Sezonluk Fındık İşçilerinin Hayat Öyküsünden Bir Kesit - Hayat Öyküsünden Bir Kesit

Kim bilir kaç yıldır giyiyordu ayağındaki kadife pantolonu. Çok sevmişti onu, komşuları bir bayram arifesinde modası geçtiği için annesine verdikleri zaman. Önce büyük ağabeyi atılmış, ne kadar zorlasa da bir türlü sığdıramamıştı bedenine. Sonra da onun bir küçüğü olan denemişti üzerinde. Olmuyordu işte. Ertesi gün ve bir sonraki gün, defalarca elden ele dolaşmış, yine de bir yolu bulunarak uydurulamamıştı irice kıyım vücutlara. Kızgın, öfkeli homurtular, odaların duvarlarında küfürle karışık bir uğultuyla dolaşmıştı. Nedense hiç kimsenin aklına evde küçük bir çocuğun daha bulunduğu gelmemişti. Büyük kardeşlerin kirli sokaklarda boğuştuğu bir sırada, küçük olan korkarak yaklaştı pantolona. Usulca eline aldı. Ne kadar da yumuşaktı kumaşı. Sonra bu yumuşaklığı, yüzünde dolaştırdı. Kokladı. Annesi içeri girdiğinde, panikle attı elindekini. Kadın öfkeyle; “ Ne o! Her şeyi tastamam yaptın da, sıra ağabeylerinin giysilerini karıştırmaya mı geldi?” dedi. O ara içeri girmiş olan kardeşler ; “ Elleme ana, zatı ayâmıza olmadıydı.” Dediler.

Evet, ayağındaki pantolonu bu şartlar içinde edinmişti. Aradan geçen üç yıl içinde kendisi için çok şey değişmişti. Analığı ve kardeşleri hasat zamanları fındık toplamaya giderler, kazandıkları üç beş kuruşla bütün bir yıl boyunca kıt kanaat geçinmeye çalışırlardı. O yıl da çalışmaya gitmişler fakat hasta olduğu için ufaklığı bu kez, komşularına emanet etmişlerdi. Kaza haberi geldiğinde o minicik yüreğiyle bir şeylerin ters gittiğini anlamış çaresiz bir şekilde yazgısında olanı kollamaya başlamıştı. İstanbul sokaklarının insafına bırakıldığında henüz dokuz yaşındaydı. Köprü altları, çöp bidonlarının gölgelerinde geçen aylar ve yıllar derken işte bu günlere ulaşmıştı.

Telefon kabinine, el ayak ortadan çekilince girmişti. Zemine bıraktığı kartonun üzerine çöktü. Dışarısı çok soğuk ve her yer sırsıklam ıslaktı. Sağanak yağan yağmur sel olmuş, kaldırım kenarlarından çevreye taşarak akmaktaydı. Telefon kabininin yakınından geçen bir arabanın süratiyle sıçrayan sel suları alttaki boşluktan geçerek, kullanılmaktan artık iyice yıpranmış ve rengini kaybetmiş bu pantolonu ıslattı. Küçük dostumuz gözlerinde iki damla yaş, yüreğine akıttığı kederiyle olduğu yerde bir yandan ısınmaya çalışırken öte yandan gelişip serpilen vücudunu artık örtmeye yetmeyen pantolonunun kısa kalan paçalarına bakarak o mutlu günleri hatırladı.

Telefon kabininin kapısı hızla açıldı. Öfkeli bir ses, etrafa tükürükler saçarak bağırıyordu. İri kıyım adam, yanındaki hanımı arkasına çekerek onu uzaklaştırmış ve bulunduğu tarafa yönelerek üzerine atılmış, yakasından kavradığı gibi dışarı fırlatmıştı kendisini. Adamın attığı tekme, baldırlarını sızlatmış, korku ve panikle oradan yola fırlayınca önünde aniden beliren farlarla karşı karşıya kalmıştı.

Vücudundan boşalan kan, akan sel sularına karışıyordu. Üç beş ilgili baş, bulunduğu tarafa şöylece bir çevrildikten sonra yoluna devam ederek uzaklaştı oradan. Olay yerine gelen trafik ekibine verilen ifade de; “ telefon kabinindeki tinercinin saldırısına uğranıldığı ve ….” belirtiliyordu.

Aydın Akdeniz

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 300
favori
like
share
Nehir Tarih: 03.05.2009 22:38
fındık işçilerinin işi gerçekten zor.onu toplamak bile insanı yoruyor.teşekkürler hikaye için miss-fener..