Türkçe Öğretimi

1. Giriş

“Türk Dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” K. AtaTürk (1929) İnsan, kültürel ve toplumsal çevresiyle sürekli etkileşim ve iletişim içindedir. Bu etkileşim ve iletişim sonucunda yaşam boyu yeni davranışlar kazanılır, kazanılmış olan davranışlarda ise değişiklikler süregelir. Öğrenme olarak tanımlayabileceğimiz bu sürecin gerçekleşmesi, ev ortamında bireyle (çocukla) ailenin diğer bireyleri arasında, okul ortamında ise öğrenciyle öğretmenler arasında etkili iletişim kurulmasına bağlıdır. İletişim, bireyler arasındaki her türlü mesaj alışverişidir. Mesaj alış-verişi, belirlenen amaca yönelik olarak değişik biçimlerde gerçekleşebilir. Bilgi, duygu, düşünce, haber alış-verişinden söz edilebilir. İstek bildirmek, sevgi göstermek, başkalarını etkilemek gibi günlük yaşantımızdaki pek çok durumda bu alış-verişte sözel dil kullanıyoruz. O halde, sözel dil bir iletişim, düşünme ve öğrenme aracıdır. Dili içinde yaşadığımız toplumda kazanır, evrene ilişkin bilgiyi dil ile tanır, kültürümüzün devamını yine dil ile sağlarız.

Dil insan olmanın biricik özelliği olarak düşünülebilir. Dil öylesine içimize ve yaşantımıza yerleşmiştir ki, dili olmayan bir insanı, bir toplumu düşünmek oldukça zordur. Belli bir toplum ve kültür içinde öncelikle aile ve yakın çevrede kazanılan, daha sonra okulda pekiştirilen ve geliştirilen dile anadili denir. Anadili düşün ve duygu evrenimizi oluşturur, geliştirir. Bireyin kendini gerçekleştirme ve etkili iletişimci olabilme sürecinde anadili eğitiminin büyük önemi vardır. O halde, anadili öğretiminin temel amacı bireylerin iletişim ve düşünme gücünü geliştirmektir. Bu nedenle İlköğretimin anasınıfından itibaren anadili öğretimine büyük önem verilmesi gerekmektedir. Cumhuriyet Dönemi ile birlikte eğitim ve bilim dili olarak konuştuğumuz anadilimiz Türkçe gerçekleştirilen Türk Dil Devrimi ile kabul edilmiştir. 1928 yılında Türkçe harflerinin kabulü ile temeli atılan Türkçe Öğretim programları giderek geliştirilmekle birlikte hala sorunlar bulunmaktadır. Bu ünitede, dilin işlevi, tanımı ve bileşenleri hakkında bilgi edindikten sonra anadili öğretiminin önemi ve sorunları irdelenecektir.

2. Dilin İşlevi, Tanımı ve Dilin Bileşenleri

2.1. Dilin Birey ve Toplum Yaşantısındaki İşlevi



Pek çok bilimadamı insan iletişimini diğer iletişim sistemlerinden üstün kılan davranışın ‘konuşma yoluyla dili kullanabilme’ olduğu görüşünde birleşmektedir. Dil, insanların iletişimde bulunmak amacı ile geliştirdikleri bir anlaşma aracıdır. Başka deyişle, dilin birinci işlevi iletişimdir. Bu işlevi yerine getirmede dil, insanların düşünce, duygu, istek, deneyim v.b. yaşantılarını birbirlerine aktarabilmelerini; dış dünyayı yorumlayarak kendi dünyalarına getirebilmelerini sağlayan; “bu zaman ve bu yerden, o zaman ve o yer hakkında düşünerek bu düşünü yansıtabilmelerine” ve insanın “kendi kendini keşfetmesine” olanak veren bir araç olma özelliği taşımaktadır. Vardar (1982) dilin bu işlevini açıklarken şöyle demektedir: “İnsanın dış dünyayla ve öbür bireylerle ilişkilerini yansıtan ve biçimlendiren, düşünceyle birlikte tüm ruhsal ve toplumsal kişiliğini oluşturan dil, gerçeklik ya da nesneler üstünde etki aracı olduğu gibi, kimi yönleriyle de başkalarını etkileme, yönlendirme, yöneltme aracıdır da…Nesnel gerçekliğin öznel biçimde algılanış ve anlatılışını sağlayan bir çerçeve, bir tür düşünsel yapı sunar. Yansıtıcı olduğu kadar, yaratıcıdır da….” (s.13).



