SORU: "Son yıllarda insan aklı ile vahyin münasebeti konusunda değişik tartışmalar yapılmaktadır. Her yıl düzenlenen 'Abant Platformu'nda da bu konu ile ilgili görüşlere yer verilmiştir. Sonuç bildirisinin birinci maddesinde, 'Vahiy-akıl ilişkisinin sağlıklı bir şekilde teşhis ve tesbit edilmesi, ülkemiz, İslam dünyası ve tüm insanlığın geleceği için hayati bir önem taşımaktadır' denilmektedir. Arkadaşlarla bu bildiride yer alan tesbitleri müzakere ederken ihtilafa düştük. (...) Bazı kardeşlerimiz, 'Akıl ile Sünnet arasında çelişki olursa; akıl esas alınır, Sünnet tevil edilir' iddiası ortaya attılar. Bazıları da bunun mümkün olamayacağını ileri sürdüler. (...) Nassın hükmünü, akılla test etmek gerekir mi? Akıl ile sünnet arasında ihtilaf söz konusu olursa, hangisi tercih edilir? (...) Anlaşamadığımız bir diğer mesele de şudur: Hakkında nass bulunmayan meselelerin hükmünü tayin etmek, sadece müctehid imamlara mı bırakılmıştır ? Nass ile insanoğlunun takdirine ve tercihine bırakılan meseleler var mıdır?"

CEVAP: Önce bir hususa işaret edelim. İslamiyet, vahye (nassa) dayanan bir dindir. Muhkem nass ile sabit olan bir hükmü, akılla test etmenin bir anlamı yoktur. Zira o hüküm, hakikati ifade eder. İnsanların şahsi tercihleri; akıl seviyeleri, içinde bulundukları çevre ve eğitim durumlarına göre değişebilir. Kanaatlerin zaman içinde değiştiği de malumdur. Halbuki kat'i nass ile sabit olan hakikatlerin değişmesi mümkün değildir.

İmam-ı Serahsi, "Tevhidin aslı; Kitab'a ve Sünnet'e sımsıkı sarılmak, hevaya tabi olmaktan ve bid'atten ictinab etmektir"(1) diyerek, önemli bir inceliğe işaret etmiştir. Hevalarına tabi olan insanların akıllarını kullanamadıkları ve yeryüzünde fesad çıkardıkları malumdur.

Bu tesbitten sonra, "Akıl ile Sünnet arasında ihtilaf söz konusu olursa, hangisi tercih edilir?" sualinize geçebiliriz. Muhaddis İbn-i Huzeyme (rh.a), "Es Sahih" isimli eserinde, "Şahsi kanaat veya akıl ile Sünnet'e karşı çıkılamaz. Velev ki, akıl ile kavranamasa dahi Sünnet'e riayet edilir"(2) demiş ve şu ayet-i kerimeyi delil olarak zikretmiştir: "Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman; gerek mü'min olan erkek, gerek mü'min olan kadın için (o hükme aykırı olarak) işlerinde kendilerine muhayyerlik yoktur. Kim Allah'a ve Resulü'ne isyan ederse, muhakkak ki o apaçık bir sapıklıkla yolunu sapıtmıştır." (El Ahzab Suresi: 36)

Her Müslüman; Resul-i Ekrem (sav)'in sünnetini duyduğu zaman,"işittim ve itaat ettim" demekle mükelleftir. Meselenin bir diğer boyutu da şudur: Akıl ile hiçbir amel, farz, vacip veya haram olamaz. Akıl bir vasıtadır, teşri gücü yoktur. Hanefi fukahasından İbn-i Abidin, "Bizim mezhebimize göre, hiçbir şey akıl ile haram olmaz.Yani bir şeyin haram olmasına akıl hüküm veremez. Bir şeyin haram olduğuna hüküm vermek, ancak Allah'a mahsustur. Fakat akıl emredilen şeylerin bazısının güzel olduğunu, yasak edilen şeylerin bazısının çirkin olduğunu idrak eder..."(3) diyerek, bu inceliğe işaret etmektedir. Akıl ile nassın çelişmesi (tearuzu) insanın zaafları veya ihtiraslarıyla ilgili bir hadisedir. Hakikatte böyle bir tearuzun olabilmesi mümkün değildir.

Diğer meseleye gelince: İslam dininde insanoğlunun ihtiyaçlarına cevap veren umumi hükümler, nass olarak mevcuttur. Hakkında nass bulunmayan fer'i konuların, ilim ve takva sahibi mü'minler tarafından çözüme bağlanması zaruridir. Hz. Said b. Müseyyeb (ra)'den rivayet edildiğine göre; Hz. Ali (ra)'nin, "Hakkında kat'i nass bulunmayan konularda nasıl hüküm verebiliriz?" şeklindeki suali üzerine, Resul-i Ekrem (sav), "Mü'minlerden ilim ve takva sahibi olanları toplayıp, istişare ediniz. Bir kişinin reyine göre hükmetmeyiniz"(4) tavsiyesinde bulunmuştur. Ortaya çıkan yeni meseleler; ilim ehli tarafından, umumi hükümlerden (kat'i nasslardan) istinbat, ictihad ve istişare edilerek çözüme bağlanır.

Kat'i nasslarla, insanoğlunun takdirine bırakılan meseleler de vardır. Mesela, Kur'an-ı Kerim'de, "Ey iman edenler!..Siz (hacc ve umre için) ihramlı bulunurken av öldürmeyin. İçinizden kim bunu bilerek yaparsa, (üzerine) öldürdüğü o hayvanın misli (benzeri) bir ceza vardır ki, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olmak üzere, bunu içinizden adalet sahibi iki kimse hüküm (ve takdir) edecektir..."(El Maide Suresi: 95) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayet-i kerimede geçen "misl" kelimesiyle "öldürülen hayvanın bedeniyle, yakın benzerlik halinde olan diğer bir hayvanın" kasdetmesi mümkündür. İmam-ı Şafii (rh.a) bunu esas almıştır.(5) Fakat misl (benzeri) kelimesinin; öldürülen hayvanın kıymetiyle tefsir edilmesi de mümkündür. Değerlendirmeler farklı bile olsa; Allahu Teala (cc), iki adil kimsenin takdirine göre amel edilmesini beyan buyurmuştur. Meseleye bu açıdan bakıldığı zaman; farklı gibi görülen eğilimlerin bir noktada toplanması mümkündür. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İmam-ı Serahsi-El Mebsut-Beyrut: ty, C: 1, Sh: 3.
(2) İbn-i Huzeyme-Es Sahih- Beyrut: 1390, C: 1, Sh: 75.
(3) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar-İst: l983, C: 8, Sh: 212.
(4) İbn-i Abdi'lberr-Camiu'l Beyani'l İlm- Kahire: 1346, C: 2, Sh: 59.
(5) İmam-ı Şafii-Er Risale-Kahire: 1979 (2 Bsm), Sh: 39, Madde: 118

Yusuf KERİMOĞLU-Fıkıh Köşesi

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 409
favori
like
share
paye Tarih: 05.05.2009 16:51
paylaşım için teşekkürler:43: