ZEYNEP HATUN Divan şiirinin bilinen ilk kadın şairi. 15. Yüzyılda yaşamış bir kadı kızı ve bir kadı eşi. Çağdaşı olan Mihri Hatun ile aralarında latifeler ve karşılıklı şiir söyleşmeleri var. Divanı, Sultan Mehmet adına düzenlendi. Zeynep Hatun, şiirlerinde, kadının isteklerini, açgözlülük olarak nitelendirir ve döneminin kadınının aşağılık konumundan sıyrılma isteğini anlatır. Zeynep Hatun, bir şair olarak kabul görebilmek için, arzularının “merdane” olmasını ister. Tıpkı alçakgönüllü bir erkek gibi, bilge olmak isteğini vurgular. Yumuşaklık, sevecenlik gibi kadına özgü bazı değerleri, zayıflık ve ruhsal eksiklik diye nitelendirir. Aşık Çelebi, “Mesairus Şuara” adlı kitapta, Zeynep Hatun’un yaşamının son döneminde şiiri bıraktığını, inzivaya çekildiğini anlatır. GAZEL Keşfet nikabını yeri göğü münevver et Bu âlem anasırı firdevs-i enver et Depret lebini cüşe getir hacz-i kevseri Anber saçını çöz bu cinanı muattar et Hattın berat verdi saba yeline dedi Tez er Hatay'a Çin'i tamam et müseehhar et Yâra yolunda âşk ile derdinden ölenin Kim der sana ki hecr ile cânın mükedder et Zeynep çü dost zülfü gibi tarümarsın Divane olma şiirini divan ü defter et Zeyneb ko meyli zinet-i dunyaya zen gibi Merdane var Sade-dil ol terk-i ziver it MİHRÎ HATUN 1460 ya da 1461'de Amasya'da doğdu ve 1506'da yine burada öldü. Asıl adı Mihrünnisa ya da Fahrünnisa. "Mihrî" mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya'dan (Belâyî) aldı. Hiç evlenmedi. Sultan 2. Bayezid ve oğlu Şehzade Ahmed’in Amasya Valiliği sırasında kentte toplanan bilgin ve sanatkarların meclislerine katıldı. Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı bilinen ilk Türk kadın şairlerinden. Güzelliğiyle bölgede ün salan Mihri Hatun, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınır. Diğer divan şairi kadınlardan aşkı çekinmeden kullanmasıyla ayrılır. Şairi Necati Bey’i kendisine örnek aldığı, şiirlerini Necati Bey'e gönderip fikrini öğrenmeye çalıştığı iddiaları da var. Söylentilere göre Necati Bey ile aralarında duygusal yakınlaşma vardı. Ayrıca şiirlerinde, Müyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve Sinan Paşazâde İskender Çelebi’ye duyduğu aşka dair ipuçlarına da rastlanır. Mihri Hanım Divanı 1967'de Moskova'da basıldı. GAZEL Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın Ne bileydim ki seni böyle cefâ-kâr olasın Hele sen kaaide-î cevrde eksik komadın Dostluk hakkı ise ancağ ola var olasın Reh-i âşkında neler çektüğüm ey dost benim Bilesin bir gün ola aşka giriftâr olasın Sözüme uymadın ey asılası dil dilerim Ser-i zülfüne anın âhiri ber-dâr olasın Sen ki cân gül-şeninin bi gül-i nev-restesisin Ne revâdır bu ki her hâr ü hasa yâr olasın Beni âzâde iken aşka giriftâr itdin Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın Bed-duâ etmezem ammâ ki Huda�dan dilerim Bir senin gibi cefâ-kâra hevâ-dâr olasın Şimdi bir hâldeyüz kim ilenen düşmanına Der ki Mihrî gibi sen dahi siyeh-kâr olasın ANİ HATUN Doğum tarihi bilinmiyor. 1710'da Yenişehir-Fener'de yaşamını yitirdi. Asıl ismi Fatma. Kültürlü bir ailenin kızı olarak İstanbul’da doğdu. Akıllı, bilgili ve eğitimli olan Ani Hatun, “Hace-i Zenan (Kadınların Hocası)” lâkabıyla anılmıştır. Arapça öğrendi, doğu ve Batı edebiyatlarıyla ilgili çalışmalar yaptı. Bir divanı olduğu sanılıyor ama bulunamadı. Usta bir hattat olarak da ün yaptı. Bazı metinlerde hattatlığının şairliğinden bile üstün olduğu belirtilir. GAZEL Feramuş itti hayli dem beni yad itmeden kaldı Benim çok sevdigim mahzunu dilşad itmeden kaldı Nola t'amirine kasd itmese şah-ı cihan banım Bilür kim hatır-ı viranım abad itmeden kaldı Kalupdur bahr-i gamda fülk-i dil yok sahil-i maksud Hayıflar rüzgarim bana imdad itmeden kaldı Düşelden ran-ı aşk-ı yare zar ü natüvandır dil Ser-i kuyinde halim yare feryad itmeden kaldı Niçün derpey olur Ani ki hal-i Kays'ı bilmez mi O biçare yetürdi kendin irşad itmeden kaldı FITHAT HANIM İstanbul'da doğdu, doğum tarihi bilinmiyor. 1780'de yine İstanbul'da yaşamını yitirdi. Asıl adı Zübeyde. Şeyhülislam Ebu İshakzade Mehmet Esad Efendi'nin kızı. Özel derslerle eğitildi. Küçük yaştan itibaren edebiyat ve şiirle ilgilendi. Rumeli Kazaskerlerinden Mehmed Efendi ile evlendi. Günümüze kadar gelen kadın şairler arasında en dikkat çekicilerden biri. Aydın ve şairi bol bir çevrede yetişti, döneminin sanat-edebiyat çevrelerinde bulundu. Şiirleri kadar nükteleri, Koca Ragıp Paşa ve şair Haşmet ile aralarında geçen şakalaşmalarla da bilinir. Ancak günümüze ulaşan bu şakaların bir kısmının uydurma olduğu sanılıyor. Türkçe'yi çok güzel kullanır, şiirlerinde zaman zaman halkın konuştuğu dile de yer verir. Ama şiirlerine kadın içtenliği ve inceliği yansımaz. Yayınlanmış bir divanı var. Kendisini anlamayan, ruhuna denk düşmeyen, şiirle uğraşmasına bir anlam veremeyen kocası Derviş Mehmet Efendi ile evliliğinde mutlu olmadığı biliniyor. ŞARKI Beni derdinle yeter zâr etdin Yok mu insâfın a zalim söyle Çeşm-i mestin gibi bîmâr etdin Yok mu insâfın a zalim söyle Ruhların taze gülü handandır Leblerin derd-i dile dermandır Sühanın