Bu açılardan bakıldığında insanın dili kullanabilme becerisi, toplumsallaşmak için olduğu kadar insanın öz-benliğinin ve bilişsel gelişiminin en üst düzeyine ulaşabilmesi için de gerekli bir önkoşuldur. Wells’in (1983, s.87) anlatımıyla “dil dünyaya açılan pencerenin anahtarıdır”. Birey olmanın en önemli göstergesi olan dil, toplumun da temel taşıdır. Toplum bireyin söylediği sözleri ortaya çıkarıcıdır.Birey ise, bir konuşma topluluğunun üyesi olmanın ona kazandırdığı, dili nasıl kullanacağını söyleyen örtük bir bilgi sahibidir. İnsan dil yetisini niçin ve nasıl kazanmaktadır ? Bilimadamlarını anadili araştırmalarına yönelten bu soru hala güncelliğini korumaktadır. Kocaman’a göre (1991) bu yetiyi, insanın özüne, gücüne ve evrendeki yerine ilişkin merakı ve gereksinmelerini karşılamak amacıyla başkalarını etkilemek isteği doğurmuştur. Öyle ki, dil, kendini de aşan çeşitli amaçlara ulaşılabilmesi için, sosyal grubunun üyelerini paylaştıkları anlamları bir biçimde inşa etmeye zorlamış, zorunlu kılmıştır. İnsanoğlunu bir kod kullanma zorunluluğuna itmiş olan bu temel neden iletişim amacıdır ve çocuklar anadillerini iletişimde bulunmak için öğrenmektedir. Bu amaçla bir kod kullanma gereksinimi duyan çocuk, söyleşiler içine bizzat katılarak giderek kodun öğelerini tanır, düzenlenişini kavrar ve kullanmayı öğrenir. Çoğu çocuk bu becerileri doğal koşullarda çok fazla zorlanmadan kazanır.



2.2. Dilin Tanımı ve özellikleri Dil nedir? Dilin özellikleri nelerdir? Araştırınız.



Dilin tanımını yaparken iletişim-dil-konuşma bağıntısını irdelemek yerinde olacaktır:




• Dil bir koddur: Konrot’a (1991) göre bireylerarası iletişimde temel amaç, bir bireyin (kaynak) zihninde düzenlediği mesajı aynen veya ona yaklaşık olarak başka bir bireyin (alıcı) zihnine aktarmaktır. Bu süreç, ilk bakışta basit gibi görünse de aslında karmaşık pek çok işlemi gerektiren bir süreçtir. Zihinler arasında ise bu aktarımı gerçekleştirecek doğrudan bir bağ yoktur. Diğer bir deyişle, bir arkadaşımızın kafasına parmağımızla bir dokunduğumuzda zihninden geçenleri anlayamıyor, okuyamıyoruz. İşte bu yüzden mesajımızı aktaracak öyle bir araç gerekmektedir ki, mesajımız aracı kullananlar tarafından aynı şekilde paylaşılmalı ve aynı anlamları çağrıştırabilecek türde algılanmalı, ve çözümlenmeli. Mesajın yerine geçecek, onu temsil edecek somut bir biçim olmalıdır. İşte bunun için çeşitli semboller ve işaretlerin kullanımı ve bunlar arasındaki ilişkilerin uzlaşımsal bir biçimde belirli ve sınırlı kurallarla örgütlenmesi, düzenlenmesi gereği vardır. Bu gereğin yerine getirilmesinde araç olan kod, herhangi bir şeyin (nesne, olay, ilişki v.b) bir başka şeyle temsil edilmesidir. Herhangi bir şey bir kişi tarafından düzgülü bir biçimde temsil edilebilir, böylece “o şey” üzerinde, düşünülebilir, saklanılabilir ve paylaşılabilir. Bunlar, nesne, olay, ilişki olabilir ve resim, grafik, sözcük ya da tümce vs ile temsil edilebilir, böylece resim, grafik, sözcük ya da tümce temsil ettiği nesne, olay, ilişkinin yerini alır. Dil de bir temsil aracıdır. Bireylerarası iletişimde mesajın yerine geçebilecek temel bir araç olma özelliği taşıyan dil aynı zamanda bir kodlar sistemi olarak düşünülebilir.



