Bitki Hastalık Ve Zararları - Bitki Hastalıkları Hakkında - Bitki Zararları

Bitkisel üretimde amaç, en az masrafla sağlıklı, kaliteli ve bol ürün elde etmektir. Bunun için de çeşitli tarım tekniklerinin uygulanmasının yanısıra, kültür bitkilerini hastalık ve zararlılardan korumak ve onlarla mücadele etmek şarttır. Ancak bu mücadelede başarıyı sağlayabilmek için önce bu zararlı ve hastalıkları tanımak ve mücadele yöntemlerini öğrenmek gerekir.

Hastalık, bir canlıda seyreden anormal hayatsal işlevlerin tümü olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda bitki hastalıkları, bitkinin tümüne ya da herhangi bir kısmına veya ürününe zarar verecek, ekonomik değerini azaltacak derecede fizyolojik faaliyetlerinde meydana gelen bozukluklardır. Bitkilerin, fizyolojik işlevleri seyrinin normalden uzaklaşması sonucu yapılarında birtakım değişmeler görülür. Bu değişiklikler bitkinin tümünde olabileceği gibi belirli bir organda, dokuda veya hücrede de olabilir. Hücrenin veya dokunun ölümü ile bir ölü bölge ‘nekroz’ meydana gelir. Bazen de bitkilerde sararma, yara veya ur, rozetleşme, sıvı madde salgıları olarak görülür. İşte normalden sapan bu değişikliklere hastalık belirtisi(semptom) adı verilir. Semptomlar genel olarak Hypertropik, Atropik ve Nekrotik semptomlar olarak üçe ayrılmaktadır. Bunlardan hypertropik semptomlar hastalık etmenlerinin etkisi ile bitkide oluşan aşırı büyümelerdir. Örneğin cadı süpürgesi oluşumları, yumrular, çeşitli urlar virüsler ya da bakterilerden kaynaklanabilir. Atropik semptom ise nanism yani cüceliktir. Son olarak nekrotik semptom ise en tehlikeli olan semptom olup, yeşil dokuların ölümü ile sonuçlanan semptomlardır. Bir hastalığın semptomları da o hastalık ilerledikçe az veya çok değişiklikler gösterir. Örneğin buğdaylarda görülen kara pas hastalığı belirtisi, yaprağın dış yüzünde kiremit kırmızısı renginde, epidermisi yırtarak meydana çıkan püstüller şeklinde belirir. Mevsim ilerleyip buğday olgunluğa yaklaştıkça, kiremit kırmızısı rengindeki bu yazlık spor lekeleri, kara renkli kışlık spor lekelerine dönüşür. Daha ziyade sapa arız olan bir pas olarak tanımlanırsa da yaprak, yaprak kını, kavuzlar ve kılçıklar dahil olmak üzere bütün toprak üstü aksamına arız olabilir. Bağlarda mildiyö hastalığı(Plasmopora viticola)’nın yapraktaki belirtisi, önceleri yaprak üst yüzünde yağ lekesi şeklinde başlar. Sonraları yaprağın alt yüzünde, bu lekelere karşıt kısımlarında patojenin üreme organlarından oluşan, beyaz bir küf tabakası meydana gelir.

Bitkilerde görülen bir hastalık belirtisine bakarak, onun mutlak olarak belirli bir hastalığın belirtisi olduğu söylenemez. Bir hastalığın birden fazla belirtisi olduğu gibi, birçok hastalığın birbirine benzeyen ortak belirtileri de vardır. Örneğin bir domateste görülen solgunluğun nedeni toprak parazitleri olabileceği gibi, kök hastalıkları, susuzluk ve çevresel etmenlerden don olabilir. Bu nedenle ortaya çıkan solgunluk belirtisi için tek bir hastalıktan söz edilemez. Aynı şekilde bazı mineral madde eksikliği, bazı virüsler ile patojen funguslar, bakteriler ve atmosferdeki zehirli gazlar, bitki yapraklarında sararmalara neden olur. Bazen de bir bitkide birkaç hastalık aynı zamanda seyredebilir. Bu durumda da birden çok semprom aynı bitki üzerinde bulunabilir.