mürde-i aşka candır Yok mu insâfın a zalim söyle Âşık-ı zâre cefâ kârındır Öldüren gamze-i hunharındır Eden ihyâ yine güftarındır Yok mu insâfın a zalim söyle Ey Sehi-kamer ü şîrin-güftâr Bülbül-i vird-i ruhun gerçi hezâr Var mıdır bencileyin âşık-ı zâr Yok mu insâfın a zalim söyle GAZEL Neşve-i cam-ı muhabbetle gönül cuş eyler Çekilen der ü gamı cümle feramuş eyler Kıl hazer alma sakın aşık-ı zarın ahın Seni bir şuh-ı sitemkara felek dun eyler Bir nigehle komadı derdimi takrire mecal Çeşm-i mestin nice guyaları hamuş eyler Hale-i mah gibi sineye çekmiş mihri Bezm-i vuslatta o kim yari deraguş eyler Sen hem gülşen-i hüsnünde figan et cü hezar Fıtnata derd-i dilin belki o gül guş eyler LEYL HANIM Sudur'dan Moralı Zâde Hâmid Efendi'nin kızı ve Keçecizâde İzzet Molla’nın yeğeni. Çocuk denecek yaşta babasını kaybetti, aynı dönemde evlendirildi, bir hafta içinde ayrıldı. Dönemin ünlü şairleri ve dayısı olan Keçecizade İzzet Molla'dan özel ders adı. Saray kadınlarıyla yakın ilişkisi olduğu bilinen, iyi eğitimli ve çok kültürlü bir şair. Hazır cevaplığı ve şakacılığı ile de tanınır. Mevlevî tarikatına katıldı. Mihrî Hatun kadar olmasa da kadın duygularını dile getirmesi ve döneminin koşullarında bir kadın için serbest sayılabilecek söyleyişiyle dikkat çeker. Edebî bir çevrede yaşadığı için verimli bir şair. Şiir dili açık ve sade. Bir Divanı var. 1848'de yaşamını yitirdi. Galata Mevlevihanesi kabristanında toprağa verildi. Pür âteşim açdırma sakın ağzımı zinhâr, mısrasıyla başlayan, Zâlim beni söyletme derûnumda neler var, nakaratlı şarkısı çok ünlü. GAZEL Yârin âşıkları ile ülfeti pek güçtür güç O peri vahşidir unsiyyeti pek güçtür güç Sakın aldanma gönül vâ'd-i visâl-i yâre Sonra derd ü elem ü mihneti pek güçtür güç Beni âfv eyle eğer meclise girdiyse rakip Çekemem doğrusu bu sıkleti pek güçtür güç Ders-i aşkı açalım dersini vaiz kapasın Zâhidin bârid olur sohbeti pek güçtür güç Sohbeti yâr ile de pekçe uzatma Leylâ O peri vahşidir ünsiyyeti pek güçtür güç ŞEREF HANIM 1809'da İstanbul'da doğdu, 1861'de yaşamını yitirdi. Yenikapı Mevlevihanesi kabristanına defnedildiği sanılıyor. Mehmed Nebil Bey'in kızı. Şairi bol ve kültürlü bir ailenin mensubu. Kadirî ve Mevlevî tarikatlarına girdiği biliniyor. Sıkıntılarla dolu bir yaşam sürdü. Padişah II. Mahmud ve Valide Sultan’a yazdığı şiirlerinde bu sıkıntıları anlatır. Geleneksel kalıplar içinde kalan şiirleri sadelikleri ve düzgün anlatımlarıyla dikkat çeker. İlk kez 1867'de Matbaa-i Âmirane'de basılmış bir divanı var. KASİDE Kasîde-i Bahâriyye der Hakk-ı Müşâriin-ileyh - Berây-ı Âlî Paşa - Açıl ey gonce-i zîbâ açıl fasl-ı bahar oldı Hezârın hasret-i dîdâr ile derdi hezâr oldı Donandı her taraf üşkûfe-i elvan ile yer yer Yine sun'-ı Cenâb-ı Kird-gârı aşikâr oldı Takarrub edicek teşrifi sultân-ı gülin nâ-gâh Dikildi tûğ-ı şâhî bağ u sahra kânı-kâr oldı Bahar erdûsını sünbül-teber tebşire geldikde Kurup çadır çiçekle muntazır her kûh-sâr oldı Bu eyyâm-ı ferah-zâye tahassür çekmeden fulya Sarardı sureta bir âşık-ı zar u nizâr oldı Meğer neşv ü nema bulmuş şarâb-ı erguvan ile Anın'çün çeşm-i dilber gibi nergis pür-humâr oldı Görüp zülf-i arûsın ziynet ü dârâtını bî-şekk Civan perçem başa çıktıkda gayet dil-figâr oldı Benefşe çıkdı her-câyî deyu ifrât-ı ye'sinden Olup sünbül perişan lâle yek-ser dâğ-dâr oldı Eder şeb-bû ile ay-çiçeği gece safa, mehtâb Görince fûl-ı bahrî yollar üzre hep nisâr oldı Düzüp zerrin kadehle bezmini çark-ı felek güya Çekildi bir kenâre cümleden sâhib-vakâr oldı Sarıldı nahl-ı leylâk üzre güya bir çiçekli şal Bakup serv u sünûber bîd-i reşkiyle çinâr oldı Şakâyıkda görince revnak ü rengi kemâlinde Hasedle zenbakın hep akl u fikri târ u mâr oldı Bilür erbabı kadrin bak alur göz ile haşhaşa Ki attâr-ı felekden ehl-i keyfe ber-güzâr oldı Karanfil yâsemen aşkile sîne çak çak etdi Ya her dem tazeye meyi etmede bî-ihtiyâr oldı. Ne kabil misk-i Rûmî ıtr-ı şâhîyle ola hem-bû Girince araya şimşir bu da'vâ ber-karâr oldı Bütün ezhâre hâlât-ı hazânı etmeğe ifşa Gelüp kartopu güya tercemân-ı rûzigâr oldı Bahâriyye temam olduysa da ey hâme güya ol Gazel de söylemek şâirlere çünkim şiar oldı Yine ey gül-izâr-ı işve vakt-ı âh u zar oldı Bu da'vâya delîl ü şâhid istersen hezâr oldı Buyur geşt ü güzâr et cümle ezhârı çemen-zârın Kudûmın öpmeğe hep dîde dûz-ı intizâr oldı Görince bülbülün cûş u hürüsün fart-ı gayretle Benim de seyl-i eşkim ğıbta-bahş-ı cûy-bâr oldı Gelüp bâd-ı sabâ dedi Şeref geç bu hevâlardan Bu nazmın gerçi evrâk-ı sipihre yadigâr oldı Ne sarf etdin bahara cevher-i güftârını ancak Sebeb-i asayiş dünyâya bir âlî-tebâr oldı Edersin medh ol zât-ı şerifi et ki âlemde Senası mahz-ı farz u her sağar ü her kibar oldı Bu vasfa Hazret-i Alî Emîn Paşa sezadır kim Duây-ı devleti vird-i zeban ü her diyar oldı Makâm-ı âliyi teşrif edel'den zât-ı ülyâsı Umûr-ı hâriciyye nâzırıyle pür-vakâr oldı Huzurunda şükûfe şîşesi olmak ümidiyle Ne rütbe şimdi çeşm-i bülbüle bak i'tibâr oldı Nesîm-i lutfı ğâlibdir bahara ehl-i hâcâtın Nihâl-i maksad u amali hep pür berg ü bâr oldı Nisâr olmakda gerçi cümleye