Efsanevi Yaratıklar - Efsanevi Yaratıklar hikayeleri - Efsanevi Yaratıklar hakkında inançlar

[COLOR="darkorange"]Ejderha



Efsanevi bir yaratık olan ejderha (Türkçesi Evren) çoğunlukla büyüsel veya ruhani güçlere özelliklere sahip kuvvetli ve büyük bir yılan veya başka bir sürüngen olarak tasvir edilmiş tanımlanmıştır. Batı tasvirleri genellikle kanatlıyken Doğu'daki tasvirlerde genellikle kanat bulunmaz. Ejderhalarınkine benzer özellikler içeren efsanevi yaratıklar neredeyse her kültürde mevcuttur. Hatta ejderha Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinin simgesidir. Ve çoğu zaman iki yüzlü düşmanları belirtmek için 2 başlı ejderha deyimi kullanılır

[COLOR="darkorange"]Abra

Altay şamanlığında yeraltındaki büyük denizde (Tengiz) yaşadığına inanılan Erlik hizmetlisi timsah biçimli efsane yaratığı. Abura diye bir söylenişi de vardır. Yeşil bir kumaştan yapılmış ve örgülerle süslenmiş Abra'nın tasviri şamanın giysisine asılır. Abra'nın başı puhu tüyleri (ülberk) ile süslenir. Gözü parlak bakır düğmelerden ayakları da genellikle kırmızı kumaşlardan seçilmiş yamalardan yapılır. Bunlara örülmüş dokuz püskül eklenir.



[COLOR="darkorange"]Alkarısı

Alkarısı veya Albastı olarak da adlandırılan özellikle lohusa dönemini yaşayan annelerin korkulu rüyası olan çeşitli varyantları bütün Asya'ya ve bu arada Türk kültürünün çeşitli boylarına yayılmış bir inanış.

Türk boylarında alkarısı albastı al albıs albıs almış gibi isimlerle anılır. Efsanenin temeli Türklerin İslamiyet'ten önceki inanç sistemleri olan Şamanizm'e dayandırılabilir. Yakutlar'da Kırgızlar'da Kazaklar'da Özbekler'de Kazan Tatarları'nda Gökoğuzlar'da ve Anadolu Türkleri'nde lohusayı alkarısından korumak için değişik çarelere baş vurulur.

Kırgız-Kazak inanışına göre iki türlü albastı vardır. Bunlardan Kara Albastı ciddi ve ağırbaşlı bir ruhtur. Sarı Albastı ise doğum yapan kadının ve çocuğunun ciğerini söküp suya atar. Hoca'nın veya Baksı'nın (Şaman'ın) okumasıyla giderler. Dış görünümü sarışın bir kadın suretindedir. Bazen keçi veya tilki suretlerine de girer. Baksı veya Ocaklı adamlar albastıyı yakaladıkları zaman "Ey albastı zalim! Koy ciğerini yerine! Zavallının canını iade et! Sözümü tutmazsan bana hürmet etmezsen gözlerini çıkarırım" şeklindeki efsunu söylerler.

Alkarısı lohusalara ve atlara musallat olan korkunç bir yaratıktır. Dış görünümü genelde albastı gibi cezbedici değildir. Uzun boylu uzun parmaklı ve uzun tırnaklıdır. Çok çirkin ve iğrenç bir suratı vardır. Bedeni yağlı uzun ve siyah saçlıdır. Saçları aynı zamanda darmadağınıktır ve kocaman bir başa sahiptir. Dişleri at dişi gibi iri ve seyrek ayakları ise terstir. Lohusaların ve yeni doğan çocukların ciğerlerini yiyerek beslenirler. Daha çok kırmızı elbise giyerler; su başında ve ağaçlık yerlerde yaşarlar.

