Türkiyede şimdiye Kadar özürlülük konusu, hep fiziki bozukluklar ve dolayısıyla biyolojiye bağlı “medikal model” ekseninde değerlendirilmiştir. Bir başka ifadeyle özürlülerin sosyo-ekonomik gelişimini engelleyen faktörlerin ortadan kaldırılmasına, özürlü dostu istihdam politikalarının yanında sosyal güvenlik ve hizmetlerin geçerlilik kazanmasına imkân tanıyan “sosyal model” göz ardı edilmiştir.

Özürlülerin sorunlarını bütüncül bir yaklaşımla ele alan sosyal model anlayışına göre, özürlülük bir hastalık değil bir insanlık durumudur. Bu durum karşısında toplum ve devlet çözüm üretmekten sorumludur. Sosyal modelde, hayata tam olarak katılımda güçlük çeken bir özürlü, engelli durumundadır. İşlevsel-bedensel yönden yetersiz olan bir özürlünün engelliliği, toplum ve devletin ihmalinin bir tezahürü olarak çevresel iletişimsizliğin, ulaşamazlığın ve uyumsuzluğun bir neticesidir.

Sosyal politikalar ise, özürlülerin hayatlarını kolaylaştırıcı ve çevresel engelleri ortadan kaldırıcı tedbirlere müracaat eder. Bir başka ifadeyle bireysel, toplumsal, maddi ve teknik yardım ve desteklerle engelliliğin kısmen veya bütünüyle ortadan kaldırılması mümkündür. Buna göre, her türlü sosyal yardım ve destek hizmetleri, özürlülerin kişisel psiko-sosyal ihtiyaçlarına göre oluşturulur. Her insan farklı olduğu gibi, özürlüler de kendi içinde karmaşık bedensel, ruhsal ve zihinsel özelliklerinden dolayı birbirinden çok farklıdır ve dolayısıyla her özürlünün ihtiyacı da buna göre çok farklıdır.

Engellilik, özürlüler için çoğu zaman sosyal hukuk sisteminin yetersizliğinin ve eksik fiziki düzenlemelerin bir sonucu olduğu için, özürlüler, çevre şartlarından dolayı engelli hale getirilmektedir. Halbuki işlevsel bozukluk veya yetersizlik kendi başına bir engellilik teşkil etmemektedir. Özürlülük, dar anlamda ve sosyal politika uygulamaları dışında ele alındığında çoğu kez engellilik ile eş anlamlı tutulabilir. Özürlülük, özellikle tıbbi tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin yetersiz veya uygulanmasına rağmen etkisiz (neticesiz) kalması sonucunda, bedensel, duygusal ve psikolojik anlamda işlevsel yetersizlikler (fonksiyonel aktivite kısıtlıkları) ve beceri bozuklukları kalıcı olmaktadır. Bu bağlamda özürlülük, kalıcı ve ortadan kaldırılması mümkün olmayan sürekli bir durum arz etmektedir.

Özürlülüğüne rağmen toplum hayatında, başkalarıyla eşit düzeyde yer alma fırsatlarından yararlanabilme şansına sahip olması halinde ise kişi, engelli olmaktan çıkmaktadır. Engelliliğin ortadan kaldırılması, bir başka ifadeyle özürlülerin sosyal hayata eşit katılımının sağlanması ise sosyal devletin aktif sosyal politikaları ve sosyal duyarlı kesimlerin gönüllü katkıları ve çabalarıyla mümkündür.

Günümüz Türkiye'sinde engellilerin toplumla bütünleşme yönünde yoğun sorunlar içinde yaşadıkları bilinmektedir. Sorunu adlandırmadan başlayan ve yaşamın pek çok alanına yayılan bu sorunlar, engelli bireylerin içinde yaşadıkları toplumla işlevsel bir bütünlük içinde yaşamalarını güçleştirmektedir. Sürekli sorunlarla boğuşan, onlara anlamlı çözümler üretemeyen bireyler, kendilerini mutsuz hissedeceklerdir. Bu da temel bir insan hakkı olan bireyin kendisini gerçekleştirme hakkını ortadan kaldıran düşük yaşam kalitesi demektir.