Bitkisel hastalık oluşturan etmenler genel olarak aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

Viroidler
Virüsler
Bakteriler
Mikoplazma’lar
Mantarlar
Çiçekli Parazit, Yarı Parazit Bitkiler
Zararlı Otlar'dır.
Kültür bitkileri ile bunların ürünlerine zarar veren ‘hayvan’ kökenli organizmalar, diğer bir deyişle ‘hayvansal zararlılar’ 5 şube (Phylum) içinde bulunmaktadır. Bunlar;

Nematoda (Aschelmıntha) (Nematodlar, İplik Solucanlar)
Annelida (Halkalı Solucanlar)
Mollusca (Yumuşakçalar)
Arthropoda (Eklem Bacaklılar)
Chordata (Omurgalılar) ‘dır.
Tarımda kayıplara neden olan bu canlılar bitkilerin kök, gövde, sürgün, yaprak, çiçek, meyve ve tohum gibi değişik kısımlarında, bazen birbirine benzeyen, bazen de farklı belirtiler oluştururlar. Bu belirtilere bakarak hastalık teşhis edilir. Bundan sonra koruma ve tedavi yolları aranır. Doğru teşhis koymadan yapılan bir savaşım, büyük ölçüde başarısızlığa uğrar. Zararlının bitkide oluşturduğu semptomlar genellikle, yenmiş ve kemirilmiş yerler, galeriler, urlar, emgiden kaynaklanan nekrozlar ve çürümeler şeklindedir. Bu zararlılar, ayrıca hasta bitkilerden sağlam bitkilere hastalık bulaştırırlar.


Zararlıların savaşımında uygulanan yöntemlerin başında bitkinin sağlıklı ve dirençli olması, temiz tutulması, bitki üzerinde ya da toprakta bulunan hastalıklı, çürümekte olan bitki materyallerinin ortadan kaldırılması ve yakılması gelmektedir. Başlıca enfeksiyon kaynağı olan ve kış boyunca bahçede kalan hastalıklı ve zararlının, belirli devrelerini içeren materyallerin ortadan kaldırılması, yetiştiricinin ilk planda yapacağı işlerdir. Toprağın fiziksel ve kimyasal koşullarının uygun bir şekilde düzeltilmesi, kök gelişimi için havalandırmanın sağlanması, besin maddelerinin uygun oranlarda verilmesi, zararlının zararını tolere edebilecek sıhhatli bitki yetiştirmek için önemli işlemlerdir. Bu işlemler savaşım yöntemleri içinde kültürel önlemler olarak bilinir. Soğanlı ve yumrulu bitkilerdeki nematod, akar gibi zararlılara karşı sıcak su uygulaması, bazı zararlıların direkt olarak elle toplanması, konukçu üzerinden bir bezle silinerek temizlenmesi, küçük saksılardaki yaprak biti gibi zararlıların, çeşme suyu altına tutularak yıkanması gibi işlemler ise fiziksel savaşım yöntemidir. Çevreye herhangi bir olumsuz etki göstermemesi bakımından fiziksel savaşım yöntemi çoğunlukla önerilen yöntemdir. Zararlıların avcı ve asalaklarının kullanımı ile yapılan biyolojik savaşım, üzerinde zararlının bulunmaması istenen süs bitkileri için bazen yeterli olmamaktadır. Ancak yetiştiricilerin bahçesinde bulunabilecek biyolojik savaşım etmenlerini tanıması, en azından bir gelin böceğinin faydalı olduğu ve bunları koruması gerekliliğini iyi bilmesi şarttır. Özellikle sera koşullarında rahatlıkla uygulanabilen bu yöntem, çevre koruması bakımından son derece önemlidir.

Belirtilen bu yöntemlerle zarar önlenebilmekte ya da en az düzeye indirilebilmektedir. Böylece kimyasal öldürücü maddelerin gereksiz kullanımı engellenmiş olmaktadır. Ancak, yoğun populasyon oluşturma durumu gösteren zararlılar için ilaç kullanımı gerekebilir. Kimyasal ilaçların kullanımında hassas davranmak gerekir. Bitki ve hastalıklara göre uygun ilaçların seçimi, dozajı, hazırlanması ve prospektüsüne uygun olarak yapılması çok önemlidir. Sağlıklı bitki yetiştirme koşullarının sağlanması, fiziksel, biyolojik ve kimyasal savaşım gibi yöntemlerin birleştirilmesiyle oluşturulan ‘Entegre Zararlı Yöntemi’ ise son yıllarda zararlılarla savaşımda dikkatle uygulanmaktadır. Bu anlayış içerisinde bir yetiştirici, bitkiyi, çevreyi, faydalı faunayı ve zararlıların hayat çemberini iyi bilmeli ve bir program içerisinde uygun bir pestisit kullanımına yer vermelidir.