nakd ü inâyâtın Senin hakkında ise şad hezâr u bî-şümâr oldı Düşüp ümmîd-i afv ile der-i ihsanına gönlüm Bilür cürm ü kusûrın pây-mâl-i i'tizâr oldı Kerem-kârâ şeref-sadrâ sipihr-i devlete bed-râ Eğerçi bunda ıtrâ'-ı makâla ibtidâr oldı Vesîle-cûy idim neşr etdim işte bu bahaneyle Bütün ezhâr bûy-i midhatinden hisse-dâr oldı Kıyâs olsa yanında bir içim su gibidir nîsân Ki cûd u şefkatin baranı bahr-ı bî-kenâr oldı Umûrında muvaffaksın o rütbe zanneder herkes Ya Zât-ı Hızr yâ tevfik-i Bari müsteşar oldı Bekây-ı ömr ü ikbâlindir elbet matlabı halkın Vücûdın mutlaka dünyâya lutf-ı Gird-gâr oldı. Penâh eden hücûm-ı ceyş-i gamdan olur asude Der-i Devlet-meâbın bir hısâr-ı üstüvâr oldı Değil fahriyye yazmak gerçi haddim kendi hakkımda Bana Zât-ı Şerifin lîk mahz-ı iftihar oldı Ederken âh ü feryâd endelib efsâne dinlemez Şeref, başla du'âya gayrı vakt-ı İhtisar oldı. Akîb-i cemrede her sal meymûn fal dendikce Cihâna feyz-i nevrûzın yeter pertev-nisâr oldı Riyâz-ı ömr ü câhı haşre-dek her dem bahar olsun Denildikçe yine vakt-ı safay-ı gül-izâr oldı. (Mefaîlün mefaîlün mefaîlün mefâîlün) KITALAR Bir vech ile kabil değil icrayı teşekkür Şâdoldu şeref zar iki yüzden agâh Eüdi beni teltif reis oldu efendim Hem kıldı iki yüz kuruş ita bana her mah ... Keramet tâ ezelden dadı Hakmış zatına bildim Benim keşfeyledin arzetmeden hali perişanım İkişer yüz kuruş mahiye ihsan eyledin hakka Şeref bir akçeye şayan değilken ey keremkânım ... Kemalü ömrünü lûtfundan efzun eylesün Mevlâ Cihan durdukça dur sadrında sen ey himmeti Âli Şeref zatın maaş tahsisi ile şimdi sayende Değildi habbeye malik pür oldu ceybi amali ... ÂDİLE SULTAN 1825'te İstanbul'da doğdu, 1898'de yaşamını yitirdi. Sultan II. Mahmut ile eşlerinden Zernigar Sultan'ın kızı, Sultan Abdülmecit'in kız kardeşi. Sarayda özel eğitim gördü. Kaptan-ı Derya ve sonradan Sadrazam olan Mehmet Ali Paşa ile evlendi. Önce üç çocuğunu, sonra kocasını ve ardından da genç kızı Hayriye Sultan'ı kaybedince acıya boğuldu. Nakşîbendi tarikatına girdi. Şiirleri 1996'da "Adile Sultan Dîvânı" adıyla yayınlandı. Şiirleri genellikle çocukları, eşi ve kızı Hayriye Sultan'ın ölümlerinden duyduğu derin üzüntüyü yansıtan manzumelerden oluşur. Çağdaşı olan Leylâ ve Fıtnat Hanımlardan daha az başarılı bir şair sayılır. Aruzun yanı sıra hece ölçüsüyle de şiirler yazdı. Türbesi İstanbul Eyüp'te Bostan İskelesi yakınında. İstanbul'da pek çok hayır eseri bıraktı, ayrıca babası onun adına birçok eser yaptırdı. Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman) Divanı’nın basılmasını sağladı. GAZEL Duymayın can ü gönül dostuma pinhan gideyim Akl ü can bana nedir bidil ü bican gideyim Cismde can gibidir gözde hayâli yârin Nice bir gurbet ü firkatle perişan gideyim Korı canımda da âşk odını yaktı alevi Yanmak âşk ile beşaret bana üryan gideyim İderim kat'ı taalluk çü bu can ü tenden O güle bülbül-i can itmede efgan gideyim Adile Kâ'be-i kulın ideyim şöyle tavaf Arz ide ruyını dildarıma mihman gideyim TEVHİDE HANIM Doğum tarihi 1847. 1902'de Manisa'da öldü. Babası Turgutlulu Limoncuzade Fehim Efendi. Annesi, İzmirli Sinanzade Ahmet Efendi'nin kızı Tahire Hanım. Manisalı Veznedar Çakmak Hüsayin Efendi ile evlendi. Bir kızları oldu. Kızını ve ardından kocasını kaybetti. Mevlevi tarikatına girdi. Şiirini annesi, kızı ve kocasını art arda kaybetmenin acısı etkledi. Bir divanı var. 1881'de yazıldığı tahmin edilen bu divanda kendi yaşamından ve Manisa'dan izler bulunur. Tevhide Hanım'ın önemi yaşadığı çağın coğrafyasını, insanlarını, kültürü ve günlük alışkanlıklarını yansıtmasıdır. Divanı Gürol Pehlivan, Bülent Bayram ve Mehmet Veysi Dörtbudak hazırladı. Manisa Belediyesi'nin desteğiyle yayınlandı. DESTÂN-I MAĞNİSA Takrîr edem dinle nedir hâli Mağnisa'nın Söyleyim bak nedir ahvâli Mağnisa'nın Düğünde bayramda atlas hâre giyerler Bozulmaz yeşili alı Mağnisa'nın Mağnisa'nın içinde evliyâsı çok Mescidi camisi medresesi çok Hâfızı mütedâ müderrisi çok Okur bülbül gibi dili Mağnisa'nın Etraf köyden şehirlerden gelirler Handa hânelerde misâfir olurlar Sultân Camisi'ne sâf sâf dururlar Altın kemerlidir beli Mağnisa'nın Sultân Nevrûz günü Mesir saçarlar Cem olup cümle halk avuç açarlar Mollalar imâretden çorba içerler Her şehre ulaşır eli Mağnisa'nın Âşıklar pîrine eyler niyâzı Dere Kahvesi'ne asarlar sazı Karşısında bülbül eyler avâzı Açılır baharda gülü Mağnisa'nın Ulu Cami'nin vurur çanlı sa'ati Herkes vaktini bilir bulur râhatı Tüccarların budur dâim adeti Elden ele gezer malı Mağnisa'nın Bahar vakti gelir bülbül sadâsı Vardır erenlerin anda du'âsı Kışın kar ile dolar dağı ovası Akar boz bulanık seli Mağnisa'nın Çölünde Karaca Ahmed Sultân hazırken Üstünde Saruhan Baba nâzırken Sağda Hâki Baba solda Kırtık Sultân vezirken Deftede kayd olmaz vebâli Mağnisa'nın Cümle eknâf çâr köşeden gelenler Her birisi bir işe memur olanlar Kazanıp kârında bereket bulanlar Gitmez gözünden hayâli Mağnisa'nın Beldemiz üstü dağ önü mesire Bahar gelince cümle çıkarlar seyre Gel bunca evliyâları ziyâret eyle Şimdi çimendiferdir yolu Mağnisa'nın Tevhîde sözünde hilâfın