Alkarısının varlığına inanılan her yerde korunmak için de değişik çarelere başvurulmuştur. Kars'ta özellikle geceleri lohusa hanımı yalnız bırakmazlar geceleri ışığı sürekli yakarlar hasta yalnız kaldığı zamanlarda ise ağzına sakız vererek onun uyumasına engel olurlar. Elazığ'da lohusanın başucuna su süpürge ve Kuran konur yakasına iğne türü bir şey takılır ve yanında sürekli bir erkek (eşi veya yakın akrabalarından bir erkek) bekler. Elazığ'ın bazı bölgelerinde ise kadının başına soğan demir çubuk ve Kuran konur. Andolu'nun birçok bölgesinde lohusanın başına beyaz yaşmak ve kırmızı tül bağlarlar. Kırmızı altın takarlar ve hastaya kırmızı şeker hediye ederler. Çünkü alkarısının kırmızı rengi hiç savmediğine inanılır. Manisa'nın Karacaoğlanlı köyünde kapının ağzına kazma kürek konulmaktadır. Bir şişin üzerine elma portakal üzerlik çörek otu ve mavi boncuk kırmızı bir kordelayla bağlanıp lohusanın başına bırakılır. Çukurova bölgesinde de benzer tedbirler alınır. Çocuğun veya lohusanın yastığının altına soğan ayna tarak ekmek bıçak hamayli koyarlar yüzünü kırmızı bir örtü ile kapatıp yatağına da bir iğne takarlar. Ayrıcı lohusanın bulunduğu yerdeki bütün suların ağzını kapatırlar. Çünkü al karısı bazen de kuş şeklinde gelip suya boncuk atar ve o esnada çocuk ölür.

Bu tedbirler alınmadığı takdirde alkarısının lohusanın yanına gelerek onu rahatsız edeceğine inanılır. Bu durum bölgelere göre hibilik (Malatya) kekoz (Elazığ) pispatik karakura kuşboğması vs. gibi isimlerle anılır. Alkarısı lohusanın yanına değişik suretlerle gelebilmektedir. Bazen yakın bir akrabanın kılığında bazen çirkin bir kadın görünümünde bazen de kedi köpek keçi kelle vs. gibi şekillerde görünür. Alkarısı daha kapıdan içeriye girer girmez lohusanın üzerine bir ağırlık çöker. Hasta o anda aniden kalkıp dua okursa alkarısı kaçar. Ama hiçbir şey yapmazsa bağırmak istediği halde bağıramaz ve alkarısına yenik düşerse de ya ölür ya da büyük bir hastalığa maruz kalır.

Lohusalara musallat olan alkarılarının yanısıra erkeklere genç kızlara ve atlara gelen alkarıları da vardır. Çukurova'daki inançlara göre kim şalvar ını veya siyah renkteki herhangi bir kıyafetini yastığının altına koyup yatarsa onu albasar. Çünkü alkarısı siyahı sever. Genç kızlara musallat olan alkarısına "albıs" adı verilir. Albıs evlenmemiş bir kızdan türemiştir. Kıskançlığı sebebiyle genç kızların yanına giderek onların hastalanmasına sebep olur. Alkarısı aynı zamanda ahıra giderek atı yorar ve yelelerini örerek kaybolur. Hayvanın asabileşmesine sebep olur. Bekar erkeklere dadanan alkarısı ise sarışın ve güzel bir kadın simasındadır. Erkekleri kendine cezbettikten sonra ciğerlerini sökerek öldürür ve ciğerlerini derede yıkayıp yer.

Halk inancına göre lohusanın veya bebeğin ciğerini yemeye gelen alkarısı bir takım hilelerle yakalanıp göğsüne bir iğne saplanırsa tekrar eski yerine dönemez o aileye hizmet eder. İnsan şeklini alan alkarısı göğsündeki iğnenin çıkarılması için sürekli yalvarır. Çünkü bu iğneyi kendisi çıkaramaz ve çıkaramadığı için de kendi taifesinin yanına dönemez. Kendini evin hizmetine adayan iğneli alkarısı çok güzel ve hızlı ev işi yapar. Evin bereketi gün geçtikçe artar. Bu anlatıya göre hizmet ettiği eve ekmek yapmaya başlayan bir alkarısı su getirmek için kuyu başına gitmiştir. Orada oynayan çocuklardan birini göğsündeki iğneyi çıkarması için kandırır. Çocuk iğneyi çıkarınca kadın yedi yıl hizmet ettiği eve doğru "Evinizde hiç su bulunmasın; paranızın sayısını hiç bilmeyesiniz ve eviniz yaz kış odunsuz ekmeksiz olmasın" der. Çocuklara da suya atlayacağını eğer suyun üzeri kan olursa yakınlarının kendisini öldürmüş olabileceğini söyler. Alkarısı suya atlayınca suyun üzeri kanla dolar. Kendi taifesi alkarısını öldürmüştür. O günden sonra da bu ailenin evine hiç su bulunmaz paralarının sayısını bir türlü öğrenemezler ve yaz kış odunları hiç eksik olmaz.

