Role Play nedir?
RolePlay mmorpg oyunlarında kişinin karakteriyle bütünleşmesi gibi bir şeydir.
Bunu sevgili u-s halkına kısaca bir örnekle anlatayım;
Ben bir harita çizicisiyim yani bir Catographer. Diyalog:

-Sevgili John bana Jhelom kıyılarının haritası lazım keşif birliğini duymuşsundur Jhelom kıyılarındaki yeni ırkı kontrol edeceğiz Lord Britishin emri var.
-Tabikide,bu gece başlıyorum yağrın öğlen gibi tekrar bana uğra sana haritayı teslim edeyim.
-Peki John iyi şanslar...

Anlayacağınız RolePlay yaparken karakterinizle bütünleşmelisiniz Ben John olmalıyım sen ise Dave...

Irklar:

Evet gel gelelim ırklara öncelikle arkadaşlar hepimizin bildiği gibi çok gilinen 4 ana ırk vardır.

1. İnsanlar: İnsanlar neredeyse her konuda gelişmiş bir ırktır ve ilk ırklardandır.Çoğu ırkın başaramadıkalrını İnsan ırkı rahatça becerir,Gerek yapısı,gerek zekası,gerek çevikliği ile enredeyse her ırkdan üstündür.İnsanlar da kendi aralarında çoğu kola ayrılırlar.bilinen örneklerden Half Elf,haldan dışlanmış korsanlar(Tolkien kitaplarında bu ırktan Dunédain insanı olarak bahseder).


2. Elfler: Elfler genel olarak bakıldığında uzun kulaklı dişielri sexi bir ırktır.tabi bu ırkın tek özelliği sexilik değildir.Elfler Doğayla birleşik yaşayan bir ırktır ve zeka konusunda insanlardan daha üstün olan kolları vardır.Örneğin En bilinen Elf Irkları High Elf,Dark Elf,Night Elf'dir.

High Elfler:
Bu Elf ırkı zeka olarak çok üstün bir ırktır En önemli classlarından biri büyücülüktür,alchemy gibi mesleklerde çok başarılıdırlar.

Dark Elfler:
Bu ırk kötülüğü seçmiş kara büyülerde usta ve savaşçılarının dayanıklı olan bir ırktır.Ten renkleri Koyu lacivertten mora kadar gider.

Night Elfler:
Night Elfler Wood elflerden sonra doğaya en bağlı ırktır büyüleri yıkmak için değildir iyileştirme,onarma,güçlendirici büyülerdir.Bu ırkın dişileri avcıdırlar Yay kullanmada en usta ırkdır.

Cüceler. Namı diyar Dwarf.
Dwarflar kısa boyları ve dayanıklı vicüt yapısıyla çok güçlü bir ırktır.Madencilik ve demir ustalığında çok başarılıdırlar ve savaşçılarıda çok güçlüdür.Bu ırk karanlık madenlerde yaşadığı için karanlık büyülerden etkilenmemektedirler.
Irkın erkeklerin ve dişilerinin saçları uzun ve örgülüdür.(Bazen dişilerin de bıyıkları oldugu vardır)

Orclar: Yıkımın ırkıdır zeka yonunden gelişmemiş fakat kaslı vicütları olması ve acıma duygusunun olmaması bu ırkın genel özellikleridir.Orc ırkı zeka yönünden gelişmemiş olsada kılıç dövmekte dwarflar kadar iyidirler kılıçları çok keskindir.Güçlüler kılıç savaşçısı daha güçsüz olanlar ise okçu olurdu.

[COLOR=#f93737]1. Bölüm

Mavi gökyüzünü karanlığa terkeden güneş İki dağın arasında kaybolurken Britain kentinin sokak lambaları teker teker yanıyordu adeta güneşin yokluğunu hissettirmemek için .. Britain en güçlü dönemlerini yaşıyordu .. Krallık hazinesi çok güçlü olan britain çalışmak yerine eğlenceyi seçmişti.. Yeni pavyonlar , eğlence yerleri açılıyordu ve britain halkındaki soylu ve zengin kişiler buralarda eğleniyorlardı evet bu britainin renkli yüzüydü .. Şaraplar , eğlenceler vedaha birçok şey.. Ama korkunç karanlık yüzü herzaman Renkli yüzünün arkasında bir gölge olarak kalmıştı ve o gölgeyi kimse görmek istemiyordu.. Bir bölüm insanlar eğlenirken , bazı insanlar ise hala taş madenlerinde çalışıyorlar ve orada uyuyorlardı.. Madenlerde çalışan bir işçinin onlara yemek getiren Cesur ve 20 Yaşlarında , felix adlı bir oğlu vardı. Felix hergün britainden madenlere yemek götürür ve maden işçilerinin ihtiyacını görürdü.. Ama o akşam hayatı dönülmez bir yola girecekti .. Sarı saçları ve mavi gözleri britaindeki birçok kızı büyülüyordu.. Onun dürüstlüğü ve saygısı herkestarafından bilinirdi ve bu yüzden herkesin güvenini kazanmıştır ..

Birgün madenlerdeki işçilerden birisinin karısı , felixin eline bir kolye tutuşturmuş ve o kolye yi kocasına vermesini istedi .. Felix o akşam maden ocağının kapısından girdiğinde koskoca bir boşlukta karanlığa büründü.. Ne olduğuna bir anlam verememişti içerisi çok karanlık olduğu için gözleri bulanmıştı etrafına bakınıyor ama hiçbirşey göremiyordu.. İşte o an bir anda önünde bir parlama oldu Etraf bembeyaz olmuştu. Felix elleriyle gözlerini kapatarak ;

Tanrı aşkına neler oluyor böyle diye haykırdı ..

Elleri ve sesi titriyordu.. Işık azalmıştı önünde duran beyazlar içindeki büyücü

Korkma çocuk diye yavaş bir şekilde ve boğuk bir ses tonuyla seslendi..

[COLOR=#f93737]2. Bölüm


Korkma çocuk diye yavaş bir şekilde ve boğuk bir ses tonuyla seslendi..

İnanılmaz birşeydi bu. Maden yerine sanki başka bir gezegendeydi nasıl olmuştu da buraya gelmişti , bu nasıl birşeydi oysaki Felixin geçtiği sadece ufak bir maden kapısıydı .. Felix titreyen dişleriyle herkonuşmaya çalıştığında dilini ısırıyordu ;

Se-sen d-de K-kim-sin Diye Fısıldadı bir anda ..

Bu beyazlar içinde parıldayan yaşlı büyücü kimdi kimin nesiydi , peki ya o şaşalı girişe ne demeli , nasıl yapabildi böyle birşeyi bunları düşünürken düşünceleri ağzından cümle olarak karanlıkta süzüldü ;

Tanrım, Bu nasıl bir oyun böyle ..

Yaşlı büyücü çocuğun davranışlarını gülümseyerek izliyor ve birtaraftanda düşünüyordu .. Gerçekten bu çocuk güçlerinin farkındamıydı .. Bunu öğrenmenin tek bir yolu vardı ve çocuğa doğru yürüyerek ;

Bu bir oyun evet doğru , sen oyunun şahısın .. Etrafına bak çocuk sen ve senin gibiler hergün madenlerde çalışıyor ama diğerleri peki ya hergün eğlenen zenginler düşün bunları .. Sen seçilmiş kişisin evlat , bunları sen düzeltebilirsin

Felix , birsüre üstüne gelen bu büyücüden korkarak geri kaçtı ama kaçabilecek başka biryer yoktu ve kaçmayı bırakıp dinlemeye başladı .. Duydukları karşısında gerçekten şaşırmıştı .. Evet karşısındaki yaşlı adam haklıydı ama özel güçten bahsediyordu çocuk merakla ;

bunu nasıl başarabilirim ki ben bir madenci çocuğuyum Dedi ..

Ses tonu ümitsizliğinin derecesini gösteriyor ve Büyücüyü düşündürüyordu.. Böyle bir anlatıma rağmen hangi çocuk daha ümitsiz olabilirdiki ..

Sende büyücüsün ve bu gücünün farkında değilsin Diye söylendi bunları duyan felix şaşkınlığını gizleyemiyor ve iyice kafası karışıyordu .. Büyücü bir süre çocuğu izledikten sonra ;

Benimle gel evlat çok zaman kaybettik Dİyerek asasını daire çizerek yere vurdu ..
Vurduğu yerde bir kapı açıldı büyücü arkasına bakmadan kapıdan geçti .. Ardından felix büyücünün arkasından

Nereye gidiyoruz , ne için zaman kaybettik diye seslendi ama büyücü çoktan gitmişti ..

geçme ve geçmeme arasında kararsızdı .. Gözlerini kapatarak kapıdan geçti ..


[COLOR=#f93737]3. Bölüm

Ve kapıdan geçmişti .. Bir kale vardı önünde , özenle işlenmiş taşları ve koskocaman bir asa işareti vardı kalede .. Gri taşlar ile Bir kapı büyüklüğünde pencereler .. Felix gözlerini açmış bu kaleyi izlerken ;

Aman Tanrım Diye haykırdı ..