yokdur Tatlıdır kavunu karbuzu çokdur Karına kaymağına hiç sözüm yokdur Namdadır yağ ile balı Mağnisa'nın ŞARKI Sana ne diyem ne söyleyem âh sana Bir himmetin yok imiş eyvâh sana Ederim bir âh-ı cân-gâh sana Gayri bundan sonra âlem bir yana Eyledin sen beni kendine meftûn Cevrin etdi dîdemi âb-ı Ceyhûn Serim sevdâya saldın aklım Mecnûn Gayri bundan sonra âlem bir yana Hevâ-yı zülfün ile hâlim tebâh Kalmadı âşıklığıma iştibâh Bir onulmaz derde düşdüm vâh bana vâh Gayri bundan sonra âlem bir yana Tîg-i hicrin hiç vermedi arayı Sînemde açdı nice pin yarayı Yazık etdin Tevhîde-i bîçâreyi Gayri bundan sonra âlem bir yana FERİDE HANIM 1837'de Kastamonu'da doğdu. Kasmatonu ulemasından Bahar Zade Hammami Mehmet Reşit Efendi'nin kızı. İlk eğitimini medresi öğretmeni olan babasından aldı. Arapça ve Farsça öğrendi. Güzel yazı'ya yani "hat"a merak saldı. Bolulu İzzet Paşa'nın divan katipliğini yapan Ali Raif Efendi ile evlendi. İstanbul'a taşındılar. Feride Hanım 25 yaşında iken eşini kaybetti. İstanbul'dan Kastamonu'ya giderek yaşamını burada tamamladı. 1903'te öldü. Şiirleri arasında epey yer tutan Muhammediye'leri ile tanınır. BEYİT Duhterine böyle ider mi mâderi söyle bana Görmedim billâh cihanda böyle bir âzâr ana GAZEL Ah kim çıkdı elimden koynumun zer saati Hasretile kalmamışdır gönlümün hiç rahatı Yâdigar-ı yâr idi doğru gider gamhar idi Yirmibeş yıldan beru itmiş idim ünsiyeti Zer gibi zerd ola ruyi hem ayarı nakş ola Mekr ile biganeler ger eyledise sirkati Yelkavan veş ruzü şeb zevki içün çeksin taab Soksun akrebler vücudın göre rencü mihneti Kıldı rekkası felek çerh gibi sergerdan beni Nice dolaplar ile virdi bana çok zahmeti Yetdürür zinciri zülfü yâr ile bend olması Kayd olup derdü game çekmekden ise firkati Ben Feride veş gamü mihnetle ferdim dehrde Geçmedi alâmsız biçarenin bir saati (Kocasının ölümü üzerine yazdığı gazel) HATİCE NAKİYE HANIM Müneccimbaşı Osman Saib Efendi'nin kızı. 1846'da ikiz kardeşiyle birlikte dünyaya geldi. Sıbyan mektebinde okudu. Annesini küçük yaşta kaybetti. Teyzesi tarafından büyütüldü. Darülmuallimat'tan mezun oldu. Yenikapı Mevlevihanesi müritleri arasına girdi. Ali Fuat Bey'in Maarif Nazırlığı döneminde Darülmuallimat'ta öğretmenliğe başladı. Farsça ve tarih öğretti. Lügati Farısiye sözlüğünü hazırladı. Bir süre Mısır'da kaldı. Sultan Mehmet Reşat döneminde bazı şehzade ve sultanlara öğretmenlik yaptı. II. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. 1899da yaşamını yitirdi. Yenikapı Mevlevihanesi Çınaraltı Kabristanı'nda toprağa verildi. 40 kadar gazel, methiye, şarkı, müstezad, tahmis, terci-i bend ve kıt'a yazdı. Döneminin kadın şairlerinden Şeref hanımın yeğeni idi. Onun divanının ikinci basımını hazırladı. Dergilerde dağınık halde olan şiirleri derlenemedi. Bir bölümü Türkçe olan bu şiirlerden bazıları kardeşi Nebil Bey’in Divan’ının sonunda, bir kısmı da Ahmet Muhtar Bey tarafından yayımlandı. Hiç evlenmedi. KOŞMA Eyvah aşkınla yandım Sonra cevrinle kandım Aldandım sözlerine Seni vefalı sandım Ver bir dolu içeyim Gör aşkınla niceyim O mahmur gözlerinden Ben nasıl vaz geçeyim Kadehler durmasun boş İçüb olalım serhoş Çünki ağyar sözünden Yâr ile aram bir hoş Şimdi dil biçaredir Aklım pek âvaredir Ayrılık ateşinden Ciğerim pür yaredir Sinemi hicri dağlar Gözlerim irmakdır çağlar Nakiyye'nin halini GAZEL Bir gamze hun rize şikâr oldu bu gönlüm Şeb ta seher aşuftevü zar odu bu gönlüm Bir çaresi yok derde giriftar olub eyvah Bir gonce içün âleme har oldu bu gönlüm Gülçini visal olmak içün bağı tarabda Bir bülbüli şurideye yâr oldu bu gönlüm Gülşende edüb nağmei bülbül ana tesir Feryad ile manendi hezar oldu bu gönlüm Geçdi neyü meydan işidüb savtı hezarı Medhuş olarak maili zar oldu bu gönlüm Rüyet hevesile Nakiyye bir kez o şuhu Akdamı rekibane gubar oldu bu gönlüm Gören kâfirler ağlar SIRRÎ HANIM 1814'te Diyarbakır'da dünyaya geldi, 1877'de öldü. Edirnekapı Otakcılar Mahallesi'nde Kadiri Dergahı kabristanına defnedildi. Asıl adı Rahile. Diyarbakır Hanedanı'ndan Ahmed Bey'in kızı. Kültürlü bir ailede büyüdü. Divan kültürüyle yetişti. Tahir Zade Bekir Ağa ile ilk evliliğini yaptı. Bir süre Bağdat’ta yaşadı. Daha sonra İstanbul’a geldi. Yusuf Kâmil Paşa konağının şiir-edebiyat sohbetlerine katıldı, paşanın eşi Prenses Zeynep ile dost oldu. Kâmil Paşa ile evlendiği söylentisi de var. Kızının ölümü üzerine yazdığı içli bir mersiye ile tanınır. Bir divan oluşturacak kadar şiiri var. GAZEL Şahbazı kuds olan mesture şeklin göstürür Mahremi sultan ekser dûr şeklin göstürür Saykal ol mir'atı kalbe masiva fikrin bırak Jenk olunca ayine meksur şeklin göstürür Şer çekerse tâ semaye suzi dilden dûdi âh Mahitab olur felekde nur şeklin göstürür Dehri duni bisebate dil viren divaneye Mesti bibaki elest mahmur şeklin göstürür Ayni ibretle alan her bir varakdan bir sebak Nevbehar eyyamıdır zünbur şeklin göstürür Tâ ezelden Sırrî hakikatden dili, agâh olan Başü can terkin kılub Mansur şeklin göstürür MÜNİRE HANIM 1818'de sadrazam olan Mehmet Derviş Paşa'nın kızı. 1825'te doğdu, 1903'te İstanbul'da öldü. İyi bir eğitim gördü. Özel öğretmenlerden Arapça, Farsça dersleri aldı. Müştak Efendi'den edebiyat öğrendi. Kerbela Mutasarrıfı Ali Rıza Paşa ile evlendi. Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Osman Salahüddin Dede'nin müritleri arasına girdi. Çoğunlukla Mevlevi övgüleri yazdı. MÜSTEZAD Dün bastı ayak meclise mestane o âfet Ol kânı letâfet Aldırdı bütün aklını erbabı firaset Hiç kalmadı takad Zülfi gibi itdi beni eyvah perişan Aşüfteü hayran Yârab, bu ne kaşdır, bu ne gözdür, bu ne halet Bu hüsn, bu kamet Bir kimseye bir nim nigâh eylese ol mah İmdad ide Allah Çeşmanı siyahile ider ömrünü garet Bicürmü cinayet Benden neden ey gevheri gencinei ismet Kat eyleyüb ülfet Gayrile idersin dün ve bugün akdı meveddet Pakize muhabbet Ol yâre demem yar ki yar ide rakıbi Har ide habibi Arif olana matlabı tarife ne hacet Yok bende semahat Sen şemi dil efruzı seraperdei cansın Hoş ruhı revansın İsmet gibi pakizelik âlemde olur mu Tarife gelür mi Haffaş edemez neyyiri nevare rekabet Ger kopsa kıyamet FITHAT HANIM (Trabzonlu) 1842'de Trabzon'da dünyaya geldi. Trabzon Valisi Hazinedar Zade Vezir Abdullah Paşa'nın kızı. 3 yaşındayken ailesiyle İstanbul'a taşındı. Özel öğretmenlerden ders aldı. Genç yaşta evlendirildi. Kısa süren bu ilk evliliğinin ardından Bahriye Nezareti mektupçusu Mehmet Ali Efendi ile yeniden dünya evine girdi. İlk evliliğinden, "İlk zevcim beni o kadar kıskanırdı ki güzel giyinmekten, şiir yazıp okumaktan bile men ederdi. Hatta, "kirpiklerinin uzunluğu gözlerine pek çok letafet veriyor diyerek kirpiklerimi keserdi" diye şikayet ettiği biliniyor. Fitnat Hanım'ın şair yönü ve şiirleri Süleyman Nazif Bey tarafından keşfedilip edebiyat dünyasına tanıtıldı. 1911'de İstanbul'da yaşamını yitirdi ve Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi. MUHAMMES Etme rağbet düşmeni bed kâre Allah aşkına Verme fursat öyle her mekkâre Allah aşkına Olmasun mahrem rakib esrare Allah aşkına Sen edersen razıyım azâre Allah aşkına Kıl mürüvvet verme yüz ağyare Allah aşkına Kapladı miratı kalbim ol kadar jenki melal Bisteri gamda yatub derdinle oldum bi mecal Hasreti didarın ey meh eyledi pek hasta hal Öyle zar oldu tenim gelse ecel bulmak muhal Ben şehidi gamzenim bir çare Allah aşkına Ey tabibi canü dil rahm eyle bu bimarına Muntazırdır göz göz olmuş zahmler tımârına Bari bir gün mazhar eyle mihrı lütf âsârına Desti lütfunla deva kıl hasta'i nâçarına Merhemi kâfur ister yâre Allah aşkına Hey ne sihre etdin bana ol çeşmi cadular ile Eyledin aklım perişan zülfi şebbuler ile Şaneveş sad çâk sinem fikri giysular ile Pâre pâre eyleme müjganü ebruler ile Yine zahm açma reki bimare Allah aşkına Kalmadı dilde tehammul gayri derdi fırkate Eyle mahrem sevdiğim bir kere bezmi vuslate Sun lebi can bahşını bu mübtelâyı mihnete Lali nabzın ile can ver nâ ümidi sıhhate Son nefesde bi meded nâ çare Allah aşkına Servi kaddin sureti ayrılmaz aslâ dideden Rühların gitmez hayâli hatırı rencideden Nev nihâlim kaçma lütf et âşıkı gamdiden Saklama gel ruyıını bir bülbüli şurideden Arzı didar eyle ey mehpare Allah aşkına Gamzeler kim tabı meyden kâh hun âlud olur Lâhzada bin âşıkı aşüfte dil nâbud olur Nazre'i hışmın dahi ihsandan madud olur Her nigâhın âfeti can, dil yine hoşnud olur Ne belâye düşmüş ol âvâre Allah aşkına Jenki gamden saf eyle sevdiğim ayineni Kıl çerağı bezmi vaslın âcizi bi kîneni Şöyle dilsuz eyledi bu bende'i dirineni Sine sin yandı sine görmeyelden sineni Merhamet kıl Fitnatı gamhare Allah aşkına HABİBE HANIM 1846'da Hersek'te dünyaya geldi. Osmanlı'nın en son Hersek veziri olan Rizvanbegoviç Galip Ali Paşa'nın kızı. Hersekli Arif Hikmet'in halası. Genç bir kızken ilesiyle bilikte İstanbul'a geldi. İlk evliliğini İstanbul'da Mehmet Mehdi Efendi ile yaptı. Daha sonra Konya Defterdarı Numan Efendi ile evlenip Konya'ya gitti. Ancak ikinci eşiyle de anlaşamadı. Boşandıktan sonra İstanbul'a döndü. 1892'de yaşamını yitirdi. Topkapı Mezarlığı'nda toprağa verildi. Konya'da yaşadığı sürede Mevleviliğe ilgi duydu. Mevlevilere katılıp "sikke puşı melâmet" olduğu söylenir. GAZEL Ciğerde tigi gamzen zahmi varken atma peykânın Yeter ey kaşı yay artık yeter debretme müjkânin Nigâhi mestine cânâ ki şayan gördün agyarı Yine nev yâreler açdı deruna tigi hicrânın O gafil bihaber nâdan aduye hemdem olmuşsun Visalinden bizi dur eyledin var olsun ihsanın Ümidi merhamet kılmak abestir senden ey kafir Seni bidin demişlerdi ezelden yoktur imanın Habibe bi deva derdden helas olmak da müşkildir Ümid etmez esiri derd olanlar gayri dermanın HASİBE MAİDE HANIM 1830'da doğdu. Mirliva Bekir Paşa'nın kızı. Evkaf Nazırı Hacı Said Efendi'nin oğlu Zabıta Meclisi Reisi Atıf Bey'le evlendi. 