Plotinos' un Öğretisi - İlkeleri - Felsefesi - Düşünceleri

Antik çağ sonlarında felsefeye dayanarak ruhsal bir dünya görüşü geliştirme denemelerinden ilki olan Yeni-Platonculuğun, kendisinden sonraki gelişme üzerinde büyük etkisi oldu. Çünkü bu çığır, Batı ve Doğu mistisizmlerinin başlıca kaynaklarından biridir. Plotinos ve Yeni Platonculukla örtüşmeyen ezoterik/ hermetik bir öğreti yoktur. Rönesans ötelerine kadar Platon felsefesi, daha çok Yeni Platonculuk şeklinde ele alınarak işlenmiştir. Bu çığırın kurucusu Plotinos’tur. (M.Ö.203-270)
Plotinos felsefesini Platon’a dayanarak açıklamaya büyük değer verir; kendi düşüncelerini hep Platon’un yapıtlarındaki belli temel noktalara dayatarak yorumlamayı dener; ayrıntılarında bile Platon’un bir öğrencisi olduğunu vurgulardı. Bu nedenle de bu çığır Yeni-Platonculuk adını aldı. Ama şunu da belirtmek gerekir ki, Plotinos’un öğretisinde Aristo ve Stoacılığın da büyük etkileri vardır.

Plotinos doğu, Hint bilgeliği, astronomi ve astrolojiye de büyük ilgi duymuş bir düşünürdü; felsefesi çok yönlü olduğu ve hermetik etkiler taşıdığı için kendisinden sonraki kuşakları da, ezoterik, mistik ve okült araştırmalar açısından çok etkilemiştir.
Plotinos’un öğretisinin baş özelliği, katı maddeciliğe tam bir kesinlikle karşı çıkışındadır ve ondan sonra gelen tüm hermetik/ezoterik okullara da bu anlamda büyük bir destek vermiştir. Bu felsefeye göre asıl gerçek; nesnelerin kendisi şeklinde varlıkta etkiyen her şeyin cisimsel olmadığı, her şeyin özde salt ruhsal nitelikte olduğu ilkesine dayanır. Plotinos’a göre, “Cisimler dünyası, o görünmeyen ruhsal dünyadan üzerine bir parıltı vurursa ancak değer kazanır, güzel olur.”
Plotinos’a göre evren ve insan, Tanrı’dan gelmiştir ve Tanrı’ya dönmektedir. İniş merdiveninin ilk basamağında ruhlar, ikinci basamağında hayvanlar, üçüncü basamağında nesneler vardır. Çıkış merdiveninin ilk basamağındaysa anlamak, ikinci basamağında sonuç çıkarmak, son basamağında mistik seziş yani gizemcilik vardır.
Böylece Tanrı’dan ruh olarak çıkan nesnel varlık dünyaya inerek maddeleşir ve madde olarak da vecd yoluyla yeniden Tanrı’ya döner. Bunun da adı Sudur, Uruç ve emanasyondur. (emanation)
Tanrılık yaşamın tedrici/kademeli yayılışı ve varlığın son gayesinin Tanrı’da yeniden erimek olduğu suduriyeci bir panteizm onun felsefesinin temelini oluşturur.

Ona göre Tanrı, eşyanın ilkesidir, başlangıcıdır. Fakat o, kendisinde çıkan ışınlara karşın, eksilmeyen bir güneş gibidir. Kıyaslamadan, benzetmelerden ve yaratıkların niteliklerinden uzaktır. O, her şeyin üstündedir ve her şeyden üstündür. Tanrı, saf düşüncedir; ne düşünür, ne düşünmez denilemez. O, öyle bir birliktir, bütünlüğü ile değişmemiş ve başkalaşmamış vahdettir. Bütün kendi yetkinlik sıfatlarıyla kendisidir ve kendi kendisinin içindedir. Bu itibarla külli olarak bilgiye ihtiyacı olmadığı gibi, bilgisiz de değildir. Tanrı’yı ancak kendi içimizden keşfedebiliriz. Bunun içindir ki, kendisini tanıyan ruh, ancak vecd sayesinde ona yükselebilir. Tanrı, tüm tanrısal sıfatları kendisinde toplamış olan saf birliktir.
Bu tanım, Milattan önce altıncı yüzyılda Delfi’deki kehanet tapınağının duvarına kazınan, Milet’li Thales’e ait ünlü “Kendini Tanı” ibaresi ile birebir örtüşmektedir.

Kendini Tanı

Çoklukta Mutlak Bir’in dolgunluğundan öylece ve emanasyon yani yayılım yoluyla belirir. Tanrı tüm yaratıkların başlangıcı ve hepsinden önce saf yetkinliktir.
Plotinos’un felsefesinde 3 ana temel nokta vardır;
- Mutlak, dolgunluğundan sudur, emanasyon yolu ile belirir.
- Bir tam bir bağımsızlık içinde, kendi yücelik ve saflığından hiçbir şey kaybetmeden evreni oluşturur.
- Sudur prensibi aynı zamanda insanın uluhiyete yani ilahi olana çekilişinin, ilahi cezbenin de bir açıklamasıdır ve
aynı zamanda kaçınılmaz bir olgudur.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 631
favori
like
share
ultimatom Tarih: 29.04.2009 00:40
Emeğine sağlık ezooo ...