Kodu oluşturan nedir? Kodu oluşturan temel öğe göstergeler ve bu göstergelerin birbiriyle olan ilişkisidir. Gösterge, bir başka şeyin yerini alabilmesini sağlayan özellikler taşıdığından kendi dışında bir nesne, olgu varlık belirtebilen öğedir. Dilsel göstergelerin temsil ettikleri şeyle benzerlik ilişkileri yoktur. Varlıklarını toplumsal uzlaşımdan alırlar. Uzlaşım mantıklı bir nedene dayanmaz, tamamen rastlantısaldır. Hepimiz zaman zaman neden “masa” yerine “kapı” denmemiş diye düşünmüşüzdür. Diğer taraftan, “masa” ve “kapı” nesneleri tüm toplumlarda vardır, herkesçe aynı algılanır ama bunları temsil eden kodlar dilden dile değişir. Bu da farklı toplumlarda farklı uzlaşımlarla farklı sözel dillerin ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır.



Kısaca, kod, sınırlı sayıdaki göstergelerin rastlantısal bir biçimde sıralanarak sözcükler, işaretler biçiminde işlev görerek nesneleri ve olayları temsil ederek evrendeki bütün olası nesnelere ve olaylara karşılık oluşturabilecek araç ya da yollardır. Dolayısıyla kod, herhangi bir dilin biçim unsurunu ya da yapısını oluşturur çıkarımını yapabiliriz.




• Dil bir uzlaşmadır: Ne, neyi, nasıl temsil edecek? Aynı dili konuşan insanlar arasında belli biçimlerin belli içeriklere karşılık oluşturduğu ve aynı yollarla kullanılabilmesi hakkında uzlaşma vardır. Diğer bir deyişle, bilgileri başkalarıyla aynı şekilde paylaşmazsak anlaşma birliği olmaz, dizgeyi kavrayamazdık, o zaman da dil diye bir olgu olmazdı. Dil dizgesi, öyle bir olgudur ki, o dizgede uzlaşan bireyleri bir arada tutar, birlik kılar. Bu birliktelik ulus bilincini ve her ulusun bir dili olması gerektiğinin kavranmasını sağlar. Söz konusu uzlaşma bir toplumda bölgesel farklılıklar, farklı toplumsal katmanlar, farklı kültürler nedeniyle çok sayıda değişik dil türü (lehçeler ağızlar) kullanan bireylerarasında iletişimi kolaylaştırmanın bir yolu olarak ölçünlü dil kullanımına olanak sağlar. Söz gelimi, ölçünlü dil kullanımı bir lehçeyi, bir ağızı diğer yörelere kıyasla daha sık kullandığı için; radyo, TV, basın gibi etkinliklerde kültürel ve sosyal nedenlerle hep o lehçe kullanıldığı için, o lehçeyi merkez almışlar, ölçünlü ağız olarak benimsemişlerdir. Türkçe‘nın ölçünlü dil olarak benimsenmesinde İstanbul ağzı temel alınmıştır. Her ulusun dilbilimcileri kendi dillerinin yapısına, işleyişine ilişkin kuralları betimlerler.




