güzel bir ironidir ki bu eseriyle birçok sadık kitap okurunu bile yıldıran üslubunu, Proust, yalınkat bir yaklaşımla, bu deneme-anlatı kitabında bulanık olmayan bir bilince özgü şekilde pek de ağır olmayan, berrak bir üsluba feda ediyor. Büyük yapıtların yazarına getirdiği yalnızlığın paylaşılamaz oluşundan dolayı ‘yazmak’ ediminin ‘okumak’ ediminin başka bir biçimi olarak algılanması gerektiğini bir savunuya dönüştürüyor Proust. Şöyle ki, paylaşılabilir olan “okumak”sa, var olan tekil sancı, çoğul bir sancısızlığa evrilebilir. Proust’un kitap içerisinde değindiği okuma’nın bir dostluk biçimi olduğu düşüncesi de, dolaylı olarak, sözünü ettiğim bu yalnızlığa bir şikâyet gibidir. Satır aralarında sıklıkla vurgu yapılan “okuma” ediminin samimiyeti ve dokunaklılığı belki de “yazmak” ile tazelenen geçmiş zamana karşı beslenen bir inançsızlığın öteki görünümüdür. Okuma Üzerine’nin ilk sayfalarında yer alan çocukluk zamanlarına ait okuma deneyimi ve bu deneyim etrafında devinen dünyanın doluluğu ve dokunulmazlığı Proust’a göre ilerleyen zamanla beraber hafızanın asla veda edemediği zamanlardır. Okumak ediminin daha az yalnız kaldığı ve bu edimle beraber yaşayan sessizliğin bir imgelem olarak daha yalın ve daha parlak renklere sahip olduğu çocukluk okumaları...
Okumak şüphesiz (özellikle şair ve yazarlar için) hafızadır. İşlevsel olarak ele aldığımızda da okurun kendi nitelikleri bağlamında derin bir deneyim kazanabilir bu edim. Proust’a göre ise bu nitelik ve deneyimin uzamını kişinin çocukluk okumalarına başvurarak görürüz: “Bize yaşanmamış gibi gelen çocukluk yıllarımızda, çok sevdiğimiz bir kitapla geçirdiğimiz günler kadar dolu dolu yaşanmış başka zaman belki de yoktur. Başkalarına göre bu çocukluk günlerini dolduran, bizimse kutsal bir zevki kabaca engelliyor diye uzaklaştırdığımız her şey; kitabın en ilginç bölümündeyken oyun oynayalım diye bizi aramaya gelen bir arkadaş, gözlerimizi sayfadan ayırmak ya da yerimizi değiştirmek zorunda bırakan rahatsız edici güneş ışığı ya da arı .... Rahatça okuyabilecek kadar dingin ve dokunulmaz, günün her saatine sırasıyla sığınılan o günlerdeki bu okumaları kim anımsamaz ki?”
Okumaya övgü, okumanın kişiye sağladığı kurtuluş, büyük zihinlerin kitap tercihleri, diriltilmesi gereken yaratıcılık ve geçmiş, gündelik yaşamın melankolisi ve bunun gibi birçok konuda bizi yeniden düşündüren Proust, hayat deneyiminin en gizli anlarının okumak edimiyle elde edilebileceğini salık verirken şu üç şeye özellikle dikkat çekiyor: Birincisi, okumanın olası bir gelecek zaman’a karşı bir korunma biçimi olduğu; ikincisi, okumanın insanların en bilgesiyle bile olsa, bir konuşmaya indirgenemeyeceği; ve son olarak, okuma zevki ve eğlencesinin aslında hayata ait derin hüznü alıntılamak olduğu...
Geçmiş zaman ile şimdiki zaman arasında gidip gelen Proust’un, tüm ‘zamanlar’dan bir geri çekilme bilinciyle kaleme aldığı Okuma Üzerine, yazarının da dile getirdiği gibi, büyülü anahtarlara sahip, içimizde nüfuz edilemez yerlerin kapılarını açmak gibi bir rol üstlenen okuma edimi üzerine, ruhun tüm eski biçimlerine egemen, sessiz bir kitap.

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 425
favori
like
share