1881'de yaşamını yitirdi. Beşiktaş'ta Yahya Efendi Dergahı Kabristanı'na defnedildi. Beşiktaş Mevlevihanesi Şeyhi Nazif Efendi'nin müritlerinden. Döneminin saygı gören, terbiyeli hanımlarından. Şiirlerinde imale ve zihaf kusurlarına rastlanmasına rağmen anlam yönüyle güzel bulunur. Bir divançesi olduğu biliniyor. Bir divan dolduracak sayıdaki şiirlerinin ölümünden sonra yakınları tarafından Konya Kütüphanesi'ne gönderildiği söyleniyor. GAZEL Eyledim hali dili bimarım ol sultane ars Hasta eyler görse elbet derdimi Lokmane arz Zülfüanün her tarına bağlandı gönlüm şübhesiz Eyledi zenciri aşka kendini divâne arz Çok mu olsa şulei rahsarına canım fidâ Şem'ine her şeb eder öz canını pervâne arz Gösterüb sînemde dağım dilde yarem hâsılı Macerayi aşkı ettim ol şehi hubane arz Etmesem tâciz eğer bu nâlei cangâhtan Maide her dem ederdim halimi cânâne arz ŞARKI Gülşeni şek içre hezar olmadı Nâfile gönlümce bahar olmadı Beklediğim leylü nehar olmadı Talii nasaz bana yâr olmadı Kendime hemdem edinip fırkati Zevku safâda ederim mihneti Her ne kadar ettim ise gayreti Talii nasaz bana yâr olmadı Uğraşırım ahı sehergâh ile Bahtı siyahım gibi bedhah ile Ben ya nasıl ağlamayım ah ile Talii nasaz bana yâr olmadı Dilde elemler var iken şubhu şam Maide'i zar olmaz şadgâm Neylesin avare gönlüm vesselam Talii nasaz bana yâr olmadı HATİCE İFFET HANIM Diyarbakır'da doğdu. Doğum tarihi bilinmiyor. 1860'ta yine Diyarbakır'da öldü. Behram Paşa Camii yanındaki kabristana defnedildi. Ahmed Bey'in kızı, Diyarbakır ulema ve şuarasından Azmi Zade Mehmed Efendi'nin eşi. Yine Diyarbakır ulemasından Şaban Kânî Efendi ile şiir ve edebiyat sohbetleri yapar, takdirini kazanırdı. GAZEL Çünki agehsin gönül sırrı nihan lâzım sana Varlığı mahv eyleyib terki cihan lâzım sana Sen adem sehralarında bir güzel şehbaz idin Şimdi damı hestiye düştün figân lâzım sana Damı cisme düşmeden Mevlâyı bulmakdır garez Razı aşkı bâdezin etmek ıyan lâzım sana Cümle benlikten geçib mahvı üvcude ermeğe Hanikahı aşkta pirimuğan lâzım sana Feyzi istidad sende zâhir oldu İffeta Her cihet şimdengeru darülâman lâzım sana LEYL HANIM (Saz) 1850'de İstanbul’da doğdu. 1936'da yaşamını yitirdi. Edirnekapı Şehitliği'ne defnedildi. Hekimbaşı İsmail Paşa’nın kızı. Babasının görevi nedeniyle çocukluk çağında yedi yıl kadar sarayda kaldı, iyi bir eğitim aldı. Sultan Abdülmecit'in kızı Münire Sultan'ın maiyetinde kaldı. Şairliğinin yanı sıra bestekârlığı ile de tanınır. Rumca ve Fransızca öğrendi. Medeni Aziz Efendi ve Nikogos Ağa'dan klasik Türk müziği dersleri aldı. Babasının İzmir valiliği yaptığı dönemde Vilayet Mektub-i Muavini Giritli Sırrı Efendi'yle evlendi. Eşinin Pizren, Tuna vilayetlerindeki mektupçuluk görevleri ve Trabzon, Kastamonu valiliği nedeniyle buralarda yaşadı. İki yüze yakın beste yaptı. Bu bestelerin çoğu günümüzde de dinleniyor. Fıtnat Hanımla birlikte dergilerde açık imzası görülen ilk kadın şairlerden. Şiir yazmaya 16 yaşında başladı. Divan geleneğinin bir izleyicisi olarak yazdığı şiirlerini Solmuş Çiçekler adlı kitapta topladı. Saray çevresini ve âdetlerini anlatan anılarıyla da ünlü. İlki bir yangında yok olan anılarını ikici kez yazmak zorunda kaldı. Bunlar 1920'de Vakit gazetesinde yayınlandı ve çok ilgi çekti. Fransızca'ya çevrilerek basıldı. ESERLERİ: Solmuş Çiçekler (Şiir 1928) GAZEL Aksi hüsni yâr, eşki çeşmi biferden geçer Fülki gevherdir o, gûya Bahri Ahmerden geçer Yekden olmak isteyen ol gül bedenle ey gönül Pirehen veş sînesin çak eyleyüp serden geçer Bak bu lûbetgâhı dehrin ruzü şeb mihrü mehi İki tıflı nazenindir sanki çenberden geçer Kametin seyreleyen Tuba'ya eyler mi nigâh Lâ'li can bahşin emen elbette kevserden geçer Sanma tesir eylemez Leylâ o senkin tıynete Naveki âhı derun puladü mermerden geçer ŞARKI Geçen şimdi bu yerden bâdı ömri bikararımdır Demadem çağlayan eşki duçeşme girye barımdır Değildir lahni bülbül, bu enini kalbi zarımdır Açıl ey göncei ümmid açıl ki son baharımdır Açıl da çeşmi cana bari bir rengi vefa göster Sen îsal it meşamı kalbe bir buyı safaperver Bu gün güldür beni yoksa sabahı haşrı kim bekler Açıl ey goncei ümmid açıl ki son baharımdır NİGÂR HANIM 1856'da İstanbul'da doğdu. Macar Osman Paşa'nın kızı. Kadıköy Fransız Mektebi'ndeki öğreniminden sonra özel hocalardan edebiyat, Arapça, Farsça ve musiki dersleri aldı. Çok iyi piyano çaldığı ve sekiz lisanda konuştuğu biliniyor. Abdülhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem etkisinde şiir ve düzyazılar yazdı, çeviriler yaptı. Şiirlerinin bir bölümü "Uryan Kalp" takma adıyla Servet-i Fünun dergisinde yayınlandı. Bu şiirler, umutsuzluk, acı ve keder dolu oluşlarıyla dikkat çeker. Yaşadığı dönemde ilk örnekleri verilen Milli Edebiyat akımına katılmadı. Hece ölçüsüne ve dilde sadeleşmeye karşı çıkan görüşleriyle çağdaşı gelişmelerin uzağında kaldı. Batılı Türk edebiyatının bir kadın kaleminden çıkan ilk şiir kitabı "Efsus"u yazdı. "Elem teraneleri" diye adlandırdığı şiirleri, döneminde kadınlara yazma ve yayımlama cesareti verdi, erkek yazarlar üzerinde de önemli etki yaptı. Tanzimat ve Servet-i Fünun arasında bir "ara nesil" şairi sayılır. Evindeki edebiyat sohbetlerinde kadın-erkek, Batılı-Doğulu konukları ağırlayan bir entelektüeldi. Döneminde kadının sosyal hayattaki yerinin değişmesi gerektiği görüşüne öncülük etti. Giyim-kuşamı, konuşması, davranışlarıyla kendini topluma kabul ettirdi. Hanımlara Mahsus Gazete'nin başyazarı. 2. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Parlak yaşantısı, ilerleyen yıllarda derin bir yalnızlığa dönüşünce umutsuzluğu ve kederi arttı. Hayatını, elemlerini, ümitlerini anlattığı günlükleri yayınlanmadan yıllarca Aşiyan Müzesi'nde bekledi. 1918'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Yazıldığı dönemde oynanan (1912) fakat basılmayan Gırive adlı bir oyunu da var. ESERLERİ: ŞİİR: Efsus 1 (1886) Efsus 2 (1890) Nîrân (1896) Aks-i Sada (1900) Safahat-ı Kalb (1901) Elhan-ı Vatan (1916, bir bölümü düz yazı) OYUN: Tesir-i Aşk (ölümünden sonra, 1978) ANI: Hayatımın Hikayesi (1959) BİR DAHA SÖYLE Yegane sevdiğin âlemde ben miyim simdi? Sahih ben miyim artık muhatab-ı askın? Bütün o hiss-i amik-i fuad-ı pür sevkin O ibtila-yi ezel, o alaik-i ebedi Benim mi şahsıma mahsur? Bir daha söyle. O sanihat-ı hazinin, o beyyinat-ı gâmın Sahih, mülhimi hep ben miyim, bugün söyle. Tahassüsatını, efkarını bütün söyle. Getir şu kalbime dök varsa sevdiğim, elemin Eden nedir seni rencud Bir daha söyle. MAKBULE LEMAN 1865'te İstanbul Beşiktaş'ta dünyaya geldi. 1898'de Göztepe'de yaşamını yitirdi. Eyüp'te Siyavuş Paşa Türbesi'ne defnedildi. Yenileşme döneminin Nigâr Hanım'la birlikte önemli şairlerinden. Saray Kahvecibaşısı İbrahim Efendinin kızı. Bir görüşe göre Rüşdiyede okudu, sonra özel dersler alarak yetişti. Beşiktaşlı Berberbaşı Zade Sadaret Mektubi Kalemi Müdür Muavini Mehmed Fuad Bey ile evlendi. Bir dönem Hanımlara Mahsus Gazete’nin baş yazarı. II. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Ömrünün son on dört yılını tedavisi imkânsız bir hastalığın esiri olarak yatakta geçirdi. Denemeler, hikâyeler de yazdı. Sağlığında yayımlanan şiirlerinin sayısı on iki. Bunlar tür ayrımına gidilmeksizin Makes-i Hayal (1896) adıyla bir araya getirildi. Ölümünden sonra bu eser, eşi tarafından, Makbule Leman hakkında yazılanlarla birlikte ikinci kez bastırıldı. ANNE Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zâr zâr... Kaderidir annenin ocaklar gibi yanmak Hep hüzünlü eser onun ikliminde rüzgar. Kuşlar gibi titrer o güneş yüzlü nevhayâl Sîmasında alacakaranlık endişesi... Her mevsim ayrı bir ıstırap, ayrı bir melâl; Dilinde özleyişlerin sihirli bestesi... Sînesi sımsıcak, çehresi de îmâlıdır Semtinde herdem bir büyülü râyiha eser. Duyguyla süzülmüş gözleri hep hummâlıdır Altın şakaklarında sarı güller gibi ter. Rahmet-zahmet iç içe.. bilmez geçen zamânı Ne yazları, ne kışları, ne renkli bahârı Ne gurûbu ne de şafağın söktüğü ânı Her zaman duman dumandır o nazlı efkârı... Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur... Amansız hislerin öldüren pençelerinde Yüreği bir matkap salınmış gibi oyulur. Elemi çok olsa da şekvâsı işitilmez Bir Eyyûb sabrıyla göğüsler hiç-olmazları... Onda ızdırap bitmez, acılar dinmek bilmez Sönmeyen bir azimle aşar aşılmazları. Kanmaz asla sevmeye; o, sevgiye susuzdur Şâire "su" dedirten hisle "evlât" der inler. Herkes derin uykularda iken o uykusuzdur El açar Yaratan'a balalarını diler... Yürüdüğü yol, onun hislerinin yoludur Durmaz, bir süvâri gibi yürür dolu dizgin.. O, yeryüzünde en ululardan uludur Sînesi meleklerin sînesi kadar engin.. Zambaklar gibi sihirli çehrende Varlığımı kucaklayan bir ışık; Duydum o duyulmazları sînende Sen bir rüyâsın benim için artık... Nûru öteden pırıl pırıl sîman Ukbâ derinlikleriyle büyülü... Tülleniyor hülyâlarımda her an, Ölümsüz rûhunun bembeyaz tülü... Bir yâd-ı cemîlsin, kabrin sîneler Hazan yaşamıştın; ölüm bahârın.. Duâyla gerilmiş bütün gönüller Berzah yamaçlarında bestekârın. KADINLIK Kadınlık, ruh-ı mana-yı fazilet Kadınlardan gelir efkra vüs�at; Nezaketler içinde bir metnet Nümayandır kadınlarda hakikat. İki hemşiredir �iffet� ile �zen� Vefdari, nezahet, hüsn-i ahlk Cihanda hep bu ehss-ı ltife Emanettir bu mahlk-ı zayıfa. Ederse ilm ile eş�ara rağbet Kadınlarca olur bir başka znet Diryetten alır nr-ı melhat Yürür bir intizm üzre maşet Verir hüsn-i idre hüsne kıymet Biçilmiş camedir nisvna tahsil Fakat yazmak gerek ahlka dir Kalem tutmaklığa kim olsa kdir. Ne rütbe farzedersek biz revadır Ki en lzım olan bizde haydır Buna bürhn ise yüzde riddır Tesettürle selamet revişandır. Meleklerden uçan nur-ı likdır Bize yüz aklığından bir nişandır O yaşmaklar ki veche nü şandır. mezar taşının kitabesi ALLAH Razıyım ben zâtı Peygamber dahi hoşnuddır Sayemendi rahmet olsun makberi Makbulemin Cevheri eşkimle yazdım zevcemin tarihini Bağı Firdevsi berin olsun yeri Makbulemin 16 Cumadelâhire 1316 İHSAN RAİF HANIM 1877'de Beyrut'ta dünyaya geldi. Vezir Köse Raif Paşa'nın büyük kızı. Babasının görevi nedeniyle pek çok yer gezdi, insan tanıdı. Özel olarak müzik, edebiyat ve Fransızca dersleri aldı. Küçük yaştan itibaren edebiyata ilgi duydu. Ali Bey, Şehabüddin Süleyman Bey, Mühtedi Hüsrev bey'le evlendi. Döneminin şairlerinden Rıza Tevfik'in etkisiyle halk şiri tarzında hece vezniyle şiirler yazdı. Hece veznini kullanan ilk kadın şairlerimizden. Sade bir dili, yalın bir anlatımı var. Bu şiirler, kadınsı, aşk dolu ve yoğun duygu içerikli. Şiirlerinden bazılarını kendisi, çoğunu da diğer sanatçılar besteledi. İhsan Raif Hanım'ın şiirlerinden bestelenmiş şarkılar günümüzde de dinleniyor. 