Bilim Tarihi - İvme Sistemi ve Newton'un Hareket Yasaları - Eski Çağlarda Bilim

[COLOR="yellow"]Bilim Tarihi Ne Kadar Eskidir?


Bilim tarihi insanlar için hep bir araştırma konusu olmuştur. Eski çağlara ait kalıntıların incelenmesiyle, bu dönemlerdeki bilim düzeyi hakkında bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Bu araştırmaların gelişen teknoloji sayesinde hız ve derinlik kazanması, insanlara her geçen gün bilim tarihiyle ilgili yeni veriler sunmaktadır.

İşte bu verilerden bir yenisi İtalyan Alpleri'nde bulunan 5000 yıllık bir avcı cesedinin yanındaki çantada bulunan yaylar ve oklardır. 5000 yıl öncesine ait bu oklardaki bilimsel özellikler insanı hayrete düşürücü niteliktedir : Okların arkasında bulunan tüyler, okun hedefe doğru giderken hızla dönerek ilerlemesini sağlayacak "ivli" şekilde yerleştirilmişlerdir.

İvme sistemi yani sabit hızda ilerleyen maddenin hızını artıran etkenler ise ancak 18. yüzyılda keşfedilmiştir. İşte bu yeni bulgu, araştırmacılar arasında, 18. yüzyılda yeni keşfedilen bir bilginin 5000 yıl önce insanlar tarafından nasıl bilindiği ve kullanıldığı konusunda şaşkınlık yaratmıştır.



[COLOR="yellow"]İvme Sistemi ve Newton'un Hareket Yasaları


Önce İvme Sitemi hakkında biraz bilgi edinelim:

İvme, hızı sürekli artan ya da azalan cisimlerin belli bir süre sonundaki hızlarının hesaplanmasında kullanılır.Bir hareketlinin hızının birim zamandaki artış ya da azalma miktarına İvme denir:

a=(v(son)-v(ilk))/(t(son)-t(ilk)) denkleminde, V:hız, a:ivme, t:zamandır.

Bu konudaki en önemli kaynak Newton'un 18. yüzyılda açıkladığı hareket yasalarıdır. Bu yasalara göre, bir cismin hareketinde ya da şeklinde bir değişikliğe yol açan etmene kuvvet denir. Tanımdan da anlaşılacağı gibi kuvvetle hareket arasında bir bağlantı vardır.

Newton'un dayandığı temel yasalardan ilki "Eylemsizlik Yasası"dır Buna göre bir cisme hiçbir kuvvet etki etmiyorsa ya da cisme etki eden kuvvetlerin bileşkesi sıfırsa bu cismin hızında bir değişiklik olmaz. Eğer maddesel bir noktanın yeri mutlak bir koordinat eksenler sistemine göre tarif edilirse ve bu maddesel nokta dışarıdan başka cisimlerin etkisi altında bulunmuyorsa bu nokta ivmesiz olarak hareket edecektir; yani ya hareketsiz duracak veya bir doğru üzerinde sabit bir hızla hareket edecektir. Newton'un bu ifadesi şöyle açıklanabilir: Bir kuvvetin uygulanmasıyla durumu değişmeye mecbur edilmediği takdirde, her cisim bulunduğu hareketsiz halinde veya düzgün hareket halinde kalır. İkinci yasa olan "Dinamiğin Temel Yasası"na göreyse, bir cismi etkileyen kuvvetlerin bileşkesi sıfır değilse cisim mutlaka ivmeli bir hareket yapar ve ivme her an bileşke kuvvetle doğru orantılıdır. Yani bir cisme bir kuvvet uygulanırsa o cisimde bir ivme meydana gelir ve ivme kuvvetle orantılıdır (F = m.a). Üçüncü yasa ise "Etki tepki yasası"dır. Bir A cismi bir B cismine bir F kuvveti uyguluyorsa, B cismi de A cismine zıt yönde ama ona eşit bir F kuvveti uygular.