Gerçekten inanamamıştı .. Hayatında Lord britishin kalesinden sonra 2. kez böyle bir kale görüyordu .. İlerden ona bir ses ;

Hey evlat hadi yapacak işlerimiz var diye seslendi ..

Ama Felix kendisini o büyüleyici kaleye o kadar kaptırmıştıki büyücüyü duymamıştı bile .. Büyücü çocuğun arkasından asasıyla ittirerek onu kendine getirdi .. Felix biraz korkmuştu tabikide. Etrafındaki genç büyücüler onu izliyor ve kıkırdıyorlardı .. Felix yürürken bile etrafını süzüyordu .. BUradaki herkes zengin olmalıydı hepsinin üstünde en kaliteli kumaştan dikilmiş cübbeler vardı .. Kendisinde ise yamalı pantulon ve üstüne ne olduğu belli olmayan bir kumaş .. Utanmıştı o kadar kişinin içinden .. Biraz daha inceledi .. Issız bucaksız yeşillik olan bu yeri .. Neresiydi burası .. Tam arkasına dönmüştü ve sorularını yöneltecektiki büyücü ;

Soru sorma hepsini sana anlatacağım evlat diye araya girdi ..

Felix gerçekten çok şaşırmıştı .. Bu büyücünün adını bile bilmiyordu kalenin kapılarına geldiklerinde büyücü kapıyı açmış ve karşısına birsürü soylu insan çıkmıştı hepsi büyücüyü bekliyor olmalıydı .. Felix , onları gördüğü gibi önlerinde diz çöktü .. Herkes , bu yaptığına şaşırmıştı .. Büyücü felixin yanına eğilerek ;

Bura britain değil kimsenin önünde eğilme bırak önemli değil .. Zamanı gelecek hepsi önünde eğilecek hadi kalk Diye Fısıldadı ..

Felix gülümseyerek ayağa kalktı ve etrafını izlemeye başladı .. Dışardan göründüğünden daha büyüktü kale.. Sanki binlerce merdiven vardı .. Duvarlarda tablolar ve Özel bir asa işareti vardı .. Felix büyücüye doğru ;

Hey bu nedir Diye merakla seslendi ..

Büyücü ile birlikte herkes oraya baktı ve Önünde eğildiği kişi ;

O biz büyücülerin sembolüdür bu kalede eğitim alıp dünyanın sonu gelmeden karanlıktan kurtaracak ve dünyada eşitliği sağlayacak büyücüye bu asa verilir. Diye açıklama yaptı ..

Büyücü felixin cevabını bekliyordu .. Felixin teni atmıştı , gözlerindeki ışıltı garip bir hal almıştı sanki bu olaylar ona rüyamış gibi.. Birsüre herkes felixi izledi Ve sonra felix kimsenin beklemediği bir cevap verdi ..

[COLOR=#f93737]4. Bölüm

... Büyücümü ? Ne eğimi ? Dünyanın sonumu ? Ve kurtarmak mı ?

gözleri faltaşı gibi açılmış , yanındaki büyücüyü izliyordu ... Neler oluyordu burada .. Büyücüye bakışları adeta " Neler oluyor bana açıkla " der gibiydi... Karşısında duran ve o işareti açıklayan Lord büyücüye eğilerek ; Bu konu hakkında bir açıklama bekliyorum hemen (!) odamda olacağım diye fısıldadı ..
Ve yanında bulunan heyetiyle birlikte oradan uzaklaştı ... Birsüre arkalarından baktıktan sonra felix ;

Ne demek oluyor bunca olanlar , hem seni bile tanımıyorum sen kimsin dedi ..

Birsüre sessiz kalan büyücü ;

Herşey Büyücülük toplumu başkanı'nın değişmesiyle başladı ... Şuan bir büyücü ölümsüzlük hakkı kazanacak ... Ve bu hakkı kazanan kendi halkını kurtaracak. Bana gelince ; ben , Albus ve bu Toplulukta saygı duyulan bir büyücüyüm ..
Birsüre sessizlik oldu albus felixe döndü .. Felix sanki hayalet görmüş gibi bakıyordu bu anlatılanlar doğru ise kendisinin ne bağlantısı olabilirdi .. Düşündükçe mavi gözleri büyüyor büyüdükçede korkunç bir hal alıyordu .. Albus konuşmasına izin vermeden ;

Gel benimle Diyerek merdivenlerden ilerledi ve bir odaya girdi ..

Arkasından felix koştu ve girdiği odaya arkasından girdi ..

Gözlerini etrafta dolaştırdı , büyü eşyaları ve bir küre vardı .. Birsüre albusu uzaktan izledi ... Sonra albus kafasını kaldırdı ve ;

Buraya gel ve şu küreyi sağ elinle tut ve gözlerini kapat dedi ..

Felix , taşlar üzerinde yürürken bastığı taşlar kadar duygusuz bastığı taşlar kadar soğuk oluyordu .. Çünkü bu olanlar kafasını karıştırmıştı ... Daha dün bir madenci çocuğuydum şimdi halkımın kurtarıcısımı olacağım düşünceleriyle küreyi tuttu ...

Britain saldırı altındaydı , sadece britain değil bütün herşehir ... Ve şehirleri büyücüler koruyordu ... İnsanlar diri diri gömülüyor , kadınlara tecavüz ediliyor , çocuklar zorla çalıştırılıyordu ... Kötülük heryeri elegeçirmişti ... Ve sonunda uyanmıştı ...

Gözlerinden yaşlar geliyor , vücudundan terler boşalıyor , vücudu titriyordu ...

Aman tanrım , bunlarda neydi böyle

Albus birsüre felixi izledikten sonra elini omzuna koydu içten ama boğuk bir ses tonuyla ;

Evlat bütün dünya o kürede gördüğün gibi kötülerin hakimiyetine girmemek için savaşacak ve senin halkının kurtarıcısı sen olacaksın ... Hadi şimdi yat uyu yarın büyü yapmayı öğreneceksin ... Dedi ve bir cevap duymak istemezcesine odadan ayrıldı ...

Felix duyduklarının gördüklerinin etkisiyle kendini yatağa bıraktı ... Hayatında ilk defa böyle bir ağırlık vardı üstünde belkide koruyucusu olduğu halkın ağırlığıydı bu gözleri yavaşça kapandı ve belkide son rahat uykusuna daldı..


[COLOR=#f93737] 5. Bölüm

Günışığı herzamankinden daha fazla aydınlatıyordu o gün... Güneş battığı 2 dağ arasından kurtuluş için doğuyordu ... Yani Felix için ... Yeni gün yeni doğmuştu ama Albus çoktan uyanıp felix için birşeyler ayarlamıştı bile o gün çok yorulacaklardı hem felix hem albus... Bir anda kapı aralandı içeri giren albustu ... Odanın penceresini açtıktan sonra felixi uyandırdı .. Uyku sersemi olan felix neler olduğundan habersiz ayakta duruyor ve sallanıyordu .. Albus elindeki cübbeyi felixe uzattı ve ;
Giy bunu ve sana birşey daha vericem sonra alıştırma yapmak için biryere gidicez dedi
.. Felix mavi gözlerini anlamsızca cübbenin üstünde gezdirdikten sonra albusun suratına manasız bakışlarıyla birlikte yetmezmiş gibi can sıkıcı ses
tonuyla ;
Bu nedir ? Hem bana başka ne vereceksin ve nereye gidicez ? Diye bir çok soruyu ard ardına sordu ...

Albus suratını asarak ;

Çok konuşuyorsun çocuk beni dinle kapının önünde bekliyorum hadi

Dedikten sonra Felixin arkasından dediklerini duymamazlıktan gelerek kapının önünde beklemeye başladı ... Birsüre sonra Büyücülük Toplumu Başkanı ile kapıda karşılaşan albus birsüre sessiz bekledi ... Ondan sonra yüzünü çatarak Topluluk Başkanı ; Albus bu ne demek oluyor sokaktan topladığın çocukları buraya getiriyorsun Dedi aşağılayıcı bir tavırla ...

Bu sözleri birsüre dinleyen albus karşı çıkarak ;

Onda kimsede olmayan birşey var ..! Onun güçlerini çok küçümsemeyin ! İşte o seçilmiş kişi o ! Onu diğerlerinden ayıran özellik o ! Kader onun üzerine yazıldı .. diye sesini yükseltti ...

Bu sözler üstüne Başkan Asasını Yere Vurarak Haykırdı ;

Güldürme beni ! Benim öğrencilerim duellolarda bu çocuğa büyü bile attırmaz Dedi ve
arkasını döndü bir kaç adım attıktan sonra tekrar albusa dönerek ;

Ölümsüzlük duellosundan canlı kurtulduğun için herkes sana saygı duyabilir ama ben herkes değilim dedi ve karanlık koridorda kayboldu ..

Felix üstünü giyinmiş ve konuşulanları dinlemişti ... Ne demek oluyordu bunlar Ölümsüzlük duellosundan canlı kurtulmak ta neyin nesiydi .. Ben seçilmiş kişimiyim diye sorular sorarak albusun yanına geldi ... Albus bir süre felix'i izledikten sonra ;

Korkma evlat , şuan herkes bize karşı ama zamanı gelince kaderden kaçamayacaklarını anlayacaklar Dedi ve gözünü kırptı ..