1. Engellilik Nedir, Engelli Kime Denir?
Yalnız bizim dilimizde değil diğer birçok dilde de engelli ve engellilik anlamına gelen birden fazla sözcük bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler Sakat Haklan Bildirgesinde "Kişisel ya da sosyal yaşantısında kendi kendisine yapması gereken işleri (bedensel ya da sonradan olma) her hangi bir noksanlık sonucu yapamayanlar" sakat olarak tanımlanmaktadır. Engelli sözcüğü genelde hareket yeteneği sınırlanmış bireyi çağrıştırmaktadır. Hareket yeteneğini sınırlayan nedenler ise doğuştan getirilen, doğum sırasında karşılaşılan ya da sonradan yaşanan bir hastalık veya kaza sonucu ortaya çıkan bir işlev bozukluğundan kaynaklanıyor olabilir. Hareket yeteneğinin kısıtlı olması, başlı başına bir engellilik midir? Eğer öyle ise hepimizin yapamadığı, beceremediği bir iş ya da eylem yok mudur, yaşamda? Engellilik günlük yaşama katılmayı engelleyen, fiziksel işlevlerdeki bir sınırlılık hali olarak değerlendirilmelidir. Gerçekte önemli olan, bazı işlevlerin yerine getirilmesinde karşı karşıya kalman bir fiziksel sınırlılığın olması değil, bunları "kompanse" edecek destek sistemlerinden yoksun kalmaktır. Eğer bir gözlükle, var olan görme yetersizliğinizi rahatlıkla giderebiliyor ve işlerinizi görebiliyorsanız bir sorununuz yok; ancak geri kalmış bir köyde ya da yörede bu gözlüğe ulaşamıyorsanız, ciddi bir sorunla karşı karşıyasınız demektir. O halde engellilik çoğu zaman değişken bir konudur. Başka bir deyişle nerede ve nasıl karşılaşacağınıza bağlı olarak sonuçları değişen bir durumdur.

Bireyin fiziksel işlevlerindeki bozukluk ve bunların hareket yeteneğinde yarattığı eksiklik ve güçlük, onu toplumun diğer bireylerinden farklı kılar. Bu farklılık engellilerin yaşadığı ayrımcılığın da asıl nedenidir. Bilindiği gibi her türlü ayrımcılığın temelinde farklı olmak, yani "alışılmamış özelliklere" sahip olmak vardır. Fiziksel işlevlerdeki bozukluklar ve bunların hareket yeteneği üzerinde yarattığı sınırlamalar bireyi toplumdan uzaklaştırır. Toplumsal destek sistemlerinin yetersizliği, toplumun dışlayıcı tutum ve davranışları da engelli bireyin topluma eşit bireyler olarak katılmasını önler.

2. Engelliliğin Oluşmasını Önlenebilir mi?
Bir toplumda engellilerin varlığı onların toplumla bütünleşme gereksinimini ve sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bu ise oldukça zor ve karmaşık bir süreçtir. Oysa engellilik önlenebilirse, en azından sayıları çok daha aza indirilebilirse, engellilerin topluma kazandırılması konusu, günümüzdeki boyutlarda bir sorun olmaktan çıkacaktır.

Engelliliğin nedenleri dikkatle incelenirse, bunların çok önemli bir bölümünün kaçınılabilir, önlenebilir nedenler olduğu görülecektir. Engellilik genelde kaynağına ve sebeplerine göre değişik şekillerde sınıflandırılmaktadır. Kaynağına göre sınıflandırıldığında, doğuştan gelen engellilik nedenleri arasında bir takım genetik nedenler, akraba evliliği, gebelik sırasında annenin karşılaştığı travmalar, hastalıklar, ilaç kullanımı, ışına maruz kalmak, annenin alkol ve madde bağımlısı olması, kötü beslenmesi gibi nedenler görülmektedir. Sayılan tüm bu nedenler kaçınılmaz, önlenemez durumlar değildir. Tıp bilimince gerçekleştirilen araştırmalarla genetik nedenlerin bile en azından bir kısmı önceden bilinebilmektedir.

Doğum sırasında ve sonrasında 'kazanılan" engelliliğe gelince kötü ve yetersiz koşullarda gerçekleştirilen doğumlar, travmalar, yanlış uygulamalar vb. akla gelmektedir.
Doğum sonrasında karşılaşılan olaylar arasında ise iş kazaları, ev kazaları, trafik kazaları, savaşlar, terör olayları, endüstriyel kazalar, deprem ve benzeri yıkım olayları, büyük sanayi kazaları v.b, temel engellilik nedenleri arasındadır. Bunların büyük çoğunluğunun da önlenebilir nitelikte nedenler olduğu anlaşılmaktadır. O halde "engellilik bir kader değildir". Gerekli önlemler alındığında, bilinçli bir toplum yaratıldığında, engellilik büyük oranda önlenebilir. Bunun için insana her şeyin üstünde değer veren bir anlayışın toplumda benimsenip yerleştirilmesi gerekir. Bu nedenle engelli sorunlarına eğilirken, ısrarla üzerinde durulması gereken konu engelliliğin oluşmasını önlemek olmalıdır.