Bütün deneyler gösterir ki; nerede ve ne zaman bir ivme meydana gelirse, bu ivme iki sebebin yalnız birinden veya her ikisinden dolayı meydana gelir. Bu ivme, kullanılan sistemin mutlak bir eksenler sistemi olmadığından veya başka cisimlerin etkisinden veya her iki sebepten ötürü olabilir. Başka bir sebep mümkün değildir.

İşte oka hız kazandırmaya yarayan ivli bir sistem geliştirmek için bu temel fizik prensiplerinin mutlaka bilinmesi gerekmektedir.

Peki ama bu karmaşık sistem 18. yüzyılda keşfedilmeden yıllar önce, sanki bu kurallardan haberdarmışçasına bir oka ivme kazandıracak sistem nereden bilinmiştir?

18 yüzyılda keşfedilen İvme Sistemi'nin çok daha eski çağlarda kullanılmış olduğu kanıtlandığına göre, şimdi de eski çağlardaki bilim seviyesine bir göz atalım.



Eski Çağlarda Bilim


İnsanlığın düşünce tarihine bakıldığında pozitif bilimler yakın geçmişte karşımıza çıkar ancak buna rağmen oldukça hızlı gelişmişlerdir.

Bilim tarihi hakkındaki bilgilerimiz araştırmacıların elde ettikleri milattan önceki yüzyıllara ait kalıntılarla sınırlıdır. Bu bilgiler ışığındaki bilgilere göz attığımızda, bilim tarihiyle ilgili, eski çağlara ait şu bilgiler karşımıza çıkmaktadır:

En eski uygarlıklardan bir olan Çin Uygarlığında bilimsel faaliyetin başlangıcı M.Ö. 2500'lere kadar ***ürülebilir. On ikinci yüzyıldan itibaren yapılan seyahatler sonucunda, matbaa ve barut gibi teknik buluşlar, Avrupa'ya Çin'den ***ürülmüştür. Diğer uygarlıklardan farklı olarak Çin'de daha çok aritmetik ve cebir bilimleri gelişme göstermiş ve hatta geometri problemleri bile bu iki disiplinden yararlanılarak çözülmeye çalışılmıştır. Teknik açıdan devrine nispetle oldukça gelişmiş bir düzeyde bulunan Çin astronomisinde, Galilei'den önce Güneş lekeleri konusunda bilgi verildiği görülmektedir. Ayrıca astronomi metinlerinde, meteor ve meteoritler ile nova ve süpernovalar hakkında kayıtlara da rastlanmaktadır.

Hint uygarlığına bakacak olursak, buradaki bilimsel etkinliklerin başlangıcını M.Ö. 5000'lere kadar geriye gittiğini görmek mümkündür. M.S. beşinci ve on ikinci yüzyıllar arasında Hintliler, trigonometrik oranları da dikkate almak suretiyle, Güneş-Yer, Ay-Yer uzaklıklarını, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin konumlarını ve dolanım periyotlarını hesaplamaya çalışmışlar ve bunlarla ilgili sayısal değerleri içeren eserler bırakmışlardır.

Nil nehri civarında gelişen Mısır uygarlığı M.Ö. 2700 yıllarından itibaren matematik, astronomi ve tıp konularındaki etkinliklerle parlamıştır. Mısırlılardan kalan eserler arasında en önemli yeri birer mimari harikası olan piramitler tutar.

Mezopotamya'daki uygarlığının başlangıcı M.Ö. 3000 yıllarından öncesine gider. Modern astronominin temelinde Mezopotamya astronomisi bulunur. Mezopotamyalılar cebir ilminin kurucusudurlar. Gelişmiş bir rakam sistemine sahip olmaları cebir konusunu da ilerletmelerini sağlamıştır. Thales Teoremi'ni dik üçgenler için bulmuş ve kullanmışlardır. Daireyi 360 dereceye bölen de Mezopotamyalılardır.