Albus'un bir süprizi daha vardı felixe ... Felix'in gülümseyen yüzüne bakarak ;

Benimle gel sana birşey vermek istiyorum Dedi ve yanlarındaki kapıdan içeri girdi ... Felixte heycan ve merakla arkasından içeri girdi ..
Albus elinde bir asa tutuyordu felixe bakarak ;

Bu benim senin yaşındayken kullandığım asaydı .. Şimdi senindir..

Bu durumdan hoşnut olan felixin buraya geldiği süreden beri ilk defa böyle gülümsediğini görüyordu albus ... Sonra felix gülümseyerek ;

dedi gülümseyerek .. Teşekkür ederim , ama ben büyü yapmayı bilmiyorum Dedi

Felix yüzünü buruşturmuş ve utanmıştı .. Birsüre sessizlik olan odadan çıkan albus felix'e ;

Benimle gel diye seslendi ..

VE ikisi birlikte Geçitlere geldiler burada birsürü kapı vardı .. Hepsi ayrı biryere gönderiyordu insanı .. Albus Yeşil kapıdan geçtikten sonra ormanda ufak bir asa hareketiyle görünmez oldu ve Felixi beklemeye başladı




[COLOR=#f93737] 6. Bölüm

Felix karmaşık duygular içinde kapıdan geçmişti ve kendisini ağaçların ortasında bulmuştu birçok ağaç ve sadece kendisi ...
Ürkmüş olan gözleri albusu arıyordu ve Sessizliği bozan ve felixin iliklerine kadar korkuyu hissetmesine neden olan cümleyi albus kuruyordu o an ;

Sen nasıl savaşacaksın kendini korumayı öğrenmelisin Dedi ve görünmez durumdan çıktı ..
Biran Felix ürkmüştü ve çok şaşırdı nasıl beceriyordu böyle şeyleri ..
Birsüre sonra Albus felixe dönerek ;

asanı bana doğrult ve Bütün gücünü saldırı yapacağın noktaya asan ile yönelt ve oraya odaklan konsantre ol ve "Uus jux" diye haykır Dedi ..

Felix , heycanla asasını kaldırdı gözleriyle sağ omzuna konsantre olurken bütün gücüyle asayı karnına doğru çevirdi ve ;

Uus jux diye haykırdı bu ses o kadar yüksektiki belkide büyüden daha fazka etki yapmıştı ..

Ama büyülü sözleri söylediğinde sadece asanın ucundan bir duman ve "Puf" sesi çıkmıştı.. Felix , heycanla albusa ;

İşe yaradımı becerebildimmi diye sorular yöneltti ..

Albus , yüzünü buruşturarak ;

Dediklerimi dinlemiyorsun bütün herşeyinle tek bir noktaya odaklan İşte böyle "Uus Jux" Diye Haykırdı ...

Büyü felixin göğsüne çarptı .. Felix büyünün etkisiyle biraz geriye doğru savruldu .. ve tekrar doğrulup ;

Bu nasıl bir büyü böyle kendimi koşamayacak kadar güçsüz hissediyorum dedi

Gerçekten çok sinirlenmişti En kolay büyüyü bile beceremiyordu sinirle asasını yere vururken albusa ;

Nerde bahsettiğin o büyü gücüm yer yarıldıda içinemi girdi dedi ...

Biranda heryer sallanmaya başlamıştı albus ve felix neler olduğunu anlayamamışlardı

Albus sallantı geçince hemen felixe bakarak ;

Nasıl yaptın sen onu büyü ismini mırıldanmadan profesyonel bir büyü yaptın dedi ..

Dünyada tek büyülü sözleri söylemeden büyüyü yapabilen kişiydi albus yada kendisi öyle biliyordu .. Ama bu yasaktı ve Felix yasağı çiğnemişti ... Felix'i gözleriyle izliyor bu sefer kendi gözleride şaşırmaktan büyüyordu .. Büyüyü yapalı 1 dakika olmamıştıki biranda bütün Büyücüler topluluğu Oraya gelmişti .. Topluluk başkanı Felix'e Doğru

Büyü yasalarını çiğnemiş bulunuyorsun "AN EX POR" diye haykırdı ..

[COLOR=#f93737] 7. Bölüm

Topluluk başkanının asasından çıkan büyü kendi nefretiyle birleşerek çok güçlü bir bağ ile Felix'e çarpmıştı.. Felix büyü'yü kendisinde hissettiğinde gözlerini kapamış olanları görmek istememişti .. Ama durum düşündüğü gibi değildi .. Topluluk danışmanı felix'e dönerek ;

Asla çiğnenmemesi gereken kurallardan birisi olan büyü sözlerini söylemeden büyü yapma kuralını ihlal etmiş bulunuyorsun Büyücülük Mahkemesi sonunu kararlaştırana kadar İce dungeon'da mahkum olarak hayatını sürdüreceksin gardiyanlar götürün Dedi ...

Birsüre sessizlik olmuştu .. Felix kaçmaya çalışıyordu ama vücudu kıpırdamıyordu . Buda neyin nesiydi böyle .. Kıpırdayamayacak kadar korkmuş olamazdı .. Tekrar asasını vurmaya çalıştı ama hiçbir kasını oynatamıyordu ... Büyücülük kurulu başkanı nefretle albus'a döndü olanları albus izlemekten başka hiçbirşey yapamıyordu .. Çünkü büyücü topluluğuunu karşısına almak demek felix ve bütün yoldaşları için son demekti ... Ve sanırım öyle olacaktı ... Felix'in ice dungeona gönderilmesi çok ağır bir cezaydı orada bulunan ejdarhalar en başta adamı bir buz kütlesi haline geytiriyor sonrada eritip yakıyordu ... Gerçekten zor bir dönem geçirecekti felix . Ama o seçilmiş kişi başarabilir düşünceleriyle kendini avutuyordu albus.. Ne olduysa o anda olmuştu Topluluk başkanı asasını kaldırarak ;

Ve sen albus ! Senin kaçınılmaz sonun olacak bu ..! Sende bu suça yardımda bulunduğun için sende suçlusun ve gidecek olduğun yer ; Cehennem (!) "İn nox" Diye haykırdı ..

Bu cümle etraftaki herkesi şok etmişti ... Felix kıpırdayamıyordu ama bu cümleleri duyduktan sonra kıpırdamakta istemiyordu ...

Albus karşısındaki kişinin topluluk başkanı olduğunu biliyordu ... Onu öldüremezdi zaten bu o kadar kolay değildi bu yüzden büyüyü yemeden başkana doğru ;

"Rel Wis" diye haykırdı .. Sessizce büyü yapabilme yeteneği varken neden haykırıyordu kendisde bilmiyordu. duello'nun bu kadar aksiyonlu olmasından kaynaklanıyordu belkide ... Onlar duello yaparken felix götürülmüştü bile ..

Albusun yaptığı büyü topluluk başkanının konsantresini bozdu ve büyü başarılı olmadı .. Albus ifadesini değiştirmeden ;

Bu kin neden bill neden ? Dedi ... Ve asasını indirdi ..

Topluluk başkanı sinirle gözlerini büyüttü sağ ayağını öne atarak ;

Kes sesini ! sen bana adımla hitap edemezsin ! Sana olan kin'imin nedenini sende biliyorsun albus sende ! Unutma ölümsüzlüğün kımıldaşını ! dedi ve Ardından Por ort grav diye haykırdı ... Savaşın heycanıyla , kin ve nefret birbirine karışmış topluluk başkanının gözünü kör etmişti ... Tek görebildiği şey kendisi için intikam. Albus'un görebildiği tek şey ise "Nedensizlik"ti..

Büyü sonucunda albusun omzuna bir yıldırım çarpmış albus büyünün etkisiyle sersemlemişti.. Kısa sürede kendine gelen albus gülümseyerek ;

İntikam duygusu gözünü kör etmiş eski dostum .! Sana attığım büyü , senin büyü gücünü azaltıyordu ama sen bunu farketmedin tek odaklandığın şey beni öldürmekti .. Büyü gücünden beslenmiyorsun ... Kin ve nefretinden besleniyorsun buda olanları anlamamana neden oluyor dedi ve büyüyü anlamaması için sessizce asasını yere vurdu ...

Bu sözler Topluluk başkanını çok şaşırmıştı ve ne yaptığını anlayamıyordu ... Albus asasını yere vurduktan 5-6 saniye sonra heryer sallanmaya başladı ... Heryer toz toprak olmuştu birbirlerini zor görebiliyorlardı ... Topluluk başkanı hemen dikkatli bakışlarla etrafını süzerek ;

Earthquake ha albus ! Sessiz yapman birşey değiştirmedi kaybediceksin ! dedi ..

Halbuki albus sadece onun böyle düşünmesini istiyordu ... Ardından asasını havaya kaldırarak ;

Vas Ort Grav diye haykırdı ...

