Kara Dut - Kara Dut Hikayesi

Tayinim üzere yeni göreve başlayalı kısa zaman olmuştu. Emekliliğime az kalmıştı. Memleketimin bir çok yerinde çalışmış olmama rağmen huzur evi yöneticiliği farklıydı. Lakin bu görevimi elimden geldiğince başarıyla tamamlamaktı.. Yeni bir görev, yeni insanlar. Eski yönetimden farklı olarak yaşlılarla birebir diyaloglara girdim. Onlarla bir yöneticiden öte, evlatları gibi onlarla sohbet ediyordum.. Nice sohbetlere giriyor, onların son dönemlerine tanıklık ediyordum

İçinde bulunduğumuz sıcak yuvada yüzlerindeki çizgilere aldırış etmeden dünyaya olumlu gözlerle bakan insanlar da vardı, hüznü üzerine giyinmişler de vardı. Sebebi ne olursa olsun, son zamanlarını burda geçirmek zorunda kalanlara elimizden geldiğince yardım etmekti. Bir yudum sevinç ve bir avuç umutla onların yüzlerini bahar kadar güzelleştirebilmek mümkündü. Ne geçim sıkıntısı ne de dünya meşakkatı onlar için sorundu. Bir yudum şefkat ve sıcak bir yuva onlar için en büyük nimetti..

Onu ilk gördüğümde çakır gözleri dikkatimi çekmişti. Tahminimce yetmiş yaşını çoktan aşmıştı. Ama yaşına inat dimdik duruyordu diğer teyzelere bakınca. Bu teyzenin ölüme giden yolculuğuna şahit olacağımı hiç düşünmemiştim.

Zaman akıyor geçiyordu. Bu işe başlayalı 5 ayı geçmişti. Bahar aylarındaydık. Gündüzleri sağlık durumları müsait olanlar bahçede otuyor, vaktini burada harcıyordu. Koyu sohbetler, hayata dair pişmanlıklar, kırgınlıklar ya da sevinçler ortaklaşa paylaşıyordu.. Rüzgarın bir yerde durmadığı gibi zaman akıp gidiyordu.

Bir gün ay sonu karar defterini incelerken kapım çaldı.
- Girin, dedim.
Kapının ucundan titrek bir ses:
- Girebilir miyim müdür bey, dedi.
Sesinden tanımıştım Ayşe teyzenin. Hafif bir ses tonuyla:
- Buyrun Ayşe teyzeciğim.
Mahçup bir haliyle bana gülümseyerek:
-Oğlum, sizden bir isteğim var, dedi.
Her zaman ki gibi günlük bir istek olduğunu düşünerek:
- Tabi, teyzeciğim dinliyorum, dedim.

Koltuğa oturup soluklandı teyzem.
- Oğlum, ben burda 7 seneden beri kalıyorum. Her zaman rahat içindeydim. Şikayetim olmadı. Lakin bir isteğim var sizden dedi, çakır gözlü Ayşe teyzem..

Merakımı sonlandırmak için,
- Ayşe teyzem dinliyorum. dedim.
- Oğlum, ben köyüme gitmek istiyorum. Lakin param yetmez burdan köyüme gitmeye. Bu konuda bana yardımcı olabilir misiniz ?
Şaşkınlığım bir kat daha artarak;
- Teyzem niye köyüne gitmek istiyorsun ? Yoksa burda bir huzursuzluğun mu var ? Çekinme teyzem, sorunları çözmek için burdayım.
Teyzem, biraz mahçup biraz titrek sesiyle:
- Oğul, benim derdim tasam yok. Şikayetim de yok. Lakin kendimi eskisi gibi iyi hissetmiyorum. Yaşlandık artık. Yürümekte zorluk çekiyorum. Yaşım da aldı başını gitti. Buram buram burnumda tüten köyümü son kez görüp eşimin ve oğlumun yanına gömülmek istiyorum.

Öyle kalakaldım. Hüzünler sardı etrafımı. Canım acıdı. İlk defa böyle istekle karşılaşmak beni şaşırttı. Teyzemi fazla bekletmemek için hemen cevabını verdim.
- Teyzeciğim, bunu müdürlere ileteyim. Gelen cevabı ben sana söylerim. Sen merak etme dedim.
Yaşlı teyzem, bir umut doğmuşcasına gözleri parlak bir şekilde:
- Allah razı olsun sizden. dedi. Ve odadan ayrıldı.