Türkiye Özürlüler Araştırması sonuçlarına göre özür nedenleri arasında doğuştan özürlülük yaklaşık % 34 olarak bildirilmiştir. Ülkemize özgü koşullarda (akraba evliliği yaygınlığı gibi) düşünüldüğünde doğum öncesi nedenlere bağlı özürlülüğün önemli bir sorun olarak karşımızda durduğunu kabul etmek zorundayız. Bu durumun genel dünya ortalamalarına bakarak ülkemizde daha büyük bir sorun olduğunu söyleyebiliriz.

Özrün ortaya çıkış zamanı doğuştan ve sonradan olmak üzere iki başlık altında incelenmiştir. Özürün ortaya çıkış zamanı, özrün türüne göre incelendiğinde, ortopedik (%73.30), görme (%76.32) ve işitme özürlülerde (%67.10) sonradan özürlü olanların oranı daha yüksektir. Ancak, dil ve konuşma özürlü ile zihinsel özürlülerde doğuştan veya sonradan özürlü olma oranları arasında önemli bir farklılık gözlenmemektedir.Bu iki özür türünde doğuştan özürlü olma oranı %46.63 ve 47.92’dir.

Özrün ortaya çıkış zamanı kent- kır ayrımında incelendiğinde, tüm özür türlerinde doğuştan özürlü olanların oranının kırda daha yüksek olduğu, sonradan özürlü olanların oranının ise kentte daha yüksek olduğu görülmektedir.

Özrün ortaya çıkış zamanı, cinsiyet ayrımında incelendiğinde görme ve işitme özürlü olanlarda cinsiyet ayrımında önemli bir farklılık gözlenmemektedir. Ortopedik, dil ve konuşma ile zihinsel özürlülerde, doğuştan özürlü olanların oranı kadınlardan daha yüksektir.

3. Engellilerin Toplumla Bütünleşmelerinin Önündeki Engeller Nelerdir?
3.1.Yoksulluk:
Engellilerin genel olarak toplumla bütünleşmesinin önündeki engellerden birisi ve belki de en önemlisi yoksulluktur. Yapılan araştırmalar, dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiğini ve yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir. Bu belirleme gelişmiş/endüstrileşmiş ülkeler için de geçerlidir. Kuşkusuz bu gerçek bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde çok daha çarpıcı ve dramatik yönleriyle yaşanmaktadır. Engellilik nedenleri çoğunlukla yoksul kesimler arasında geçerlilik kazanmaktadır. Ayrıca engellilik işsizliğin de başlıca nedenleri arasında sayıldığı için bu iki olgu arasında bir neden sonuç bağlantısı bulunduğu söylenebilir. Demek ki engellilerin topluma kazandırılmalarının önündeki en ciddi sorunlardan birisi, içinden geldikleri sosyo-ekonomik kesimin bir bütün olarak yaşadığı yoksulluk sorunu/gelir dağılımı sorunudur. Doğaldır ki yoksul kesimler arasından gelen engelliler, yoksulluğu üreten başka sebeplerle de bir arada yaşadıkları için, onlar için yoksulluk adeta bir kısır döngüye dönüşmektedir. Bu, onların toplumla bütünleşmelerinin önündeki en ciddi engeldir.

3.2.Eğitim:
Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki bir diğer engel de eğitim konusunda karşılaştıkları sorunlardır. Tüm ülkelerde eğitim sistemi, öncelikle, nüfusun engelli olmayan kesimi için planlanıp uygulanmaktadır. Böylece daha en baştan eğitim sistemi, engellileri dışlayan bir anlayışa sahip olmakta; daha sonra da engellileri eğitim sistemiyle bütünleştirecek çeşitli programlar geliştirilmeye çalışılmaktadır. Aslında bilinçli ya da bilinçsiz gelişen bu dışlayıcı tavır, diğer konular için de söylenebilir. Bir yandan çeşitli konularda engellileri dışlayan süreç devam ederken, bir yandan da onları toplumla bütünleştirme çabası, ne yazık ki birbiriyle çelişen iki süreç olduğu için, çok da başarılı olamamaktadır. Engellilerin eğitimi ile ilgili programların farklı oluşu bu ayrımın nedeni olarak gösterilebilmektedir. Engelliler eğitim sisteminin dışında kalıp eğitilemeyince, bu durum pek çok başka sorunu da beraberinde getirmektedir. İnsan yaşamında bazı sorunlar, bazı konular vardır ki gerek pek çok sorunun üretilmesinde, gerekse pek çok sorunun çözümünde adeta bir anahtar rolü oynamaktadır. Eğitim de onlardan birisidir. O nedenle engellilerin eğitim sorunlarına gerekli önem ve ağırlık verilmelidir.