Coğrafi konumu çeşitli bölgelerle bir köprü niteliğinde olan Anadolu uygarlığıysa çeşitli çok çeşitli yönlerden gelişmiş bir uygarlık olarak karşımıza çıkar. Bazı Anadolu uygarlıkları arasında Hitit, Urartu, Firig ve Lidya uygarlıkları sayılabilir. Batı Anadolu'daki Lidya uygarlığının en büyük başarısı ise parayı icat etmiş olmasıdır. Böylece o dönemin ekonomik hayatında büyük gelişme sağlanmış, modern ekonominin temelleri atılmıştır.

Görülmektedir ki bilim, ilgili verilere ulaşabildiğimiz bu eski çağlarda dahi çok ileri bir seviyede bulunmaktaydı.

Günümüz teknolojisinin bize eski çağlarla ilgili yeni bulgular sunduğunu belirtmiştik. İşte 5000 yıllık oklarda ortaya çıkan bilimsel zeka da bize eski çağlardaki insanların bilimde ilerlemiş olduklarını ve bilim tarihinin sandığımızdan çok daha eskilere dayandığını kanıtlayan önemli bir bulgudur.



[COLOR="yellow"]Allah'ın 14 Asır Önce Kuran'da Bildirdiği Bilimsel Gerçekler Yeni Keşfediliyor

Allah Kuran'da, 20. yüzyıl teknolojisiyle eriştiğimiz bazı bilimsel gerçekleri bundan 1400 yıl önce insanlara bildirmiştir.

Elbette ki Kuran bir bilim kitabı değildir. Fakat çeşitli ayetlerinde, son derece özlü ve hikmetli bir anlatım içinde aktarılan ve Kuran'ın indirildiği dönemde bilimsel olarak saptanması mümkün olmayan bazı bilimsel gerçekler ancak 20. yüzyıl teknolojisi ile keşfedilmiştir. Kuran'ın bilimsel mucizelerini anlamak için de, bu İlahi kitabın indirildiği dönemdeki bilim düzeyine bir göz atalım.

Kuran'ın indirildiği 7. yüzyılda, Arap toplumu bilimsel konular hakkında sayısız hurafeye ve batıl inanca sahipti. Evreni ve doğayı inceleyecek teknolojiye sahip olmayan Araplar, nesilden nesile aktarılan efsanelere inanıyorlardı. Örneğin, gökyüzünün dağlar sayesinde tepede durduğu sanılıyordu. Bu inanışa göre Dünya düzdü ve iki ucunda yüksek dağlar vardı. Bu dağların ise birer direk gibi gök kubbeyi ayakta tuttukları düşünülüyordu.

Ancak Arap toplumunun tüm bu batıl inanışları Kuran'la birlikte ortadan kaldırıldı. Örneğin "Allah O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti..." (Rad Suresi, 2) ayeti göğün dağlar sayesinde tepede durduğu inancını geçersiz kıldı. Bunun gibi daha pek çok konuda, o dönemde hiçbir insanın bilmediği önemli bilgiler Kuran'da verildi. İnsanların astronomi, fizik ya da biyoloji hakkında çok az şey bildikleri bir dönemde indirilen Kuran, evrenin yaratılışından insanın oluşumuna, atmosferin yapısından, yeryüzündeki dengelere kadar pek çok konuda kilit bilgiler içermekteydi.

İşte Kuran bize, Allah'ın üstün ilmini insanlara dilediği dönemde öğretebileceğini ispatlamaktadır.

Bu anlamda eski çağlara ait, ileri bilimsel tekniklere sahip kalıntıların bulunması bizleri şaşırtmamalı, aksine Allah'ın üstün ilminin ezeli ve ebedi olduğunu bir kez daha düşünmemizi sağlamalıdır. Allah üstün ilminin her yeri kuşattığını Kuran'da şöyle haber verir:

"Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür." (Bakara Suresi, 255)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3338
favori
like
share
papara Tarih: 05.05.2009 18:29
allah razı olsun