• Dil evren hakkındaki düşünceleri simgeler: Kod ya da bilginin simgelenmesini sağlayan aracın işleyebilmesi, konuşanın ve dinleyenin evrendeki nesne ve olaylar hakkında neler bildiği ile bağımlıdır. Zihnimizde nesnelerin, olayların kendilerini saklayabilmemiz elbette olası değildir. Bireyler dünyaya geldikleri andan itibaren bir yaşantı sürecine girmekte ve belirli deneyimler edinmektedirler. Bu, bebeklikten erişkinliğe gelişen bir süreçtir. Her aşamada gün ve gün duyular aracılığıyla evrendeki nesne, olgu, olay ve bunlar arasındaki ilişkiler hakkında çeşitli bilgi alınır, algılanır, öğrenilir. Bu ilişkilerin öğrenimi gelecekteki benzer nitelikteki nesne, olayların algılanıp tanınmasında temel oluştururlar. Tekrarlanan bu yaşantılar çocukların zihninde bir kayıt gibi biçimlenir, çocuk benzerlikler ve farklılıklardan anlam çıkarır. Giderek soyutlamalara ulaşır ve bellek için önemli kavramları, bilişsel yapıları oluşturur. Çevrede kullanılan dilin bu yaşantı sürecine katılmasıyla, sözcükler veya işaretlerin anlam kazanmaları, birbiriyle ilişkide bulunmaları zihinde bu algılanan, soyutlanan ve kurgulanan biçimleriyle bağımlı hale gelir. Böylece düşünce-sözcük ilişkisi doğar. Bütün bunların evrene ilişkin bilgiyi oluşturduğu ve bunlar hakkındaki düşüncelerin kodlandığı çıkarımını yapabiliriz. Böylece geçmişten, gelecekten, düşlerden, kurultulardan söz edebilir; hiç olmamış, yaşanmamış olayları sözlerle canlandırabiliriz. Bu bilgi dilin içerik unsurunu oluşturur.




• Dil bir dizgedir: Ne, neyi, nasıl temsil edecek? Doğada her şey bir düzen içinde ortaya çıkar ve işler. Evrendeki bilgiyi temsil etmeleri beklenen dil göstergelerinin herkes tarafından aynı şekilde anlaşılabilmesi için, belirli kurallarla örgütlenmesi ve düzenlenmesi gereği bulunmaktadır. Her dilin kendine özgü kuralları vardır. Bu kurallar sınırlı ve belirli sayıdadır. Buna karşılık, bu öğelerin olası birleşimleri sınırsızdır. Sınırlı sayıda öğelerin kullanılması ile sonsuz sayıda biçim üretmek dilin yaratıcı unsurunu oluşturur. Örneğin, Türkçe‘de 29 ses parçasının belirli kurallar çerçevesinde birleşerek sonsuza yakın sözcük, bu sözcüklerin birleşimlerinden sonsuza yakın tümce kuruluşu elde edebiliyoruz. Seslerin biraraya gelerek sözcükleri, sözcüklerin biraraya gelerek türmceleri oluşturmaları belirli kurallarla olanaklıdır.




• Dil iletişim için kullanılır: Bireyler günlük yaşantılarında birbirleriyle olan alışverişlerinde pek çok değişik amaçla dili kullanırlar: İlişki kurma, koruma, bilgi edinme, bilgi aktarma, istek belirtme, amaçlara ulaşma. Tüm bunlar değişik durum ve ortamlarda değişik anlatım yollarını gerektirir. Daha açık bir anlatımla, birey amacına, ortama ve duruma göre dinleyicinin koşul ve beklentilerini de dikkate alarak farklı dil kullanımları sergileyebilir. Aynı şeyi ayrı biçimlerde anlatma olanağı vardır. Söz gelimi, su gereksinimimizi gidermek için kullanacağımız dil evde, okulda, lokantada bulunuşumuza, buradaki kişilerin bize olan yakınlıkları, samimiyetleri ve konumlarına göre farklılaşacaktır. Her birey toplumsal durumu, konumu, yaşı, cinsiyeti, evreni algılayış biçimi, öğrenim düzeyi gibi etkenlere bağlı olarak belirli dil türü dağarcığına sahiptir. İşlevsel dil türü ya da deyiş biçimleri, işyerindeki koşullara, bilimsel bir toplantı v.b.resmi ve resmi olmayan ortamlara, meslektaşlarımızla kullandığımız dile göre farklılaşabilir. Bu farklılıklar politika dili, hukuk dili, tıp dili gibi farklı dil türleri kullanımını da olanaklı kılar. Buraya kadar anlatılanlardan dili şöyle tanımlayabiliriz: Dil, iletişimi gerçekleştirmek amacıyla evrene ilişkin düşüncelerin uzlaşımsal göstergelerle dizgelenerek kullanıldığı bir araçtır.



Özetleyecek olursak, yukarıdaki özelliklere sahip her iletişim aracı dil olabilir. Dünya üzerinde konuşulan 4000 dolayında dil olduğundan söz edilmektedir. Ancak bu, tüm dillerin sözel olduğu anlamına gelmemelidir. İşitme engelliler arasında yaygın olarak kullanılan ve söze dayanmayan işaret dili bulunmaktadır. Bu, o dilde her göstergeye karşılık bir devinim olduğunu gösterir ve yine yalnızca o dili kullananların uzlaşımı sonucu ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda sözel sözcüğünün sese dayalı biçimleri kullanan insan toplumları için geçerli olduğu çıkarımını yapabiliriz. Bu da bize kullandığımız sözel dilin konuşma yoluyla aktarılabileceğini gösterir. Yazı dili ise, konuşma dilinin yazı biçiminde kodlanması işlemidir.



Konuşma nedir ? Nasıl konuşabiliyoruz ? Araştırınız.



Dünya üzerindeki çoğu insan toplumu mesajları kulak kanalı ile alıp algılanabilecek işitsel bir biçimle kodlamakta, bunun için de alt ve üst solunum yolundan yararlanmaktadırlar. Kısaca, konuşma olarak tanımlayabileceğimiz bu eylem, sözel dilin seslerle ifade biçimidir. İnsan anlığının, usunun temel bir biyolojik özelliği olarak yansıtılmaktadır. İnsanoğlu, iletişim gereksinimini gidermek için kendi duyuları tarafından alınıp algılanabilecek ve alıcı birime olabildiğince birebir aktarılabilecek özellikler taşıyabilen bir araç yaratmıştır. Fiziksel, psikolojik ve nöro-fizyolojik bir süreç olarak tanımlanan konuşma eylemi, insanda işitme ve ses yolu kullanılarak konuşma işlevinde görev alan bazı organlar yardımıyla düşüncelerin sesli semboller ile kodlanması olayıdır. Buraya kadar anlatılanları iletişimin gerçekleşmesi süreciyle ilintilersek, (Şekil 1.1) gerek kaynak bireyin gerekse hedef bireyin mesajı kodlama, üretme ve çözümleme için gerekli yetenek ve becerilere sahip olmaları gerekir. İletişimin gerçekleşmesi sürecinde alıcı birey, kaynak birey tarafından iletilen mesajları (sesel uyarıları) alma, çözümleme, algılama yeteneklerine sahip olmalıdır. Basit bir ifadeyle, iyi işitebilmeli, gelen sesel kodun öğelerini tanıyabilmeli,ayrıştırabilmeli, sınıflandırabilmeli ve mesajı anlamlandırabilmelidir. Yine aynı öğeleri gerektiğinde tekrar kullanmak üzere belleğinde belirli bir düzende saklayabilmelidir.



2.3. Dilin Bileşenleri Dili oluşturan nedir? Dilin yapı taşları nelerdir?
Dilin bilimsel incelenmesinde araştırmacıların çıkış noktası “Dili oluşturan nedir?” sorusu olmuştur. Bu sorunun yanıtını verirken dilbilim kuramları dilin biçim (sesbilgisi, biçimbirimbilgisi ve sözdizimi) özellikleri; içerik (anlam ) özellikleri ve dilin kullanım (işlevleri ) boyutu arasında bir ayırımı öngörmüştür. Buna dayalı olarak, anlambilim, sesbilimi ve sesbilgisi, sözdizimbilim ve kullanımbilim (edimbilim) gibi her bileşen kendi alt disiplinini de doğurmuştur.