Elazığ'da anlatılan bir efsanede İsmail Ağa adında bir kişi uzaktan gördüğü ateşe doğru ilerler. Oraya varıdığında bir alkarısının ciğer pişirerek çocuklarına yedirdiğini görür. Çocukları doymadıklarını belirtince alkarısı "Yarın da İsmail Ağa'nın gelini doğum yapacak oraya gidip o üçüncü lokmasını alırken kıl şeklinde ağzına girip ciğerini alarak size getiririm" der. Gerçekten de ertesi gün İsmail Ağa'nın gelini doğum yapar. İsmail Ağa bunun yanında bekleyip gelini yemek yerken üçüncü lokmayı gelinin elinden alıp yanında getirdiği ayran tuluğunun içerisine atar. Tuluk şişmeye başlar. Sonra tuluğun içerisindeki kıl alkarısı şeklini alınca bunun göğsüne iğne saplayıp evlerinde çalıştırmaya başlarlar. Alkarısı 12 yıl bu aileye hizmek eder ancak hep söylenenlerin tersini yapar. Sonra onların sülalesine dokunmayacağına söz vererek kendi taifesine dönmek için bir suya atlar. Fakat periler taifesi bunu kabul etmeyerek öldürürler. Köylüler daha sonra bu alkarısının kanlı cesedini gölde bulurlar.

Alkarısı bazen de bir kuş şekline girerek lohusanın yanına gelir. Buna "kuşboğması" adı verilir. Kuşa da "alkuşu" denir. Alkuşu lohusanın yanındaki bebeğe basarak onu öldürür. Bu eve girerken ağzı açık bir su kabı arar varsa bunun içerisine bir boncuk atar ve o sırada etrafa bir ışık saçılır. Kuş bu ışıktan faydalanarak bebeği öldürür. Suya atılan boncuğu birisi görüp de eline alırsa kuş kaçamaz ve oradakiler tarafından yakalanır

Çukurova'da anlatılan bir efsanede lohusanın bulunduğu odaya alkuşu gelip de oradaki bir su kalıbına boncuk atınca bunu orada bulunan bir adam hemen alır. Boncuk alınınca alkuşu bir kadın şeklinde göze görünür ve boncuğu geri almak için yalvarmaya başlar. Adam bir daha ailesine ve sülalesine dokunmaması şartıyla boncuğu geri verir. Yine bazı bölgelerde sebep belirtilmeksizin lohusanın yanında ağzı açık bir su kabının bulundurulmasının iyi olmayacağı söylenir.

Albasması erkeklerde daha farklıdır. Bunlar daha çok gece uyurken bir sesle uyanırlar. Gaipten gelen bu ses bunları çok uzaklara tehlikeli yerlere götürerek orada bırakır. Bazen de kedi köpek sırtlan eşek gibi hayvan şekillerine girerler. Elazığ'da bu yaratığa "Kapos" Bingöl'de "Harparik" Malatya'da "Kibilik veya Hıbilik" Diyarbakır'da ise "Kepoz" adları verilir. Çukurova bölgesinde ise bu durum "Kırkbasması" adı ile bilinmektedir ve genelde erkekler yastıklarının altına şalvar koydukları vakit olur. Adam gece üzerinde büyük bir ağırlık hisseder gözlerini açtığında yanında kısa kısa boyları olan kırk adam görür. Bunlar onu götürmek için uğraşır. Kimi kolundan çeker kimi bacağımdan kimisi üzerine çıkıp onu boğmaya çalışır. Adam yardım istemek için seslenmeye kalkışsa kimse duymaz. Dua okursa biraz kendine gelir ama gözlerimi kapadığında yine aynı kırk adamla yine karşılaşır. Yatağını değiştirip başka bir odaya giderse kırk adam da arkasından gelir. Şalvarını yastığının altına koyduğu için kırk basmış denir.