Bu bölümde sizlere, periyodik olarak 3 farklı zararlı tanıtılarak, bunların biyolojileri, zararları ve savaşım yöntemlerinden kısaca söz edilecektir.

Cydia pomonella (Elma iç kurdu)

Zarar Şekli : Yumuşak çekirdekli meyvelerin en önemli zararlılarından biridir. Elmaya verdiği zarar ekonomik önem taşır. Elmadan başka armut, şeftali, kayısı ve ayvada da büyük zararlara neden olmaktadır. Larvaları, meyveleri delerek içlerinde galeriler açmakta, etli kısmını ve çekirdek evini yiyerek pislikler bırakmaktadır. Bunun sonucu olarakta meyvelerin dökülmesine, dökülmeden ağaçta kalabilen kurtlu meyvelerin ise nitelik ve niceliklerinin bozulmasına ve piyasa değerinin düşmesine neden olmaktadır.

Etmeni: Zararı, küçücük bir kelebek olan elma iç kurdunun (C.pomonella) tırtılı (larvası) yapar. Kışı meyve ağaçlarının kabuk ve çatlakları arasında kirli beyaz bir koza içerisinde larva olarak geçiren haşere, ilkbaharda pupa olur. Meyveler, aşağı yukarı iri nohut büyüklüğünü aldığında, haşerenin kozadan çıkan kelebekleri de görülmeye başlar. Kelebekler, gündüz saklanıp geceleri uçarlar. İklim koşullarına bağlı olarak ilk kelebek uçuşu Mayıs ayı içerisinde olur. Görülen bu ilk kelebek uçuşlarını takip eden 2 hafta sonra esas uçuş başlar. Dişi kelebek yassı, yuvarlak gümüş gibi parlak, takriben 1 mm. boyundaki yumurtalarını tek tek gelişmekte olan yeni meyvelere, yapraklara ve meyveye yakın sürgünler üzerine bırakır. Bir kelebek 80-100 yumurta bırakabilir. Havanın sıcaklığına göre 7–14 gün sonra yumurtadan küçük tırtıllar çıkar. Özellikle meyve sapından, iki meyvenin birbirine temas ettiği yerden, boyun kısmından veya tepesinden içeri girerler. Meyvenin içerisine giren larva (kurt) çekirdek evine doğru iner ve o kısmı yiyerek beslenir. Önce beyaz, daha sonra et kırmızısı (pembe) olan larva, takriben 3 hafta sonra gelişmiş olur. Olgun larvaların başı kahverengi, vücutları ise pembe renktedir. Boyu 2 cm.ye yakındır. Gelişmiş larvalar geniş galeriler açarak meyveyi terk ederler. Meyveyi terk eden larvalar, kendilerine saklanacak bir yer ararlar. Ağacın kavlamış kabukları altında yarık ve çatlaklar içerisinde sık dokulu beyaz bir koza örer ve bunun içerisinde pupa oluştururlar. Bir müddet sonra tekrar kelebekler görülmeye başlar. Bu ikinci neslin kelebekleri yumurtalarının tamamını meyve üzerine bıraktıklarından, tırtılları da gelişmiş meyvelerde zarar yaparlar. İklim koşullarına göre, bir yılda 2-3 nesil veren haşerenin son nesil larvaları, kışı koza içerisinde larva halinde geçirirler ve ilkbaharda pupa oluştururlar.

Şavaşım Yöntemleri:

Kültürel Önlemler: Elma bahçelerinin diğer konukçularla karışık olarak kurulmamasına özen gösterilmelidir. Dökülen meyvelerin toplanıp uzaklaştırılması, ambalaj ve depolama yerlerinin elma bahçelerinin yakınlarına kurulmaması, bahçenin sürümüne özen gösterilmesi ve ağaç gövdelerine Haziran ayı başlarında oluklu mukavvadan tuzak bantlar sarılarak, bunlara gelen larvaların imha edilmesi önerilir.