Asasından yükselen ışık gökyüzünde kayboldu ... ardından onlarca yıldırım etrafına düşmeye başladı ... Heryer kapkaranlık olmuştu ... Albus için oradan ayrılma vakti gelmişti ... Asasını indirerek "kal ort por" diye fısıldadı ve oradan ayrıldı ...

Bunu Topluluk başkanı duymamalıydı sanki onu burada oyalamak istemiyormuş gibi Söylemek istedi ama bunu yapmak zorundaydı ...

Topluluk başkanı vakit kaybetmeden ;

İn lor diye haykırdı etrafı şimdi daha iyi görüyordu ama geç kalmıştı çünkü Albus oradan gitmişti bile ... sinirle hemen görebildiği ve albusun kaçtığını düşündüğü tarafa doğru ;

Rel por diye haykırdı ...

Onun oraya ışınlanmasının büyüyle alakası yoktu ... O nefret o kin onu heryere saniyede götürebilirdi ... Etrafına bakan topluluk başkanı Albusu kaçırdığını görünce ;

Lanet olsun albus hayatıma mâlolsada seni öldürücem dedi ve

İstemezcesine "Kal ort por" diyerek oradan ayrıldı ...

[COLOR=#f93737]8. Bölüm / İsteyen üye'lerin bir kısmının rp'ye dahil olduğu bölüm \

Büyü dünyasının saygı duyduğu albus flame , dün büyücüler kurulu'na bir orman gezintisi sırasında Felix felicis adlı yoldaşı ile birlikte saldırıda bulundu... Sessiz büyü kuralını hiçe sayan bu ikiyüzlü büyücü Büyücüler kurulu başkanının profesyönelce kendisini korumasıyla saldırısı ve umutları suya düştü ... Felix felicis adlı saldırgan yakalanıp gerekli cezayı alırken , albus flame cove ormanlarını ateşe vererek kaçtı ... Albus flame'yi rahat bırakmayacağını söyleyen Topluluk başkanımız ardından şunları ekledi ; Orada albus'u öldürebilirdim ama benden merhamet diledi .. Biranlık insanlık duygum kabardı ve o anı çok iyi değerlendirerek ormanı ateşe verdi. Onu kaçırmayabilirdim ama orman onun peşinden koşmaktan çok daha önemli ... Görüyorsunuz albus flame artık bir suçludur o ve yoldaşlarını yakalayana ödül verilecektir ... Büyücü dünyasından haberdar olmak için bizi okumaya devam edin

Lanet olsun ! Felix ellerinde ve onu koruyamadım acilen , toplanmalıyız .. Diye mırıldandı albus ...

Elindeki gazeteyi cebine koyarak atına atladığı gibi çok eski 2 dostunu ziyaret etmek için yola düştü ... Evet bu 2 kişi Tymaron ve Vebrueridi.. Onlar herzaman albusun arkasında olmuş , onu desteklemişlerdi ... Şimdide aynısı yapcaklarına emindi albus ... Bu güvenilirlikle , ormanın ışığını keserek ilerlerken peşine takıldığını düşündüğü ödül avcılarıyla karşılaşmamalıydı ... Son duellodan sonra yorgun düşmüştü ve Gücünü toplamaya zaman bulamamıştı... Ve sonunda yolun sonuna gelmişti ... Tymaron ve Vebruer'in yaşadığı buc's görünmüştü ... Atını birkezdaha bucs'a doğru sürmüştü. şimdi 2 eski dostu ile görüşmediği yılların acısıyla atının hızını karıştırır olmuştu albus ... Ve gizli giriş oradaydı yada orada olmalıydı... kafasında cübbesinin siyah kapşonu kapalıydı ... Çünkü suçluydu o şuan ... Uzun süredir görmediği Tymaron ve Vebruer'in yüzlerini bile unutmuştu ... Ve gizli geçidi ararken birden ;

In nox diye kükreme gelmişti ...

Albus büyünün nereden geldiğini göremediği için büyü albusun vücuduna isabet etmişti ... Birsüre etrafına baktı ve kimseyi göremedi .. Zehir yavaş yavaş vücuduna yayılıyordu ...

Sessizliği bölen bir fısıltıydı albusun ağzından çıkanlar Wis Quas ! ağaçların arasındaki iki kişi açığa çıkmıştı ... Bunu farkedenler biraz şaşırsada belli etmeyerek ;

Kimsin ve burada ne arıyorsun dedi

Albus , büyü sözlerine kullanma gereği duymayarak asasının ufak bir hareketiyle "Cure" büyüsünü yaptı. Büyü'nün vücuda yayılması durmuş ve şimdi ter yoluyla dışarı atılma işlemi başlamıştı.. Albus bu zor durumdan kurtulduktan sonra ;

Ben iki eski dostumu , Tymaron ve Vebruer'i arıyorum çok önemli bir konu var dedi ...

Onların yerini bilmesini umut ediyordu albus.. Biran kendi kendine şu son 3 günde birçok şey umut ettiğini farketti...

Ve karşıdakilerden birisi asasını indirerek ;

Ben Tymaron buda Vebruer peki ya sen kimsin dedi...

Arkadaki kişi hala asası elinde ayakları yere sabit en ufak bir kıvılcım bekliyordu ... Taki Albusun ağzından Albus , Albus Flame sözcükleri çıkana kadar


[COLOR=#f93737]9. Bölüm

Albus'mu ! Albus eski dostum nerelerdeydin kaç yıl oldu bu sözler az önce heran saldırmak için bekleyen Vebruer'e aitti.. Biranda asasını indirip albusa sarılmıştı ... Ardından Tymaron ! da onlara katıldı .. Bunca yıl ayrı kalmaları birbirlerine olan sevgilerini bitirmemişti ... Albus hemen sarılma işini kısa keserek ;

Dostlarım işte zamanı geldi isyan başlamak üzere seçilmiş kişiyi buldum ... Felix adlı bir genç ve dün benim yüzümden yakalanıp ice dungeona götürüldü onu kurtalmalıyız ve isyanı başlatmalıyız dedi ...

Tymaron ve Vebruer birbirlerini izlediler bir süre ... Ama ice dungeona nasıl gidebilirlerdiki çok uzaktı ... Bulunduğu yerin ters tarafı ... Lanet olsun neden bütün işler zorlaşıyor , kader neden onları böyle saçma oyunlarla oyalıyordu neden ! ? Eşitlik , özgürlük , istemek kaderin oyununu bozmuş olmalıydı ...

Tymaron bunları düşünürken Vebruer bir anda kafasını albusa çevirerek ciddi bir ses tonuyla ;

Ben giderim ! dedi ...

Albus , biraz şaşırmışta olsa belli etmiyordu , cebinden çıkarttığı taşı Vebruer'e uzattı gülümseyerek ;

Al işte buda felix'in bulunduğu yerin koordinatları buraya ışınlanabilirsin sen onu yaparken bizde Tymaron ile yolda devam edip eskiden toplulukta bizimle olan "Earl,Mack ve Ragnar'ı bulmalıyız dedi ..

Birsüre hepsi gülümsedi ... Vebruer ufak gülümsesini kahkahaya çevirerek ;

Yoldaşlık toplanıyor ha ! Hadi siz gidin bende birkaç hazırlık yaptıktan sonra İce dungeona gidicem dedi ...

Bu sözler üzerine gülümseyen albus ve tymaron atlarına binip ormanın kör edici karanlığında kayboldular , yeniden doğmak için...!

bucs'ta bunlar olurken ice dungeonda hapis olan felix Buz ejderlerinden kaçıp etrafı inceliyordu ... Birisini görmüştü ilerde belki felixe yardım edebilirdi bu kişi .. Yanına geldiğinde karşılaştığı tekşey göğsünden bir sarkıta saplanmış ölü bircesetti gözleri zamanında yaşadığı korkuyu anlatıyordu ... Bu cansız bedeniyle felix'e yardımcı olamazdı .. Hey ama şuna bakın !!! Elinde bir kitap vardı kırmızı bir kitap ... Buz tuttuğu için ayıramıyordu cansız ve değersiz bedenden eğilip yazıyı okumaya çalıştı ... Büyükitabı ?? Bu ne olabilirdiki nasıl alabilirdi onu ... İlerde duran dragona kartopu attı felix .. Ölümü ayağına mı çağırıyordu yoksa ?? ... Soğuktan buz tutan ilikleri reflekslerini düşürüyor hareket kabiliyetini sıfırlıyordu ... Ama böyle bir durumda refleksleri 0 olsa ne olacaktıki o korkuyla !! Ejderin ağzından çıkan alev felixe doğru ilerliyordu ... Zamanı geldiğinde yana atlayan felixin üsütnden geçerek arkasındaki buz kütlesindeki cesede geldi ... ceset buzluktan çıkmış bir kömür olmuştu !! Soğuk ama Yanık !! Felix hemen kitabı aldığı gibi buz kütlesinin arkasından kaçtı ejder olayı anlayamadığı için felixi yakalayamadı ... Geceyi geçirmek için kendinin girebileceği kadar bir mağara yapmıştı kendine .. Bütün geceyi büyü kitabındaki büyüleri öğrenmek için geçirdi ... Dışarda tipi vardı birazdaha burada kalıp büyü çalışmalıydı ... Asası olmadığı için sadece büyülerin nasıl yapılabileceğini öğreniyordu...