Ülkemizde son yıllarda okuma- yazma bilmeyen nüfusun azaltılması konusunda ve eğitim düzeyinin yükseltilmesi konusunda oldukça önemli mesafeler kat edilmiştir. Ancak genel nüfusun göstergeleriyle özürlü nüfusun göstergeleri arasında çok büyük uçurumlar vardır. Genel nüfusta okuma yazma bilmeyenlerin oranı yaklaşık %13’ tür. Bu oran özürlülerde yaklaşık %36, süreğen hastalığı olanlarda yaklaşık %25’dir.

Tamamlanmış eğitim durumuna göre özürlü nüfus oranı verileri de genel nüfusa göre oldukça düşüktür. Özürlülerin yaklaşık % 41’i ilkokul mezunudur. İlkokul sonrası eğitim düzeyi ise oldukça düşüktür. Yüksek okula devam eden özürlü oranı % 2.24’dür. Bu da sorunun bizdeki boyutu hakkında yeterince fikir vermektedir. Bu eğitim oranıyla engellilerin sorunlarını çözmek, onları topluma kazandırmak, toplumla bütünleştirmek olanaklı değildir.

3.3. Ulaşım, Fiziksel Çevre ve Konut
Engellilerin topluma katılmalarının önündeki en büyük engellerden biri de ulaşım, fiziksel çevre ve konut sorunudur. Engellilerin içinde yaşadıkları fiziksel çevre, sahip oldukları fiziksel işlev bozuklukları/yetersizlikleri ve bunun yol açtığı sınırlamalar yüzünden büyük önem taşımaktadır. Yaşanılan konuttan tüm kamusal yaşam alanlarına, ve ulaşım araçlarına kadar tüm çevresel unsurların engellilerin özellikleri ve gereksinimleri dikkate alınarak tasarlanmadığı bir gerçektir. Yollar, kaldırımlar, kamu binaları, parklar ve bahçeler, okullar, içinde yaşanılan konutlar, ulaşım araçları ve bunun gibi daha bir çok fiziksel çevre unsuru, engellilerin topluma katılmasının önünde ciddi birer engel oluşturmaktadır. Böylece sahip olduğu engeli nedeniyle hareket yeteneği sınırlanmış insanların bu ve benzeri sebeplerle yaşadıkları sınırlama daha da pekişmektedir. Bunun anlamı hareket yeteneği sınırlanan bireyin toplumsal yaşamdan dışlanmasıdır. Oysa bütün bunlar, engellilerin topluma katılmasını, toplumla bütünleşmesini kolaylaştıracak bir biçimde tasarlanabilir ve geliştirilebilir.

3.4. Rehabilitasyon:
Rehabilitasyon ve araç-gereç gereksiniminin yeterince karşılanamaması da engellilerin toplumla bütünleştirilmesinin önündeki en büyük engellerden birisidir. Bilindiği gibi rehabilitasyon çok genel olarak, yitirilen bir yeteneğin yeniden kazandırılması, yerine başka bir yeteneğin 'ikame edilmesi’ demektir. Her hangi bir sebeple engelli hale gelen birey önceden var olan işini artık yapamıyorsa ya o işi yapabilmek için "yeniden yeteneklendirilmesi = rehabilite edilmesi" gerekmektedir ya da bu işi yapmak artık olanaklı değilse, yapabileceği yeni bir iş için beceri kazanması (eğitilmesi) gerekmektedir. Böyle bir rehabilitasyon sürecinden geçmemiş olan birey, topluma ve içinde yaşadığı aileye yük olmaktan kurtulamayacaktır. Engellilerin engelleriyle bağlantılı bir eğitim ve rehabilitasyon olanağından yararlanması, onları toplumsal yaşamla bütünleştiren en önemli etkendir. Oysa bu gün, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre az çok fark etse de, engellilerin ezici bir çoğunluğu bu olanaklardan yararlanamamaktadır.
Ayrıca her engel kümesinde yer alan bireylerin gereksinim duydukları kimi araç gereçler vardır ki bunlar engelliler için son derece önemlidir, yaşamlarının adeta bir parçası gibidir. Bu araç gereçler engellinin hareket yeteneğini artırıcı özelliklere sahiptir. Bu da toplumla daha çok bütünleşme demektir. Yoksulluk ve işsizliğin en yaygın olduğu toplumsal kesimin engelliler olduğu düşünülürse, özellikle sosyal güvenlik ve sosyal refah hizmetlerinin yetersiz olduğu ülkelerde engellinin bu tip araç gereçlere kolaylıkla ulaşması beklenemez.