Biyolojik Savaşım: Yumurta parazitoiti (Trichogramma türleri) ile larva ve pupa parazitoitleri (Elodia trigica, Trichogramma enecator ve Agathis quadridentatus) Elma içkurdunun biyolojik mücadelesinde kullanılabilecek önemli faydalılardır. Ancak bu zararlının ekonomik zarar eşiği çok düşük olduğu için, sadece biyolojik mücadele etmenleri ile hastalık kontrol edilememektedir.

Yararlı türlerden azami derecede faydalanmak için :

-Zararlının doğal düşmanları iyi tanınmalıdır.
-Etkili olan türler, özellikle yumurta parazitoitleri kitle halinde üretilerek veya başka yerlerden getirilerek bahçelere salınmalıdır.
-İlaçlama programları yararlıları koruyacak biçimde hazırlanmalı, bu amaçla seçici ilaçlara öncelik verilmelidir.

Kimyasal Savaşım: Zararlı ile savaşımda asıl amaç, her döle ait larva çıkışı süresince ağaçları ilaçlı bulundurarak yumurtadan çıkan larvaları meyve içine girmeden öldürmektir. İlk ilaçlama zamanlarını sağlıklı şekilde saptamada, ilk larva çıkışlarının belirlenmesi çok önemlidir. Kesin saptama için öncelikle tuzak bant yöntemi kullanılır. Ayrıca cinsel çekici tuzakla, etkili sıcaklıklar toplamı ve 1000 meyve kontrolü yöntemlerinden de yararlanılmalıdır.

Birinci ilaçlamadan sonra, yağışların şiddet ve sürekliliği, kullanılacak ilaçların etki süreleri, ergin çıkış veya uçuş süresi göz önünde bulundurularak birinci döl ilaçla kapatılacak şekilde, 1–2 ilaçlama daha yapılır. İkinci döle karşı ilaçlama zamanı da aynı yöntemle tespit edilir.



Phytophthora infestans (Patates Mildiyösü - Geç Yanıklık)

Belirtileri: Bitkilerin alt yapraklarının uç ve kenar kısımlarında, yuvarlak veya düzensiz sulumsu alanlar oluşur. Kısa sürede bu kısımlar önce sararır, daha sonra kahverengileşir ve uygun koşullarda lekeler genişleyerek, yaprakların tamamını kaplayabilir ve yaprakların üst kısımlarında da aynı belirtiler görülür.

Nemli koşullarda yapraklardaki lekelerin alt kısımlarında grimsi-beyaz renkte, etmenin misel ve sporangiumlarını içeren, küf tabakası dikkati çeker. Hastalıklı yapraklar kuruyarak kıvrılır, nemli koşullarda 4 günde tüm yapraklar hastalanarak, çürüdüğü görülebilir. Bu şekilde belirti görülen yaprakların olduğu bitkilerde, yumru sayısı ve büyüklüğünde azalma görülür.

Yapraklardan toprağa yıkanan sporangiumlar, patates yumrularını da enfekte ederler. Yumruların kenarlarından başlayıp, ortaya doğru ilerleyen düzensiz kahverengi veya siyah lekeler oluşur. Nemli koşullarda ise kahverengi çürüklük meydana gelir. Bu bazen tarlada, bazen de depo koşullarında görülebilir.

Hayat Döngüsü: Hastalık, patates yumrularında kışı misel halinde geçirir. Uygun koşullarda miseller üzerinde limon şeklinde sporangiumları oluşur. Bunlar yağmur sularıyla veya hava akımlarıyla taşınırlar. Sporangiumlar çimlenebilmek için, % 90’dan fazla neme gerksinim duyar. Optimum koşullarda sporangiumlar çimlenerek, konukçuda enfeksiyonu gerçekleştirerek, dört gün içinde yeni sporangiumları oluşturur. Özellikle serin koşullarda sporangiumlar doğrudan çimlenmek yerine, sporangium içinde 8-12 kadar kamçılı zoosporlar oluşturarak, bunlar vasıtasıyla enfeksiyonu gerçekleştirirler. Özellikle yumru enfeksiyonlarında zoosporların rolü büyüktür.