İlk defa böyle istekle karşılamanın şaşkınlığı bir tarafta, teyzenin isteginin hüznünün vurduğu kalbimin ağırlığı bir tarafta. İsteğinin gerçekleşmesi zor gibiydi. Lakin benim vazifem bu istegi üst makamlara iletmekti. Yarın ilk işim teyzemin bu istegini bir yazıyla üst makamlara ulaştırmaktı..

................

Temmuz ayının başındaydık. Ayın bir pazartesi günü gelen tüm yazıları inceledim. Teyzemin istegi kabul edilmiş ve köye gidebilmesi için gerekli işlemlerin başlatılması ve gidiş için ön görülen masrafların bizce karşılanması ve teyzemin köye götürülmesi icin bir memurun görevlendirilmesi belirtilmişti yazıda. Bir an evvel haberi Ayşe teyzeye vermeliydim. Ama bir an düsündüm gerekli işlemleri tamamlayıp ondan sonra haber vermenin doğru olacağına karar verdim.

Herşey tamamdı. Lakin teyzeyi köyüne götürecek memur konusunda sorun vardı. Yeterli çalışan olsa da, bu konuyu çözemedim bir türlü. En son çare olarak benim gitmem konusunda fikir telakkisinde bulundum. Bu konuyu Vali Yardımcısına bildirdim. " Olur " yazısından sonra işlemleri bitirip teyzemin yanına gittim.

78 numaralı oda kalıyordu. Kapı açıktı. Gözleri pencerede dışarıyı gözlemliyordu.
- Teyzeciğim, girebilir miyim ?
Yüzünü pencereden sesin geldiği yere doğru yönelterek:
- Tabi, oğlum buyur gel, dedi.
- Teyzeciğim, isteginizi kabul etmişler. Çıkış işlemleri bitti. Köyünüze ben götüreceğim sizi. Bir kaç güne kalmaz yola çıkarız. Dostlarınla vedalaş, eşyalarını falan toplarsın bu süre zarfında, diye sözlerimi bitirdim.
Dünyalar onun olmuşcasına gizli tebessümler belirdi yüzünün yaşlı ama ince çizgilerinde..

.....................

Yolu yarılamıştık. Tahminimce 4 saat daha yolumuz vardı gidelecek. Kendi hayatımdan, çoluk çocuktan bahsettim yol boyunca. Ayşe teyze ise bazen " Allah uzun ömür versin " diye sözlerimi tasdikliyor bazende sessizce dinleyip tatlı bir tebessümle anlattıklarımı dinliyordu. Bir cesaret bulup:

- Teyzem, yolumuz uzun. Ben senin hikayeni dinlemedim. Anlatmak istersen dinlerim diye gözlerin icine uzattım kelimelerimi..
Yorgun ama hala gülümseyi bilen teyzem:
- Müdür bey, benimkisi de sizin gibi sıradan. Tek farkımız sen şehirde büyümüşsün ben ise köyde.
Heyecanımı gizlemeyeyip:
- Teyzem, neden köye gitmek istedin ? Neden köye gömülmeyi bu kadar istedin ?
- Müdür bey oğlum, ben 18 yaşında evlendim. Eşim köyümüzdendi. Hububat ekip kaldırıyorduk. Bir kızımız ve bir oğlumuz vardı. Kızımı gelin ettikten sonra eşimin nefes almakta zorluk geçiyordu. Doktora gittik. Midesinde bazı hastalıklar çıktı. Tedavi gördü. Dolayısıyla bir çift öküzümüz vardı. Onları sattık sonra yetmedi bir kaç tarlayı da. Oğlum o zaman askere yeni gitmişti. Eşimin tüm işlerini kadın halimle ben yapıyordum. Köyde yetiştik, ne kadar olsa bilmediğimiz çok sey vardı. Anlayacağın cahildik oğul. Bir gün doktorlar beni cağırdılar. Eşimin hastalıgı ilerlemiş, vucüdu hastalığa karşılık veremiyormuş. Velhasıl biraz daha tedavi gördü. Lakin kaybettik. Kış zamanıydı. Yol bilmem, iz bilmem. İzmirden ta bizim memlekete nasıl götürecektim cenazeyi. Öldüğüne mi yanayım, götürememekteki acizliğine mi ağlayım. Dert bir degil ki oğul. Neyse ki trenle köyümüzün yakınına kadar getirdik.

