Asrı Saadetten Tablolar hakkinda bilgiler - islam hakkinda hikayeler

ADANMIŞ İNSAN



ENES BİN NADR, Bedir’e katılamamıştı. O, cihad aşkıyla yanıyordu ve kader onun bu halis isteğine sarp yokuş Uhud’da evet diyecekti. Savaşın iyice kızıştığı bir andı; münafıklar Resulullah’ın öldüğü haberini yayarak İslam saflarında ümitsizlik, geriye çekilme meydana getirmek istiyorlardı. Bu acı haberi duyan Hz. Ömer düşman saflarına doğru koşan Enes’e seslenerek;


-Enes, dağa çekilin Resulullah öldü.


Bu haber karşısında dünyası kararan Enes:


-"Resulullah’ın öldüğü yerde biz yaşamamalıyız." diyerek düşman saflarına daldı.


Savaş sonrası aziz şehid, yediği kılıç darbeleriyle tanınmaz hale gelmişti. Onu kız kardeşi parmağındaki yüzükten tanımıştı.


Evet, "Resulullah’ın öldüğü yerde biz ne diye yaşıyoruz." Bu söz sahabenin İslam davasına sadakatini göstermektedir. Zira Resulullah’ın cismi ALLAH davasını temsil etmektedir. Uğruna baş konulan davada Resululullah’ın cismini koruma davası değil temsil ettiği hakikatlerdir. İşte sahabenin mücadelesi budur; ALLAH’ın dininin yer yüzünde hakim olması. Efendimiz cismen yeryüzünde olmasa da temsil ettiği yüce mefkure ebetlere kadar devam edecektir. Bize düşen de sahabe şûuru ile bu davaya sahip çıkabilmektir.



DAVA ADAMI



ABDULLAH İBNÜ HUZAFETÜS SEHMİ Çok cesur sahabe idi, Bizans’a esir düşmüştü. Bizans komutanı onun cesaretini duymuştu. Bu cesur insanı kendi tarafına çekmek isteyen Bizans komutanı Hıristiyan olması koşulu ile onu iktidarına ortak yapma teklifinde bulundu. Aldığı cevap "hayır" dı.


İşkencenin akla hayale gelmeyenini tatbik etmişler, dininden dönmeyince de idamına karar vermişlerdi. Bu karar üzerine Abdullah ağlamaya başladı. Bizanslılar şaşkındı; zira kafasını defalarca kaynar suya sokmuşlar, atların arkasına bağlayıp sürüklemişler bütün bunlara katlanan birinin ağlamasına anlam verememişlerdi. O’na, “Korkuyor musun?” diye sorduklarında:


-Böyle bir tek canla gideceğim diye üzülüyorum. Arzu ederdim ki başımdaki saçlarım adedince başım olsun, onları sevdiğim ALLAH ve Rasulü’ne feda edeyim. Ama şu anda buna sahip değilim ve sadece bir can feda edebiliyorum.



DESTANSI BİR KAHRAMANLIK



Abdullah bin Ömer anlatıyor: Yemame savaşında Ebu Akil kolu kesilmiş ve tüm vücudu kanlar içinde çadırda yatıyordu. Tam bu sırada müslüman saflarında çatlamalar meydana gelmişti. Huneyn savaşında da aynı tablo oluşmuş müslümanlar son bir gayretle düşmana galebe gelmişlerdi. Maan ibni Adiy bu olayı hatırlatarak:


-"Ya Ensar! Huneyn’de olduğu gibi sizden bir gayret bekleniyor." diye haykırdı.


Bu ses çadırın içinde bütün azametiyle duyuldu, bu sesten sonra ölmek üzere olan bu insan hortlamış gibi yerinden kalktı ve savaş alanına daldı. Bir ara kılıç kullanmasına engel olan kolunu ayağı ile basıp kopardı.


Savaş bittiğinde O’nu bulduğumda her yerinden yara almış şekilde yatıyordu. Konuşmaya bile takatı kalmamış son anlarını yaşayan bu insan bana:


-"Kim mağlup, kim galip?" diye sordu.


-"Müslümanlar galip!" deyince ellerini dua eder gibi yukarıya kaldırdı ve vefat etti.


Müminler içinde ALLAH‘a verdikleri sözde duran nice erler var, işte onlardan kimileri o yolda canını vermişlerdir, kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.( Ahzap; 23)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1576
favori
like
share
mahitap Tarih: 12.05.2009 00:41
Çok güzel bir paylaşım.Allah razı olsun.