Etmen mevsim sonunda, eğer uyuşabilen tipler aynı ortamda ise eşeyli çoğalmayı gerçekleştirir. Oogonium ve antheridiumun birleşmesi sonucu etmenin dayanıklı oosporları oluşur.16-22 °C sıcaklık ve % 100 e yakın nispi nemde sporulasyon yapılır.

Savaşım: Hastalıklı yumruların kullanılmaması, erken ekim ve geç olgunlaşan çeşitlerden kaçınılması, hasattan sonra bitki artıkları ve toprakta kalan yumruların imha edilmesi gerekir. Hastalığa dayanıklı çeşit kullanılmalıdır. Bu hastalığa karşı, ülkemizde önceden tahmin ve erken uyarı yöntemi uygulanmaktadır. İklim nemli ve yağışlı olduğunda, bitkiler 15-20 cm büyüklüğe ulaştıktan sonra, 10-15 günde bir ilaçlama yapmak gerekir. Hastalık ilk kez görülüyorsa, hemen ilaçlama yapılır. Önceden de hastalık görülmüşse, günlük ortalama sıcaklık 16 °C yi geçtiğinde, ilaçlamaya geçilir.

Kullanılan İlaçlar: % 1 lik Bordo bulamacı, hazır bakırlı preperatlardan biri, Maneb içeren organik fungusitler, Propineb’lerden herhangi biri uygun dozlarda suyla karıştırılarak kullanılabilir.




Patates mildiyösünün yapraktaki belirtisi



Patates mildiyösünün yumrudaki belirtileri

Ditylenchus dipsaci (Soğan Sak Nematodu)

Zarar Şekli: Arız olduğu bitkilerin sak ve yapraklarında deformasyonlar meydana getirerek bitkinin gelişmesini durdurur. 15 C nin üzerindeki sıcaklıklarda, soğanlarda % 100’e varan zarar meydana getirir. Kök sistemleri tamamen veya kısmen tahrip edilmiş, ikili, üçlü veya dörtlü soğan başı teşekkül eder. Normal ısıda (15 C ) de yetişen soğanların boyun kısmındaki yapraklar yarılır ve yeşil aksam normal halini muhafaza edemeyerek aşağıya doğru sarkar. Sarkan yapraklar sararır ve ilerde bitki ölür.
Soğanlı bitkilerde (nergis, sümbül, soğan, sarımsak) soğanların toprak altı organlarının hücrelerini gevşeterek birbirinden ayırır. Sonuç olarak bitkilerin sak, yumru ve diğer kısımları üzerinde değişik semptomlar oluşturur. Bunlardan bazıları bitkiler üzerinde görülen şişkinliklerdir. İnfekteli kısımlar normalden daha kalın, yapraklar daha küçük, sarımtrak ve bükülmüş şekiller alır. Fidelerin dip tarafında parlak kristaller oluşur. Hastalıklı tarlalarda yapraklar yere yatar, dip kısımları kalınlaşır, dış yapraklar parçalanır ve yarılır.

Etmen: Dişi ve erkeği iplik şeklindedir. 0,5-1 mm kadar uzunluktadır. Vücut arka kısmına doğru incelerek kuyruk bölgesinde konik bir şekil alır. Vücudun yüzeyi enine çizgilidir. Sak, sürgün ve yapraklarda iç parazit olarak yaşar.

Savaşım: Kültürel önlem olarak, toprak temiz tutulmalı, temiz tohumluk kullanılmalı, sulama suları temiz olmalı, soğan ve soğanlı bitki köklerinin topraklarından arındırılması akar sularda yapılmamalı ve münavebeye (4 yıllık) gidilmelidir. Ayrıca hastalığa dayanıklı bitkiler yetiştirilmeli (havuç, ıspanak, marul gibi ), hafif topraklarda soğan 3 yılda 1, çavdar 2 veya 4 senede bir dikilmeli, toprak işleme aletlerinin hastalıklı tarlalarda kullanılmasından sonra temiz tarlalarda kullanılmamasına özen gösterilmeli ya da iyice sterilize edildikten sonra kullanılmalıdır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3313
favori
like
share