[COLOR="#CBC4A7"]Çoğumuz babamız henüz hayattayken onun yüzüne bir kere bile dikkatle bakmayız. Baba 'baba' sözcüğünü kullanmaya başladığımız günden itibaren sürekli karşımızda duran bir alışkanlıktır. Yıllarca babamızdan değilbir alışkanlıktan bahsederiz:

Annemize'babam bu gün neden gecikti'diye sorarız; kardeşimize 'babam yine su istiyor'der ve dertleniriz; bazen de 'babama hangi yalanı uydursam 'diye planlar kurarız kafamızda. Baba her seferinde bize biraz uzak biraz yabancı birisidir. Her gün elbiselerini giydirip sokaklara saldığımız o 'biraz' yabancının zamanın karşısında an be an nasılda eriyip gittiğini farkedemeyiz bile.

Oysa ilkin ve hep onun elbiseleri yaşlanır ilkin ve hep onun saçları ağarır
ve hep o öksürür. Bizim bir alışkanlığın perde gerisinden baktığımız o yüzde zaman çizgilerden girintilerden ve çıkıntılardan yeni bir yüz yapar bunu da farketmeyiz. İçimizden az buçuk dikkatkesilenler bilirler ki baba göz altlarındaki torbalarda yorgunluk biriktiren kederli göçmenidir evimizin.Bir an gelirgöz altlarındaki torbaların ağzını gözlerinin feriyle bağlayamaz olur artık.

Bir an gelir o iki bağcık da hiç ummadığımız bir vakitte hiç ummadığımız bir yerde çözülüverir. Çözülüverir ve babamızbizden sakladığı bütün yorgunluklarını orta yerde bırakıp kasketinin altını terkeder. Biliyormusuzbabamız bir gün ilk defa gerçekten ölür!..

Babamız bir gün ilk defa gerçekten ölür ve biz ilk defa o gün anlarız evimizde bir babamız olduğunu. O gün anlarız ki aramızda dolaşan yalnızca alışkın olduğumuz bir gölge değildi; o gün anlarız ki artık annemizle anlaşarak kandıracağımız bir saflık sessiz sedasız çekilip gitmiştir aramızdan;
ve o gün anlarız ki 'baba'dan bize kalan bir kelimeden çok öte çok daha ağır bakiyedir. Şeceremizi bir arada tutan en kalın damar ansızın kopmuş şimdiya kadar nasıl durduğunu düşünmediğimiz aile şemsiyemiz yağmur vurdukça su geçirmeye başlamıştır. Daha başka şeyler de olmuştur baba gidince:içimizdeki korku kaybolmuştur artık;sofranın baş köşesinde yaşlı kocaman bir boşluk açılmıştır; akşam haberlerinde esirgenmeden savrulan bir küfür orta yerde sahipsiz kalmıştır; dahası babayla beraber ilgi duymadığımız pek çok memleket haberi de sınırlarımızın ötesine göçmüştür.

Baba ölürken bize bir iyilik yapmışüzerine dertlenilen bir ülkeyi de kendi gövdesiyle beraber ölmüştür...

Artık içimizden hiç kimsenin babanın yerine baba olamayacağını vaktin çıkıp çıkmadığını onun sesiyle soramayacağını anladığımızda çaresiz bir şeyler yaparız:kendimizi babamızın hiç ölmediğine şeceremizin hiç dağılmayacağına inandırmak içinonun en sevdiğimiz resmini büyülterek annemizin
ya da en büyük kardeşimizin odasındaki duvarın orta yerine konduruveririz. Konduruveririz ve resme bakarken ilk defa babamızın yüzüyle yüzleşiriz.

Böylelikle ilk kez babamızın gözlerinde bir göç öncesinin alınganlığını görürüz; babamızın saçlarının fazlasıyla beyazlaşmış olduğunu görürüzilk kez görürüz ki babamızın alnı yaşadığımız coğrafyanın kaderiyle aynıdır: Babamızın alnısanki savaştan hiç kurtulmamış bir cephe yerine benzetilmektedir; babamızın alnıbizzat hayatın alnıdır! Onu yeniden aramıza çağırmakla
onun yüzünü her gün görebileceğimiz bir yerde ağırlamakla bir süreliğine de olsa ölü babamızla ilk kez içtenlikle baba evlat haline geliriz. Konuk ettiğimiz insanlara anlatırız onuonun kim olduğunu sorançocuklara; öyle ki onun kim olduğunu sormayanlara içlendiğimiz bile olur. Duvardabir yanlarını yeni
yeni hatırladığımız çerçeve içinde bir babamız vardır artık...

Ama mevsimler gün gelir babamızın duvardaki resmini de soldurmaya başlar.Babamızın göz altlarını tutan o incelmiş bağcıklar bir kere daha unutkanlığımız tarafından kopmaya terk edilir. Aramızda heyecanla çağırdığımız sevgili ölümüzü yüzü mahkum olduğu çerçeve içinde tekrardan bir gölgeye
tekrardan bir alışkanlığa dönüşür. Bir evden başka bir eve taşınırken eşyalarımızın arasında can çekişir durur; yeni evimize uygun olup olmadığını düşünecek kadar uzaklaşır aramızdan.

Nihayet yeni evlerimiz bu yakışıksız yabancının resmini duvarları için uygunsuz bulmaya başlar.Yeni evlerimizin duvarları su kenarlarını tarlaları yorgun işçi tulumlarını bir memurun çantasını bir askerin kaputunu bir kasketin alınlığını ve bütün o eski alışkanlıkları kabul etmez olur artık.
Bir gün biz yine fark etmeden duvardaki yerinden de devrilir babamız.
Bir gün babamiz ikinci kez ölür!

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 333
favori
like
share
gamzelinur Tarih: 02.05.2009 13:35
eline sağlık
Şayeste Tarih: 30.04.2009 08:53
Okuyan gözlerinize sağlık..
yılmazsan35 Tarih: 29.04.2009 13:37
allah razı olsun,güzel bir paylaşım
duygulu43 Tarih: 29.04.2009 13:09
çok güzeldi emeğine sağlık canım
kır_çiçeği07 Tarih: 29.04.2009 13:07
çok güzel bir o kadarda anlamlı bir paylaşım
ben yazıdaki gibi babama öylesine bakmadım hiç
hep dikkatli baktım ve yüzünün her çizgisini bilirim neredeyse
belki önceleri pek anlayamadım babamı .........
ama şimdilerde anlıyorumki benim babam mükemmel bir baba...
payşlaşımınız için çok teşekkürler.