Bir organ deyip geçmemek gerekiyor. Çünkü, sadece iyi ya da kötü kokuları algılamakla yetinmiyor. Kimi canlı için, karşı cinsi çekecek bir araç; kimi canlı için ise, tam anlamıyla bir sonar... Tabii, bu arada atık arıtıcı ve sıcaklık ayarlayıcı işlevleri de unutulmamalı. Kısacası burun, her derde deva bir organ...




Yıldızburunlu köstebek

"Uç noktadaki 22 farklı parmak"
Adını, burnunun ucundaki anatomik yapıdan alıyor: Yıldızburunlu köstebek ya da bilimsel adıyla Condylura cristata. Burnunun ucunda, tam 22 dokunacı var. Ancak, garip bir biçimde, bu 22 dokunacın koku alma duyusuyla uzak yakın ilgisi yok. Peki ama, eğer bir kokuyu algılamaya yaramıyorsa, bu kadar gelişmiş bir burna sahip olmanın anlamı ne? Bilim adamları, bunun gizemli yanıtını, 80 gram ağırlığındaki hayvanın nemli toprakların altında kendisine galeriler açmaya çalışırken çektikleri filmlerde buldular. Sürekli hareket halindeki burun, saniyede birkaç düzinelik bir hızla kasılıyor ve ardından öne doğru açılıyor. Damar açısından zengin olduğu için pembe renkteki dokunaçlar 25.000 alıcıya sahip ve bu alıcılar 100.000 sinir lifine bağlı... Bu rakam, insan elindeki sinir liflerinden tam 6 misli daha fazla. Sinir lifleri tüm bilgileri beynin özel bir bölgesine gönderiyor. Böylece köstebek burnu, çevresini mekanik bir biçimde tarayan müthiş bir alıcı aletine dönüşüyor. Ancak, olağanüstü bir dokunma aracı olmasına karşın, köstebek burnunu avını yakalamak için kullanamıyor. Bu mükemmel organın bir başka olumsuz yanı ise, çok ince bir deri tabakasıyla kaplı olduğu için, sadece nemli ve kapalı topraklarda sonar görevi görebilmesi... Kuzey Amerika'da yaşayan yıldızburunlu köstebeğin dışında kalan Avrupa köstebek türleri benzer bir burun yapısına sahip değiller.



Otobur Yarasa

"Anahtar" görevi yapan bir silah...
Balinagiller gibi, yarasa da avlarını arayıp bulma ve ona yönelme işlemini bir sonar sistemi sayesinde gerçekleştiriyor. Bu hayvanlar, 10-100 kilohertz arasında değişen yoğunlukta ses dalgalarını gırtlakları ve burunlarıyla üretiyorlar ve bunların ekolarını kulaklarıyla alıp daha sonra beyinlerinde çözümlüyorlar. Günümüzde, yaklaşık 950 farklı yarasa türü saptanmış bulunuyor. Bunların üçte ikisi, ses dalgası üretmek için ağzını, yani gırtlağını kullanırken, üçte biri burnunu kullanıyor. Peki burundan yararlanmak bir avantaj sağlıyor mu? İyi incelendiği zaman, yarasanın özel bir burun yapısına sahip olduğu görülüyor. Burun yaprakları adı verilen özel deri kıvrımlarıyla donatılmış durumda. Her türün deri kıvrımları kendisine özgü... Araştırmacıların önemli bir bölümüne göre, burun yaprakları, sonar titreşimlerini bir demet halinde yoğunlaştırıyor ve hayvan da bu demeti baş hareketleriyle yönlendirip avının bulunduğu yeri belirliyor. Ancak, etobur yarasa için olağanüstü avantajlar sağlayan bu sistemin, neden yemişçi yarasada da bulunduğu uzun süreden beri tartışılıyor. Çünkü avlanmaya ihtiyaç duymamasına karşın, bu tür de benzer bir burun uzantısına sahip. Bilim adamları, otçul yarasadaki bu deri uzantılarının çiçek yapraklarını ayırıp yolmaya ve böylece polene daha kolay ulaşmaya yaradığını söylüyorlar. Her çiçek tipi için uzmanlaşmış yarasa, o çiçeğin özelliklerine uygun bir burun yapısı gösteriyor. Tıpkı her evin kilidini açan tek bir anahtar gibi...

Balinagiller


Kambur balinanın burun deliklerinin yakın planı


Komando gibi burun delikleri...
Balinagillerin (balinalar ve yunuslar) tarihi, yeryüzünde günümüzden tam 55 milyon yıl önce başlıyor. 20 milyon yıl boyunca derine dalan ilk yüzücüler olmak için, büyük bir değişim geçiriyorlar. Özellikle burun delikleri, bu yeni duruma uymak için müthiş bir evrim yaşıyor. İlk değişim, bundan 45 milyon yıl önce bir "yer değiştirme" biçiminde gerçekleşiyor. Burun delikleri, hayvanın yüzünün sivri kısmını terk edip kafasının tepesine yerleşiyor. Yunuslarda burun deliklerinin ikisi birbiriyle kaynaşıyor ve tek bir delik haline geliyor; balinalarda ise, iki giriş varlığını koruyor. Yunuslarda tek, balinalarda iki giriş olmasının nedeni, bugün bile tam olarak yanıtlanmış değil. Burun deliklerinin sırtta bulunması, balinagillere büyük bir avantaj sağlıyor. Soluklanmak için kafalarını sudan çıkarmalarına gerek kalmadan, su yüzeyinde seyir halindeyken gerekli oksijeni alabiliyorlar. Bu gelişmeye paralel olarak, burun delikleri bir "hava ve gaz (pnömatik) çukurları sistemi" sayesinde, su geçirmez nitelik kazanıyor. Dalış sırasında dışarıya salınan soluk, sıcak havadan oluşuyor ve bu sıcak hava atmosfer ile temas ettiğinde buhara ve hayvanın bronşlarıyla soluk borusunu kapsayan ince yağ damlacıklarına dönüşüyor. Verilen soluğun yüksekliği (mavi balinada yaklaşık 10 m. kadar), balinanın türünü kilometrelerce öteden saptamaya yarıyor. Balinagillerin dalış sırasında kapalı kalan burunları, doğal olarak asıl görevleri olan koku alma görevini zaman içinde yitirmiş bulunuyor. Bu görevin yerini soluk alma işlevi almış durumda. Ancak, balinagillerdeki koku alma duyusu kaybı, bir başka radar sistemiyle dengeleniyor. Hayvanlar, avlarını, yaydıkları 100 hertzden 200.000 hertze kadar değişen ses dalgalarıyla tarıyorlar. Ses dalgaları, burun deliklerinin hemen altında yer alan 3 çift torbacık tarafından üretiliyor. Hayvan, böylece bir ses demeti oluşturuyor ve bunu, yağlı bir cep aracılığıyla yönlendiriyor. Ses dalgalarının ekosu, hem altçene hem de içkulak tarafından çözümleniyor. Eğer bu kadar gelişmiş bir burun yapısına sahip olmasalardı, balinagiller gezegenimizin yüzde 71'ine nasıl yayılabilirlerdi?

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 369
favori
like
share