1926'da Paris'te yaşamını yitirdi. Rumelihisarı Kabristanı'na defnedildi. "Göz Yaşları" adında bir şiir dergisi çıkardı. ESERLERİ: ŞİİR: Göz Yaşları (1914) Kadın ve Vatan (1914) BU SEVDADAN GEÇERSİN Niçin beni yan bakışla süzersin Sözlerime neden dudak bükersin Bugün sever, yarın belki üzersin Gel üzülme, bu sevdadan geçersin Sevsen de hoş, sevmesen de sen beni Ben vahşiyim, hiç sevdirtmem kendimi Bu halimle incitirim ben seni İncinmeden bu sevdadan geçersin Bülbül gibi âşık olma her güle Vefasızdır, gül inanmaz bülbüle Çünkü şakır lalelere, sümbüle Sümbül gibi âşkın solar geçersin GÖZYAŞLARI Firari bahardan, aşık hazandan Cu-yi dile ma'kes nay-i hicrandan Nağme-yi sevdadan, bu-yi figandan Serpildi melalin elmas taşları Sarardı baharın payında eylül Titredi emeller, ümidler me'lül Döküldü uzanmış zambağa melül Nergis-i ademin hâr gözyaşları ŞÜKÛFE NİHAL BAŞAR 1896'da İstanbul'da doğdu. Miralay Ahmet Bey'in kızı. Eğitimine özel hocalardan ders alarak başladı. 1919'da İstanbul Darülfünun'u Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü'nden mezun oldu. Uzun süre İstanbul Kız Lisesi'nde coğrafya ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1973'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. İlk eseri 1919'da yayınlanan "Yıldızlar ve Gölgeler" şiir kitabıdır. "Hazan Rüzgarları", "Gayya", "Su", "Şile Yolları" şiir kitaplarının yanısıra, "Renksiz İztırap", "Çöl Güneşi", "Yakut Kayalar", "Yalnız Düşünüyorum" isimli romanları yayınlandı. Küçük hikayelerini "Tevekkülün Cezası" isimli kitapta topladı. Finlandiya gezisi izlenimlerini "Filandiya" isimli kitapta anlattı. Başlangıçta Tevfik Fikret’in etkisinde aruz ölçüsüyle şiirler yazarken zaman içinde Milli edebiyat akımının ilkelerine uygun olarak hece ölçüsünü kullanmaya başladı. Devrinin tüm şairleri gibi Edebiyat-ı Cedide, Fecri Ati ve Milli edebiyat akımı arasında sıkıştı kaldı. Güneş, Varlık, Aydabir, Çınaraltı, Şadırvan gibi dergilerde yayınlanan ve çoğu hece vezniyle yazılmış şiirlerinde lirizm ve kadınsı bir içtenlik dikkat çeker. Milli uyanış hareketi içinde de yer aldı, Fatih mitinginde etkileyici bir konuşma yaptı. Türk Kadınlar Birliği’nin kurucuları arasındadır. DUYMAYAN KADINA Topla eteklerini yerlere sürünmesin Rüzgara cilvelenen tülleri görünmesin Köşede kar içinde can veren çocuklar var... Süzülerek çıkarken bir barın kapısından Haberin yok yurdumun eleminden, yasından Köşede kar içinde can veren çocuklar var... Yerlere pırıltılar aksederken dizinden Karlar göz göz olmuştur bir gözyaşı izinden Köşede kar içinde can veren çocuklar var... Tahammülüm yok artık çiçeklere, tüllere Yükselen gururunla indir başını yere Köşede kar içinde can veren çocuklar var.. HALİDE NUSRET ZORLUTUNA 1901'de İstanbul'da doğdu. Erenköy Kız Lisesi'ni bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim gördü. İstanbul Kız Lisesi ve yurdun çeşitli yerlerindeki liselerde yıllarca öğretmenlik yaptı. 10 Haziran 1984'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Şiir yazmaya mütareke yıllarında başladı. Kurtuluş Savaşı'nın etkisi ve heyacanıyla Milli edebiyat akımına katıldı. Kadın duyarlılığıyla işlediği şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, roman türlerinde de eserler verdi. GİT BAHAR Çekil bu gölgeli yolda gezinme... Bahar, bakışların yine pek sarhoş. Yanılıp gönlüme misafir inme: Kapısı kilitli, mihrabı bomboş Mabettir orası, meyhane değil! Altınlı başında papatya niçin? Sarı saçlarına pembe gül takın! Git bahar, gönlümde ibadet için, Diz çöken kızları ürkütme sakın, Kalbime girme, o kâşâne değil! Ziyalar, kokular, renkler, çiçekler... Ömrünün her günü bir başka düğün, Bülbüller koynunda aşkı çiçekler Güller dökülürler göğsüne bütün!.. Gerçekten güzelsin, efsane değil! Git bahar, git bahar, uzaklarda gül! Denize renginden bırak hediye Ufuklarda gezin, semaya süzül Sokulma kalbime peymane diye Gördüklerin kandil, peymane değil! ARZ-I HÂL Gecenin bir saatinde Eşiğine varan bendim Kuşlar yuvada, kurt inde Karanlığı yaran bendim Sabahları erken erken Yürek hasretle yanarken Firkatin bahçelerinden Vuslat gülü deren bendim Bendim semada dolanan Bendim oraya ney çalan Parmakların uçlarından Nuru alıp veren bendim Hayır! Hiçbiri değildim Hepsi benim hayallerim... Dolaşarak iklim iklim Doğru yolu soran bendim Seni buldum şahım seni Tut elinden üftâdeni Koma karanlıkta beni Mevlana! Aman efendim HÜRRİYET Bana bakın güzel kuşlar, özgür kuşlar! Nedir bu telaş, bu gürültü, bu şenlik? İnsanlara nispet olsun diye mi? Biliyoruz dallar sizin Kervan geçmez yollar sizin Mesafeler, yakın gökler Hep sizin. Biz, Kara toprağa bağlıyız ayaklarımızla Ne çıkar, omuzda kanat olmasın kuzum, ne çıkar? İçimizde bir şeyler var kanatlı İçimizde gökler... Sizinkinden daha geniş, daha derin. Mesafelere gülüyor hayalimiz. Güzel kuşlar, aptal kuşlar Böbürlenmeyin bize. İçimizde kanat çırpıyor hürriyetlerin en güzeli, içimizde!

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1239
favori
like
share
Nehir Tarih: 05.05.2009 09:40
teşekkürler...