Genç kızları da albastığını belirtmiştik. Bu durum özellikle sevmediği bir kişiyle nişanlanan genç kızların başına gelir. Albastı geceleri sevmediği nişanlısının suretinde genç kızın yanında görünür. Genç kıza bir ağırlık çöker bağırmak ister ama hiç sesi çıkmaz elleriyle hiçbiryeri kavrayamaz. Adam olduğundan daha iridir öyle ki upuzun kolları vardır her bir tırnağı 25-30 cm. boyundadır. Adam kızı parçalayarak öldürmek ister. Neticede bu kız nişanlısından ayrılır fakat albasması hemen sona ermez. Albastı kızı zorla götürmek ister. Kız uyandığında kendisini çok yorgun ve halsiz hisseder.

Halk inancına göre periler de bazen insanlara aşık olur. Böyle durumlarda aşık oldukları kızın başkasıyla evlenmesine razı olmayıp bunu yanlarına almak isterler.



[COLOR="darkorange"]Bahamut

Bahamut (Arapça: بهموت Bahamūt) Arap mitolojisinde orijinalde su ile ilgili bir figür. Fakat modernizasyon işlemi sırasında bu figür büyük oranda değiştirilmiştir. Bahamut engin bir denizde yaşayan dev bir balıktır. Kujuta isimli dört bin göz kulak burun ağız dil ve ayağa sahip dev bir boğayı destekler.


[COLOR="darkorange"]
Cadı

Cadı birçok dinde ve mitolojide doğaüstü güçleri olduğuna inanılan insan. Cadılar erkek ya da dişi olabilirler. Cadılık günümüzde bir din olarak kabul görmeye başlamış ve adına ingilizce witchcraft adı verilmiştir. Witchcraft aynı zamanda cadılık sanatını uygulayan insanların bağlı olduğu dini vurgulamaktadır. Esasında Şaman Dininin daha modernize ve sistamatize edilmiş şekli olarak görülebilir. Eski Yunancada "witch" tedavi eden iyleştiren şifa veren insan anlamına gelmektedir.

[COLOR="darkorange"]Etimolojisi

Cadı dilimize Farsça'dan gelmiş bir sözcük olup; ilk anlamı "Geceleri dolaşarak insanlara kötülük ettiğine inanılan hortlak"tır (TDK). İkinci anlamı ise "Kötülük yaparak başkalarına zarar veren kadın" dır. Eski dilde güzel gözlü kadın manasına da gelmektedir


[COLOR="darkorange"]Günümüzde

Günümüzde 15. yüzyılda Avrupa'daki bakış açısına göre genellikle süpürgesi üzerinde uçarak gezinen büyücü bir kadını temsil eder. Harry Potter gibi öykülerde de görülebildiği üzere erkekler de cadı olabilmektedir.Cadılar hayatta ne yaparsan 3 katıyla sana döner inancını paylaşırlar. Eğer bir kötülük yaparsan 3 misli sana dönecektir aynı şekilde eğer iyilik yaparsan 3 katı sana dönecektir inancını paylaşırlar. Bundan dolayı cadılar asla kötü bir şey yapmak ya da zarar vermek istemezler bilirler ki yaptıkları kötülük fazlasıyla kendilerine dönecektir.


[COLOR="darkorange"]Cadılık Dünyada

Afrika'dan Avrupa'ya; Hindistan'dan Orta Doğu'ya; Dünyanın dört bir yanında büyücülerin veya cadıların kültürlerde mevcut olduğunu görebiliriz.

Cadılık dünyanın pek çok ülkesinde farklı adlar ve şekillerde uygulanabilmektedir. Macumba Afrika büyüsüdür buna karşılık Haiti adalarında bu büyücülük sanatına verilen ismi Voodoo'dur. Cadılar dünyadaki bütün din ve inanışların hepsine önem verir onların büyüsel uygulamalarını kullanırlar.