3. 5. Engellinin Aile Yaşamı / Özel Yaşamı
Topluma katılma, toplumla bütünleşme konusunda bir başka güçlük de, engellinin aile yaşamı / özel yaşamıyla ilgili olarak ortaya çıkmaktadır. Fiziksel işlevlerindeki bozulma ya da bazı eksiklikler nedeniyle engellinin hareket yeteneği sınırlanınca, bu, onun özel yaşamına da bazı kısıtlamalar getirmektedir. Hatta sosyal hizmet kurumlarda sürekli bakım ve koruma altında olan engelliler için adeta özel yaşam yok denebilecek kadar azdır. Engelliye ait bir mekanın yokluğu ve kimi etkinliklerin yasaklanması gibi pek çok sınırlama özel yaşamı ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca engellilerin evlenmeleri ve aile kurmaları da diğer insanlara oranla daha güçtür; bu da onların toplumla bütünleşmelerini önemli ölçüde engellemektedir.

3.6. İstihdam Sorunu:
Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki en önemli engel ise istihdam sorunudur. Çalışmanın gerek bireysel gerekse toplumsal refahın sağlanmasındaki önemi tartışmasız benimsenmektedir. Çalışmayı özendirmenin hem bireysel hem de toplumsal açıdan sayısız; yararı olduğu söylenebilir. Öte yandan çağdaş anlayışın bir gereği olarak "çalışmak ve işsizlikten korunmak" bir insan hakkı olarak da değerlendirilmektedir.
İşsizlik ve çalışma yaşamından kaynaklanan sorunlar, engellileri kuşatan sorunlar arasında, adeta diğer sorunların da temeli konumunda olan, bir diğer söyleyişle doğrudan doğruya diğer sorunları doğuran ya da bu sorunların daha şiddetle yaşanmasına neden olacak etkilerde bulunan bir özelliğe sahiptir.

Her insanın yapabileceği bir iş vardır ve engelliler de fiziksel ve ruhsal işlevlerinde bir bozulma ya da eksiklik olsa bile, onların bu niteliklerini dikkate alan uygun bir eğitim ve rehabilitasyondan geçirildikleri zaman çalışabilirler, üretime katılabilirler. Çalışmanın, kültürün önemli bir parçası sayıldığı toplumlarda, herkes gibi engelliler de çalışmaya/üretmeye isteklidirler
İşsizlik, çok yönlü neden ve sonuçlara sahip bir olgudur. Bu sorunu, yalnız engellilerin değil tüm insanların gündeminde bir sorun olmaktan çıkarmak kuşkusuz en büyük amaç olmalıdır.

4. Türkiye’de Engelliler ve İstihdam
4.1. Türkiye’de Engellilerin İstihdama Katılımı
2002 yılında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan “Türkiye Özürlü Araştırması” na göre, Türkiye'de özürlülük oranı yüzde 12.29’dur.
Cinsiyet bazında özürlülük oranı ise;
• Erkekler için yüzde 11.10 iken,
• Kadınlar için yüzde 13.45.
Özürlülerin;
• yüzde 1.5’i ortopedik,
• binde 60'ı görme,
• binde 37'si işitme,
• binde 38'i dil ve konuşma,
• binde 48'i zihinsel özürlü. Bu gruptakilerin, yüzde 9.70'i de diğer özür gruplarında bulunuyor.
Araştırmaya göre, 12 ve daha yukarı yaştaki özürlü nüfus, işgücü durumu ve cinsiyete göre değerlendirildiğinde, işgücüne dahil olan nüfus yüzde 22.19’dur. Bu oran içerisinde bir işte çalışanların oranı yüzde 19.60, herhangi bir işte çalışmayan (işsizler) özürlülerin oranı ise yüzde 2.59’dur. Özürlü nüfusun yüzde 77.80'ini işgücüne hiç katılmamaktadır. Bu oran kadınlar için daha yüksektir (%92.94). Sosyal güvenlik durumu açısından özürlü nüfusun yüzde 60.28'inin sosyal güvencesi var, yüzde 39.72'sinin de sosyal güvencesi yoktur.