Monsiau Kayıp Ada



Akheron kasabası sakin,güneşli bir gün yaşıyordu. İhtiyar Chimes elindeki sopasıyla evin bahçesinde geziniyor bir yandanda açmak üzere olan çiceklerine bakıyordu. Bir anda torunları Amesron ve Slothere koşarak büyük babalarının yanına geldiler.


İhtiyar Chimes meraklı gözlerle bakarak "Sorunmu var evlat?" diye sordu. Amesron heyecanlı bir şekilde, "Büyükbaba gemiyle biraz dolaşmak istiyoruz,kasabadan uzaklaşmayacağız." dedi. İhtiyar Chimes ise sıkılmış bir şekilde "Bakın çocuklar geminin bakıma ihtiyacı var,tehlikeli olabilir,belki daha sonra gezinebilirsiniz." diye cevap verdi.
Slothere sinirli bir şekilde "O gemiye uzun zamandır binmiyorum,o gemi bizim gemimiz neden limanda terkedilmiş olarak duruyor. Neran kayboldu diye bizdemi kaybolacağız!"
İhtiyar Chimes Slothere'ye sertçe bakarak, "Neran'da sizin gibi istekliydi. Ona kasabadan uzaklaşma dememize rağmen dinlemedi,gitti birdahada geri gelmedi bunu sizde biliyorsunuz."
Amesron, "Öyleyse babamla neden onu hiç aramadınız! Hala yaşıyor olabilir."
İhtiyar Chimes, "Yaşasaydı kasabaya geri dönerdi. Babanla onu çok aramıştık ancak bulamadık." Slothere kızgın bir halde hızlı adımlarla bahçeden çıkar ve Amesron'da onun arkasından yürür. Kasabaya inen toprak yolda ağır adımlarla ilerlerken arkadan bir bağırış gelir. "Amesron! Slothere! Beklesenize bizi dostum!"
Amesron ve Slothere arkalarını dönerler ve gelenlerin çocukluk arkadaşları Mack ve Eryres olduklarını görürler. Dururlar ve üzgün bir ifadeyle dostlarına bakarlar.
Mack,"Hey arkanızdan bir çok kez bağırmamıza rağmen duymadınız."
Eryres,"Bir sorunmu var çocuklar?"
Amesron,"Ben artık gemiyle denize açılmamın ve büyükbabamın yapmadığı şeyi,kardeşim Neran'ı aramanın zamanı geldiğini düşünüyorum."
Eryres,"Gemiyle denize açılmakmı? Neran'ı bende çok severdim ama gerçekci olmalısınız. Onun hakkında en küçük bir bilgimiz bile yok."
Slothere,"Bilgiye gerek yok. Onun için bunu yapmalıyız,bu bizim görevimiz."
Amesron,"Biz kasabadan gemiyle ayrılıyoruz çocuklar. Büyükbabamızla ilgilenin lütfen. Onada bu konudan bahsetmeyin."
Mack,"Neler saçmalıyorsun Amesron. Bizde sizinle geliyoruz."
Amesron,"Sizi böyle bir yolculuğa sürükleyemeyiz,ikimiz gideceğiz."
Eryres gülümseyerek,"Siz sürüklemiyorsunuz zaten. Sizi asla yanlız bırakmayız dostum,biz bu yüzden dostuz.
Amesron gülümser,"Sizler gerçek birer dostsunuz çocuklar."
Slothere,"O zaman bu gece yola çıkalım. Amesron ve ben büyükbabaya hissettirmeden hazırlanacağız. Sizde hazırlanın."
Mack,"Pekala,akşam limanda buluşalım."
Amesron,"Tamam."
Birbirlerinden ayrılarak yollarına devam ederler. Amesron,"Ben eve dönüp hazırlık yapayım sende gemiyi kontrol et." der.
Slothere,"Pekala" diyerek kafasını sallar ve Amesron hızlıca arkasını döner ve eve doğru gider.
Yaşlı Chimes evin kapısındayken Amesron'u heyecanlı bir şekilde gelirken görür.
Amesron ile Chimes göz göze gelirler ve Amesron aldırmadan içeri girer. İhtiyar arkasını döner,"Beni dinlemeyeceksiniz ve gideceksiniz değilmi?"
Amesron,"Yok öyle birşey büyükbaba!"
Chimes,"Bana doğruyu söyle Amesron!"
Amesron,"Pekala sen istesende,istemesende kardeşimizi arayacağız. Bu akşamda yola çıkıyoruz! Bizi engellemeye çalışma büyükbaba!
İhtiyar Chimes yüzünü çevirir ve düşünceli bir ifadeyle etrafına bakınır. "Pekala madem bu yolculuktan vazgeçmeyeceksiniz. Öyleyse sana vermem gereken bir emanet var."
Amesron,"Nedir o?"
İhtiyar yatağının yanındaki kilitli kasayı açar ve eski bir defter çıkarır. Amesron'a uzatır.
Amesron defteri eline alır ve "Buda neyin nesi?" diye sorar.
Chimes,"Kardeşinin günlüğü"
Amesron,"Bunu şimdimi bize veriyorsun!"
Chimes,"Eyer verseydim sizde babanız gibi adayı bulmaya çalışacaktınız. En sonunda babanız gibi yorgunluktan yada anneniz gibi üzüntüden ölecektiniz.
Amesron sinirli bir ifadeyle defteri açar,sayfaları çevirir ve son sayfayı dikkatlice okur.

Sayfada yazanlar,

"Bu gün Claria'nın bulunduğu adaya,Monsiau'ya gitmeye karar verdim. Umarım çok uzak değildir. Onu çok özledim. Syntax'ıda yanıma alacağım. Her ne kadar çenesi düşük olsada çok güvenilir bir dost."

Amesron,"Büyük baba bunu bana şimdi vermemeliydin"
Chimes,"Anla beni evlat. Sizlerinde ölmenizi istemedim."
Amesron,"Pekala büyük baba sen bize lütfen uzun süre yetebilecek kadar erzak hazırla,bize yardım et. Benim limana gitmem gerekiyor."
Chimes,"Sizemi? Bende geleceğim evlat. Bensiz yollarda kaybolursunuz.
Amesron gülümseyerek, "Büyük baba senden böyle bir fedakarlık isteyemem. Yollara dayanamayabilirsin."
Chimes,"Siz benim nasıl bir denizci olduğumu unuttunuz sanırım! Bende geliyorum o kadar."
Amesron,"Büyükbaba ne diyeceğimi bilemiyorum. O zaman sen hazırlan akşam geleceğiz."
Chimes gülümseyerek,"Tamam evlat."diye cevap verir.

Amesron hızlıca limana koşar ve Slothere'nin yanına gelir. "Slothere şuna bir bak!"
Slothere arkasını döner,"O defterde nedir?"
Amesron,"Al ve son sayfayı oku."
Slothere kitabı dikkatlice inceler. "Syntax Neran'ın eski arkadaşı değilmi? Oda kaybolmuş bir daha kasabaya dönememişti. Birlikte gitmişler demek. Claria'da kasabadan ayrılan bay Jason'un kızıydı,Neran ile birbirlerini seviyorlardı.
Amesron,"O zaman bulmamız gereken yer Monsiau sanırım."
Slothere,"Kesinlikle,peki bu defteri nereden buldun?"
Amesron,"Büyübabam verdi. Her neyse oda bizimle geliyor.
Slohthere,"Bu tam bir saçmalık. O nasıl bizimle gelebilir,o çok yaşlı Amesron."
Amesron,"Eminim bize çok yardım edecektir Slothere ayrıca kaptan benim dostum,kararları ben veririm."
Slothere kahkaha atarak,"Senin kaptan olduğunu kim söyledi dostum,saatlerdir gemiyle ben uğraşıyorum,kaptanda benim."
Amesron gülerek,"Pekala,pekala kaptan Büyükbabam."
Slothere sinirli bir şekilde,"En azından senden iyidir. Pekala."