Heyecan ve hüzün birarada:
- Sonra, teyzeciğim ?
Köyden akrabalar gelmiş bizi karşılamaya. İndirdik. Diz boyu kar etrafta. O zaman yol mu var bizim köye. Katırlarla gelmiş akrabalar. Sonra cenazeyi katırların semerine bağlı halde getirdik. Ama ne getirme oğul. Soğuk bir yandan, ölüm acısı bir yandan. Oğluma söylemedik babasının öldüğünü. İzne geldiğinde öğrendi. İşte böyle oğul..Acımız her insan gibi acı, kederimiz de ..

Hüzünlü bir hikayeye dalıp gitmiştim. Gözyaşlarım neredeyse taşacakti gözbebeklerimden yanaklarıma.
Teyzem kısık sesiyle devam etti:
- Ölenle ölünmüyor. Oğlum askerden geldi, evlendirdik. İş güç sahibi olduk. Onlar şehre taşındı tıpkı kızım gibi. Ara sıra gezmeye gidiyordum yanlarına. Peynir, süt filan götürüyordum torunlara. Onlar hep şehirde gelip yaşamamı istediler. Ama bırakamadım buraları. Nasıl vakit geçiririm diye gitmedim şehre.

Oğlum, muhasebecilik yapıyordu bir şirkette. Sonra emekli oldu. Şehriydeyken kalp krizi geçirmiş. Bir kez emekli maaşı alıp o da yaşarken gitti oğul. Ne acı değil mi ? Bizler varken oğlunun acısıyla tekrar yıkılmak..

- Allah mekanlarını Cennet eylesin diyebildim sadece. Tıkanmıştım. Ne zordur yaşarken kendi evladını kaybetmek.

...................

Köye gelmiştik. Eşyalarını indirdim. Evi eski evlerdendi. Bu düsüncemi anlamis olacak ki teyzem bana dönerek:

- İlyas amcan marangozdu. Bu evi, o yaptı sağlığında. Eski olsun onun ellerinin yaptığı evde oturmak yetiyor dedi.

Eşyalarını geniş bir odaya koydum. Gidecektim artık. Helalleşip yola çıkmalıydım.

- Teyzem, hadi hakkını helal et, yolum uzun malum, dedim.
Ayşe teyzeyi bu kadar kızgın yüzle görüp:
- O kadar uzun yoldan gelip bir bardak ayran bir tıkım ekmek sunmamak sana ayıp olur buralarda. Sen bekle az hele. Geliyorum ben.

Bir müddet sonra elinde ekmekle geldi. Arkasından genç bir kız tepsiyle yemek getirmişti. İçimden teyzeme " Allah senden razı olsun " diye geçirdim.

Yemek bitti. Ayranlarımızı yudumlarken:
- Geldin köyüne bak. Bundan sonra ne yapacaksın bakalim Ayşe Teyze, diye sordum.
- Oğlumun en sevdigi kara dut ağacı var. O ağacın gövdesine sırtımı verip karşıdaki mezarda bulunan eşimin ve oğlumun topraklarına bakıp bakıp onlara dua edeceğim. Ta ki ben de onların yanına gidene kadar. İkindiden sonra hep oraya gider, biraz onlarla dertleşirim, dedi.

Boğazımda düğümlendi kelimeler. Bir kara dutun bu kadar değerli olduğunu düşünmemiştim..

.......

Aylar geçti gidişimden sonra.. Ölümü bile kavuşmak bilen Ayşe Teyzem oralarda ne yapıyor bilmiyorum ama hissettigim, her ikindi vakti kara dutun altında oğluyla ve eşiyle konuşuyor, dertleşiyor. Ve sonra duasını edip onlara kavuşmanın vaktini bekliyor kara dutun gölgesinde..


Alıntı..

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 267
favori
like
share