Bütün bu veriler, Türkiye'de bu alanda ciddi problemler olduğunu gösteriyor. Her gün pek çok insanın trafik kazaları, iş kazaları, hamileliklerde teşhis yetersizliği, yetersiz beslenme, deprem gibi doğal afetler…vs. nedeniyle doğduğunda adım attığı engelsiz hayatın geri kalan kısmını engelli sürdürmek zorunda kaldığı ülkemizde bu alanın bu kadar dokunulmaz ve görülmez olması kuşkusuz problemin boyutunu büyütüyor.

4.2. Türkiye’de Engellilere İlişkin Yasal Düzenlemeler:
Türkiye’de bu anlamda yapılan çalışmaların çok fazla ve yeterli olduğunu söylemek oldukça zor olsa da yeni yasal düzenlemelerle beraber geliştirilmeler devam ediyor; engellilerin çalıştırılmasına ve çalışma koşullarına ilişkin maddelere yer veriliyor.

4857 sayılı İş Kanununun 30 uncu maddesi gereğince, 50 ve yukarı sayıda işçi çalıştıran kamu ve özel sektör işyerleri çalıştırdıkları işçi sayısının % 3’ünden aşağı olmamak koşuluyla her yılbaşından geçerli olmak üzere Bakanlar Kurulunca belirlenecek oranlarda özürlü istihdam etmek zorundadır. Bu oran 24/01/2005 tarihli ve 2005/8413 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı 04/02/2005 tarih ve 25717 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla 2005 yılında kamu sektörü işyerleri için % 4, özel sektör için % 3 olarak belirlenmiştir. Özel sektör işyerlerinde ayrıca % 1’lik bir oranın işverenin isteğine bağlı olarak özürlü veya eski hükümlü çalıştırmak yönünde kullanabileceği kararlaştırılmıştır.

Özürlü işçi istihdam etme zorunluluğu aynı il sınırları içerisinde 50 ve 50'nin üzerinde (tarım işkolu için 51 ve üzerinde) işçi istihdam eden işverenlere getirilmiş olan bir yükümlülüktür. Aynı il sınırları içinde birden fazla işyeri bulunan işverenin bu kapsamda çalıştırmakla yükümlü olduğu işçi sayısı, toplam işçi sayısına göre hesaplanır. Yeraltı ve su altı işlerinde özürlü işçi çalıştırılması yasaklanmıştır. Bu nedenle toplam işçi sayısının tespitinde işverenin yeraltı ve su altı işlerinde çalışan işçileri hesaba katılmaz. 4857 sayılı İş Kanunu çalıştırılacak işçi sayısının tespitinde belirsiz ve belirli süreli iş sözleşmesine göre çalıştırılan işçilerle kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalışanların esas alınacağını öngörmüştür. Kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalışanların çalışma süreleri tam süreli çalışmaya dönüştürülerek hesaplanır. Oranların hesaplanmasında yarıma kadar kesirler dikkate alınmaz, yarım ve daha fazla olanlar tama dönüştürülür.

İşverenler çalıştırmakla yükümlü oldukları işçileri Türkiye İş Kurumu aracılığıyla temin ederler ya da kendileri bulup kuruma tescil ettirirler.

İşyerinden malulen ayrılmak zorunda kalıp da sonradan maluliyeti ortadan kalkan işçiler, eski işyerlerinde tekrar işe alınmalarını istedikleri takdirde, işveren bunları eski işleri veya benzeri işlerde boş yer varsa derhal, yoksa boşalacak ilk işe başka isteklilere tercih ederek, o andaki koşullarla işe almak zorundadır. Aranan koşullar bulunduğu halde işveren iş sözleşmesi yapma yükümlülüğünü yerine getirmezse, işe alınma isteğinde bulunan eski işçiye altı aylık ücreti tutarında tazminat öder.

4857 sayılı Kanun'un 30. maddesindeki hükümlere aykırı olarak özürlü çalıştırmayan işveren veya işveren vekiline çalıştırmadığı her özürlü ve her ay için aynı yasanın 101. maddesi gereğince 2007 yılı için 1.266 YTL para cezası Türkiye İş Kurumu il müdürlüklerince uygulanır.
Yukarıda sözü geçen maddeler, dünya çapında yapılan iyileştirme çalışmaları ve hukuksal düzenlemelerin, Türkiye’deki yansımalarıdır. Engelli bireyler tarafından, bu düzenlemeler yeterli bulunmasa da, yapılan değişikliklerin uzun vadede ümit veren gelişmelerin nedeni olabilir.