Hava kararmaya başlamıştır. Amesron eve giderek büyükbabası ve erzakları ile gemiye döner. Mack ve Eryres'de gelmiştir. İhtiyar Chimes büyük bir heyecanla eski gemiye bakınır. Mack,"Bay Chimes gemi sizinmiydi?" diye sorar.
Chimes,"Ailemizin evlat." diye cevap verir.
Amesron,"Eksik olan birşey var."
Eryres,"Neymiş o?"
Amesron,"Silah,cephane,top gibi malzemeler."
Chimes gülümseyerek,"Biz korsan değiliz Amesron fakat depoda bir kaç kılıç ve kalkan var."
Slothere,"Bana kalırsa yeterli."
Amesron söylenerek güverteye çıkar. "Yeterliymiş,çok biliyorsun."
Slothere,"Söylenmenin sırası değil Amesron."
Amesron geminin dümenine geçer ve geminin yelkenleri açılır.
Eryres "İşte yola çıkıyoruz,güle güle Akheron!" diye bağırır.
Amesron ve Mack güler. Slothere ise düşünceli bir şekilde etrafa bakınır.
Yaşlı Chimes ise Amesron'un yanında dümeni kontrol etmesinde yardımcı olmaktadır.
Chimes cebinden bir harita çıkarır ve "Bu harita ile adayı bulacağız." der.
Amesron,"O haritanın doğru olduğuna eminmisin,nereden buldun onu büyükbaba?"
Chimes,"Limanda bir dükkanda satılıyordu."
Amesron kahkaha atarak,"Bir dükkanda satılan kağıt parçasınamı inanacağız büyükbaba,gözlerimi kapatarak dümeni çevirsem eminim Monsiau'yu daha rahat bulurduk."
Chimes sopasını yerden alır ve Amesron'un koluna sertçe vurur.
Amesron bağırır ve kolunu tutar. "Ne yaptığını sanıyorsun büyükbaba"
Chimes,"Biraz ciddi olmalısın evlat! Bu haritayı eski bir dostumun dükkanından aldım o asla bana yalan söylemez. Haritayı bir gezginden aldığını söylüyor."
Amesron,"Pekala,pekala."

Gemi şiddetli rüzgarla savrularak ama hızlı bir şekilde ilerlemektedir. Sabah olduğunda Amesron'un yorgunlutkan gözleri kapanmaya başlamaktadır. Slothere arkadan gelir ve Amesron'u iterek "Çekil ben kullanayım,sen biraz dinlen yoksa bir kayalığa çarpacağız." der. Amesron eliyle gözlerini kaşıyarak "Pekala pekala." diye söylenir.
Slothere,"Tahminen ne kadar yolumuz kaldı büyükbaba,doğru yönden gittiğimize eminmisin?" diye sorar.
Chimes,"Emin olmak isterdim evlat."
Slothere'nin yüzü asılır.
Mack ve Eryres ise güvertete etrafa bakmaktadır.
Eryres,"Şuraya bakın siyah renkte kafatası işareti olan bir bayraklı gemi bize doğru yaklaşıyor.
Amesron hızlıca Eryres'in yanına gelir ve dikkatlice bakar. "Lanet olsun! Slothere! Büyükbaba!"
Mack,"Korsanlar!"
Slothere,"Neler oluyor,ne bağırıyorsunuz?"
Amesron,"Korsanlar bize doğru geliyor."
Chimes heyecanla güverteye çıkar ve gemiye bakar. "Olamaz. Mack ve Eryres çabuk depodan kılıç ve kalkanları getirin. Slothere aynı yönde gitmeye devam etsin. Umarım bize yetişemezler."
Amesron,"Onların gemileri daha büyük,yelkenleride daha fazla eminim sayılarıda bizden daha fazladır."
Eryres ve Mack depoyu açar,kılıç ve kalkanları alarak hızlıca dağıtırlar.
Amesron kılıcını ve kalkanını inceler. "Bunları pek iyi kullanamam aslında büyükbaba,ne yapacağız.
Chimes,"Babanızla bir çok kez çalıştınız. Bunları kalem kadar iyi kullanman gerekirdi Amesron."
Amesron iç çeker. "Belkide buraya kadar Büyükbaba."
Slothere içeriden bağırarak,"İleride küçük bir ada var. Orada saklanabiliriz,oraya doğru gidiyorum."
Chimes,"Adamı var! Pekala!" Kısık bir sesle "Haritada böyle bir ada olduğu gözükmüyor."
Amesron,"Hade,daha hızlı adaya varmalıyız."

Korsan gemisinde ise kaptan Nexiel dikkatlice gemiye bakmaktadır.
Morechild,"Kaptan. Birazdan gerekli mesafeye gireriz. Top atışı yapalımmı?"
Nexiel,"O gemiden tek bir kişinin bile yaşayarak çıkmasını istemiyorum."
Morechild,"Pekala kaptan,umarım adaya varmazlar. Orada kaçarlarsa bulmamız zor olacaktır."
Nexiel,"Bütün yelkenler açık değilmi?"
Morechild,"Evet kaptan ancak bizden önce adaya varacaklar sanırım."
Nexiel,"O zaman adada onları öldürürüz,fazla uzaklaşacaklarını sanmıyorum,şimdilik topları ateşlemeyin. Gemi batarsa ganimet bulamayabiliriz."
Morechild,"Tamam kaptan."

İçlerinde bir ürpertiyle adaya yanaşırlar. Korsanlarda adaya çok yaklaşmıştır. Nexiel sertçe gemiden inip ormana doğru koşan Amesron,Slothere,Eryres,Mack'a ve koşmaya çalışan ihtiyar Chimes'e bakar. Chimes'in ayağı bir taşa takılır ve yere düşer. Slothere hemen arkasını döner,"Büyükbaba iyimisin çabuk ayağa kalk!" diye bağırır. Diğerleride duraklarlar.
Chimes,"Benden buraya kadar evlatlarım. Siz devam edin."
Amesron,"Büyük baba böyle birşeye asla izin vermeyiz,seni taşıyacağım."
Chimes,"Amesron hayır dedim! Ben sizi yavaşlatırım,siz ormanda saklanın ben onları oyalarım. Zaten yaşlı olduğum için beni öldürmeyeceklerdir."
Amesron ile Slothere göz göze gelirler.
Slothere,"Büyükbaba seni almaya geleceğiz."
Chimes,"Pekala evlat." der ve hüzünlü gözlerle koşan evlatlarına bakar.
Korsanlar adaya yanaşır ve gemiden inerler. Nexiel İhtiyar Chimes'e doğru yavaş adımlarla yanaşır. "Neredeler?"
Chimes,"Kaçtılar. Onları artık bulamazsınız. Değerli hiçbirşeyimiz yok,bırakın bizi!"
Nexiel güler ve kılıcını çeker. "İhtiyar sana son kez soracağım,buraya geri gelecekler öyle değilmi? Yoksa kellen önüne düşüverir."
İhtiyar Chimes,"Kaç yaşında olduğumu görmüyorsun sanırım. Ölmekten korkmuyorum."
Nexiel tekrar gülümser ve kılıcını ihtiyarın miğdesine saplar. İhtiyar Chimes yavaşca can verir.
Nexiel,"Ormanı arayalım,yürüyün!" diye bağırır.
Amesron,Slothere,Mack ve Eryres ise ormanda kaybolmuşlardır.
Eryres,"Şuraya bir bakın eski bir kulübe!" diye seslenir.
Amesron,"Orada yaşayan biri varmıdır acaba?"
Slothere,"Eminim yoktur,gelin."
Eski tahta evin baçesine girerler. Biraz etraflarına bakındıktan sonra Slothere kapıya yanaşır ve tıklatır. Biraz bekledikten sonra kapıyı ittirir ve içeri girer arkasından diğerleride girer. Etraf eski eşyalarla doludur. Mack masanın üstünde su şişesi görür.
Mack,"Şuraya bakın,su şişesi,burada biri yaşıyor olabilir."
Eryres,"Bu kutudaki meyvelere bakılırsa biri yaşıyor."
Slothere,"Yada kısa bir süre önce öldü. Ev terkedilmiş."
Amesron,"Gerçekten kafam karıştı."
Bir anda kapı açılır ve herkez heyecanla arkasını döner. Kapıda genç,sarışın bir adam vardır.
Amesron,"Sende kimsin?"
Adam,"Sen Amesron değilmisin?"
Amesron,"Evet peki ya sen kimsin ve beni nereden tanıyorsun?"
Adam,"Syntax çocuklar,kardeşiniz Neran'ın en yakın arkadaşıyım,sizi gördüğüme inanamıyorum."
Slothere'nin yüzünde kuşkulu bir ifade oluşur ve sertçe adamın yanına yaklaşır.
Slothere,"Neran nerede?"
Syntax,"Neran'ı bende Monsiau adasında kaybettim."
Amesron,"Herşeyi anlat bize Syntax!"
Syntax,"Pekala. Adaya gemiyle bir yolculuk yapmıştık ve Monsiau adasına vardık. Claria ile buluştular. Ben onları başbaşa bırakmak için biraz gezinmek istemiştim. Daha sonra döndüğümde Neran yoktu. Claria'ya sorduğumda kardeşim ile ilgilenmek zorunda olduğunu kısa süreliğine eve girdiğini ve döndüğünde bir anda ortadan kaybolduğunu söyledi. Bende ondan haber alamadım Akheron'a dönüp haber vermek istedim ancak gemim bu adanın yakınlarında korsanların top atışları ile battı. Yüzerek bu adaya çıktım,uzun süredir adaya uğrayıp beni kurtaracak bir gemi arıyordum."
Amesron,"Buna inanamıyorum. Monsiau'ya ulaşmalıyız Slothere."
Slothere,"Umarım doğru söylüyorsundur Syntax,sende bizimle geliyorsun."
Syntax,"Buna çok sevinirim,bu adada daha fazla kalmaya hiç niyetim yok."
Eryres,"Pekala bir süre burada dinlenelim sonra sessizce gemiyi ve büyükbabanızın yanına geri dönelim."
Syntax,"Bir sorunmu var?"
Amesron,"Korsan saldırısına uğradık."
Mack,"Karnım çok aç,yemekte anlatırız."
Syntax,"Yemekmi?"
Eryres,"Ne yani bizi açmı bırakacaksın?"
Syntax gülümser,"Pekala sanırım karnınızı doyuracak yiyeceklerim var,suyumuzda yeterli."
Masaya oturur ve yemeğe başlarlar. Bir yandanda ne yapacaklarını konuşurlar. Yemeklerini bitirdikten sonra Slothere,"Bence artık gitmeliyiz." der.
Amesron,"Haklısın" diye karşılık verir. Yavaşca kalkarlar ve evden uzaklaşırken Syntax son kez arkasına bakar. "Burayı hiç özlemeyeceğim." diyerek gülümser. Limana vardıklarında İhtiyar Chimes'in yerde yatan cesetini görürler. Hemen yanına koşarlar ve eğilirler. Slothere,"Ölmüş." Amesron başını eğer. Mack,"Lanet olsun! Yaşlı bir adamı nasıl öldürürler!" diye bağırır. Eryres,"Gemileride yok gitmişler." diye cevap verir.
Slothere büyükbabasının cebinden haritayı çıkarır.
Mack,"Onu burada gömsek iyi olur."
Amesron,"Pekala." diye cevap verir.
Herkezin yüzlerinden üzgün oldukları anlaşılıyordu. Syntax koşarak eski evinden kürek getirdi. İhtiyar Chimes'i kısa sürede gömdüler ve dua ettiler. Amesron,"Cesurca öldün büyükbaba..." diye son sözünü söyledi.
Slothere,"Sanırım artık gitmeliyiz."
Eryres,"Yola çıkalım." Gemiye binerler ve Amesron haritayı yandaki masada açar. Slothere,"Pekala Amesron haritaya göre düz bir şekilde devam etmeliyiz." Gemi tekrar yola çıkmıştır.
Mack güvertede etrafına dikkatlice bakar. Tekrar o korsanlarla karşılaşmayız umarım." Eryres,"Sanmıyorum fakat onlardan intikam almak istiyorum."