Eğer ki; cadı kelimesini süpürge ile gezinen kafasında siyah bir Sombrero'yu andıran şapka ile dolaşan büyüler yapan insanlar olarak incelemek istersek; bu inanış 15 ila 17'inci yüzyıl arasında Avrupa'da yaşayan kendilerini cadı olarak ilan eden; dul kadınları temsil eder.

Realistik olarak incelemek istersek; dul kadınların 15. ila 17. yüzyıl arasındaki zor yaşam koşulları altında yaşayabilmesi için yaptıkları zoraki bir meslektir. Var olmasının ana sebebi de ekonomiktir. 18. yüzyılın ortası itibarıyla cadıların yerini falcılar almıştır.

19. yüzyılın ortalarında; Edebiyat'ın başlıca karakterleri arasına giren cadı; halen günümüzde popülerliğini korumaktadır.

Halkı sindirmeye çalışan bağnaz krallıklar kelimeyi anlamının aksi yönünde kullanarak bilimi ve adaleti savunan insanları suçlayıp sindirmek için kullanmış ve sembolleştirmiştir. Bu sembolün halk üzerinde oluşturduğu dini etkiden yararlanılmış ve aykırıların toplumdan ayıklanması için kullanılmıstır. Avrupa'da ve Amerika'da binlerce insan cadılık ve benzeri şuçlardan diri diri yakılmıştır .

Galileo gibi aydınlanma çağının birçok biliminsanı ve sanatçısı Engizisyon mahkemelerinde suçlanmış ve görüşlerini inkara zorlanmıştır.



[COLOR="darkorange"]Cin

Cin; modern veya antik birçok din ve inanışta semavi dinler de dahil bulunan bir tür ruhani yaratık. Farklı inanışlarda farklı karakteristiklere ve özelliklere sahiptir.

[COLOR="darkorange"]İslam inanışında cin

İslam dinindeki cin anlayışı hakkında detaylı bilgi için lütfen: İslam'da cin maddesine bakınız.

İslam dinine göre cinler ateşten yaratılmış ve melekler gibi gözle görülmeyen ruhani varlıklardır. İnsanlar gibi yerler içerler evlenirler ve çoğalırlar. Erkeklik ve dişilikleri vardır. Fani yani ölümlüdürler. Fakat insanlardan daha uzun süre yaşadıklarına inanılır. Geleceği ve gaybı bilmezler. Ancak Allah'ın kendilerine bildirdiği kadar bilgiye sahiptirler. Fakat cinler ruhani varlıklardan olduklarından insanların görmediği ve bilmediği birçok olayları görür ve bilirler. Cinler de insanlar gibi belli işleri yapmakla sorumludurlar. İslam inancına göre İslam'ın son peygamberi Hz. Muhammed islamı cinlere de anlatmıştır. Bir kısmı kabul ederek müslüman olmuş bir kısmı ise kabul etmemiştir. Cinlerin kendileri istemedikleri takdirde insanların duyu organlarıyla algılanamayacağına inanılır. Ayrıca çeşitli şekillere girebildiklerine kuvvetli ve hızlı olduklarına inanılır

İslam'da cinler de Allah'a karşı sorumludur İslam'a inanmak ve ibadet etmek zorundadırlar. Bu nedenle yaşamları sırasında yaptıklarının hesabını insanlar gibi vermek zorundadırlar. Böylece İslam inancına göre öldüklerinde iyi işler yapan ve inanan cinler cennete kötü işler yapan ve inanmayan cinler ise cehenneme gider.

Kuranı Kerim'de Cin Suresi dışında cinlerin bahsi geçen sureler: Zariyat. Hicr İsra Rahman Kehf Ahkaf Enam Neml Sad Saffat Sebe Fussılet Secde Araf Nas.