4.3. Engellilerin Çalışma Hayatında Karşılaştıkları Riskler
Genel olarak engellilerin istihdamı ile bağlantılı yaşanan sorunları beş noktada ele almak olanaklıdır:
• Bunlardan ilki ülkemizde, henüz engellileri de gözeten sistemli bir iş analizi ve meslek tanımlaması çalışmasının yapılmamış olmasıdır. Bugün engellilerin, sahip oldukları engelden kaynaklanan özellikleri ve nitelikleri de dikkate alınarak, hangi işlerde çalışabilecekleri konusunda, elde ciddi bir araştırma, bir çalışma bulunmamaktadır. Engelliler çok sayıda işte, kendi kendilerine yaptıkları girişimlerle çalışma deneyimleri yaratmaktadırlar. Oysa gelişmiş ülkelerde iş analizleri, meslek tanımları son derece önemlidir. Engelliler hangi işleri yapabilir? Bu iş, bu meslek hangi eğitim sürecinden geçildikten sonra yapılabilir? Bu eğitim sürecinin özellikleri ve aşamaları nelerdir?... Bütün bunların ayrıntılarının belirlenmesi gerekir. İş piyasası, eğer belirli niteliklerle donatılmış bir iş gücüne gereksinme duymuyorsa, iş gücünü, bu niteliklerle donatmayı sürdürmek, bir yandan boşa giden emek ve para, diğer yandan da bu niteliklere sahip işgücünün işsizliğine kapı aralamaktır. Yani, her insanı olduğu gibi, engellileri de iş piyasasının özellikleri ve gereksinimleri doğrultusunda eğitmek, özellik kazandırmak ve iş piyasasına hazırlamak gerekir.
• Engellilerin istihdamını güçleştiren sayısız neden arasında eğitim ve rehabilitasyon konusundaki yetersizlikler büyük yer tutmaktadır Bu gün ülkemizde ne yazık ki engelliler için yeterli eğitim ve rehabilitasyon (mesleki eğitim ve rehabilitasyon dahil) merkezi bulunmamaktadır.
• İçinde bulunduğumuz iktisadi yapının, engellileri de içerecek bir şekilde düzenlenmemiş olması, işverenlerin engellileri çalıştırmak konusundaki çekingenlikleri ve önyargıları da istihdamın önündeki engeller arasındadır. Bazı işler vardır ki engelliler bunları gerçekten diğer insanlardan daha iyi yapabilmektedir, bunlar kanıtlanmıştır. Toplum bu konuda bilinçli değildir. Bu bilinç olmadığı için de özellikle, işveren kesimi, "acaba yapabilirler mi" kaygısı içerisinde hareket etmektedirler. İşe alınan engellinin o iş ortamında başarılı olabilmesi, üretken olabilmesi için de işyerinde bazı düzenlemeler yapılmalı, önlemler alınmalıdır. Bunlar yapılmadığı zaman da çalışan engellinin işe yaramadığı, üretken olamadığı gibi bir kanaatin oluşmasına kapı aralanmakta; bu da henüz istihdam edilemeyen insanların önüne yeni engeller çıkarmaktadır.
ABD ‘de yapılan bir araştırmaya göre özürlü istihdamı ile ilgili peşin hükümlerin başında şunlar gelmektedir:
a)Özürlü işçiler, sık sık mazeret izni alırlar ve sürekli hastalanırlar;
b)Verimli ve iyi çalışamazlar;
c)Hissidirler, alıngan, kırılgan olurlar ve çabuk kızarlar;
d)Diğer çalışanları rahatsız etmektedirler ve genel çalışma temposunu düşürmektedirler; e)Daha çok iş kazalarına maruz kalmaktadırlar;
f)Halkla ilişkiler açısından olumsuz bir manzara oluşturmaktadırlar;
g)İşyerinde özel düzenlemelerin yapılması masraflıdır;
h)İşten atmak ve cezai müeyyide uygulamak daha zordur;
i)Emek piyasasında yeterince sağlam işsiz bulunmaktadır.