Akşam üstü olmak üzeredir. Amesron yorgun bir şekilde dümendedir. Eryres ve Mack güvertete birşeyler atıştırmaktadır. Slothere ve Syntax güvertede dolaşırken Syntax bir gemi görür. Gemi uzaktadır. Syntax,"Buda ne,geminin bayrağıda var."
Eryres,"Olamaz genemi korsanlar,etrafda adada yok."
Slothere,"Silahlarınızı elinize alın,yemeyi bırakın!" diye bağırır.
Gemi yanaştıkca kurukafa bayrağı dahada görünür hale gelmiştir.
Mack,"Sanırım sonumuz geldi."
Slothere,"Asla!"
Korsan gemiside karşılarındaki gemiyi fark eder. Morechild barakaya koşar ve kapıyı açar. "Kaptan bizden kaçan gemi tam karşımızda,kaçacak yerleride yok."
Nexiel güler,"Güzel. Mürettabatın yarısını Monsiau adasında bıraktık ama o ufaklıkları yeneceğimizden eminim. Top atışına gerek yok sadece gemiye yanaşın."
Morechild,"Tamam kaptan."
Korsan gemisi gemiye çok yaklaşmılştır. Nexiel güverteye çıkar ve kılıcını çeker. Amesron'da güverteye çıkar. Slothere,"Ya ölürüz,ya yaşarız çocuklar." diyerek kılıcını çeker.
Mack,"Bir plan yapmalıyız."
Amesron,"Korsanlar yanıbaşımızda ne planı yapmamızı bekliyorsun Mack?"
Eryres,"Onların güvertesinde yedi kişi görüyorum."
Mack,"İki kişi fazlalar."
Korsanların gemisi tamamen yanaşır ve korsanlar gemiye atlamaya başlarlar. Nexiel ve Morechild korsan gemisinin güvertesinde kalmıştır. Bir korsan Amesron'un koluna kılıcını saplar. Aniden Slothere kılıcını korsanın arkasından saplar. Korsan yere yığılır. Mack ve Eryres korsanın birisini iterek denize atar. Sytax üç korsan ile mücadele etmeye çalışır. Birine kılıcını saplar ve güvertenin üst kısmına doğru koşar. Aniden bir korsan Eryres'in sırtına kılıcını saplar. Mack kılıcı korsanın bacağına saplar. Korsan yere yığılır ve bağırmaya başlar. Amesron yerde bağıran korsanın miğdesine kılıcı saplar. Syntax iki kişi ile kılıçlarını tokuştururken Slothere arkadan gelir ve birinin sırtına kılıcını saplar. Eryres tekrar ayağa kalkar,Nexiel karşı gemiye atlar ve Eryres'in karnına bir kılıç darbesi daha geçirir. Tekrar korsan gemisine atlar. Gemide kalan korsanlar arka güvertededen kendi gemilerine atlarken biride denize atlamak zorunda kalır. Mack Eryres'in yanına koşar ve eğilir. Nexiel,"Uzaklaşın!" diye bağırır. Korsan gemisi uzaklaşmaya başlar. Amesron tekrar dümene geçer. Syntax yorgunluktan ve kollarındaki kılıç yaralarına dayanamayarak yere yığılır. Slothere Sytax'ın yanına koşar. "İyimisin Syntax?"
Syntax,"Ben iyiyim. Yaralı olan varmı?"
Slothere,"Eryres."
Mack bir anda "Eryres! Olamaz! diye bağırır.
Slothere tekrar Mack'ın yanına koşar. "Eryres iyimisin?" diye bağırır. Eryres'in gözleri kapalıdır. Nefes almamaktadır. Mack,"O öldü." der ve gözleri dolar. Slothere,"Bu olamaz." diyerek uzaklaşan korsan gemisine sertçe bakar. Amesron,"İyimisiniz?" diye bağırır. Bu arada korsan gemisinde Nexiel sinirlidir. "Lanet olsun! Neredeyse onlar bizim gemimizi alacaklardı! Şapşallar! Bir kaç köylüyle bile savaşamıyormusunuz!" Mürettebat sessizdir. Morechild,"Kaptan onlarda kılıç kullanmakta yetenekliydiler. Özellikle Syntax denilen adam." Nexiel,"Kapa çeneni! Gemiyi Monsiau'ya çekin!" diye bağırır.