[COLOR="darkorange"]Hristiyanlık'ta cin

Arapça cin Eski Yunanca daimon. Eski Yunancadaki kullanılan şekliyle daimon sözcüğü putperestlerin taptıkları tanrılar için kullanılırdı. Buna göre “demon” (daimon) sözcüğü “tanrı” anlamına gelir. Kitabı Mukaddes cinleri “günah işlemiş melekler” olarak Şeytan'ın “melekleri” olarak adlandırır. Bununla onların Şeytan'ın yönetimi altına girdiklerini anlatır. Hristiyanlık'a göre Şeytan'ın isyanından sonra bazı melekler Nuh tufanı öncesinde gökteki görevlerini bırakarak yeryüzüne geldiler. Onlar bunu Şeytan'ı desteklemek amacıyla yapmadılarsa da sonunda onun tarafına geçmiş oldular. Bunlar erkek şeklinde maddeleşerek kadınlarla yaşamaya başladılar. Tufan esnasında boğulmadılar maddeleşmiş bedenlerini ruha çevirerek göğe döndüler ve alçaltılmış bir durumda bırakıldılar. Artık maddeleşemeseler de hâlâ insanlara cinsel yönden yaklaşmaya devam ederler. Ayrıca bunu sadece erkek olarak değil aynı zamanda kadın şeklinde de yapmaya çalışırlar.

Hristiyanlık dinine göre bir cin hatta birçok cin bir kişinin içine girebilir. Bu cinler içine girdikleri kişinin içinden çıkarılabilirler; Hristiyanlık'ta cin çıkarma olgusu mevcuttur.

Cinlerin faaliyetleri Hristiyanlığa göre üç ana grupta özetlenebilir; insanlara cinsel yaklaşımları (aaaa) sahte tapınmayı desteklemeleri (dinsel) ve insanlara eziyet etmeleri (sadizm-şiddet). Kutsal Metin insanları falcılık büyücülük ruh çağırma sihirbazlık ölülerden medet umarak onlara yaklaşmak gibi cinlerle ilgili faaliyetlere karışmak konusunda uyarır. Cinlerin üstün yetenekleriyle insanların beyinlerini etkileme güçleri olduğuna inanılır. Cinlerin rüyaları kendi mesajlarını vermek amacıyla kullanabileceğine inanılır.

Hristiyanlık inancında cinler kudretli varlıklardır insanları aldatırlar ve bazı insanları medyum-aracı olarak kullanırlar. Buna göre bu medyumun söyledikleri doğru olabilir eğer bu cinler medyuma doğruyu söylüyorlarsa. Zira Kitabı Mukaddes cinlerin iblis (iblis = şeytan) gibi yalan söylediklerini belirtir. Ayrıca insanlara zarar verebilirler bu nedenle Kutsal Metin onlarla ilgili şeylerden ruhçuluğun her türünden uzak durulması gerektiğini söyler.


Folklor

Latince genius'tan Arapçaya geçmiştir. Çeşitli yörelerde pir sahip ecinni mekir iyi saatte olsunlar denilmektedir. Bunların da çeşitli dinden olanları kadını erkeği bulunup bütün işlerini geceleri yaparlar sabah ezanıyla dağılırlar toplandıkları yerler han hamam değirmen izbelik mezarlık ağaçlık tekin olmayan yerler diye inanılır. Çöplüklere incir ağacı dibine işenmez. Metruk yerlerde destur çekilir. Muzip oldukları işleri yapıp bozdukları söylenir. Kızdıranları çarparlar. İnsanların arasını bozdukları karı kocayı ayırdıkları inme indirdikleri kadın veya erkeğe tutulup evlenmelerine mani olduklarına dair inanışlar vardır. Bunların meydana getirdiği hastalıklar için Cinci Hocalar Hıristiyanlıktaki cin çıkarmaya benzer törenler yaparlar.

Dünyanın çeşitli yerlerinde karakedi ve karaköpeğin cinlerin kötü şeklindeki birer biçimi olduğuna inanılır. Halk inanışlarında din efsane masal ve folklor öğeleri birbirine karışmıştır. Osmanlı zamanında cinlerin bir görünen bir de görünmeyen iki türü olduğuna inanılır falcılık büyücülük gibi faaliyetlerle bunlar arasında ilişki kurulurdu. Anadolu folklorunda cinlere dair çok geniş bir inanış çeşitlemesi bulunmaktadır

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 612
favori
like
share