ABD’de yapılan bir diğer araştırma ise, “özürlü iş gücüyle çalışma deneyimi olan işverenlerin”, özürlülerle ilgili ön yargıları tamamen ortadan kaldıracak mahiyette tecrübeleri olduğunu ortaya çıkarmıştır: a)İş bırakma ihtimalleri daha az olmaktadır; b)Sorumlu ve kesintisiz olarak çalışmaktadırlar; c)Daha az iş kazalarına sebep olmaktadırlar; d)İşlerini daha çabuk kavramaktadırlar; e)Daha çok iş bilincine sahip olmaktadırlar; f)Daha fazla güvenilirdirler; g)Normal işçiler kadar verim göstermektedirler; h)İşlerine zamanında gelmektedirler; i)Halkla daha iyi diyalog kurmaktadırlar.
Yukarıda da görüldüğü gibi, engelli personel istihdamının işverenlere en itici gelen yanı, varolan önyargılardır. Bu önyargılar yüzünden işverenler özürlü işgücünü personel yatırımı olarak değil, zorunlu istihdam olarak algılamaktadırlar.
• Bir başka güçlük de engelli istihdamını kolaylaştırmada kullanılan araçların yeterince geliştirilmemiş olması ve uygulanmamasıdır. Dünyanın her yerinde engellilerin, istihdamı ile ilgili bazı kolaylaştırıcı yollar aranmakta ve uygulanmaktadır.
Örneğin, kota rejimi başka koşullarda istihdamında güçlük bulunan nüfus kesimleri için kullanılır. Ülkemizde işyerlerinde 4857 sayılı İş Kanunu gereğince %3 oranında engelli istihdamını zorunlu kılan yasal düzenleme vardır. Ayrıca bu uygulama (istihdamda pozitif ayrımcılık) eski hükümlüler, korunmaya muhtaç gençler ve terörle mücadele sırasında yitirilen kamu görevlilerinin yakınları için de uygulanmaktadır. Bunun dışında korunmalı iş yerleri uygulaması vardır. Zaman zaman bu uygulama eleştiri alsa da, halen bazı engelli kümeleri (örneğin ağır zihinsel engelliler) için özellikle önerilmekte ve kullanılmaktadır. Seçilmiş iş yöntemi, bazı işlerin yalnızca engelliler tarafından yapılması (örneğin santral işletmenliğini yalnız görme engelliler tarafından yapılması gibi) için onlara tahsis edilmesidir. Değişik esnek çalışma biçimlerinin (evde çalışma, evde üretim, yarım zamanlı çalışma v.s.) engelliler için özellikle kullanılması da olanaklıdır.
• Engellilerin istihdamla bağlantılı sorunları istihdam gerçekleştikten sonra da ortaya çıkmakta ve iş yaşamı içinde de sürmektedir. Bu aşamada engelliler sahip oldukları kişisel özellikleri ve nitelikleri ile bağlantılı pek çok sorunla karşılaşmaktadırlar. Bunlar; olumsuz iş ve işyeri koşullarından tutun da, çalıştığı işte karşılaştığı sosyal güvenlik sorunları, yetersiz ücret, işinde ilerleyememe, erken emeklilik gibi sayısız sorunları içeren geniş bir alana yayılmaktadır.
Engellilerin çalışacağı ortamların onların gereksinimlerini karşılayacak şekilde tasarlanıp yapılması, engellilerin istihdamını kolaylaştıracak teknolojik gelişmenin desteklenmesi, istihdama uygun eğitim verilmesi gerekir.
• İşitme engelliler için iletişim cihazları, görme engelliler için uygun bilgisayar yazılımları, kabartma yazı (Braille) ürünleri, okuma sistemleri,…vs gibi cihazlarla gerekli teknik desteğin sağlanması gerekir.
• Kurumların ve toplumun, engelli bireyle yaşamayı öğrenmesi ve onun ihtiyaçlarına yönelik bilinçli bir bakış açısı elde etmesi gerekir
• Engellileri bir topluluk olarak kabul etmenin yanında birey olarak kabul etme anlayışı ve birey bazında ihtiyaçlara cevap verme perspektifi oluşturulmalıdır.
• Çalışma ortamlarında mimari değişiklikler (geniş kapılar, işaretleme sistemleri, tanıtım turları…vs) yapılmalıdır.
• İş imkanlarını sağlarken özrün uygunluğunun değerlendirilmesi gerekir.
• Engellilerle uyum sürecinde eğitim, sağlık ve teknik alanlarda danışmanlık veren insan ve kurumlardan yardım almak gerekir.

Sonuç:
Bugün gelinen noktada, engelli istihdamının görünümü genel olarak şudur: Sorun bir yanıyla çok uzun süredir yaşanan, müzminleşerek yapısal bir özellik kazanan, genel işsizlik sorununun bir parçasıdır. Bir yanı ile kendine özgü özellikler taşımaktadır. Genel işsizlik sorununun bir parçası olarak getirilecek çözüm arayışları bu gerçeği de gözetmek zorundadır. Kendine özgü yanları da özgün çözüm arayışlarını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle, kendine özgü yanlarıyla engelli sorunlarının en önemli boyutlarından birini oluşturan engellilerin istihdamı sorunu, sosyal politikanın odağında yer alarak en kısa sürede çözüme kavuşturulmayı beklemektedir.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1157
favori
like
share
1kevser Tarih: 14.12.2010 13:15
çok sağolun sayenizde ödev yapm