• Biçim bileşeni dilin yapısal düzenlenişini oluşturur. Geleneksel bir yaklaşımla dilin dilbilgisi düzlemini oluşturduğunu düşünebiliriz. Biçim sesbilgisi, biçimbirim bilgisi ve sözdizimi olarak üç katmandan meydana gelmektedir: sesbilgisi, bir dildeki konuşma seslerinin dizisel ve dizimsel ilişkisini belirleyen kuralları içerir. Sözgelimi, her dilde 40 ile 50 arasında değişen konuşma sesi kullanılmaktadır. Bu seslerin kendi başlarına anlamları yoktur. /a/, /t/, /k/ sesleri kendi başına anlam taşımazlar ama /tak/ olarak birleştiklerinde bir anlamı simgelerler. Bu sesler değişik biçimlerde biraraya gelerek bir dizge oluşturabilirler ancak Türkçe‘nin sesbilgisi kurallarına göre yalnızca iki biçimde / tak/, /kat/ dizilerek anlam kazanırlar. biçimbirimbilgisi, sözcüklerdeki kök ve ekleri, bunların kurallı düzenleniş biçimleri ile türetilişlerindeki özellikleri içerir. Türkçe‘nin türetme kuralları örnek gösterilebilir. sözdizimi ya da tümcebilgisi, sözcüklerin kurallı bir biçimde sözce içinde diziliş kurallarını içerir. Türkçe‘de tümce yapıları özne-tümleç-eylem sıralanışı temel alınarak kurulur.




• İçerik evren hakkında deneyimler sonucu oluşan düşüncelerin, soyutlamaların, kavramların belirli biçimlerle simgelenmesidir. Diğer bir deyişle, nesne, olay ve bunlar arasındaki ilişkileri simgeleyen sözcüklere, tümcelere, sözcelere karşılık gelen anlam bilgisini içermektedir. Bir dilin sözvarlığı içeriğin göstergesidir. Söz gelimi Türkçe‘nin sözvarlığından, İngilizce’nin, Japonca’nın sözvarlığından sözedebiliriz.




• Kullanım ise, dilin sosyal bağlamda belli bir amaca yönelik işlevi ve iletişim amacına uygun kullanımıdır. Söz gelimi, dilin kibarlık imlerinin nerede, ne zaman, nasıl kullanılacağına ilişkin bilgiyi içerir. Bloom ve Lahey’e (1978, s. 22) göre bir dili bilmek zaman içinde bu üç bileşenin kaynaştırılması ile mümkün olabilmektedir. Örnekleyecek olursak, dilin biçim bileşenini öğrenmede ki sorunlar doğru ve düzgün anlaşılmayan bir Türkçe sergiler. Dilin içerik bileşenini öğrenmede bir sorun sınırlı bir sözcük dağarcığı kullanımı, deyim veya atasözlerinin yanlış kullanımlarını sergiler. Dilin kullanımını öğrenmede bir sorun ise, yeri ve zamanına göre konuşamamayı, konuşma kurallarına uyamama durumları sergiler. Bu bilginin temelini ya da dayanağını ise konuşma ve anlama davranışlarının gelişimi oluşturmaktadır. Bu görüşten hareketle, insanın konuşma ve anlama davranışlarını belirleyen, yönlendiren ve biçimlendiren bu bilginin kaynaşması koşulu ile yetişkin düzeyindeki dil yeterliliği oluşabilmektedir. Anlaşılacağı gibi, anadilinin dört temel becerisi de (konuşma, dinleme, okuma, yazma) bu yetkinliğe ulaşmada araç olmaktadır.



Yazarlar: Doç. Dr. Seyhun TOPBAŞ

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 712
favori
like
share
gökçekız Tarih: 12.06.2009 08:29
teşekkürler by_ultraslan..