Aradan bir süre geçer. İki gemide birbirlerinden uzak bir şekilde Monsiau'ya doğru gitmekdedirler. Eryres''i barakaya yatırırlar ve üstünü örterler. Syntax yaralarını bir bez parçası ile silmeye çalışır. Amesron,"Adayı gördüm. Çok yaklaştık!" diye bağırmaya başlar. Slothere,Mack ve Syntax güverteye çıkar ve adayı görür. Slothere,"Burası olduğuna eminmisin?" diye bağırır. Amesron,"Haritaya göre evet!" diye cevap verir. Adanın limanına heyecanla yaklaşırlar. Amesron korsan gemisinin limana demir atmış olduğunu görür. Slothere'ninde o gemiye gözü takılmıştır. Amesron,"Gene karşımıza çıktılar."
Slothre,"Sakin olun. Neran için geldik buraya bunu unutmayın!" Mack,Eryres'in intikamını almayacakmıyız!"
Slothere,"İntikam alacağımız zamanda gelecek."
Gemi limana yanaşır ve demirler. Amesron,Slothere,Mack ve Syntax gemiden inerler. Mack'da Eryres!'i taşımaktadır. Amesron bir denizciye "Adada bir mezarlık varmı?" diye sorar. Denizci,"Şu tepenin arkasında bir mezarlık var" diye işaret eder. Amesron,Slothere,Mack ve Syntax mezarlığa doğru varırlar bir yandanda adanın kasabasına bakınırlar. Mezarlıkta mezarcı ile konuşurler ve Eryres gömülür,dua ederler.
Amesron,"Seninde intikamını alacağız dostum!" diye bağırır.
Slothere,"Sakin ol." diye karşılık verir.
Tekrar kasabaya doğru giderler. Amesron,"Syntax bu Claria'nın evi neredeydi?" diye sorar. Syntax,"Pek hatırlamıyorum kasabaya inince hatırlarım." diye cevap verir.
Kasabaya inerler ve Syntax yolu hatırlar. Şu iki kulübeden biriydi sanırım." der.
Amesron,"Siz bekleyin." der ve kulübenin bahçesine girer. Çicek toplayan bir kızı görür. Claria olduğunu düşünür ve "Claria!" diye seslenir. Kız bakar. "Evet benim." Amesron arkasını döner ve "Bulduk!" diye bağırır. Syntax bahçeye girince Claria onu tanır. "Syntax!" diye seslenir.
Syntax"Benim Claria..." diye cevap verir.
Claria,"Burada ne arıyorsunuz? Neran nerede?" diye hüzünlü bir şekilde sorar.
Amesron,"Bizde onu arıyoruz. En son seninleymiş Claria? Ona ne olduğu hakkında bir fikrin yokmu?" diye cevap verir.
Claria,"Syntax size anlatmıştır. Fakat o zamanlar kasabada bir çok korsan vardı. Kasaba sakinleri onlardan çok rahatsızdı. Belki..."
Syntax,"Bze saldıran korsanları yakalarsak onlardan birçok şey öğrenebiliriz."
Slothere,"Mezarlığada bakmamız gerekirdi,belkide..."
Claria,"Lütfen bunu söyleme..." diyerek ağlamaya başlar.
Syntax,"Limana gitmemiz gerekiyor."
Amesron,"Pekala yola çıkalım." diye karşılık verir.
Limana doğru yola çıkarlar. Amesron,"İçeri bir misafir gibi gireceğiz,kapşonlarınızıda takın. Kaptanları dışında hepsini öldürmemiz gerekiyor." der.
Slothere,"Haklısın." diye cevap verir.
Mack,"Pekala."
Syntax,"Bende hazırım."
Limana gelirler ve hanın içerisine girerler. Korsanları bir masada otururken görürler. Nexiel konyak içmektedir. Korsanlar yiyeceklerini yerken onları farketmezler. Amesron bir anda kapşonunu açar ve kılıcını Morechild'in sırtına geçirir. Nexiel bir anda ayağa kalkar. Syntax,Mack ve Slothere'de kılıçlarını çekerler. Korsanlar masadan kalkarlar. Savaşmaya başlarlar. Slothere korsanların birinin boğazına kılıcını geçirir. Korsanın biri Syntax'ı yere düşürür. O anda yan masada mücadeleyi korkusuzca izleyen gizemli biri ayağa kalkar ve kılıcını çeker. Korsan kılıcını Syntax'a saplayacakken siyah kıyafetli adam kılıcını korsanın sırtından geçirir. Syntax hemen ayağa kalkar ve Nexiel'in han kapısından kaçtığını görür. Peşinden hızla koşar. Nexiel kasabaya doğru koşarken Syntax Nexiel'e çembe takmayı başarır. Nexiel yere düşer. Syntax kılıcını Nexiel'in boğazına doğru tutarak "Sakin ol,ölme." der. Son kalan korsan Mack'a kılıcını saplar ve Mack yere yığılır. Amesron korsanı duvara yaslar ve kılıcını miğdesine yavaşca sokarak öldürür. Slothere Mack'ın yanına eğilir. Mack,"Benden buraya kadar,siz devam edin." diye söylenir. Slothere,"Dostum,yaşayacaksın." diye moral vermeye çalışırken Mack bir anda gözlerini yumar. Amesron,"Olamaz!" diye bağırır ve gözleri dolar.
Syntax han kapısından Nexiel'i yakalamış bir şekilde girer. Slothere ayağa kalkar ve cebinden bir torba altın çıkarıp hancıya uzatır. "Bununla zararını karşıla ve bir at arabası bulup ölen dostumuzu mezarlığa götür" der ve hemen! diye bağırır. Hancıyı altınları alır ve "Peki efendim." diyerek koşar. Amesron,Slothere ve Syntax Nexiel'i gemiye götürür. Nexiel,"Şimdi bana ne yapacaksınız?" diye sorar.
Amesron,"Kapa çeneni pislik herif!" diye karşılık verir.
Slothere,"Neran'ı tanıyormusun,uzun boylu,saçlarıda uzun olan siyah saçlı bir genç."
Nexiel,"Onu nereden tanıyabilirim."
Amesron,"Çok uzun bir süre önce adada kayboldu. Claria adında bir kızla beraberdi." Nexiel,"Hayır bilmiyorum."
Claria bir anda gemiye çıkar. Syntax,"Claria sen burada ne arıyorsun?"
Claria,"Bunu size söylemem gerekirdi,koşarak geldim ve sizi aradım."
Nexiel,"Ah. Claria."
Syntax,"Sen Claria'yı nereden tanıyorsun pislik?" diye bağırır.
Claria,"Nexiel yıllardır beni seviyordu. Her adaya geldiğinde beni görmek ister."
Slothere,"Şimdi tekrar soracağım Nexiel,Neran'ı tanıyormusun!"
Nexiel,"Evet. Claria ile beraber gördüm ve onu adamlarıma kaçırdım. Monsiau şelalesinden attım."
Amesron yüzünde sinirli bir ifadeyle,"Pislik!" diye bağırır ve Nexiel'e bir yumruk atar.
Claria'nın gözleri dolar.
Nexiel kahkaha atar. "Eminim şimdi ceseti parça parça olmuştur."
Siyah giyinen yabancı güvertede sessizce konuşmayı izliyorken birden kara kapşonunu çıkarır. "Fazla emin olma!"
Amesron,"Neran!"
Neran kılıcını çeker. "Claria'yı buradan götür Syntax."
Syntax,"İnanamıyorum dostum." diyerek şaşırır.
Claria Neran'a sarılır.
Syntax,"Hade Claria!" diye seslenir ve güverteden inerler.
Nexiel",Bu nasıl olur?"
Neran Nexiel'e doğru yaklaşır ve kılıcını çeker.
Nexiel güler. Neran Nexiel'in boğazını sertçe sıkar ve bırakır. Nexiel'in yüzü kıpkırmızı olmuştur ve soluklanmaya çalışır. Neran kılıcı ile Nexiel'in boğazını keser. Amesron Nexiel'i denize atar.
Amesron ile Neran göz göze gelirler ve bir anda sarılırlar.
Amesron,"Seni çok merak ettik Neran."
Neran,"Bende sizleri Amesron,size herşeyi anlatacağım."
Slothere ilede sarılırlar.
Aşşağıda güzel giyinimli bir adam,"Claria!" diye bağırır.
Syntax,"Buda kim?" diye sorar.
Claria,"Olamaz,Maglor.
Syntax,"Kim o?"
Claria,"Benim kocam,kasabanın en zenginidir. Neran gittiğinde onla evlenmek zorunda kaldım." der ve gözünden yaşlar damlamaya başlar.
Syntax,"Bunu nasıl yaparsın Claria! Nasıl!"
Maglor Claria'nın kolundan tutar ve "Burada ne arıyorsun!" diye bağırır. Syntax şaşkınlıkla izlemektedir. Maglor ve Claria hızlıca uzaklaşırlar. Amesron,Slothere ve Neran aşşağıya iner. Syntax ve Neran gülümseyerek sarılırlar.
Neran,"Claria nerede?" diye sorar.
Syntax,"Maglor denen adamla gitti,ne olduğunu bile anlamadım dostum."
Neran'ın yüzü asılır ve hana doğru yürümeye başlar. Amesron,Slothere ve Syntax Neran'ı takip eder. Handa bir masaya otururlar.
Amesron,"Olanları anlat bize Neran." diyerek konuşmaya başlar.
Neran,"Beni şelaleden attıklarında yaralı bir şekilde yüzerek karaya çıkmayı başardım ancak kimse yoktu. Bir gün sonra yaşlı bir adam geldi,beni buldu. Evine götürdü ve yaralarımı sardı. Ben çok yaralıydım,şans eseri yaşlı Ryan sayesinde kurtuldum. Fakat yürüyemiyor,hareket bile edemiyordum. Uzun süre sonre Ryan sayesinde yürümeye ve hareket etmeye başladım. Kasabaya geldiğimde Claria'nın evlendiğini duydum,çok üzüldüm. Daha sonra Nexiel'i öldürmek için hep adaya gelmesini bekledim,onu öldürdüğümde tekrar Akheron'a dönebilirdim. Bir yandanda Claria'yı her zaman uzaktan izliyordum. Geç iyileşmem ve Nexiel'in çok uzun bir süre sonra adaya gelmesi Akheron'a gelmemi geçiktirdi. Ayrıca yaşlı Ryan ölmek üzereydi,o kadar iyiliğin sonunda onu yanlız bırakamazdım. Oda bir kaç gün önce malesef öldü."
Neran'ın başı eğildi ve gözleri doldu.
Amesron,"Keşke Mack,Eryres ve büyükbabamda şimdi burada olsaydı.
Syntax,"Tanrı onların günahlarını affetsin."
Neran,"Onlara ne oldu,yoksa öldülermi? Büyükbabama ne oldu?"
Amesron,"Korsanlar."
Neran'ın yüzünde sert bir ifade oluştu.
Slothere,"Artık Akheron'a dönelim."
Amesron,"Mack ve Eryres'nin ailesine ne diyeceğiz."
Slothere,"Bende onu düşünüyorum."
Syntax,"Bende Akheron'u çok özledim. Bir an önce yola çıkalım."
Amesron,"Bu akşam yola çıkarız.

Her şeye rağmen Amesron,Slothere,Mack,Eryres,Syntax ve Chimes amaçlarına ulaşmışlardır. Neran'ı bulmuşlardır. Hayatlarında asla unutamayacakları bir macera yaşadılar. İçlerinde buruk bir sevinç vardı. Yola çıktılar ve Akheron'a vardılar. Eski yaşamlarına geri dönmek onlar için çok zordu.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 391
favori
like
share